PEYAMİ SAFA’NIN MEFKÛRECİ GENÇLİK TASAVVURU

Fatma AYDAR

Eğitimin amacı, “ahsen-i takvim” olarak yaratılan insanın; din, can, mal, nesil ve aklının güvende olduğu erdemli bir toplum inşa etmektir. Eğitim, insanla doğrudan ilişkili ve insan merkezlidir. Bütün toplumlarda bireye dair tüm eğitim metotları ve yaklaşımlarının buluştuğu ortak payda insandır. Öğretim, bir konu üzerinde bilgi edinmektir, teoridir. Eğitim ise bir davranış değişikliğinin meydana gelebilmesidir. Eğitimde önemli olan, öğrenilen teorik bilgileri hayata aktarabilmek, elde edilen bilgiler sayesinde olumlu davranışlar sergileyebilmektir. Genel manada eğitim; doğruya, iyiye, güzele, faydalıya evrilen davranış değişikliğidir.

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden olan Peyami Safa (1889-1961), kırk yılı aşkın yazı hayatının merkezine “insan” unsurunu koyan en önemli yazar ve düşünürlerimizdendir. Peyami Safa’nın birey psikolojisini tanımadaki mahareti ve gazete yazılarından vâkıf olduğumuz eğitime dair öneri ve eleştirileri, düşünce dünyamıza büyük katkı sağlamıştır.

Peyami Safa daha iki yaşındayken babası İsmail Safa’nın Sivas’ta sürgün olduğu sırada vefat etmesiyle yetim kalmıştır. Çocukluğu yoksulluk, hastalık ve ailevi felaketler içinde geçmiş, Sivas’tan annesi ile İstanbul’a dönmüş, ilk tahsilini tamamladıktan sonra Vefa Lisesine girmiştir. Daha küçük yaştayken ailesinin geçimini sağlamak zorunda olmasından dolayı Vefa Lisesindeki öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. Posta telgraf nezaretinin açtığı sınavı üstün başarı ile kazanarak bu dairede memur olmuş sürekli bir öğrenim göremediği için kendi kendini yetiştirme gayreti içine girmiş ve bugünden baktığımızda diplomanın değil eğitimin niteliğinin önemini bize göstermiştir. Yazar kimliğini almadan önce öğretmenlik yapan Peyami Safa, gençlik ve eğitim üzerine yazılarında, günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan sorunlar ve çözüm önerileri üzerinde durmuştur.

Peyami Safa, eserlerinde insan temasını işlerken özellikle “ideal insan” üzerinde durmuştur. İnsanları hayata yaklaşımları bakımından “keyif adamı, rahat adamı, iş adamı ve ideal (mefkûre) adamı” (Peyami Safa, “İdeal Veriniz İdeal”, Milliyet, 15.7.1942.) olmak üzere dörde ayırır. Özellikle mefkûre adamı üzerinde durur ve eğitim kurumlarının donanımlı, iyi eğitilmiş, ufku geniş mefkûre adamı yetiştirmesini ister. İnsanın ideal manada yetiştirilebilmesi için de öncelikle insan ruhunu ve kabiliyetlerini iyi tanımak gerektiğini vurgular.

Düşünülmemiş bilgi yüktür

Toplumsal yapının nüvesi olan insanın kimlik oluşumu ailede başlar, okullardaki eğitimle devam eder. Aileden sonra eğitim öğretimin ilk kademesi olan okulların çok büyük bir önemi vardır. Çünkü zihinsel ve biyolojik olarak değişim içindeki çocuklar, okulda birbirinden farklı bireylerle sürekli etkileşim içinde olacakları bir sosyal çevreyle karşılaşırlar.

Okul, öğrencilere kültürü yani insanın hayat tarzını öğreten ve bu tarzı geliştirmek üzere özel yetenek kazandıran hayati bir laboratuvardır. Okul çağına kadar ilk ve temel bilgileri anne babasından alan çocuk, okulun kapısından yepyeni bir dünyaya adımını atar. Okul, daha çok bilgi verme yönüyle ön plandadır. Ancak “bilginin davranış hâline dönüşmesi, bilgiye sahip kişinin iyi ahlaklı, karakterli kişi olması, o bilginin duygularla bütünleşmesiyle mümkündür.” Bu konuda Peyami Safa’nın ifadesiyle okullara düşen, “Okulların vazifeleri, yalnız öğretmek değil aynı zamanda terbiye etmektir.” (Peyami Safa, “Gençlik ve Efendilik”, Tercüman, 30.12.1959.) İdeal bir okul, öğrencide fazilet duygularını geliştirip ona ruh yüceliği katan ve düşünce ufkunu geliştirici bir yer olmalıdır. Eğitim kurumları öğrencileri; değerler konusunda eğitmek, disipline etmek ve bu şekilde onların ahlaki ve karakter gelişimine katkı sunma vazifesini de yüklenmelidir.

