Prof. Dr. Yakup CİVELEK:
“İstikamet üzere yaşamayı, Peygamberimizin örnek hayatından öğrenebiliriz.”
Söyleşi
Mustafa BERK

Hocam, malumunuz Diyanet İşleri Başkanlığımız her yıl toplumda farkındalık oluşturması gayesiyle “Mevlid-i Nebi” haftasını bir tema çerçevesinde işliyor. Bu yılki temamız ise “Peygamberimiz, İman ve İstikamet”. Kur’an açısından iman ve istikamet kavramlarının öneminden kısaca bahseder misiniz?

İman ve istikamet, Kur’an’ın en temel kavramlarından ikisidir. İman, Allah’a ve O’nun gönderdiği elçilere, kitaplara, meleklere, ahirete ve kadere inanmaktır. Hayatın ahlaki, sosyal ve ticari her anını ve alanını kuşatan istikamet ise imanın gereği olarak Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat sürmek, doğru ve güzel davranışlarda bulunmak, hak ve adaletten ayrılmamak, sabır ve tevekkül göstermek, imanını koruyacak ve güçlendirecek çalışmalarda bulunmak demektir.

Kur’an, iman ve istikamet arasında sıkı bir ilişki kurmaktadır. İman edenlerin istikamet üzere olmalarını, istikamet üzere olanların da imanlarını artırmalarını ister. Kur’an’a göre iman ve istikametin ölçüsü Allah’ın indirdiği vahiy ve Peygamberimizin sünnetidir. Bu iki kaynağa uygun olarak yaşayanlar, Allah’ın rızasını kazanır, dünyada huzur ve mutluluk, ahirette de cennet ve nimetler elde ederler.

İman ederek Yaratıcımıza verdiğimiz söze bağlı kalmak, hayatımızı O’nun emir ve yasaklarına göre tanzim etmek, Peygamberimizi gönülden sevmek, onun gibi dosdoğru, emin ve yüce bir ahlak üzere olmak, istikametin tam ifadesidir.

İmanın, inancın yüklediği sorumlulukların farkına varmak, ibadetleri aksatmamak, anne ve babalık, eş ve evlatlık, komşu ve akrabalık görevlerini yerine getirmek, istikametin en net açıklamasıdır.

İmanda, ibadette istikamet, her türlü riya ve gösterişten arınarak yalnızca Allah’a kulluk etmek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Yüce Allah’ın rızasına engel olacak kötülüklerden uzak durmaktır.

İstikamet, şeytanların vesvesesine aldırış etmeden, nefsin hoşuna giden şeyleri reddederek İslam fıtratı üzerinde sapmadan ilerleme yolunun adıdır. İstikamet, inandıklarımızı hayat tarzına çevirmenin, iman ederek söz verdiğimiz şeyleri yerine getirmenin adıdır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) ashabına daima doğruluğu tavsiye etmişti. Ayrıca Hud suresindeki “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud, 11/112.) ayetinin kendisini ihtiyarlattığından bahsederdi. İstikamet üzere olmanın, Allah Resulü’nün dünyasındaki önemi neydi? Bu kavramın üzerinde hassasiyetle durmasının sebepleri nelerdir?

Sözünde durmak, doğru ve dürüst olmak anlamında istikamet, öncelikli olarak peygamberlerin önemli bir niteliğidir. Dürüstlük, yani istikamet üzere olmak, onların temel ilkeleri arasındadır. Yüce Allah, Peygamberimize, “Sen elbette dosdoğru bir yol üzeresin.” (Yasin, 36/4.) buyurduğu gibi, peygamberler dürüstlüklerini, doğruluklarını hiçbir durumda bozmamışlardır. Onlar tüm vazifelerini bu istikamet üzere yapmışlardır. Ümmetlerini de dosdoğru olmaya teşvik etmişlerdir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), istikamet kavramına büyük bir hassasiyetle yaklaşmıştır. Çünkü istikamet sahibi olmak, İslam’ın temel değerlerini yaşamak, Allah’a olan bağlılığını sürdürmek ve Müslüman toplumu oluşturma çabasıyla hareket etmek demektir.

Hz. Peygamber, daima istikamet üzere bir hayat yaşayarak Müslümanlara örnek olmuştur. Onun hayatı, Müslümanlara adalet, merhamet, dürüstlük ve ahlaki değerler açısından mükemmel bir örneklik sunmaktadır. Müslümanlar, onun yaşadıklarını gözlemleyerek ve öğrettiklerini takip ederek istikamet üzere yaşamayı öğrenirler.

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud, 11/112.) ayeti, istikamet üzere olmanın Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bir sünneti olduğuna işaret etmektedir. Bu ilahi emri hayatlarına eksiksiz uygulayan Hz. Peygamber (s.a.s.) ve onun ashabı, Müslümanlar için istikamet üzere bir hayatın nasıl olduğunu da ortaya koydular. Bu ayeti kendine ölçü edinen Hz. Peygamber (s.a.s.), ashabına daima istikameti tavsiye ederdi.

