İLAHİ DİNLERİN TANRI TASAVVURUNA BİR MEYDAN OKUMA OLARAK TRANSHÜMANİZM

Doç. Dr. Seyithan CAN
Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Transhümanizm; modern bilim ve teknolojik araçlar vasıtasıyla insanların evrimin getirdiği mevcut biyolojik, psikolojik ve bilişsel yeteneklerinin geliştirilebileceği fikrine inanan ve bununla ilgili uygulamaları hayata geçirmeye çalışan bir insan hareketidir. Teknolojilerin kullanımı, vaatleri, sonuçları ve muhtemel tehlikeleri ile ilgili etik meseleleri irdelediği için entelektüel, sosyal ve kültürel boyutları olan ideolojik bir hareket olarak kabul edilir. Sürekli geleceğe doğru bir gelişim süreci olarak kabul edilen transhümanizmin temel amacı, insanın dönüşümünü (evrimsel sürecini) yönlendirerek nihayete erdirmektir. Bu bağlamda insan, ilk önce transhumana daha sonra posthumana evrilerek ölümsüzlüğe ulaşacaktır. (Nick Bostrom, The Transhumanist FAQ: A General İntroduction. PDF: World Transhumanist Association, 2003.)

Nanoteknoloji, biyoteknoloji, Bilgi Teknolojisi ve Bilişsel Bilim gibi temel referanslarla insan ve insana dair birçok değişimi amaçlayan transhümanizm, insana dair uygulamaları ile ilahi dinlerin tanrı tasavvuruna birçok yönüyle aykırılık teşkil etmektedir. Özellikle genetik müdahale, klonlama, canlı dondurma gibi uygulamalarıyla dinlerin tamamına meydan okuduğunu da söyleyebiliriz. (Ray Kurzweil, İnsanlık 2.0 Tekilliğe Doğru Biyolojisini Aşan İnsan, Çev. Mine Şengel, İstanbul: Alfa Bilim, 2019.)

Genetik müdahale- insanın kaderi ve tanrısallık

Genetik mühendisliği, biyolojik sistemlerde evrim sürecinde tesadüfen ve kontrolsüz bir şekilde gelişen yeni biyolojik işlevlerin etkin bir şekilde yönlendirmesini ve seçilmesini sağlayan “tasarımcı biyoloji” olarak da kabul edilir. Transhümanistlerin, erken yaşlarda ölüme götüren hastalıklara engel olmak, yaşlanmayı geciktirmek, acıları ortadan kaldırmak, daha güçlü biyolojik bedene sahip olmak vb. amaçlarının gerçekleştirilmesi için genetik mühendisliği çok önemli bir yer tutar.

Transhümansitler, genler üzerinden yapılacak müdahale neticesinde bireylerin kimliği, mizacı veya cinsel yönelimini değiştirebileceklerine inanırlar. İnsanların başkalarıyla daha etkin bir şekilde iş birliği yapmasını sağlayacak, empati, entelektüel ve duygusal niteliklerini geliştirerek genetiği değiştirilmiş insanlar oluşturabileceklerdir. Bunun yanında insan zihninin ve kapasitesinin de genetik müdahalelerle değiştirilip geliştirilebileceğini iddia ederler. (Nick Bostrom, The Transhumanist FAQ: A General İntroduction. PDF: World Transhumanist Association, 2003.)

Genetik mühendisliği nedeniyle insanlar artık yalnızca kendilerini yeniden tasarlayıp çeşitli sınırlamalardan kurtulmakla kalmamakta, aynı zamanda gelecek nesilleri yeniden tasarlamaya kalkışmakta ve böylece insanın dönüşüm sürecini doğrudan yönlendirerek etkilemektedir. Aynı zamanda insanlara sağlık, zekâ, uzun ömür, fiziksel çekicilik, hoş bir mizaç ve diğer arzu edilen özelliklerle ilişkili genleri seçme seçeneği sunularak tasarlanmış yeni genomlar yaratabileceklerdir. Anne ve baba adayları istedikleri bilişsel ve fiziksel özelliklere sahip bebekleri tasarlayarak onların bütün özelliklerine karar verebileceklerdir.

Genetik mühendisliği ile insanın genlerinin değiştirilmek istenmesi, dinî açıdan ciddi tartışmalara sebebiyet vermiştir. Geleneksel dinlere bakıldığında insan dâhil her şeyin Tanrı’ya ait olduğu bir tasavvur çizilmiştir. İnsana dair her şey Tanrı tarafından belirlenmiş ve o şekilde takdir edilmiştir. Tanrı, her yönüyle insan üzerinde tasarruf sahibi tek varlıktır. Dolayısıyla insanların genetiklerine müdahale, Tanrı’nın alanı olarak görülmüş böylece bu tasarruf Tanrı’yı oynamak şeklinde anlaşılmıştır. (İshak Doğan, “Transhümanizm: ‘Allah’ın Yarattığını Değiştirme’ veya İnsana Karşı Şeytan 2.0”, Marife Dini Araştırmalar Dergisi,21/1 [2021], 11-36.)

