İSMİ ALLAH TARAFINDAN VERİLEN PEYGAMBER HZ. YAHYA

Meryem DALĞIÇ
DİB Başkanlık Vaizi

Yahya (a.s.), babası Zekeriyya peygamberin kabul edilmiş duasıydı. Sonsuz kudret sahibi olan Yüce Yaradan, Zekeriyya’nın (a.s.) sessiz ve içten yakarışlarını boş çevirmemişti. Umudunun azaldığı ihtiyarlık evresinde ona varis olacak “Yahya” isminde bir oğul ile nebisini şöyle müjdelemişti: “Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı verdik; eşini de bunun için elverişli kıldık. Onlar, hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.” (Enbiya, 21/90.) Cenab-ı Hak, daha önce hiç kimseye verilmemiş ve benzeri görülmemiş bir şekilde bizzat kendisi bu adı ona vermişti. (Meryem, 19/7.) Yahya; “hayat veren”, “yaşatan” ve “yaşar” demekti. Elbette bu adın seçilmesi gelişigüzel değildi. Zira o, çocuğu olmayan bir kadının rahminde hayat bulup dünyaya gelmişti. Allah (c.c.), Yahya peygamberin kalbini iman ile ihya etmişti. Şehitler ölmez, hep diri kalırdı. İleride tıpkı babası gibi o da kavmi tarafından şehit edilecekti. İşte bu sebeple de “o yaşayacak” manasında bu isim kendisine verilmişti.

İnsan,
ismiyle müsemmadır

İsim; insanın inancının, kimliğinin ve medeniyetinin yansımasıdır. Sahibinin biteviye işittiği ad, onun karakterinin şekillenmesinde etkili olduğu gibi kişi için bir nevi dua yerine geçer. (Hadislerle İslam, III, 123.) Peygamber Efendimiz, “Siz kıyamet günü kendi isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. Öyleyse güzel isimler koyun.” (Ebu Davud, Edeb, 61.) buyurarak anne babaların, evlatlarına güzel isimler vermesini tavsiye etmiştir. Resulüllah (s.a.s.) zihinde kötü çağrışım yapan isimleri de değiştirmiştir. (Tirmizi, Edeb, 66.) Hz. Ali çocuklarına “Harb” ismini koymak istediğinde Resul-i Ekrem (s.a.s.), torunlarına “güzellik” ve “iyilik” anlamlarına gelen “Hasan” ve “Hüseyin” isimlerini vermiştir. (İbn Hanbel, I, 119.)

Çocuğa inancını hatırlatacak, ona güzel ahlakı çağrıştıracak, insan onuruna yakışacak isimler vermek anne babanın vazifelerindendir. Yahya (a.s.) da ismiyle müsemma bir peygamberdi. İsmine yaraşır bir şekilde risalet görevinde ölü kalpleri imanla ihya etmişti.

Hz. Yahya, henüz çocukken kendisine hikmet verilmişti

Hikmet, “ilim ve akılla gerçeği bulmaktır.” Hikmet, şuurlu bir anlayış ve derin bir kavrayıştır. (DİA, Hikmet, XVII, 503.) İnsan hikmetle kötülüklerden sakınır, iyiliğe ve güzelliğe sarılır. Hikmette ilim ve amel bütünlüğü vardır. İnsan hikmete (bilgeliğe) olgunluk yaşlarında erişir. Oysa Yahya’ya (a.s.) daha çocuk iken hikmet lütfedilmişti. Hikmetin, akıl ve nübüvvet manalarına da geldiği belirtilmişti. Yahya’ya (a.s.) çocuk yaşta vahyedilmişti. Yüce Allah bu hususu Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikretmiştir: “‘Ey Yahya kitaba sımsıkı sarıl!’ dedik. Biz ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik…” (Meryem, 19/12-13.) Yaşıtlarına göre üstün niteliklere sahipti. Onun çocukluğu akranlarından farklı geçmişti. Hz. Yahya, küçükken Tevrat’a sımsıkı sarıldı. Kendisine bahşedilen hikmetle Kitab’ı kavradı. İsrailoğullarına günahtan sakınmaları, Allah’ın birliğine inanmaları için öğütler verdi. Az konuşan, öz konuşan ancak ilim ve hikmet incileri saçan, seçkin biriydi. (Ahmet Cevdet, Kısas-ı Enbiya, Çile Yay. s. 41.)

