Söyleşi: Mahir KILINÇ
Görev yaptığınız camiyi âdeta çiçeklerle bezeyip seyahat esnasındaki insanlara çok güzel bir durak ve çocuklar için de eğlenceli bir yer hâline dönüştürdünüz. Bu fikir aklınıza nereden geldi, bizimle paylaşır mısınız?
Aslında bu, benim çocukluk hayalimdi diyebilirim. Çünkü din görevlisi bir babanın evladı ve çocukluğu cami avlusunda geçen biri olarak çocukluğumdan bu yana yol kenarlarındaki camilere imrenerek bakardım. “Şu camilerde ben de görev yapsam, imam olsam ve bu camilere gelen insanlara çeşitli ikramlarda bulunsam.” diye hayal ederdim. Sanırım bu hayalimde daha çocukluk yıllarında yaptığımız yolculuklar da etkendi. Sonrasında özellikle ailece yapmış olduğumuz şehirler arası yolculuklar bu hayalimin gerçeğe dönüşmesini tetikledi. Çünkü bu yolculuklarda güzergâh boyunca lavabo ihtiyacımızı karşılayabileceğimiz, namazlarımızı kılabileceğimiz ve çayımızı içebileceğimiz bir ağaç gölgesi arardık fakat ne yazık ki ne temiz bir mescit ne temiz bir lavabo ne de bir ağacın gölgesinde çayımızı içebileceğimiz dinlenme yeri bulabilirdik.
Gel zaman git zaman imam olduktan yıllar sonra da Allah (c.c.), çocukluğumdan beri hayalini kurduğum yol kenarı bir camide görev yapmayı nasip etti. İşte o zaman dedim ki, “Allah (c.c.), bana lütfetti ve böyle bir fırsat çıkardı karşıma.” O günden beri kurduğum hayalleri gerçekleştirmek için cemaatimizin de desteğini alarak büyük bir özveri ve gayretle çalıştım. Böylece görev yaptığım yer, insanların bildiği, özellikle de ailece mola verdiği bir dinlenme yeri hâline geldi. İşte bu görmüş olduğunuz tüm güzellikler, çocukluğumdan beri büyüttüğüm o hayallerimin bir ürünüdür. Bu güzelliği bana yaşatan Rabbime sonsuz şükürler olsun.
İnsanlar seyahatleri esnasında böylesi bir cami ve hizmetle karşılaştığında ne gibi tepkiler veriyorlar?
Hasbelkader buraya ilk defa yolu düşen vatandaşlarımız öncelikle yolun kenarında asılı olan, “Bir Yudum Huzur Bir Yudum Çay” pankartıyla karşılaşıyor. Daha bunun ne anlama geldiğini anlamadan çiçeklerle süslenmiş, tertemiz çevreye ve lavabolara sahip bir camiyi gördüklerine çok şaşırıyorlar. Arabalarından iner inmez başlayan şaşkınlıkla etrafı geziyorlar. Caminin etrafını saran kameriyeleri, lavaboları, çiçekleri, çiçeklerle süslenmiş merdivenleri, caminin içine girdiklerinde gördükleri ikramlıkları tek tek fotoğraflayıp ya da videosunu çekip bunları kendi sosyal medyalarında paylaşıyorlar. Benimle ya da ailemden biriyle karşılaşmışlarsa ilk defa böyle bir cami gördüklerini ve şaşkınlıklarını ifade ediyorlar. Bizimle eğer karşılaşmamışlarsa bunları notlarla bizlere iletiyorlar. Caminin dört bir tarafında ziyaretçilerimizin kâğıtlara yazılmış memnuniyetlerini ve başka isteklerini bildiren notlar görüyordum. Ben de hemen bir mektup köşesi oluşturdum ki insanlar rahatlıkla gönüllerinden geçenleri ve isteklerini dilediğince yazsınlar. Ziyaretçilerimiz şimdi mektup köşemizden mektup yazarak görüşlerini, önerilerini bizimle paylaşıyorlar. Şu ana kadar da yoldan geçen 700’ün üzerinde vatandaşımız bizlere mektup yazmışlar, en güzel dileklerini ve şaşkınlıklarını iletmişler. Birçok sosyal medya haber sitesi, yerel ve yaygın basın camimizle alakalı haber yaptı. Onların ve gelen ziyaretçilerin paylaşımları camimize olan ilgiyi artırdı ve camimiz Tokat’ta gezilecek görülecek mekânlar arasında yerini aldı.