Transhümanistlerin zeki ve güçlü insan projesinin ahlaklı insan anlamına gelmeyeceği gayet açıktır. İnsanın fizyolojik ve bilişsel yetkinliği ile ahlaklı olması arasındaki ilişkinin net bir şekilde resmedilmeden böyle risk ile hareket etmek, toplum açısından dönüşü olmayan yaralar açabilecektir. Bununla beraber kendi bebeklerinin cinsiyet seçiminin ve özelliklerinin tercih edilebilir bir hâle gelmesi, Tanrı’nın alanına bilfiil müdahale olarak görülmektedir. İslam dini açısından ele alındığında özellikle Kur’an-ı Kerim’de geçen Şura suresinin 49 ve 50. ayetlerinden yapılan çıkarımlarda Allah’ın dilediği kuluna kız, dilediğine de erkek verdiği belirtilmiştir.

Ebeveynlerin çocuklarının genlerini seçmelerine izin verilirse çocuklarının özerkliğine ve özgürlüğüne zarar vermiş olacakları yönünde bir düşünce de akla gelmektedir. Özellikle bireylerin nasıl davranacağına yönelik kişisel özelliklerinin belirlenmesi, onların iradelerinin ellerinden alınması sonucunu doğurmaktadır. Bu durumun ahiret hayatında karşılaşacağımız mükâfat ve cezanın insan açısından sorumluluğunu da tehlikeye sokacağı gayet açıktır.

Klonlama/kopyalama ve yaratılış

Klonlama; yapay embriyo eşleştirme, somatik hücre nükleer transferi ve dokuları, organları veya bireyleri “büyütmek” için embriyolardan ve yetişkin bireylerden kök hücrelerin çıkarılmasını ifade eder.

Klonlama işleminin ilk uygulaması, 1996 yılının temmuz ayında bir koyun üzerinde olmuştur. Bilim adamları, koyun üzerinde gerçekleştirilen klonlama eyleminin gelecekte insanlar üzerinde de uygulanabilecek bir duruma gelebileceğini öngörmektedir. Transhümanizmin amaçlarını gerçekleştirme bakımından klonlama teknolojisi, yalnızca gerçek insanların klonlanması için değil, yaşam süresinin uzatılması için de kilit teknolojilerden biridir.

Klonlama iki farklı amacı gerçekleştirmek için yapılabilir. Birincisi, var olan bir canlının kopyasının yapılmasıdır.İkincisi ise tıbbi amaçlarla hastalıklı veya çalışmayan bir uzvun klonlanmasıdır.Transhümanistler açısından klonlamanın heyecan verici tarafı, insanın yıpranan organlarının cerrahi müdahaleye gerek olmadan, “gençleriyle” değiştirilebilmesine imkân sağlamasıdır. DNA’ları düzeltilmiş hücrelerin bir organa yerleştirilmesiyle bu hücreler eski hücrelerle birleşebilecek ve onları etkisine alabilecektir. Normal olarak düzenli bir şekilde yenilenen hücrelerimiz dinç, gençleştirilmiş hücrelerle değiştirilebilecektir. Dolayısıyla istediğimiz takdirde kendimize genç bedenler klonlayıp yaşamımızı uzatabilir, hatta sürekli hâle getirebiliriz. Transhümanistler, hayvanlar üzerinde uygulanabilen yöntemlerin teknoloji, güvenilirlik bakımından mükemmelleştirildiğinde insanlarda da gayet iyi sonuçlar vereceği inancındalar. Ancak klonlamada en önemli sorun, tıpkı bir ikiz gibi farklı kişilerin meydana getirilmiş olması olacaktır. (Richard T. Hull, “Cloning”. Encyclopedia of Death and the Human Experience. ed. Clifton D. Bryant - Dennis L. Peck. Los Angeles: SAGE, 2009. HQ1073 .E544 2009.)

Klonlamada din açısından en önemli problemin, yaratılış konusunda olduğu söylenebilir. Klonlanan kişinin anne babasının kim olduğu hususu açık bir şekilde neslin helakına sebebiyet verebilecektir. Bununla beraber insanların her zaman bir kadavra şeklinde klonlanabilme ihtimali, Tanrı’nın insana verdiği ve atfettiği değerler açısından kabul edilebilir değildir. Klonlanan bireyin farklı bir birey olması, ona yönelik her türlü gayriahlaki uygulamanın normal bir bireye yapılandan farkı olmayacağı aşikârdır. Dolayısıyla genetik kopyalama yöntemi, tabii yaratılışa karşı açık bir müdahale problemini doğurmaktadır.