Yüce Allah’ın “dosdoğru ol” emrinin zaten Allah’ın terbiyesinden geçmiş ve dosdoğru olan Peygamberimizi ihtiyarlatması, ashabını da istikamet üzere eğitmesi ve bu emri onlara tebliğ ederek ve onlara örnek olmasıyla doğrudan ilişkilidir. O zaten istikamet üzere yürümekteydi. Peygamberimiz için zor olan ve onu ihtiyarlatan istikamet üzere örnek bir hayatı ortaya koymak ve sahabilerin bu istikamet üzere yaşamasını sağlamaktı. Ayet sadece sahabeyi istikamet üzere eğitme ve yetiştirme sorumluğunun zorluğunu anlatmamakta, aynı zamanda istikamet üzere olma ve bunu sürdürülebilir kılmanın ne denli zor olduğuna işaret etmektedir.

Kendisine İslam’ı soran sahabeye, “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” (Müslim, İman, 62.) hadisiyle karşılık veren Peygamberimizin iman ile istikameti birlikte anması, bu iki kavram arasındaki ilişkiye işaret ediyor. Buradan hareketle iman ve istikamet arasında nasıl bir bağ vardır?

Peygamberimizin, “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” buyurması, onun bu konuya ne kadar hassasiyetle yaklaştığının en önemli göstergesidir. Zira istikamet, imandan sonra İslam’ın bütün esaslarını kuşatan en temel ölçütlerden biridir.

Bu hadis, aynı zamanda iman ve istikametin, birbirinden ayrılmaz bir bütünün iki parçası olduğunu göstermektedir. Ayrıca istikamet üzere olmak, imanın gereği ve sonucudur. Gerçek anlamda iman eden kişi istikamet üzere olmaya, inandıklarını dosdoğru ve eksiksiz biçimde uygulamaya ve yaşamaya çalışır. Bu çabasıyla kişi imanını korur ve artırır.

İstikameti olmayan, inandıklarını sadece bir bilgi olarak koruyan, bunu hayatına uygulamalı olarak yansıtamayan bir kişi, zamanla sahip olduğu imani bilgiyi de kaybedebilir. İstikamet üzere yapılan eylemlerle desteklenmeyen imanın da bir süre sonra terk edilme, yok olma tehlikesi bulunmaktadır. Bu da iman ve istikamet arasındaki bağın ne denli güçlü olduğunu ve kopmaması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan istikamet üzere yürüyen bir mümin, hem dünya hem ahirette kazançlı olacaktır. Yüce Allah, Fussilet suresinin 30-32. ve Ahkaf suresinin 13-14. ayetlerinde (ve diğer pek çok ayet-i kerimede), iman edip istikamet üzere olanların korkudan ve üzüntüden uzak olacaklarını belirtmektedir. Bu anlamda Diyarbakırlı Said Paşa’nın şiirinde geçen “Müstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni” ifadesi dikkat çekmektedir. Gerçekten de Allah, istikamet üzere olanları daima korur ve onlara ihsanda bulunur.

Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de, “Kitapta İbrahim’i de an. O dosdoğru bir peygamberdi.” (Meryem, 19/41.) buyurarak istikameti peygamberlerin övülen sıfatlarından biri olarak gösteriyor. İstikameti, iman, ahlak ve ibadet anlamında uygulayabilmek ve hayatımızın odak noktasına yerleştirebilmek adına neler yapmalıyız?

İstikameti hayatımızın odak noktasına yerleştirebildiğimiz anda inancımızın ve hayatımızın anlamını kavramak mümkündür. Peki, bunu sağlamak için yapılması gerekenler nelerdir ve ne olmalıdır?

Kur’an, Peygamberimiz ve İslam âlimlerinin açıklamalarından anlaşıldığı üzere, müstakim bir insan olmanın, hayatımızın odağına istikameti yerleştirmenin yolu öncelikle, kalbin, dilin, azaların müstakim olması şeklinde üç aşamada gerçekleşmelidir. Her şeyden önce kalp, dil ve azaların istikamet üzere olması, dosdoğru olması gerekir. Kalbimizin müstakim olması, yasaklananları terk etmek, emredilenleri yapmakla mümkündür. Kalbimizin şirk, küfür ve nifak gibi inançla ilgili; kibir, gurur, riya, haset gibi davranışlarla ilgili hususlarda dosdoğru olması elzemdir. İbadetleri ihlasla yapmak, O’na tevekkül etmek, O’nun buyruklarına uymak, kalbi dosdoğru yapmaktadır.

Dilimiz de yalandan, gıybetten, iftiradan, kötü sözden uzak durdukça doğruyu, hakikati, güzeli ve iyiliği emreden, kötülükten sakındıran sözü söyledikçe istikamet üzere olacaktır. “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra, 17/53.), “…İnsanlara güzel söz söyleyin…” (Bakara, 2/83.),
“…Allah’tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.” (Nisa, 4/9.) ve benzeri ayetler, dilimizi nasıl istikamet üzere tutacağımızı göstermektedir.

Azalarımızı da önce içki, kumar, zina, faiz ve adam öldürme gibi Allah’ın yasakladığı tüm işleri terk ederek; namaz, oruç, zekât, iyi muamele, cömertlik gibi emrettiklerini yerine getirerek müstakim kılarız.

