Çocukluk günlerimden bu yana bisiklete karşı çok özel bir ilgim var. Bisiklete binmeyi, bisikleti tamir etmeyi çok severim. Hâlâ daha bisikletime binerek bazen yalnız bazen de benim gibi bisiklete meraklı arkadaşlarımla bisiklet turlarına çıkarım. Kısacası bisiklet benim için bir tutkudur diyebilirim.
Bundan dört yıl önce yani 2018 yılında Konya’ya bisiklet almaya gitmiştim. Bisikleti aldıktan sonra da etraflıca bir Konya turu yapmayı düşünmüş ve onun için de hazırlıklı gitmiştim. Konya’ya giderken götürdüğüm çadırımı akşam Mevlana Müzesi’nin bitişiğindeki Sultan Selim Camisi’nin bahçesine kurmuştum. Çadırımın önünde bir Konya akşamının güzelliğinin seyrine dalmışken dört beş çocuk caminin bahçesinde bisiklet sürmeye başladılar. Çocuklar bisiklet sürerken bisikletlerinde sorunlar olduğunu fark ettim. Kiminin viteslerinde kiminin de frenlerinde problemler vardı. Çocukları yanıma çağırdım ve onlarla tanıştık. “Eğer isterseniz bisikletlerinizi tamir edebilirim.” dedim. Çocuklar, bunu duyunca çok sevindiler. Sonra kafa lambamı takarak bisikletlerine gerekli ayarı ve tamiri yaptım. Yalnız çocuklar yanımdan ayrılırken sevinçten âdeta uçuyorlardı. İşte o günden sonra görev yerime yakın ya da uzak ayırmadan köylere bisikletimle gidip çocukların bisikletlerini tamir etmeye ve onları sevindirmeye çalıştım. Köydeki çocuklar, bundan büyük mutluluk duyuyorlardı çünkü şehirdeki gibi imkânların bulunmadığı bir yerde çok sevdikleri bisikletlerinden ayrı düşmemiş oluyorlardı.
Din görevlisi olarak pek çok insana iyilik ve güzellik götürdünüz. Gerek görev yerinizdekilerce gerek ulaşabildiğiniz kişiler tarafından bu çalışmalarınız nasıl karşılandı?
Hepimiz iyiliği ve güzelliği emreden dinin mensubuyuz. Bu doğrultuda hareket etmeye ve bunu insanlara iletmeye çalışıyoruz. Sizin de sorunuzda geçtiği gibi insanlara iyilik ve güzellik götürebildiysek ne mutlu bize. İnsanların, özellikle de çocukların yüzlerinde tebessüm oluşturmaya çalıştım ve onlar mutlu olsun istedim. Çünkü Allah’ın rızasına uzanan en değerli yollardan biri de insanların kalplerini kazanmaktan geçmektedir. İnsanlar da mutlu olunca teveccühlerini gösterdiler, özellikle de çocuklar. İlk zamanlar köylere gidip de çocukların bisikletlerini ücretsiz tamir etmek için geldiğimi söylediğimde önce herkes şaşırdı. Sonra da elhamdülillah herkesin tebrik ve takdirini kazandık.
Tabii çocukları sevindirme niyetiyle uğradığım her köyde çocuk olmayabiliyor. Baktım ki köyde çocuk yok, ben de bu durumda köy kahvesinin yolunu tutuyorum. Oradaki köylülerle sohbet ediyorum, varsa dinî soruları onları cevaplamaya çalışıyorum.
Çocukları mutlu etmek adına köy köy dolaşıp onların bisikletlerinin tamirini yapıyorsunuz ve onlara hediyeler dağıtıyorsunuz. Sizin dünyanızda çocuk nasıl bir yer tutuyor, bu ilginiz onlarda nasıl bir karşılık buluyor?
