Muhammed Kâmil YAYKAN
Kimi memleketine giderken bir bayram arifesinde kimi ailesiyle çıktığı tatil dönüşünde kimi de kırmızı ışıkta geçen bir başka aracın etkisiyle karıştı kazaya. Biri dün “Evet!” dediği eşini yitirdi, diğeri askere yolladığı kınalı kuzusunu. Ölümden döndü bir başkası ama bir daha ne görebildi ne duyabildi ne de kolunu kıpırdatacak mecal bulabildi, felçli bir bedenin içinde…
Televizyon, radyo, internet sitesi gibi mecralardan takip ettiğimiz haberlerin ne yazık ki hiç değişmeyen bir bölümünü oluşturuyor “trafik kazaları kuşağı”. Ve biz her gün yitip giden nice hayat görüyoruz cam ekrandan. Bazen mahallemize, hatta sokağımıza isabet ediyor bu afet. Yakın bir akrabamıza bazen de. Peki, hiç düşündük mü, “Ya bir gün ben de o haberlerin birinde olursam…” diye?
Kaza, en uzunu olsa olsa yarım dakika süren ama ceremesini yıllarca çektiğimiz bir vaka. Hastanelerle, ameliyatlarla, türlü eczalar ve rehabilitasyonla ya da adli işlemlerle çokça meşgul olduğumuz bir süreç; sonrasında. Kimse istemez bir kazaya karışmayı veya kimse çarpmaz bile bile bir çocuğa, hem de annesinin elinden tutmuş yaya geçidinden geçiyorken karşıdan karşıya…
Günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası trafik. İş, okul, alışveriş gibi pek çok günlük doğal aktivitenin başlangıcında ve bitişinde yer alan bir katman. Günün hatırı sayılır bir süresini geçirdiğimiz ortam. Yani sürekli olarak içinde olduğumuz ve her an başkaları ile etkileşimde bulunduğumuz, gerçek anlamıyla hareketli bir dünya.
Sosyal bir varlık olan insanoğlu, hayatını daha düzenli ve dengeli olarak yaşayabilmek için kurallara ihtiyaç duyar. Kural, insanın en fıtri ihtiyaçlarından biridir. Bugün ferdî ve içtimai hayatımızı tesis eden pek çok kuralla muhatabız. Doğru sözlü olmak, hırsızlık yapmamak, hakka girmemek gibi evrensel olanlar da var bu kurallar içinde, “Can güvenliğin için baret tak!” ifadesi gibi yalnızca belli bir ortama hitap eden de. Ancak bu evrende öyle bir konu başlığı var ki yalnızca belli ana veya mekâna hitap etmiyor. Belli bir zümre veya iş grubunu ilgilendirmiyor. Gelir düzeyi ya da cinsiyete göre de farklılık göstermiyor. Herkesin, her durumda ve her koşulda aynı şekilde yorumladığı kurallar bunlar, yani
“trafik kuralları”. Kırmızıda dur, yeşilde geç; hız sınırını ihlal etme; uykulu iken araç kullanma; yayalara öncelik tanı; emniyet kemerini tak ve daha pek çokları…
Her şeyden önce şunu belirtelim: Trafik kuralları bizim için var. Bunu öncelediğimiz zaman kuralın varlığını anlamlandırmak daha kolay ve akla yatkın oluyor. Bu ilk yargıdan sonra şu soru geliyor akıllara: Trafik kurallarının özünde ne var? Cevap aşikâr: Saygı. Kendine saygı, seni evde bekleyenlere saygı, karşındakine saygı, yoldakine saygı, ambulansla hastaneye yetiştirilmeye çalışana saygı, evinde binbir pışpış sonrası mışıl mışıl uyuyan minik bebeklere saygı… Listeyi uzatmak mümkün, bu saydıklarımız ise en dikkat çekicilerinden yalnızca birkaçı.