Hayatımızı şekillendiren ve odak noktasını oluşturan kalp, dil ve organlarımızın istikamet üzere olmasıyla hem Allah’ın sevdiği bir kul hem de tüm peygamberlerin ve Peygamberimizin izinden giden bir mümin oluruz.

Son olarak, Mevlid-i Nebi teması özelinde sormak istiyoruz. Günümüz insanının Kur’an’ın ifadesiyle “en güzel örnek”e olan ihtiyacı malumdur. Resulüllah’ın (s.a.s.) örnek yaşantısını günlük hayatımıza nasıl yansıtabiliriz? Bunun için neler yapmalıyız?

Tüm hayatı en ayrıntılı olarak tespit edilebilen Hz. Peygamber’in (s.a.s.), sahabe başta olmak üzere bütün ümmeti
için örnek insan olduğu “üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek)” kavramıyla belirtilmiştir. (Ahzab, 33/21.) Bütün fikir, söz ve fiillerinde ona uymaya çalışan sahabiler, sadece onun izini takip etmemişler, onun örnek hayatını bizlere aktarmışlardır.

Saadet asrı olarak kabul ettiğimiz Hz. Peygamber dönemi, bizim için dikkatlice okunması, anlaşılması ve yaşanması gereken bir dönemdir. Bu dönemde, Peygamberimizin eğitiminden geçen sahabiler, insanlar arasında ayrımcılığa yol açan sosyal statüyü ortadan kaldırmışlar, aralarında İslam’ın öngördüğü kardeşlik esaslarını istikamet üzere uygulamışlardır. Her türlü cahiliye âdetini toprağa gömen İslam’ı istikamet üzere hayatlarında uygulayan bu güzide ve güzel insanlar topluluğunun hayatı, günümüzde bizim şu zamandaki hastalıklı ilişkilerimize de deva olacaktır. İstikamet üzere hayat yaşamanın zorluğu vardır ama gayretlerimiz bu zorluğu yenmek için olmalıdır. İstikametin yolu da yine asr-ı saadette yaşanan güzel hayatlardan geçiyor.

Siyer ve hadis kitaplarında ayrıntılı olarak anlatılan Peygamberimizin örnek hayatı, günümüz insanının istikamet üzere yürümesini sağlayacak pek çok örnekle doludur. Öncelikle, Peygamberimizin hayatını ve sünnetini öğrenmek için siret ve hadis kitapları okunmalıdır. Okumalar esnasında, öğrenilen her yeni davranış, hemen hayatımızda uygulanmalıdır. Günlük hayatımızı Hz. Peygamber’in hayatına benzetmek, onun davranışlarını hayatımızda uygulamak, bize onun örnek yaşantısıyla hemhâl olma imkânını sunar ve manevi bir güç verir.

Merhamet, nezaket, zarafet timsali, sabrın ve müsamahanın en mükemmel temsilcisi olan Peygamberimiz (s.a.s), Allah’ın dinini tebliğ ederken çok çalışmış ve bu yolda çok sabırlı, çok nazik ve çok müsamahalı davranmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) insanları kaybetmeyi değil, kazanmayı hedeflemiş, onların kurtuluşu için ömrünü adamıştır.

Mevlid-i Nebi vesilesiyle Hz Peygamber’in istikamet üzere olan yaşantısı öğrenilip uygulandığında bireyler arasında sevgi, saygı ve kardeşlik duyguları güçlenecek, daha mutlu ve huzurlu bir toplum olmanın mümkün olduğu kolayca anlaşılacaktır.

Öz Geçmiş

Aslen Rize’li olan Prof. Dr. Yakup Civelek, 1961 Giresun doğumludur. 1984 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1981-1985 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığında görev yaptı. 1985-1993 yılları arasında öğretmenlik yaptı. 1992 yılında Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümü’ndeki Doktora öğrenimine başladı. 1993 yılında Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belagati Anabilim Dalında araştırma görevlisi oldu. 1995 yılında bir yıl süreliğine Mısır’a gitti. “Ahmed Fâris es-Sidyâk, Hayatı-Eserleri ve el-Cevâib Gazetesi” adlı doktora tezini 1997 yılında tamamladı. 1998 yılında yardımcı doçent, 2005 yılında da doçent oldu. Kırgızistan Osh Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde, 2007-2008 eğitim-öğretim yılında misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2010 yılında Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesine naklen geçiş yaptı, Şubat 2012’de profesör ünvanını aldı.

2013 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Arap Dili Anabilim Dalı başkanı oldu. Aynı yıl yeni kurulan Bartın Üniversitesi İslami İlimler Fakültesine kurucu dekan olarak atandı.

2018-2019 yılları arasında Mısır’ın başkenti Kahire’de eğitim müşavirliği görevinde bulunan Civelek, 2022 yılı ekim ayında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İslami İlimler Fakültesine geçiş yapmış olup halihazırda aynı fakültenin dekanlığını yürütmektedir. Arap dili ve edebiyatı alanında yayımlanmış kitapları ve makaleleri, araştırmaları bulunan Yakup Civelek, evli ve ikiz kız babasıdır.