Söyleşi :Mahir KILINÇ
Dijitalleşme; geliştirilen ve geliştirilecek olan sistemlerin, geliştirme yöntemlerinin, ortaya çıkan ürünlerin işlevlerini bilişim teknolojilerine dayalı olarak yürütmesidir. İnsan hayatının her aşamasında gerekli olan araç gereç ve ürünlerin dijital yetenekler ile donatılması olduğu kadar geliştirme, sunma, pazarlama aşamalarında da dijital teknolojileri kullanmaktır. Burada önemli olan, dijitalleşmenin bir kereye mahsus bir olgu olmaktan daha çok bilişimi etkin, kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmesidir. Bu nedenle dijitalleşme hayatımızı çok yakından ilgilendirmektedir. Çünkü kullandığımız sistemler dijitalleşmektedir. Dijital teknolojilerle dünyanın bire bir aynısını sanal olarak oluşturmak (Metaverse gibi) mümkün olabilmektedir. Sanal dünyada geçmişe doğru yolculuk yapmak ve tarihî olayları bire bir oradaymış gibi yaşamak mümkün olabilmektedir. Artık insanlar görüşmek için uzun mesafelerden saatlerce seyahat etmeksizin dijital teknolojiler yardımıyla her an dünyanın öteki ucundaki yakınlarıyla görüşebilmektedir. Yaşadığımız ev ve kullandığımız cihazlar artık bizlerin arkadaşı gibi olmaktadır. Uzaktan kumanda etmek suretiyle eve gitmeden yemek pişirebilmekte, evi ısıtabilmekteyiz. Arabalarımız, arkadaşımız gibi bizlerle sohbet edebilmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. İnsan hayatının her aşamasında dijital sistemlerin kullanılması söz konusudur. Dijital dönüşüm, her geçen gün toplumda değişimi tetiklemektedir. Değişim, yeni ihtiyaçlar doğurmaktadır. O da doğal olarak yeni dijitalleşme süreçlerini ortaya çıkarmaktadır. Böylece birbirini sürekli tetikleyen bir değişim ve dönüşüm sürecini yaşamaktayız. Öyle görünüyor ki dönüşümün hızı da her geçen gün katlanarak artacaktır.
Dijital dünya her geçen gün “yapay zekâ”, “büyük veri (big data)”, “nesnelerin interneti (IOT)” gibi kavramlarla âdeta insanı etkisizleştirerek dünyayı post-dijital bir dünyaya eviriyor. Bu yeni dünyadan ve sürecin eğitim alanına yönelik etkilerinden bahseder misiniz?
“Yapay zekâ”, “büyük veri (big data)”, “nesnelerin interneti (IOT)” gibi kavramlarla dünyanın evrildiği doğrudur. Ancak bu insanı etkisizleştirmekte midir? Bu, tartışılması gereken bir konudur. İnsanın yaptığı işlerin neredeyse tamamı artık bilişim, robotik, elektronik ve yapay zekâ teknolojileriyle beslenen dijital sistemler tarafından yürütülmektedir. Bu, insanın etkisizleştiği anlamına gelmez; insanın iş profilinin değiştiği anlamına gelir. Geçmişte de bilgisayarlar icat edildiğinde insanlar aynı duygulara kapıldılar. Ama hiçbir teknoloji, insanı etkisiz yapmadı. Sadece insanların yaşam koşulları ve iş yapma tarzları değişti, gelecekte de değişecektir. Artık insanlar, emeğin yoğun olduğu işlere zaman harcamayacak onları robotlara devredecektir. Robotlar da tıpkı insanlar gibi işleri yürütecekler. Amerikalıların karanlık fabrika diye adlandırdığı fabrikalarda hiç ışık olmadan imalat fonksiyonları tıkır tıkır yürüyecek, hedeflenen ürünler ve sistemler üretilecek. Şunu çok iyi anlamalıyız ki: Gelecek dünyası bugünkü dünyadan farklı olacak. Ama gelecekte de yine insanlar eşref-i mahlûkat olarak toplumda varlıklarını sürdürecek ve sorumluluklarını yerine getirecekler. Eskiden askıcı, kalaycı, süpürgeci, nalbant, bakırcı gibi meslekler nasıl günümüzde artık yoksa gelecekte de bugün var olan bazı meslekler yok olacaktır. Toplumun ve dünyanın gidişatında yine en etkin unsur insan unsuru olacaktır. Bugünün kavgaları, gürültüleri gelecekte de o günün koşulları ve şartları içinde devam edecektir. Belki kadrolu işçi olmayacak, insanlar kendilerine ve ailelerine daha fazla vakit ayırabileceklerdir. Korona salgınında aslında tüm dünya uzaktan çalışma ile bunun ilk provalarını gerçekleştirmiştir. Gelecekte de herkes sahip olduğu bilgi ve entelektüel sermayenin oluşturduğu değerle yaşamını sürdürebilecektir. Onun için herkes değer üreten unsurlara odaklanacaktır. Bugün ilkokula giden çocukların çoğu üniversiteden mezun olduklarında bugün bilmediğimiz meslekleri yapıyor olacak. İnsanın etkisizleşmesi değil tam aksine etkisinin daha yüksek olduğu bir ortama doğru dünya hızla yol almaktadır. Her zaman söylüyorum: Gelişen yapay zekâ veya robot zekâsı değil insan zekâsıdır.
