Prof. Dr. İsmail Lütfi ÇAKAN:
“İrşad faaliyetleri genele yönelik ve kapsayıcı olmalıdır.”

Söyleşi: Mahir KILINÇ

Efendim, malumunuz Diyanet İşleri Başkanlığımız “Mevlid-i Nebi, Camiler ve Din Görevlileri Haftası”nın temasını “Hz. Peygamber, Cami ve İrşad” olarak belirledi. Biz de temaya uygun olarak sizinle söyleşide bulunmak istedik. Öncelikle konuya yönelik kısa bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Allah Teâlâ’ya hamdüsenâ; Hz. Peygamber’e salâtüselâm; âl ve ashabına ve onların yoluna güzelce tabi olanlara saygı ve ihtiram ile sözlerime başlarım.

Doğrusunu söylemek gerekirse İslam’da alternatifi olmayan üç temel kavramdan oluşan “peygamber, cami ve irşad” kelimeleri arasında bendeniz şöyle bir birliktelik olduğunu düşünmekteyim. Bu üç kelimeden hangisi önce söylenirse söylensin, diğerlerini çağrıştırır. Aralarında böylesi bir yapısal özellik bulunmaktadır. Yani bu üç değerimiz, birbirinin olmazsa olmazıdır.

Başkanlık bu başlığı seçmekle din ve medeniyetimizi “kurucu, kurum ve işlev” bakımından tam anlamıyla kapsayıcı bir konu belirlemiştir. Bu seçim, güne, gündeme uygunluk bakımından da oldukça isabetli olmuştur.

Şunu söylemek istiyorum. Başkanlık bu seçimiyle mevzuat kayıtları ve sınırlarının ötesinde, kendi özgün varoluş sebebinin, hizmet alanının, yöntem ve sorumluluğunun değerlendirilmesine kapı aralamış olmaktadır. Bu açılımı takdirle karşıladığımı ifade etmek isterim. Ayrıca, “kurumsal özeleştiri” imkânı da diyebileceğimiz bu açılım ve teşebbüsten önümüzdeki yıllarda uygulamaya yansıyacak olumlu sonuçların ortaya çıkmasını da canıgönülden temenni ederim.

Sizin ifadenizle konu madem birbirini çağrıştıran üç temel kavramdan oluşuyor. Biz de son kavramdan başlamak suretiyle sormaya devam edelim. Müslümanların önünde toplumsal bir ödev ve temel kavramlardan biri olarak duran irşad, hangi kavramlarla yakınlık içerisindedir ve İslam açısından neden önemlidir?

İrşad, temel ya da merkez bir kavram olarak tebliğ, davet, talim, tezkiye, tavsiye, öğüt, vaaz, mevize, emir bi’l-ma’ruf nehiy ani’l-münker gibi işlevleri de şu veya bu ölçüde kapsar. Bu sebeple de bir anlamda “İslam’ın ağzı” niteliğine ve önemine sahiptir.

Bildiğiniz gibi biz irşadı hemen hemen her defasında ya tebliğ ya da davet terimi ile birlikte “tebliğ ve irşad” veya “davet ve irşad” diye kullanırız.

Özde aynı olmakla birlikte hedef kitle açısından tebliğ/davet ve irşad arasında bir farklılık da bulunmaktadır. Şöyle ki tebliğ, “İslam’ı insana ulaştırmak” anlamında ümmet-i dâvet’e yani henüz Müslüman olmamış kimselere yönelik imrendirme amaçlı bir irşaddır. İrşad ise ümmet-i icabet’e yani Müslümanlara yönelik bilgilendirme ve bilinçlendirme amaçlı bir tebliğdir.

Tebliğ, Hz. Peygamber’in elçilik görevinin sonucu olarak aldığı vahyi mükelleflere aynen duyurma/iletme görevidir. İrşad ise Peygamber Efendimizin inananlara tebliğ ettiklerini beyan/açıklama (yorumlama ve gerektiğinde uygulama) yetkisinin sonucudur. Hz. Peygamber’in işlevsel konumu, bu iki temel terim çerçevesinde ilahi iradenin beşerî zeminde temsilciliği demektir. Sünnet, Peygamber Efendimizin temsilciliğinin kurumsal adı; hadis-i şerifler de bu temsilciliğin yazılı bilgi ve belgeleridir.

İrşad kavramının kapsamı üzerine şöyle bir özet tespitte bulunmak da mümkündür:

Kitap, irşad kaynağı, hidayet rehberi; sünnet, irşad yol ve yöntemi/usulü; risalet, irşad kurumu; peygamberler, irşad kurmayları; din görevlileri, irşad kadrosu; cami, irşad merkezi; ezan, irşad özü-özeti; kainat, irşad görseli; hayat, irşad sahnesi.