İşin içinde kul hakkı var
Trafik kurallarına uymamak başta bizi ve çevremizdeki herkesi büyük bir tehlike ile karşı karşıya getirir. Bir insanı tehlikeye atmak ise onun hakkına tecavüz demektir. Kul hakkı öylesine önemlidir ki Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), Allah’a karşı görevlerini yaptığı hâlde kul hakkı ile Allah’ın huzuruna gelecek olan kişiyi “gerçek anlamda iflas etmiş insan” olarak tanımlamıştır. (Müslim, Birr, 59.) Dolayısıyla bir Müslüman, hayatın her alanında olduğu gibi trafikte de kul hakkına girmekten ısrarla kaçınmalıdır.
Gelin şu örneği birlikte inceleyelim. Trafikte seyir hâlindesiniz ve ilerideki yeşil ışığın fasılalı bir şekilde yanıp sönerek kırmızıya döneceğini gördünüz. Ne yaparsınız?
A- Gaz pedalına daha hızlı basarım ve -ışık sarı ya da kırmızıya dönmüş olsa bile- trafiğin bana vermiş olduğu hız sınırını ihlal ederek geçerim.
B- Yavaşlarım ve geçmem.
Devam edelim.
A- Hızlandığım için etrafımla olan etkileşimim bariz bir şekilde azalır. “Bu ışıktan geçmeliyim.” düşüncesi hâkim olduğu için gözüm başka bir şey görmez, çoktan kırmızıya dönen ışığı bile. Kavşağa hızlıca girerim…
B- Yavaşlarım ve geçmem.
A- Kendisine yeşil ışık yandığı için yoluna devam eden aracı son anda fark ederim. Ama artık iç işten geçmiştir. Aracı durdurmayı bırakın frene basıp yavaşlatacak kadar bile zamanım kalmamıştır. Diğer araca sol ön kapı tarafından yani şoförün olduğu yerden büyük bir hızla, gürültüyle çarparım.
B- Yavaşlarım ve geçmem.
A- Ortalık bir anda savaş alanına döner. Önce her yer kararır sessizlik içinde. Sonra sesler gelmeye başlar boğuk boğuk, bulanık bir görüntüyle birlikte. Ben iyiyimdir. Hatta aracım son model ve yüksek güvenlik donanımlarına sahip olduğu için burnum bile kanamaz. Ama çarptığım aracın sürücüsü feci şekilde sıkışmıştır. Bir an onunla göz göze gelirim, “Niye yaptın bunu?” der o bakışlar son anlarında, fer kaybolur gözlerden ve o büyük bir ızdırap içinde ruhunu teslim eder.
B- Yavaşlarım ve geçmem.
A- Şimdi beni artık uzun, upuzun bir süreç beklemektedir. Belki yaptığım kasıtlı değildir lakin işin içinde “taksir” vardır. Belki ceza almayacağımdır ama vicdan mahkemem beni her gün yiyip bitirecektir. Gözümü kapattığım her an kazayı tekrar yaşayacak, her an yeniden öldürecek, kıydığım canın ağırlığı her an canımı yakacaktır. Artık hayat ne eskisi gibi olacak ne de gelecek eski günlerdeki gibi parlayacaktır…
B- Yavaşlarım ve geçmem. Kırmızı yeşile döner, eve giderim, beni kapıda bekleyen 3 yaşındaki oğlum “Babam gelmiiiiş!” diyerek sevinçle boynuma atılır. Gelecek, onun gözlerinden parlar.
İstatistikler yalan söylemez
Afaki mi? Değil. Yukarıda anlattığımız örnek, ülkemizde 2021 yılının son ayında, yani sadece 31 gün içinde yaşanan 14 bin 943 ölümlü, yaralanmalı trafik kazasının 4 bin 671 adedi ile en çoğunu teşkil eden “yandan çarpma” türünün yalnızca biri. Emniyet Genel Müdürlüğü, Trafik Başkanlığı tarafından Aralık 2021’de hazırlanan “Trafik İstatistik Bülteni” verilerine göre 1 Ocak 2021’den 31 Aralık 2021’e kadarki 365 günde ülkemizde toplam 430 bin 204 trafik kazası yaşandı. Yani günde 1179 kaza. Ya da başka bir ifade ile bir saatte ortalama 49 kaza, neredeyse dakikada bir.