Yahya (a.s.) hilm sahibi, mütevazı bir kimseydi. (DİA, Yahya, XLIII, 232.) Hilm; “sabırlı, temkinli, akıllı ve ağır başlı olmak” demektir. Müslümanın karakterini belirleyen temel erdem de hilmdir. Hilmi kuşanan kişi; beşerî ilişkilerde ihsanla davranır. Zulümden sakınır; merhamet, şefkat ve adaletle muamele eder. Kışkırtmalara kanmaz, kötülüğü iyilikle savar. İhtiraslarına gem vurur, kibir ve gururdan sakınır. Nefsinin heva ve hevesine aldanmaz, günahlardan kaçınır. (DİA, Hilm, XVIII. 33.) Nihayetinde hilm sahibi insan akıllı, vakarlı insandır. Akıllı insan da yumuşaklıkla nezaketle davranandır.

Hikmet ve hilm sahibi olmak insanı kalp temizliğine, gönül arınmışlığına ulaştırır. Yahya (a.s.) da bu ruh temizliğine vasıl olanlardandı. O; daima takvayı kuşanan, kötülüklerden sakınan (Meryem, 19/13.), her an Rabbinin gözetimi altında olduğunun bilincini taşıyan bir kimseydi.

Yahya (a.s.) henüz çocukken kendisine bahşedilen bu vasıflarla babasının dualarını gerçekleştirecekti. Zira Hz. Zekeriyya’nın sessiz, içten yakarışlarında kendisine varis olacak “temiz bir oğul” özlemi vardı. O, güzel yaşantısıyla gelecekteki ümmetlere önder ve örnek olacaktı.

O, musaddık bir peygamberdi

Hz. Yahya’nın nesebi, peygamberlerle dolu bir silsileye dayanırdı. (Enam, 6/84-85.) İsa’yı (a.s.) mucizevi bir şekilde dünyaya getiren Hz. Meryem, teyzesinin kızıydı. O, İsrailoğullarına gönderilen ve Musa’nın (a.s.) şeriatıyla amel eden son elçiydi. Yahya (a.s.), Hz. İsa’nın peygamberliğini müjdeleyen, onu tasdik edendi. (Âl-i İmran, 3/39.) Meryem oğlu Hz. İsa ile aynı çağda yaşamış bir nebiydi. İsa’dan (a.s.) altı ay önce dünyaya gelmişti. (Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, TDV Yay. II. s. 294) Yahya’nın annesi İşâ, yeğeni Hz. Meryem’e: “Benim karnımdakinin, senin karnındakine secde ettiğini yani onu tasdiklediğini hissediyorum.” demişti. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Neşriyat ve Dağıtım, II. s. 1095.) Hz. İsa’nın risaletiyle ona ilk tabi olan ve onu destekleyen kişiydi. O, Tevrat’ı ve İncil’i doğrulayan iki kutsal Kitab’a göre de hüküm veren bir nebiydi. (DİA, Yahya, XLIII, 233.)

Hz. Yahya Rabbinden aldığı buyrukla insanları Beytü’l-Makdis’de topladı ve onlara şöyle hitap etti: “Allah bana beş konuda emir verdi. Benim bu buyruklarla amel etmemi emrettiği gibi sizlerin de amel etmenizi emretti. Bunlardan ilki sadece Allah’a kulluk edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdır... Allah size namaz kılmanızı emretti... Size orucu emretti... Size sadaka vermeyi emretti... Size Allah’ı zikretmenizi emretti...” (Tirmizi, Emsâl, 78.) O, Cenab-ı Hak’tan aldığı emirlerin hepsini noksansız tasdik ve tatbik etti. Allah’ın elçisi olarak da kavmine en güzel şekilde tebliğ etti.