Kültürsüz bilgi boş ezberden başka bir şey değildir, der Peyami Safa ve güzel bir benzetme yapar. “Bilgi ham maddedir, kültür mamul madde ve fonksiyon hâlinde mamul maddedir. Bilgi ampulün camı ve telidir, kültür bu camın ve telin ampul hâline gelmesi yanması ve ışık vermesidir. Tarih bize Fatih’in ne zaman ve nasıl İstanbul’u aldığını öğretir. Bu bilgidir fakat Osmanlı İmparatorluğu’nun niçin doğduğunu, hangi medeniyet şeklini tamamlamak veya hangi medeniyetler arasında bir köprü olmak için doğduğunu düşünüp bulmak kültürdür. Kültür bir bakıma ilmin umumi kanunlarını hususi vakalara tatbik ederek düşünmektir. Bilgi şarttır, kâfi değildir.” Okulun görevlerinden biri de öğrencilerin kazandıkları bilgiyi, “yapıcı ve yaratıcı unsur” hâline getirmelerine imkân sağlamaktır. Kazanılan her bilgi üzerinde, “acaba” sorusunu sorup düşünmeleri gerektiğini vurgulayan Peyami Safa’ya göre “Düşünülmemiş bilgi hafıza için ağır ve lüzumsuz bir yüktür.” (Peyami Safa, “Bilgi ve Kültür”, Türk Düşüncesi, 5.11.1957.)

Bilginin hafızaya yük olmaması için okul, bilgiyi verirken davranış ve hissedişin yollarını da öğretmelidir. Böylece çocuk iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı, fayda ve zararlıyı teorik olarak öğrenirken kendisine sunulan rol model uygulamalarıyla öğrendiklerini hayata geçirebilmelidir. Bu uygulamanın en önemli mekânı okul, en başat öğreticisi ise öğretmendir. Nitekim ömrünün kırk yılını öğretmenlik mesleğine adayan düşünce adamı Nurettin Topçu da, “Muallim, kaderimizin hakikatinin işleyicisi, karakterimizin yapıcısı, kalbimizin çevrildiği her yerde kurucusudur. İslam’da, Peygamber ilk muallimdi. Öğreten o, inandıran o, yürüten o idi.” sözleriyle okul ve öğretmenin sadece öğretici, bilgi aktarıcı değil aynı zamanda eğitici model olması gerektiğini ifade eder.

Kalp ve kafa bütünlüğü

Eğitimde çocuğa doğru kanaldan ulaşmak muhakkak ki çetin bir iştir. Telefon, sosyal medya, bilgisayar oyunları gibi zamanın tüm caydırıcılarına rağmen hakikati işlemek ve doğru bir metodu hayata geçirmek ciddi bir disiplin gerektirir. Peyami Safa muktedir insan yetiştirmek için en uygun disiplinin çocuğa, “kendi kendisini idare etmeyi öğreten disiplin” olması gerektiğini söyler. Ancak bu disiplin sayesinde çocuklara konfor sağlamak yerine istenilen ideal verilebilir. Peyami Safa ideali şöyle açıklar: “İdealden muradım bir milletin cihan davasındaki iş bölümünde hakiki rolünü ve cephesini hissederek şahlanmış bir kudret iradesiyle tek hedefe doğru bütün enerjilerini birleştirmesi, yekpare ve yekvücut olmaya doğru hamle etmesidir. Refah bir millî ideal değildir. Bundan apartman yaptırmak ve çalmak hırsı doğar. Bilakis millî ideal için refahın feda edilmesi lazımdır.” (Peyami Safa, “İdeal Veriniz İdeal”, Tasviri Efkar, 1942.)

Verilmesi gereken disiplinden uzak olunduğunda işin içine ödül ve ceza girer ki Peyami Safa’ya göre ödül ve ceza, çocukta iyiyi kötüden ayırma kabiliyetinin gelişmesine engel olur. Bu disiplinde dayağa yer vermez. Dayağın yerine, çocuğu bazı hürriyetlerinden ve zevklerinden alıkoymak daha uygundur. Zira eğitim iyiyi kötüden ayırabilen, muhakeme ve analiz gücü gelişmiş, milletine ve insanlığa yararlı bireyler yetiştirmeyi hedefler.

Mükemmel bir eğitim, mükemmel bir okul ve sistemle mümkündür. Lakin buradaki mükemmellik sadece fiziki şartların üst düzey olması demek değildir. Peyami Safa’nın üniversitelere dair yaklaşık yetmiş yıl önceki şu ifadesi liseler için de söylenebilir. “En ihtişamlı binayı, kapısına üniversite levhası asmakla üniversite hâline getiremeyiz.” (Peyami Safa, Milliyet, 22 Nisan 1955.)