Dijital teknolojiye yönelik hâkimiyetin gençler arasında yaygın olduğu gerçekliğinden hareketle onlarla iletişim kurmayı amaçlayan yetişkinlerin ve eğitimcilerin neler yapması, neleri öncelemesi gerekmektedir?
Yeni nesil, hiç şüphesiz dijital dünyaya bizlere göre daha hızlı ayak uydurabilmektedir. Yeni dünya içerisinde insanlara sunulan imkânlar çok değişken ve farklı niteliklerde olduğudan insanı daha fazla meşgul eden, dikkatleri sanal ortamlara çekip dünya ile irtibatı kesen birçok uygulamanın oluşması kaçınılmazdır. Burada devletin kurumları, eğitim dünyası ve sivil toplum örgütlerine büyük işler düşmektedir. İnsanın arzu edilen temel niteliklerini koruyacak şekilde yeni programlar başlatmaları gerekmektedir. Eğitim sistemi dijitalleşmeli ve dijital dünyanın sunduğu nimetlerden faydalanarak yeni nesle hitap edecek öğrenim yaklaşımlarına dönüşmelidir. Sınıfta öğrenme dönemi bitmektedir. Öğrenme artık tek başına bilgisayarlar tarafından sunulabilmektedir. Daha çok tatbikat ağırlıklı ve uzaktan eğitim teknolojilerinin hâkim olduğu dünyaya doğru yol alınmaktadır. Gençleri anlayabilmenin en doğru yolu “onların karşılaştıkları ve karşılaşacakları sistemleri” bugünün eğitimcilerinin tasarlamasıdır. Eğer siz teknolojiyi yönetmezseniz o gelir sizi yönetir. Bundan kaçmak mümkün değil. Eğer siz teknolojik gelişmeleri gelenek ve görenekleri yaşatacak, millî duyguları öne çıkartacak, doğruluk, dürüstlük ve insanlığa fayda üretmeyi önemseyecek nitelikleri yaygınlaştırmak amacıyla kullanmazsanız onu kötü amaçlarına alet etmek isteyen bireyler, kurumlar hatta devletler istediklerine çok rahat ulaşabileceklerdir. Mesela, gelecekte yanlış bilgiyi yaymak ve kitleleri yanlış yönlendirmek çocuk oyuncağı olacak. Bunun ilk örneklerini ülkemizde de yaşadık, yaşıyoruz. Eğer siz bu yönlendirmelerin önünü kesecek girişimleri geliştirmezseniz onu durdurmanız mümkün olmayacak. O nedenle şu aşamada devletimizin tüm kurumları kendi hizmetlerini dijitalleştirmenin ve hizmetlerinin önüne çıkacak dijital engelleri önlemenin plan ve programlarını yapmalı ve sistematik olarak hayata geçirmelidir. Dijital kent kimliğinin yok sayılmaması gerekmektedir. Sağlıklı yaşam için dijital asistanlar geliştirilmelidir. Artık aynı konu her öğrenciye farklı şekilde anlatılmakta ve herkesin öğrenme eğrisine uygun eğitim sistemleri geliştirilebilmektedir. Eğitim sistemi bunu geliştirmenin derdine düşmelidir. Dünyada dronların savaştığı bir ortam oluşmaktadır. Savunma sistemlerinde artık insansız çalışan sistemlerin devreye alınması için girişimler artırılmalıdır. Tarım, ticaret, çevre yönetimi, turizm gibi her alanda bu söylediklerim geçerlidir. Bütün bunlara rağmen gençleri anlamak, onlara hitap etmek ancak onların beklentilerini iyi anlayıp onları modelleyerek onlara özü ile doğru hizmetler sunmaktan geçmektedir. Biz gelişmelere kayıtsız kalıp gençlerin sanal dünyada dolaşmamasını beklersek çok hata etmiş oluruz. Sanal ortamlarda da onlara kendi dünyamızı yaşatacak girişimlere odaklanmamız gerekir. Sivil toplum örgütleri de kendi toplumsal değerlerini yaşatmak ve korumak için bu yönde atılımlara başlamalıdır. Bunun için de sadece kaynak ayırmak yerine iyi bir modelleme ve sistematik bir geliştirme sürecini yaşatmak gerekir.