Dondurulan yaşam (cryonics/ kriyojenik), yeniden diriliş ve ahiretin reddi

Kriyojenik, gelecekteki teknolojik gelişmelerin canlandırmaya izin vermesini umarak insan ya da hayvan bedenlerinin çok düşük sıcaklıklarda muhafaza edildiği ve saklandığı bir yöntemdir.Soğukta saklanan bedenlerin bulundukları yeri nitelemek adına bu kelimenin tercih edildiğini söylemek mümkündür. Kriyojenik, mevcut tıbbi prosedürlerle tedavi edilemeyen ve yasal olarak ölü ilan edilen kişileri teknolojik ilerlemenin sonunda hayata döndürmenin umut edildiği bir uygulamadır. Kriyojenik savunucuları, bir kişinin yasal ölüm ilanının ardından yeterince hızlı bir şekilde korunursa vücut hücrelerinin özellikle beyindekilerin, gelecekteki tıbbi ve bilimsel ilerlemelerin yardımıyla yeniden canlandırılabileceğine inanırlar. Transhümanistler hayatı uzatma, ölümü kontrol altına alma çabası olarak kriyojenik ile bir anlamda yeniden yaşamın olabileceğine inanmışlardır.Bu bağlamda Robert Ettinger, klinik ölüm noktasında kendimizi ultra düşük sıcaklıklarda koruyarak bir yaşam şansı daha elde edebileceğimizi vurgular. 1976’dan bu yana Kaliforniya ve Arizona’da Alcor adlı şirket tarafından 110 kişi dondurulmuş ve bu işlemin kendilerinde uygulanması için günümüzde yaklaşık 1000 kişinin de sözleşmesi bulunmaktadır. Bu rakamın gittikçe artacağı öngörülmektedir.

Dondurulmuş yaşam, sosyolojik, psikolojik, etik, felsefi ve dinî birçok problemi doğurmaktadır. Dinî açıdan ele alındığında bu uygulamanın ilk etapta kabir ve ahiret ahvalini ortadan kaldıran bir durum arz ettiği görülür. Çünkü ölümle neticelenen yaşamın sonrasında başlayacağı kabul edilen kabir ve ahiret hayatı kriyojenikle ortadan kalkmaktadır. Bedenin sağlam bırakılması, ceza veya mükâfatın bedenen olmayacağı hususunu da beraberinde getirmektedir. Çünkü İslam düşüncesine göre insan öldükten sonra hemen kabir hayatı başlamakta ve insan, kabir azabı veya mükâfatı ile karşı karşıya kalmaktadır. Bedenin var olmamasından dolayı cesedi kaybolan veya tamamen yanıp kül olan insanların bedenleri gibi ceza ve mükâfatın ruha yönelik olacağı düşüncesi akla gelebilir. Ancak bunun da transhümanizm açısından kabul edilebilir olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü transhümanizme göre dinlerin kabul ettiği şekliyle ruhun varlığı kabul görmez.

Kriyojenik aynı zamanda yeniden dirilişe karşı bir uygulamadır. İnsanların ahiret için diriltilmesi anlayışını pratikte reddeder. Bu bağlamda ceza, mükâfat, sorumluluk, cennet ve cehennem anlayışının transhümanist felsefede karşılık bulmadığı görülür. Böyle bir düşüncenin, insanın eylem alanındaki dinî sorumluluk duygusunu da ortadan kaldırdığını söyleyebiliriz.

Bedeni dondurulmuş bir insanın hayata tekrar döndürülmesi başarılsa bile Grey’e göre, vücutları saklanan insanların öldükleri andaki hâlleriyle yeniden canlandırılması mümkün olmayacaktır. Böyle bir durumda ikinci bir hayatın imkânı da tartışma konusu hâline gelecektir. İnsanın ilk hayatı ile sonraki hayatı arasında nasıl bir teolojik ilişki kurulacağı merak konusudur. İlk hayatında kötü olan bir insanın ikinci hayatında iyi olması nasıl bir karşılık bulması gerektiğini de tartışmalı hâle getirmekte ve reenkarnasyona kapı aralamaktadır. (Aubrey de Grey, “The War on Aging”, The Scientific Conquest of Death Essays on Infinite Lifespans [USA: librosenred, 2004], 32.)

Netice itibarıyla gelecek dünyamızda teknoloji ve bilimin gelişmesi ile birlikte insanın birçok yönle beraber dinî yönden de etkileneceği açık bir şekilde ortadadır. Birçok noktada teknolojik uygulamaların ilahi dinlere âdeta bir meydan okuma olarak kabul edilebileceği görülmektedir. Dolayısıyla ilahi dinlere inananların gelecek dünyada, teknolojik uygulamaların bu meydan okumasına karşı dinî dinamizmi sağlamanın imkânını aramaları dinin etkinliği ve devamlılığı açısından önem arz etmektedir.