Geçerken

Geçerken

Nisan-2026

TEMAŞA

Zübeyde Andıç

Sürmene Memiş Ağa Konağı

Sürmene’nin hırçın dalgalarına tepeden bakan noktaya 1856 yılında, on yıl öncesinde yüzbaşı rütbesiyle ödüllendirilerek silahlı kuvvetlere katılan Hacı Yakupoğlu Memiş Ağa tarafından “güç nişanesi” olarak yaptırıldım. Sırtımı Karadeniz’in yeşiline yaslayıp bakışlarımı Karadeniz’in sonsuz koyu maviliğine çevirdim. Taş ve ahşabın şahitliğinde yaklaşık iki yüz yıldır dimdik ayakta beklerim.

Ahşap gövdemin zarafetini tamamlayan kesme taşlarıma bakıldığında yalnızca bir konak olmadığım kolaylıkla anlaşılır. Penceresiz taş duvarlarla örülü zindanlarım toprağıma göz dikenlere karşı gücümü, ahşap oymalarla bezeli konağım Karadeniz insanına özgü yumuşak kalbimi temsil eder. Karadeniz’e has “göz dolma” tekniğiyle örülmüş duvarlarımdan hem nefes alır hem de sert fırtınalar karşısında esneyerek ayakta kalırım. Zemin katımda bulunan üç kapının ikisi doğu ve batı yönünde karşılıklı olarak birbirine açılırken kuzey kapım denize bakar. Selamlık, aşhane ve ocaklık bölümlerim bu katta bulunur. Üst kattaki denize bakan odalarımda sofralar kurdum, misafirler ağırladım. Mimari yapımın zarafetine hayran kalanları, kestane ağacından oyulmuş ahşap tavanlı odalarımda gezdirir; bir zamanlar burada yaşayanların inceliklerini, desenlerimin diliyle bir bir anlatırım.


Geçerken

Geçerken

Mart-2026

TEMAŞA

Misafir Taşları

Malatya’nın kalbi Battalgazi’de, sırtını evlere yaslamış küçük bir caminin duvar dibindeki on iki taştan biriyim. Kimler geldi geçti bu topraklardan, kimler gönül sofrasında ağırlandı, uğurlandı, bilirim ama bizi buraya kim yerleştirdi bilemem. Gönlü de sofrası da açık insanlarla dolu bu topraklarda tek bir kişinin adını söyleyemem. Battal Gazi’nin izinden gidip cömertliğinden feyzalanların dilindeki duayı, sofrasındaki bereketi kalbimin üstünde taşır; duvarlarında Süleyman mührü taşıyan Toptaş Camii’nin gölgesinde asırlardır misafirlerimi beklerim. Kayısı çiçeklerinin kokusuyla belenen baharlar da gördüm, taş duvarları çatlatan kışlar da. Yağmurlar yağdı, yılmadım. Karlar yağdı, üşümedim. Depremler oldu, parçalanmadım. İnancın saflığıyla iyiliğin ve merhametin sıcak karnında var oldum. Ne çok gariban umutlandı göğsümde, ne çok kervan gölgesi düştü üstüme. Başını sokacak dulda, karnını doyuracak bir lokma ekmek arayanlara, yolda kalanlara, yola düşenlere varlığımla güç verdim. Merhameti çok, gönlü yüce insanlar; üstüme oturanları baş tacı edip misafir etti hanelerinde. Sofralar kurdu, döşekler serdi onlara. “Misafir, Allah’ın emanetidir.” düsturunun, Halil İbrahim sofrasının Anadolu’daki şahidiyim ben.


Topuğuna Çıkmayan Suyu Deniz Sanırsın Sen Katreyi Geçmeden Ummanı Arzularsın.

Topuğuna Çıkmayan Suyu Deniz Sanırsın Sen Katreyi Geçmeden Ummanı Arzularsın.