Ne yazık ki bu kazalardan 2 bin 32’si ölümle neticelendi. 276 bin 935 kişi yaralandı, 2 bin 442 kişi ise olay mahallinde hayatını kaybetti.
Trafik okuryazarlığı
Yalnızca kalem ve kâğıtla yapılan bir eylem değildir okuryazar olmak. Çevremizi müşahede etmek, bizi ve bizim dışımızdaki tüm ögeleri görmektir trafiği “okumak”. Direksiyon başına geçmeye karar verdiğimiz andan sonraki tüm hareketlerimiz, bağladığımız emniyet kemeri, sinyalimiz, korna veya diğer tüm eylemlerimiz ise “yazmak”. Soralım şimdi kendimize: “Ben okuryazar mıyım trafikte?”, “Davranışlarımın kaçını bilinçli olarak yapıyorum?”, “Başkalarının hakkına giriyor muyum?”, “Yazdıklarım ne kadar okunaklı ve herkese hitap ediyor mu?”
Öylesine çiziktirilmiş, gelişigüzel karalanmış harfler anlamlı bir bütün oluşturamaz, okunamaz. Yani muhatapta bir kargaşaya yol açar. Trafikteki “kural dışı” hareketlerimiz de öyle. “Bencil” hareketlerimiz de. Ambulans sesini duymazlıktan gelmeyelim ki ileride bir sevdiğimiz bindiğinde o ambulansa, hastaneye zamanında yetişsin. Yan yoldan bağlanan sürücüye yol verelim ki işe geç kalma korkusu ile evden çıktığımızda bir gün, diğer sürücüler bize yol versin. Sinyal verelim sonra, şerit değiştirirken ya da dönerken veya duraklarken ki bizim yüzümüzden bir başkası ani manevra korkusunu yaşamasın. Yaşasın herkes. Yola çıkan huzurla menziline ulaşsın. Kardeş olalım yani kısaca, düşman değil. Kardeşimize yardımcı olalım. “Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.” (Ebu Davud, Edeb, 60.) hadis-i şerifini bir kez daha bu veçhe ile anımsayalım.
Nihai amacımız ahlak olsun
“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin, 95/4.) ilahi hitabına muhatap kılınan insan, her şeyden önce sorumludur. Ve bu sorumluluk insanı ahlaklı olmaya iter. Ahlak ise insanı diğer yaratılmışlardan farklılaştırarak eşref-i mahlûkat olma kıymetine ulaştırır. Zira her bir kuralı birbirinden değerli ve evrensel olan yüce dinimizin temel ilkeleri ahlaklı olmak üzerine inşa edilmemiş midir? “Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! İnsanlara da güzel ahlaka uygun biçimde davran!” (Tirmizi, Birr, 55.) buyuran Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), hem bu hadis-i şerifi hem de tüm söz ve davranışları ile ahlaklı olmayı bizlere öğütlemiştir. Zaten Efendimiz, kendi ifadeleri ile “Güzel ahlakı tamamlamak için…” (İbn Hanbel, II, 381.) gönderilmemiş midir? Öyleyse hayatımızın her alanında olduğu gibi trafikte de sorumluluk sahibi olalım, güzel ahlakı kuşanalım.
Trafikteki kural ihlalinin bir “hak” olduğunu hiçbir zaman unutmayalım. Diğer sürücülerin, yayaların ve hatta üzerinde seyrettiğimiz yolun “hakkı var!” düsturunu elden bırakmayalım. Kul hakkına girmeyelim. “Önce ben!”den önce gelenleri bilelim. Bilmekle de kalmayalım, uygulayalım. Bir anı bütün bir hayat karşılığında heba etmeyelim.
Gelin, bu akşamki ve bundan sonraki akşamlardaki haber programlarında gösterilen “trafik kazaları kuşağı”nı hep birlikte yayından kaldıralım.
Hayatı güzelleştirmek bizim elimizde. Trafiği çileli bir yolculuktan çıkarabilmek de…