Peyami Safa’nın eğitimle ilgili üzerinde durduğu önemli unsurlardan biri de öğretmendir. Onun özellikle romanlarında işlediği öğretmen karakteri; saf, temiz tohumun ekicisi ve koruyucusudur. Öğretmen vatan tezgâhında millet kumaşını dokuyan; zihinlere aydınlık, kalplere kuvvet kazandırandır. Peyami Safa’ya göre ideal öğretmen; kalp ve kafa bütünlüğünü ilke edinmiş Allah’a ve ahirete inanan, öğrencisine bir şeyler verebilmenin sancısını çekendir.

Gençler rastgele kitap okumamalı

Peyami Safa, yazılarında; eğitimin vazgeçilmezlerinden olan ve günümüzde de bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan “kitap okuma” mevzusuna sık sık değinmiştir. Ona göre kitap; kültür ve düşünme huyu kazandıran, ilmin en hakiki mürşididir.

Peyami Safa, kitapları, insanı yalnızlıktan kurtaran “sakin bir dost” gibi görür. Bu dostlukta dikkat etmemiz gereken tavsiyelerde de bulunur. “Kitap en iyi dosttur. Fakat bu dostla çok dikkatli konuşmak gerekir. Âdeta her cümlesini okuduktan sonra içinizde ‘acaba’ sualinin temsil ettiği bir şüphe kalkanı kullanmalısınız.” (Peyami Safa, “Acaba”, Yedigün, 1933.) Bu acaba, bizi düşünmeye ve belki tek bir görüşe saplanıp kalmaktansa yeni pek çok dostlar edinmenize yardımcı olacaktır.

Peyami Safa, kitap okuma usulleri üzerine kaleme aldığı yazılarda önemli bir ayrıntıya dikkat çeker: “Kitapların en güzelleri, düşündürücü ve doğurucu eserlerdir. Aynı kitabı birkaç defa okumak, ayrı ayrı birkaç kitap okumaktan faydalıdır. Çünkü okumakta gaye müellifin ne düşündüğünü anlamaktan ve bir şey öğrenmekten ibaret değildir. Kitapla okuyucunun zekâsı evlenmeli ve mahsul vermelidir.” (Peyami Safa, “Okuyucu Olma Sanatı” Yenigün,1938.) Bireylerin kitap okumayı, genellikle boş zamanlarını doldurduğu bir aktivite olarak tanımlamasına karşın Peyami Safa’nın yorumu son derece düşündürücüdür: “Okumanın en büyük gayesi ya kendi menfaatimize yahut alakamıza bağlı yahut mücerret bir fikir meselesini halletmektir. Yoksa boş vakit geçirmek ya da geceleri uyumak için kitap okumanın ıhlamur içmekten ya da tavla oynamaktan farkı yoktur.”

Öğrenci okuduğunu düşünüyor, düşündükçe yeni fikirler geliştirip ortaya yeni şeyler koymanın heyecanını yaşıyorsa en faydalı okumayı yapıyor demektir. Burada bir başka mesele de gençlere okuma zevkini kazandırmak için uygulanacak metotlardır. Ellerine kendi seçtiğimiz kitabı tutuşturup hadi bunu oku demek, çoğu zaman genci okumaktan uzaklaştırır. Genç okura, edebî zevk uyandıracağından emin olduğumuz bir kitabı vermeden önce zemini hazırlamalı, merak duygusunu uyandırmalı ve farklı sanat etkinlikleri ile okuma sürecini desteklemeliyiz. Bu konuda Peyami Safa, “Gencin eline rastgele bir kitap verip onu okumaya sevk etmektense en çok merak ettiği meseleyi kendisine buldurup onu etüt ettirmek gerekir.” (Peyami Safa, “On Beş Kaide”, Yeni Mecmua, 1941.)

Hiç kuşkusuz, çocuğun eğitimi üzerinde birincil etki anne babadır. Anne baba, çocuğun ruh ve beden sağlığı bakımından ihtiyacı olan şeylere vâkıf olmalılar. Bu konuda toplumun nüvesini oluşturan anne babaya büyük vazifeler düşmektedir. Her anne baba çocukların kafalarını ve ruhlarını gereksiz bilgilerden korumalı, onların boş uğraşlarla değil ilimle irfanla meşgul olmalarını sağlamalıdır. Peyami Safa’nın romanlarında sıklıkla vurguladığı anne baba; çocuğuna sahip çıkan, onun duygu ve düşüncesini kendine ve topluma yararlı olacak şekilde geliştirmesine yardımcı olan, katı kurallar içinde terbiye etmek yerine sevgi ve şefkatle hakikatleri gösterendir. Her ebeveyn, çocuklarındaki yetenekleri keşfedip onların geliştirilmesi için ortam hazırlamalıdır. Unutulmamalıdır ki ideal nesillerin inşası ailede başlar.