Şubat-2026

TEMAŞA

 Adana Saat Kulesi
 Geçip giden zamanın ayak seslerini şehrin meydanlarından duymayı hak eden herkes için Sultan Abdulhamit Han’ın emriyle yaptırılmış saat kulelerinden biriyim. Adana valisi şair Ziya Paşa’nın emriyle 1879 yılında yapımıma başlandı, 1882 yılında Vali Abidin Paşa tarafından tamamlandım. Mezopotamya ile Anadolu’yu, dünyanın doğusu ile batısını birbirine bağlayan bir köprü vazifesi gören Adana’nın Seyhan ilçesindeki tarihî bedestene yakın bir konumda inşa edildim. Anadolu’da farklı şehirlere yaptırılan emsallerimle aramdaki fark, Seyhan Irmağı’nın beslediği bereketli topraklara sahip şehri, otuz iki metre yükseklikten selamlamamdır. İçeriden yüz on basamakla çıkılan köşk kısmımda bulunan ve zamanı aksatmamak için haftada bir kurulan büyük saatimin sesi, ovanın dört bir yanına yayılır. Sekiz metre genişliğinde, otuz iki metre yüksekliğinde olan gövdem küçük, dikdörtgen tuğlalarla örülüdür. En üstte bulunan baldeken bölümümdeki saat kadrajlı dört penceremden yarım saat aralıklarla ve her saat başında şehrin sesini bastıran sesim duyulur. Yüz kırk dört yıldır zaman hiç durmaz bende. Yılların tanıklıklarının izlerini taş duvarlarımda saklarım.



Gizlerini Saklarsın İçinde Yorulmadan Ey Deniz, Nerede Senin İç Hazinelerin?

Gizlerini Saklarsın İçinde Yorulmadan Ey Deniz, Nerede Senin İç Hazinelerin?

Ocak-2026

TEMAŞA

Sultan III. Ahmet Meydan Çeşmesi ve Sebili
Sultan III. Ahmet tarafından 1728 yılında deniz kenarına yaptırıldım. Daha sonra Topkapı Sarayı’nın giriş kapısı önündeki meydana taşındım. Türk su mimarisinin şaheserleri arasında sayılan ve iç kısmımda sekizgen bir su haznesi bulunan gövdem; ortasındaki beş kubbeli, kurşun kaplamalı ve dört yana meyilli bir çatıyla örtülmüştür. Geniş saçağım, kabartma ve kalem işi motiflerle bezelidir. Dört yüzlü bir meydan çeşmesi olarak tasarlanan yapımın her bir yüzüne Şair Vehbi’nin III. Ahmet ve Sadrazam İbrahim Paşa için söylediği kaside talik hatla yazılmıştır. Ayasofya’ya bakan cephemde III. Ahmet’in kaleme aldığı ve yine onun tarafından tek satır hâlinde celi sülüs hatla yazılı beyit vardır. Renkli mermer ve çiniler kullanılarak denge, estetik ve simetrinin hâkim olduğu bir biçimde inşa edilen gövdem; palmet, mukarnas, kıvrık dallar, çiçekler, madalyon, şemse, rumi tasarımlar ve panolar hâlinde yan yana sıralanmış yoğun işlemelerle eşsiz bir güzellik taşır. Küçük bir su köşkünü andıran yapım, Lale Devri’nin özelliklerini yansıtması ve Avrupa etkisini taşıyan ilk yapı olması nedeniyle benzersizdir.



Diyanet Geçerken Dergisi

Diyanet Geçerken Dergisi

Aralık-2025

Erzurum Çifte Minareli Medrese

13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad’ın kızı Hüdavent Hatun tarafından Erzurum Ulu Camii bitişiğindeki alana Erzurum Kalesi ve Saat Kulesi ile karşı karşıya gelecek şekilde yaptırıldım. Hüdavent Hatun yaptırdığı için Hatuniye Medresesi olarak da anılırım. Kümbetim, Erzurum’da bulunan kümbetlerin en büyüğüdür. Usta çırak ilişkisini yansıtan yirmi altı metre yüksekliğindeki iki minaremden dolayı Çifte Minareli Medrese olarak anılırım. İki katlı yapımda dört eyvan, otuz altı oda ve bir cami vardır. Bu sebepledir ki Anadolu’daki açık avlulu medreselerin en büyüğü benim. Kuzey cephedeki taç kapımın iki yanında yükselen minarelerim, tuğla ve mozaik çinilerle bezelidir ve üzerlerine Allah, Muhammed ve dört büyük halifenin isimleri işlenmiştir. Geometrik yapımdaki en önemli detaylar; Selçuklu mimarisindeki taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri kabul edilen taç kapımı kaplayan bitki süslemeleriyle beraber ejder, hayat ağacı ve çift başlı kartal motiflerinde saklıdır. Altı ayı kış altı ayı bahar olan Erzurum’da taşa işlenmiş hayat ağacı ve kartal motiflerimle geçmişten geleceğe pencereler açarım.


Dergiler

66 dergi listelendi.

Geçerken
Geçerken
Topuğuna Çıkmayan Suyu Deniz Sanırsın Sen Katreyi Geçmeden Ummanı Arzularsın.
Gizlerini Saklarsın İçinde Yorulmadan Ey Deniz, Nerede Senin İç Hazinelerin?
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Geçerken
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi
Diyanet Geçerken Dergisi