İrşad faaliyeti, zaman ve mekân sınırı olmaksızın icra edilebilecek bir eylem olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte tebliğ denildiğinde doğal olarak mabetler akıllara gelmektedir. İslam tarihi özelinde; irşad ve cami arasındaki ilişkinin seyrine yönelik neler söylemek istersiniz?

Dinin temel kurumu camidir. Caminin fonksiyonları ise ibadet, ilim, zikir ve irşad diye özetlenebilir. Bizim medeniyetimizde topluma yönelik dinî ve insani hizmetlerin merkezi camidir. Bu konum, İslam ile sınırlıdır. Coğrafi ya da tarihî yani mekânsal veya zamansal başkaca bir sınır söz konusu değildir.

Mekke Döneminde İslam irşadı, Kâbe merkezli başlamış, insan gruplarının olduğu her yerde, panayır ve çarşılarda devam etmiş, şartlar gereği geçici olarak belli yerlere çekilmiştir. Hicretten sonra Medine’de Mescid-i Nebevi merkezli olarak mabet, mektep, yönetim, irşad, cihat işlevlerinin her türünü kapsayacak şekilde kendisini göstermiş ve İslam medeniyetinin kuruluşunu gerçekleştirmiştir.

Netice itibarıyla bizim medeniyetimiz mabet merkezli ilim medeniyeti olarak tarihteki yerini almıştır. Bu sebeple İslam’da irşad, tekke dergâh ve ocak merkezli olmaktan ziyade, mabet mektep ve sokak/hayat merkezlidir.

Şunu demek istiyorum, kamunun irşadı ya da genel irşad önderleri cami merkezli çalışmış, bir başka ifade ile camiler, şeyhu’l-irşadların yani mürşid-i umûmilerin; tekke ve dergâhlar ağırlıklı olarak şeyhu’l-evradların çalışma alanı olmuştur.

Bu sebeple irşadı camiden ve peygamber uygulaması çerçevesinden hiçbir gerekçe ile ayrı düşünmek ve ayırmaya çalışmak doğru değildir.

Bunun tabii bir sonucu olarak da cami merkezli hizmet veren din görevlilerinin bu ana irşad kurumu ve işlevinin özellik ve gereğine uygun bir yetişmişlik ve kıvamda bulunmaları gerekmektedir. Onların varoluş sebepleri, söylem ve eylem olarak toplumu dinî yönden aydınlatmaktır.

“Ey Peygamber! Biz seni gerçeğin bir temsilcisi, bir müjdeci ve uyarıcı, herkesi Allah’ın izniyle O’na çağıran ve ışık saçan bir kandil konumunda gönderdik.” (Ahzab, 33/45-46.) ayetlerinden hareketle Peygamber Efendimize verilen bu kutsal görevden biz Müslümanlar kendimize hangi ders ve ödevleri çıkarmalıyız?

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) işlevsel konumu ile ilgili bu ve diğer bazı ayet-i kerimelerde, genelde tüm Müslümanların özelde din görevlilerinin örnek alması gereken özellikleri Yüce Rabbimiz tarafından bildirilmiş bulunmaktadır. Onun irşad/aydınlatma/ışık kaynağı olma özünde birleşen, mübelliğ, müzekki, muallim, Allah’a çağıran, çağrısıyla uyumlu güzel işler yapan ve “Ben Müslümanlardanım.” diye duruşunu ortaya koyan, âlemlere rahmet, müminlerin sıkıntıya düşmesi kendisine ağır gelen, inananlara düşkün, insanların iman etmesini canıgönülden arzu eden, en güzel hayat örneği olduğu bu özellik ve güzelliklerin başında gelmektedir. Bu ve bunlara eklenebilecek özelliklerin odak noktası onun şahit/gerçeğin temsilcisi, müjde ve uyarıları ile irşad ve aydınlatma kaynağı olduğudur. “Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” hadisi gereğince, ayet-i kerimede sayılan niteliklerin bir şekilde ve tabii mümkün olduğunca elde edilip uygulamaya intikal ettirilmesi din hizmeti veren kadroların en önde gelen görev ve sorumluluğudur. Buna -tabir caizse- Hz. Peygamber’i işlevsel açıdan çoğaltmak diyebiliriz. Görev de ders de şeref de işte bu noktadadır diye düşünüyorum.

Hayber Kalesi’nin kuşatılması esnasında Hz. Ali’nin, “Hayber Yahudileriyle bizim gibi Müslüman oluncaya kadar savaşalım mı?” sözü üzerine Peygamber Efendimiz, “Acele etme ey Ali! Hayber toprağına sükûnetle gir, sonra onları İslam’a davet et. Şunu bil ki tek bir kişinin senin irşadınla Müslüman olması, en değerli ganimet olan kızıl develerin sana verilmesinden hayırlıdır.” buyurmuştu. (Buhari, Cihad, 102.) Bu hadis-i şerifin günümüze mesajı hakkında neler söylersiniz?