Aslına bakarsanız çocukların dünyası ile benim dünyam birbirine çok yakın. Gittiğim yerlerde çocuklarla oyun oynamaktan hiç çekinmem. Tabii çocuklarla oynarken “Çocuklarla oynamaktan maksat onlara yenilmektir.” sözünü de unutmam. Çünkü çocuklar mutluyken dünya daha güzel bir yer oluyor ve o dünyanın sakini insanlar daha mutlu oluyor. Çocukların mutluluğu benim mutluluğum, neşesi benim de neşem oluyor. Bir çocuk “Hocam dört yıldır bisikletime binemiyordum, sayenizde artık binebileceğim.” dediğinde insan nasıl mutlu olmaz ki? Frenleri tutmayıp kaza yapma riski bulunan bisikletin frenlerini tamir edip çocuğun bisikletine güvenle binmesini sağlayarak nasıl önemli bir iş yaptığınızı hissettiğinizde de aynı mutluluğu yaşarsınız.
Sadece bisiklet tamiri yapmıyorum. Köylere giderken çocukların sevebileceği bisiklet aksesuarlarıyla beraber Diyanet Çocuk Dergisi de götürüyorum ve onları hediye ediyorum. Tabii tamir esnasında çocuklarla sohbet edip onların sorularını da cevaplıyorum.
İyilik adına çıkmış olduğunuz yolculukta elbette pek çok anı biriktirmişsinizdir. Bunlardan birini okuyucularımızla paylaşır mısınız?
Tabii ki... Bir gün Edirne’nin merkez ilçesine bağlı Musabeyli köyüne bir öğrencimle birlikte bisiklet tamir etmek için gitmiştik. Köyün meydanında bir bakkal vardı. Köyün sakinleri de bakkalın önünde oturuyordu. Onlara bir selam verelim hâllerini, hatırlarını soralım istedik. Oradakilerin yanına varıp selam verdik, önce bir kendimizi tanıttık ve geliş sebebimizden bahsettik. Orada bulunan bir abimiz “Sizi bize Allah gönderdi. Ben de yeni aldığım şu motorlu tırpanı nasıl monte edeceğimi düşünüyordum, bunun montajını yapabilir misiniz?” dedi. “Bilmiyorum, daha önce böyle bir şey yapmadım ama montaj kılavuzuna bir bakalım.” dedim. Öğrencimle birlikte kılavuzuna baka baka kısa sürede montajı tamamladık. Oradaki abi çok sevindi ve bize nasıl teşekkür edeceğini bilemedi. Köy yerinde böyle montaj, tamirat ve tadilat işleri hiç kolay değildir. Anlayan pek bulunmaz buralarda. Köylüler de kendi işlerini ya kendileri yapmayı öğrenir ya da yapacak kişinin yolunu gözler durur. O yüzden bizim yaptığımız bu işler çoğu kimse için çok basit görünebilir ama köylüler için çok önemlidir. Teşekkür edip bize bakkaldan içecek ısmarladılar. “Hocam bizim köyde pek çocuk yok ama Demirhanlı köyüne giderseniz orada bulabilirsiniz.” diyerek bizi yolcu ettiler.
Gerek yapmış olduğunuz çalışmalardan gerek mesleki tecrübelerinizden yola çıkarak din görevlisi arkadaşlara neler söylemek istersiniz?
İnsan olarak bulunduğumuz toplum içerisinde yerine getirmemiz gereken sorumluluklar var. Diyanet İşleri Başkanlığı personeli olarak da bizim hem insani hem dinî rehberlik anlamında yapmamız gereken vazifeler bulunuyor. Topluma karşı vazifelerimizi hakkıyla yapmalı, iyiliği ve güzelliği içerisinde bulunduğumuz çevreye yaymalıyız. Dinimiz ne kadar güzel olursa olsun onu insanlara sevdiren Peygamberimizin güzel ahlakı olmuştur. Evvela o güzel ahlakla ahlaklanma yolunu kendimiz tutup o güzel yola insanları çağırabilmeliyiz. Böylelikle gönüllere girip insanların sevgisini kazanmış oluruz.