Bu dijital çağın içinde doğan nesil her türlü bilgiyle erken yaşta karşılaştı. Fakat bu karşılaşmanın ne kadar sağlıklı bir eğitim ve etkileşim doğurduğu hep tartışma konusu oldu. Bu konu hakkında sizin düşünceleriniz nelerdir?
Bugünün gözlüğüyle geleceği yorumlarsak yanlış yapmış oluruz. Günümüz sistemleriyle gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılayabileceğimizi düşünmek çok büyük bir yanılgıdır. Biz gelecek dünyasının gerektirdiği sistemleri şimdiden öngörüp tasarlamak zorundayız. Zaten kaynakların ayrılmasından daha çok modelleme ve sistematik bir yaklaşım gerekir dememin nedeni de budur. Eğitim sistemi değişmelidir. Çünkü sınıfta öğrenme devri bitmektedir. Kişiselleştirilmiş eğitim sistemlerinde her öğrencinin anlama, kavrama ve öğrenme kabiliyetine uygun eğitim öğretim geliştiren sistemler olacak. Biz de gidişatı arkadan izlemek durumunda kalmadan bu sistemleri geliştirmeye gayret sarf etmeliyiz. Eğitim içeriklerini başkalarının hazırlamasına izin vermeyip kendi eğitim sistemimiz içerisinde gerek gördüğümüz içeriklerle sistemleri donatmalı, çocuklarımıza sunmalıyız. Çocuklarımızın erken yaşta dijital dünyayla etkileşimini önleyemeyeceğimize göre onların dijital dünyadaki muhatapları biz veya bizim geliştirdiğimiz o güne özgü niteliklerle donatılmış eğitim sistemleri olursa o zaman sağlıklı bir eğitim ve iletişimin kapısını aralarız. Aksi durumu düşünmek bile istemem. Çünkü gelecekte çocuklarımızı dijital dünyada kimlerin nasıl yöneteceklerini düşündükçe tüylerim şimdiden diken diken oluyor. Bazen torunlarım için çok büyük endişeler içinde olduğumu yakınlarımla paylaşıyorum. Bugün için yapmadıklarımız gelecekteki nesillerimizin çaresizliğinin temel nedeni olacaktır.
Dijitalleşmenin din eğitimi ve öğretiminin ilke ve yöntemlerine yansımaları nasıl olmuştur? Bu yeni çağın ruhuna uyumlu olacak şekilde bir din öğretimi nasıl yapılmalıdır?