Bu olay, tüm aydınlatma etkinliklerinin yanında irşadın kapsamında bulunan ve “din binasının doruğu” olan cephe cihad’ının da imhaya/yok etmeye değil, ihyaya/ yaşatmaya yönelik olduğunu tespit ve ilan etmektedir.

Olay iki yönden dikkat çekicidir: Birincisi, tebliğ ve irşadda, belde ve ülke fethetmenin değil, kalp ve gönül kazanmanın esas olduğunu göstermektedir. “Fütuhu’l kulûb fütuhu’l-büldan’dan önceliklidir.” kuralını ortaya koymaktadır. Yani kazanılan, İslam’a açılan her kalbi bir ülke kabul etmek gerektiğine dikkat çekmektedir.

İkincisi, tebliğ ve irşadda silahlı mücadele de vardır. Ancak bu, tıptaki cerrahi müdahale gibi -son kertede yine irşad ve yaşatmak amaçlı olmak üzere- meşrudur. Dikkat edilirse Hayber Kalesi kuşatması esnasında, yani fiilî cihad eyleminde iken Hz. Peygamber, davet ve irşadın ve bu yolla bir gönül kazanmanın, dünya nimetlerine sahip olmaktan daha değerli olduğunu bildirmektedir. Bu, silahlı silahsız, söylem eylem olarak tüm ilâ-yı kelimetullah gayretlerinin asıl hedefinin kalpleri İslam ile aydınlatmak olduğunu ana ilke olarak ilan etmek demektir. Bu da bizim medeniyetimizin tabiiliğinin ve ayrıcalığının göstergesidir.

Tarihin seyri içerisinde insanların yaşam koşulları, algıları ve ilgileri değişti. Değişmeye de devam ediyor. Bu değişimden hareketle günümüz toplumuna hitap edenlerin irşad usullerinde nelere dikkat etmesi gerekmektedir?

Toplum dün de değişkendi bugün de değişmektedir. Yarın da belki daha hızlı ve karmaşık olarak değişecektir. İnsanların iletişim kurma araç ve yolları da çeşitlenecektir. Gerçek ve sanal dünyada baş döndürücü gelişim ve dönüşümler içinde yol ve yön tayini sıkıntısı çeken birey ve toplumlara yönelik en etkili irşad, “temsilî tebliğ” yani eskilerin “hâl dili” dedikleri yolla yapılabilir. Biz buna söylem eylem birlikteliği, örnek olma yöntemi de diyebiliriz. Güzeli, doğruyu, hakkı bireysel hayatımızda canlandırabildiğimiz ölçüde etkili olacağımızı unutmamak gerekmektedir. Özgün ifadeyle “üsve-i hasene”, numûne-i imtisâl olmak, her dönem ve yörede geçerli ve etkili irşad yoludur. Güzeli örneklendirmek, çirkini tanıtmak için yetecektir.

Modern dönemlerde irşad faaliyetlerinin toplumun değişim ve dönüşümüne katkısı yadsınamaz bir gerçek. Cami merkezli irşad faaliyetlerinin toplumsal dokumuza ne gibi katkıları olmaktadır?

Cami, toplumun her kesimine ayrım yapmaksızın açıktır. Oradaki irşad etkinlikleri de genele yönelik ve kapsayıcı olmak durumundadır. Böyle bir uygulama, farklı sebeplerle gündelik hayatında şu veya bu ölçüde başkalaşmış toplum bireylerinin duygu ve düşünce olarak dinginleşmesine, davranış olarak da birleşip bütünleşmesine vesile olacaktır. Allah’ın kulları, Allah’ın evi camide kendini bulacak diğer kullara da Yaradan’dan ötürü saygı duyup yakınlaşacaktır.

Cami içi irşad faaliyetlerinde en önemli nokta, iman birliğinin toplumda vahdet bilincini diriltici irşad, telkin ve uyarılarda bulunmaktır.