Camiyi hayatın merkezi yapma, insanlara ve özellikle de çocuklara sevimli hâle getirme dışında gerçekleştirmiş olduğunuz faaliyetlerden de kısaca bahsedebilir misiniz?
Din gönüllüsü olarak 17 yıldır hizmet ediyorum. Görevimin ilk yıllarında Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Yazman köyünde görev yapıyordum. Şimdiki sosyal faaliyetlerin temelini asıl oralarda atmaya başlamıştım. Öncelikle oranın fiziki şartlarını iyileştirmeye ve güzelleştirmeye çalıştım, gençlere yönelik faaliyetlerle onlarla diyalog kurmaya başladım. Zaten çalışmalarımla ilgili ilk teşekkür belgesini orada aldım. Sonra Zile’nin Salur köyündeki görevim esnasında caminin bir kenarına masa tenisi kurdum. Ayrıca satranç gibi çocuklarımız ve gençlerimizin ilgisini çekebilecek oyunlarla da çocuklarımızla ve gençlerimizle iletişim kurmaya çalıştım. Camimizin bir bölümünde çocuklarımıza oyunlar oynayabilme imkânı sağladım. Her gittiğim yerde haftada bir gün gençlerimizle çiğ köfte günü yaptım. Günümüzün teknolojik tüm imkânlarını hem kendim kullandım hem de çocukların ve gençlerin kullanmasını sağladım. Hatta bir ara adım teknolojiye olan ilgimden ve kullanımımdan dolayı “The İmam” olarak da anılmaya başladı. Çalışmalarımdaki amacım, çocuklarımızın ve gençlerimizin hem camiyle bağ kurmalarına hem de kendi aralarında kaynaşmalarına vesile olmaya çalışmaktı. Çevre düzenlemesi anlamında ilk uğraşlarımın olduğu cami de Salur köyündeki camidir. Camimizi tıpkı Emirgan Korusu gibi lalelerle süsleyip Türkiye’de örnek bir cami yapmıştık. Burada cenazeyle birlikte gelen ve bir daha kullanılmayan tabutlardan kuş evleri yaptım ve onları camimizin etrafına da yerleştirdim. Hatta rahmetli Zile müftümüz de kuş yuvalarından istemiş, müftülüğümüzün bahçesine de bu kuş evlerinden hediye etmiştim. Şimdi de çevre düzenlemesiyle başladığım faaliyetlerimizle bu camimizde de geliştirdiğim sosyal faaliyetlerle çocuklarımıza, gençlerimize ve yoldan geçen insanımıza ulaşmaya çalışıyorum.
Yapmış olduğunuz bu faaliyetler insanlar nezdinde nasıl karşılanıyor ve bunlar görev noktasında sizi nasıl geliştiriyor?
Yapılan bu tür hizmetler gerek cemaatimiz gerekse dışarıdan gelen misafirlerimiz nezdinde çok hoş karşılanıyor. İnsanlar böyle camilere olan özlemlerini bizimle paylaşıyorlar. “Keşke bütün camiler böyle olsa. Bizler dinlenme tesislerini ve petrol istasyonlarını kullanıyoruz. Ancak bu cami bizim bakış açımızı değiştirdi.” diye yazılı ve sözlü görüşlerini paylaşıyorlar. Özellikle yazılan mektupları cemaatimizle okuyarak varsa bir eksikliğimiz onu gidermeye çalışıyoruz ve yaptığımız hizmetlerin ne kadar yerinde olduğunu, doğru yolda gittiğimizi anlıyoruz. Görevimi yaparken de “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.” anlayışını benimsiyorum. Yaptığımız işi severek yapıyoruz sadece ben değil ailece çoluk çocuk hep beraber bu caminin temizliğinde, bakımında, çevre düzenlemesinde ve birçok eksiğinin giderilmesinde yardımlaşarak çalışıyoruz. Bir teşekkür aldığımız zaman tüm yorgunluğumuz gidiyor.