Dijitalleşmenin eğitim üzerindeki etkisi dinî eğitim için de geçerlidir. Dinî eğitim yapmak durumunda olan kurum ve kuruluşlar da bu teknolojik gelişmeleri yakından takip etmeli ve sistemlerini ona göre uyarlamalıdır. Daha önce bir makalemde belirtmiştim: Âlim robot yapmak da zalim robot yapmak da bizim elimizdedir. İnsanlara inanç, huzur, sağlık, adalet, hak, doğruluk, dürüstlük, vatan aşkı verme gayretinde olan sistemlerin geliştirilmesi gerekir. Bilgisayarlarda ve internette dolaşan yapay âlimler insanlığın yolunu aydınlatabilir. Yoksa kendi menfaati için başkasını hiç düşünmeyen, helal haram bilmeden kaynakları kendisi için tüketmenin derdine düşen, bunun için kırıp dökmekten, zarar vermekten hatta öldürmekten çekinmeyen robotların hâkim olduğu bir sanal dünyada sağlıklı eğitimin etkisi sıfırlanacak düzeye inebilir. Kötü bir robotu önlemek, kötü bir insanı önlemekten on kat daha kolaydır. Ama bir şartla. Sizin onu önleyecek teknolojik sistemlere ve robotlara sahip olmanız gerekir. Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken bana sizin sorduğunuz bu soruyu sordu. Ona “Metaverse’de insanların inançlarını yaşamaları için ihtiyaç duydukları bilgileri en sağlıklı şekilde verebilecek sanal tebliğ robotları oluşturmak gerekir.” demiştim. Başta Diyanet İşleri Başkanlığımız olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar bu kapsamda sistematik bir bilgi modellemesine ve yapay zekâyla bunu her insanın anlayabileceği şekilde sistemler geliştirmeye odaklanmalıdır. Bunun için fazla geç kalınmaması gerekmektedir. Yoksa transhümanizm dalgası hiç de arzu etmediğimiz sonuçlar doğurabilir.
Dijital mecraların insana sağlamış olduğu kazanımları ve beraberinde ondan götürdüklerini, neden olduğu problemleri görmek zorundayız. Bunlardan ve kaybı en aza indirebilmek adına çözüm yollarından bahsedebilir misiniz?
Dijital dünyanın nimetleri kadar sakıncaları da var. Mesela, istenmeyen bilgilerden kurtulmak mümkün olamıyor. Mahremiyet ve gizlilik tamamen ortadan kalkıyor. Yanlış ve kötü bilgi çok kolay yaygınlaşabiliyor. Toplum daha kolay manipüle edilebiliyor. Siber saldırılar önemli kayıplara yol açabiliyor. Sizin çalışan sistemleriniz anında çalışmaz olabiliyor. Dikkat dağınıklığı artıyor. Bilgi hırsızlığının önüne geçmek neredeyse imkânsız oluyor. Dijital dünyada veriye hâkim olanlar dünyayı yönetiyor. Bunlardan kurtulmak için alternatif sistemlerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. Dijital dönüşümü geriden izleyerek bu sorunların üstesinden gelinmesi mümkün değildir. Yukarıda listelediğimiz ve listelemediğimiz her sorun dijitalleşmeden kaynaklandığı gibi bunların çözümlerini de yine dijital dünyada aramak gerekir. İnsan zekâsı bunun da üstesinden gelebilir. Mesela, blokzinciri teknolojisiyle bilginin korunması, softbotlar vasıtasıyla yanlış bilginin önüne geçilmesi mümkün olabiliyor. Kısacası insan yaşamını ve toplumun sürdürülebilirliğini dijital ortamda yeniden tasarlamak ve ona uygun sistemler geliştirmek en önemli çözüm yöntemi gibi görünmektedir.
Son zamanlarda dünyada ve ülkemizde büyük yankı uyandıran ve insanı dijital dünyanın içinde konumlandıran “Metaverse” ile ilgili neler söylersiniz? Bundan endişe duymalı mıyız?