Bilginin nicelik olarak çoğaldığı, yaygınlaştığı günümüz dünyasında sahih dinî bilginin de önemi aynı oranda arttı. Bu noktada başta camilerimizde olmak üzere, toplumun her kesimine yönelik görev yapan din görevlilerimize ve irşad gönüllülerine neler söylemek istersiniz, hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Unutulmamalıdır ki Peygamber Efendimiz (s.a.s.), tebliğ ve irşad faaliyetlerinde kurum olarak Mescid-i Nebi’yi kullanmıştır. Bu sebeple İslam medeniyeti ve ümmeti de cami merkezli bir medeniyet ve toplum olarak tarihteki yerini almıştır. Bir millet ya da ümmetin başlangıcı ne ile vucüt bulmuş ve başarılı olmuşsa sonu da aynı şeyin güncellenmiş uygulamalarıyla irşad ve ıslah edilip varlığını ve hizmetini sürdürebilir. Bu tarihî ve sosyal gerçek, İslam toplumunda cami merkezli irşad faaliyetlerinin ve din görevlilerinin olmazsa olmaz niteliğini belgelemektedir. Bir başka anlatımla bu gerçek, günün irşad faaliyetlerinin merkezinde şeyhu’l-irşad ya da mürşid-i umumi niteliğine sahip ilmî ve irfani yetişmişliği yerinde elemanların bulunması gereğini gündeme getirmektedir. Daha açık bir ifade ile söylemek gerekirse Resul-i Ekrem’den başlamak üzere İslam’da irşad, cami, mektep ve sokak/hayat merkezli yürütülmüştür. Bunun din hizmetleri bağlamında anlatımı, “mürşit din görevlileri” diye ifade edilebilir.

Bu tanım, camilerin ibadet ve ilim-irşad merkezi olma özelliğinin öne çıkarılması demektir. Günümüz, devlet memuru ve mesai sorumlusu din görevlisinden daha çok ilim irşad uzmanı, peygamber vârisi din görevlisi ya da gönüllüsü yetkin elemanlara ihtiyaç duymaktadır.

Müsaadenizle burada bir ümit ve temennimi de ifade etmek isterim. Haseki Eğitim Merkezleri tecrübesinden hareketle Diyanet Akademisi imkânlarını bir tür irşad enstitüsü işlevine sahip kılmak bu noktadaki ihtiyacı karşılamak bakımından Başkanlık için iyi bir fırsattır.

Mevcut duruma yönelik olarak da şu noktalara dikkat çekmek yerinde olacaktır:

Dinimizin temel kurumu olan camiyi, kendine has özellik ve kutsallığına halel getirecek tavır ve davranışlardan uzak tutmak en başta gelen hassasiyet olmalıdır.

Camide icra edilen görev imamet, hitabet, kıraat her ne ise, onu ihlas ile hakkını vererek mümkün olan en üst seviyede gerçekleştirme gayreti içinde olunmalıdır. Bu noktada gösterilecek titizlik, cemaate dinî görev ve mekânları ciddiye alma fikrini telkin edecektir.

Cami cemaatinin, cemaat edeplerini içine sindirmiş bir kıvama gelmesine özel önem verilmeli; camiye giriş çıkışların olgun ve medeni mümin davranışlarını yansıtması sağlanmalıdır.

Camilerin çarşı-pazar yeri hâline gelmesine kesinlikle sebep olunmamalı ve izin verilmemelidir. Sosyal medya tutkusunun camiye taşınmaması, camide camiyi yaşamak gerektiği öğretilmelidir.

Bilgi, gönül ve üslup olarak cemaate kalite ve kıvam bakımından örnek ve önder olunmalıdır.

Bu zor ve soylu görevde din görevlilerimize başarı dileklerimle sözlerime son veririm.

ÖZ GEÇMİŞ

Prof. Dr. İsmail L. Çakan, 1945 yılında Samsun’un Ladik ilçesinin Küçükkızoğlu köyünde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra hafızlığını ikmal etti. 1966’da Kayseri İmam Hatip Lisesini, 1970’te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü bitirdi. 1977’ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. 5 Aralık 1977’de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne hadis asistanı oldu. 1982 yılında Erzurum İslami İlimler Fakültesine sunduğu “Muhtelifu’l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları” adlı teziyle doktor unvanı, 1987’de doçent, 1993’te de profesör unvanını aldı. 1994-1997 öğretim yıllarında Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulunan Çakan, 05.03.2012 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

Hadis ilmi ile ilgili 15 kitabının dışında dinî konularda yayımlanmış eserlerinden bazıları şunlardır:

Hakkı Tavsiye Metod ve Vasıtaları, Dinî Hitabet, Kur’an’ı Kerim’e Göre Peygamberler ve Tevhid Mücadelesi (M. Solmaz ile birlikte),Müslümanca Yaşamak, Sırat-ı Müstakim ve Yolcuları, Hurafeler ve Bâtıl İnanışlar, Ümmet Gerçeği, İslami Yapılanmada Siret ve Sünnet, Dindarlık Dinde Olanı Yaşamaktır, Sahâbe kıvamı, Kur’an’ın Müminlere Diriliş Çağrısı, Olay ve Ölçü Olarak Hicret, Ben Müslümanlardanım, Son İnci, Ashabının Dilinden Peygamberimiz.