Yahya (a.s.), efendi, iffetli ve salih bir kişiydi

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yahya, “seyyid” bir kimse olarak nitelendirilmişti. (Âl-i İmran, 3/39.) Seyyid; “efendi, “önder”, “faziletli”, “kerim” anlamlarına gelirdi. (DİA, XXXVII, Seyyid, 40.) Yahya (a.s.) ilim, ibadet ve takva konusunda müminlerin rehberiydi. İnsanları tevhid inancına davet eden, sözü dinlenir bir önderdi. (Hayat Rehberi Kuran Konulu Tefsir, DİB Yay. II, 522.)

Hz. Yahya; nefsine hâkim olan (hasûr), günahtan sakınan iffetli bir kişiydi. (Âl-i İmran, 3/39.) Her insan hata yapabilir, günah işleyebilirdi. Oysa Yahya (a.s.) hatadan beriydi. Hatta günahı aklından dahi geçirmemişti. Nitekim Allah Resulü’nün (s.a.s) bu hususta şöyle buyurduğu rivayet edilmişti: “İnsanlar içerisinde Yahya b. Zekeriyya hariç hata yapmayan veya hata yapmayı düşünmeyen kimse yoktur.” (İbn Hanbel, I, 293.) O kötülüklerden sakınan, hatasız ve günahsız tertemiz bir ömür sürdürendi. Bu vasıflarından mütevellit, Allah katında salih bir kişi olarak zikredildi. (Âl-i İmran, 3/39.)

O, anne babasına iyi davranan salih bir evlattı

Hz. Yahya “tertemiz oğul” du, babasının makbul duasıydı. Salih bir evlat olan Yahya’yı (a.s.), Yüce Allah Kur’an’da şöyle anar: “Anne babasına çok iyi davranırdı; zorba ve asi değildi.” (Meryem, 19/14.) O, yumuşak kalpli, nezaketli ve zarifti. Kaba ve kötü söz nedir bilmezdi. Tertemiz bir fıtrata sahipti. Bu güzel hasletleriyle anne babası başta olmak herkese güzel muamele ederdi.

Anne babalarımız dünyaya gelişimize vesile kılınan güzide iki insandır. Üzerimizde birçok hakkı bulunan ebeveynlerimiz, şüphesiz ki iyilikle, merhametle, şefkatle davranılmayı en fazla hak eden kişilerdir. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede Allah’a kulluk görevinin hemen arkasından ana babaya iyi davranılması emredilmiştir. (Bakara, 2/83; İsra, 17/23.) Peygamber Efendimiz de (s.a.s.) Rabbimizin rızasının anne babamızın rızasına, öfkesinin de anne babamızın öfkesine bağlı olduğunu (Tirmizi, Birr, 3.) ifade ederken bu hususa dikkat çekmiştir. Sevgili Peygamberimiz başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur: “Anne baba, kişinin cennete girmesine vesile olacak en yüce kapılardan birisidir. O kapıyı istersen bırak, istersen tut!” (Tirmizi, Birr, 3.)

Yahya (a.s.) ebeveynlerinin kendisi için rahmet olduğunun şuurundaydı. O, salih bir kul, salih bir evlattı. Anne babasına olan güzel davranışıyla Rabbinin rızasına ve övgüsüne mazhar olandı.

O, bir ömür “Ey Yahya! Kitaba var gücünle sarıl!” (Meryem, 19/12.) buyruğuna uydu. İsrailoğullarını, Yüce Allah’a kulluğa davet etti. Ancak o da babası gibi kavmi tarafından şehit edildi.

Hz. Yahya, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen üstün nitelikleriyle müminler için ne güzel bir önder ve örnektir!

Allah Teâlâ, insanoğlunun garip kalacağı üç zaman diliminde Yahya’yı (a.s.) selamete eriştireceğini yüce kitabında şöyle zikretmişti: “Doğduğu gün, öleceği gün ve yeniden hayata döndürüleceği gün ona selam olsun.” (Meryem, 19/15.)