Din hizmeti görevinizi sürdürürken unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
Unutamadığım pek çok anı var. Yazılan her bir mektup ayrı ayrı unutmayacağım birer anı hüviyetinde. Onlardan kısa kısa anekdotları paylaşayım müsaadenizle. Mektuplardan birinde ayda birkaç kez Tokat’tan geçen bir ailenin çocukları daha valizler hazırlanırken “Giderken o çiçekli camiye uğrayabilir miyiz?” diye babasıyla baştan pazarlık yapıyorlarmış. Caminin içerisinde ikramlıkları, dışarıda da kameriyeleri gören misafirlerden bazıları yemek servisimizin de olup olmadığını sorarak bu kadar hizmet varsa yemek de vardır diye düşündüler herhâlde. Bir başka örnekte de ailelerden biri camimizde ihtiyaçlarını karşılayıp namazlarını da kılıp yola devam edecekken caminin içerisindeki oyun alanında oynayan çocuğuna “Hadi kızım, gidiyoruz artık.” diyor. Kızımız da onlara, “Siz gidin, ben biraz daha oynayacağım, siz beni dönüşte alırsınız.” diye cevap veriyor. Bu ve buna benzer o kadar çok kalbimize dokunan güzel hikâyeleri ya okuyor ya da onlara bizzat şahit oluyoruz. İnsanların, özellikle de çocukların kalbinde güzel bir yer bırakmak, onların hatıralarında yer almak bizleri ziyadesiyle mutlu ediyor.
Sizin gibi din hizmetinde bulunan din gönüllüsü meslektaşlarınıza neler tavsiye edersiniz?
Camimizde yapmış olduğum çalışmalara benzer birçok arkadaşımız da farklı çalışmalar yapıyorlardır elbette. Görev yaptığım diğer camilerden ve özellikle de Taşlıçiftlik Camii’nden edindiğim tecrübelerimden yola çıkarak naçizane şunları söylemek isterim. Taşlıçiftlik Camii’ne bırakılan yüzlerce mektupta yer alan ve buraya uğrayan insanların dilek ve önerilerinde hep temiz cami vurgusu söz konusu. İnsanlar başta lavaboların ve caminin temiz olmasını istiyorlar. Özellikle de yolculuk yapan insanlar, mola verdikleri yerde tertemiz bir ortamda namaz kılabilecekleri, bahçesinde rahat bir nefes alabilecekleri ve mümkünse bir bardak çay içebilecekleri bir yer arıyorlar. Böyle bir yerin de özellikle cami olması, din hizmetinde bulunan insanlar için çok önemli. İnsanlar için bir zorluk olan yolculuk anında onlara uzanan bir el olabilmemiz onların duygu dünyasında çok güzel bir yer edinmemize vesile oluyor. Özellikle de yol üzerindeki camilerimizi bu hâle dönüştürebilmek çok zor olmasa gerek. Camilerimizin bir bölümünü çocuklara ayırıp onlar için bir köşe yapabiliriz. Birkaç çiçek, bir masa, dört sandalye ve küçük bir su ısıtıcısı ile insanların kalplerine girebiliriz. Yeter ki yaptığımız işi severek yapalım. Din görevini belli bir eğitim alan herkes yapabilir. Ancak bizim amacımız “din gönüllüsü” olmaya gayret etmek olmalıdır.
Öz Geçmiş
Mustafa Çakırtaş, 1982 yılında Tokat ilinin Başçiftlik ilçesinde doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle ilkokul döneminden evleninceye kadar Konya’da ikamet etti. İmam hatiplik görevine 2007 yılında Şırnak’ın İdil ilçesinin Yazman köyünde başladı. Buradaki görevi sonrası 2009 yılında Tokat’ın Salur köyüne, akabinde 2015 yılında da Tokat’ın Çamaltı köyüne tayin oldu. Bu köydeki görevini de 2020 yılına kadar sürdürdükten sonra hâlihazırda görevde bulunduğu Tokat’ın Taşlıçiftlik köyündeki Taşlıçiftlik Fatih Camii’ne tayin olan Çakırtaş, aynı zamanda da Gaziosmanpaşa Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde lisansını tamamladı. Mustafa Çakırtaş, evli ve üç çocuk babasıdır.