Ben gelişmelerden endişe duymam. Sizlere de endişe duymamanızı tavsiye ederim. Çünkü endişe etmek gidişatı değiştirmiyor. Sadece endişe edeni geri bırakıyor. Metaverse, dünyanın dijital ikizi olarak görülebilir. Orada da firmalar, insanlar, sanal üretim ortamları, sanal oyunlar var. Bu dünyadaki futbol turnuvaları gibi yarın sanal dünyada da benzeri turnuvalar olacak. Sanal dünyada üretilen ürünler satılacak. Hayatlarımızı idare etmek için kullandığımız cihazlar, sadece tek bir düğmeye dokunarak istediğimiz her şeye erişebilmemizi sağlayacaktır. Sanal dünyanın sanat eserleri olarak adlandırılan NFT’ler, blokzinciri oyunları ve kripto ödemeleri artık yalnızca meraklılarıyla sınırlı değildir. Gelişmekte olan bir meta evren dâhilinde bunlara kolayca erişmek mümkün hâle gelmektedir. İnternetin tek bir tarayıcı ile farklı web sitelerine erişim sağlayabilmesi gibi meta evren de birçok sanal platformu birbirine bağlayabilecek şekilde geliştirilmektedir. Metaverse de her bir kullanıcının avatar verilen bir karakteri kontrol ettiği bir artırılmış gerçeklik (hem sanal hem de fiziki dünyanın birlikteliği) dünyası sunmaktadır.GameFi (kripto oyunlarına dayalı finansal sistemlerin oyunlaştırılması) ve “oyna kazan” modelleri, dünya genelinde artık insanlar için istikrarlı bir gelir akışı sunmaktadır. Meta evren, oyunları ya da sosyal medyayı desteklemenin yanında ekonomileri, dijital kimliği, merkeziyetsiz (merkezi otorite olmadan) yönetimi ve diğer uygulamaları da bir araya getirmeyi hedeflemektedir. Merkeziyetsiz Otonom Organizasyon (Decentralized Autonomous Organization- DAO) bilgisayar kodları ve programlar tarafından yönetilen bir yapı olup merkezî bir otorite olmadan otonom çalışma becerisine sahip bir yapı sunmaktadır. Zeki kontratlar (smart contracts), belirli şartlar sağlandığında gerçekleştirilen ve anonim taraflar arasında güvenilirliği sağlayan bilgisayar programları olarak taraflar arasında işlemlerin koşullara göre gerçekleştirilmesine olanak vermektedir. Sözleşmenin içeriği şifrelenerek geriye doğru düzenleme yapılamayıp ve koşullara göre otomatik olarak tetiklenerek yürütülmesi sağlanmaktadır. Daha söyleyecek çok şey var. Ama şunu öne çıkartmak gerekir: Bunların hepsini yapan bir insan zekâsı var. Biz de zekâmızı kullanarak bu ortamlarda değer üretebilen, insanlığa fayda üretebilen, kendi geleneklerimizi ve göreneklerimizin yaşadığı bir dünyayı tasavvur edebiliriz, etmeliyiz.
Şimdi hepimiz interneti kullanıyoruz. İnternet ortada var ama bir sahibi yok. Bir yanlış olsa hesap soracağınız birisi yok. Dünyanın ötesinden birisi bir bilgi iletiyor. Buradaki alıp onu kullanıyor. Buradaki bir bilgi iletiyor başkası kullanıyor. İnternet üzerinde farklı sistemler ve platformların sahipleri istediklerini yapıyor. O zaman sizin de bir platformunuz olması gerekir diye düşünüyorum. Yoksa var olana teslim olmaktan başka çare görünmüyor. Onun için endişe etmek yerine çözüm üretecek davranış modelleri geliştirmenin daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Allah’ın “eşref-i mahlûkat” olarak yaratıp yeryüzünü imarla görevlendirdiği insanoğlunun post-dijital dünyada etkisizleştirilmesi onun varoluş gayesini krize sokmaktadır. İnsanlık bu krizle nasıl baş edebilir, çıkış yolları nelerdir?
Burada da bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar yapılan her şey insan zekâsının bir ürünüdür. Yani bu gelişmeler bizatihi insanın “eşref-i mahlûkat” olduğunun bir göstergesidir. Bu sistemler kendiliğinden olmadı ki! Dijitalleşme kendi kendiliğine yürüyen bir olgu değil ki! İnsanoğlu bunu tetikliyor. Allah, insana hem zekâ hem de akletme yeteneği vermiş. İkincisi sadece insanda var olan bir yetenek, onun için de sorumlu tutulmuştur. Bunu hepimiz biliyoruz. Robotları zeki yapabiliriz. Ama onlara akletme yeteneği kazandırmamız nasıl mümkün olabilir? Akletme ruh ve kalp ile ilgili bir olgudur. Robotlara ruh nasıl vereceğiz? Robotlar insanlardan daha zeki olacak, diyorlar. Ben de diyorum ki bir robota zekâyı kazandıran da bir insan zekâsıdır. Benden daha zeki olabilir. Ama onu geliştirenden daha zeki olduğunu düşünmek çok doğru olmaz. Gelişen robot zekâsı değil insan zekâsıdır.
Geçmiş zamanlarda diyelim ki 300 yıl önce yaşayan bir kişi günümüzdeki televizyonu, telefonu nasıl anlasın? Onun zekâsı bunları kavramaktan acizdi. O zamana göre bizim şu an yaşadıklarımız çok olağanüstüdür. Bugün de biz aynı sorunu yaşıyoruz. Bizim bugün algılamakta zorlandığımız birçok konu gelecekteki insan için çok da garip ve anlaşılmaz olmayacaktır. Sadece belki onlar robotlarla arkadaşlık edecek, kavga edecek ama o gün için yine en üstün olan insan olacaktır. O nedenle ben gelecekte insan ötesi bir durumun oluşacağını düşünmüyorum. Tabii ki gelecek ortamının bugünkü insanın ötesinde olacağı açık ama geleceğin insanı onun her zaman bir ötesinde olacaktır. Onların sorumlulukları da içinde bulundukları koşullara göre bizlerinkinden farklı olacaktır. Endişe etmemiz gereken temel konu, gelecek nesillerimizin o dünyada çok etkin olabilmesini sağlamaktır. Bugün nasıl gelişmiş ülke insanıyla gelişmemiş ülke insanı dünya kaynaklarından aynı şekilde faydalanamıyorsa gelecekte de aynı olacak diye düşünüyorum. Bugünden bizlerin gelecekte oluşabilecek gelişmiş ülke nesillerini yetiştirme gayretimiz, gelecekte takdirle karşılanacaktır. Aksi hâlde torunlarımızın bizler hakkında iyi şeyler düşünmeyecekleri de açıktır.
ÖZ GEÇMİŞ
Prof. Dr. Ercan Öztemel, 1962 yılında Elazığ’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. 1984 yılında İTÜ Sakarya Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 1985-1987 yıllarında Boğaziçi Üniversitesinde Yüksek Lisans, 1988-1992 yılları arasında İngiltere’de Galler Üniversitesi Elektrik, Elektronik ve Sistem Mühendisliği Okulu, Sistem Mühendisliği Bölümünde doktora çalışmalarını tamamladı. 1993-2006 yılları arasında Sakarya Üniversitesinde öğretim üyeliği görevini yürüttü. Akademik hayatının yanı sıra 1993-2011 yılları arasında TÜBİTAK BİLGEM, Bilişim Teknolojileri Enstitüsünde başuzman araştırıcı olarak çalıştı. Bu enstitüde, özellikle savunma alanında yapay zekâ uygulamalarına yönelik araştırmalar yürüttü. Askerî eğitim uçakları üzerine benzetim sistemlerinin yerleştirilmesi (uçan simülatör), yapay F16 pilotu, hemşire robotlar, sanal dünyada savaş tatbikatları gibi zamanında türünün ilk örnekleri olan projeleri gerçekleştirdi. 1997-2010 yılları arasında Batı Avrupa Birliği Silahlanma Grubunda (WEAG) hem araştırmalar yürüttü hem de 11. ve 15. gruplarda Yürütme Kurulu üyeliği, 2001-2006 yılları arasında NATO bünyesinde bulunan Sistem Analizi ve Benzetim (SAS) Paneli üyeliği görevlerinde bulundu. Diğer yandan Avrupa Birliği 6. Çerçeve Programı kapsamında çıkan IPROMS (Zeki Üretim ve Makineleşme Sistemleri) Mükemmellik Merkezi projesinde Yürütme Kurulu üyesi olarak çok sayıda alt projenin oluşturulması ve yürütülmesine destek verdi. 2011-2015 yılları arasında ise ÖSYM başkan yardımcılığı, 2012-2017 yılları arasında TUBİTAK Kamu Araştırmaları Grubunda Yürütme Kurulu üyeliği görevlerini yürüttü. Hâlen Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği bölümünde Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı başkanı olarak çalışmaktadır. Yapay zekâ, zeki imalat sistemleri, yönetim bilişim sistemleri, benzetim ve modelleme, askerî benzetim,simulatörler, stratejik planlama, kalite yönetimi gibi alanlarda araştırmalar yapmaktadır. Bu konularda çok sayıda makale, bildiri ve kitapları bulunmaktadır.