DİVAN ŞİİRİNDE AHLAKİ DEĞERLERİMİZ: İHSAN

Dr. Halil İbrahim HAKSEVER
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Ömr-i bekâ diler isen ihsân yolın gözet

Çün kalur âdemîlığ u âdem gelür gider

(Şeyhî)

Dilimizde yaygın bir kullanıma sahip olan ihsan terimi, Kur’an-ı Kerim’de önemi çokça vurgulanan bir kelimedir. Güzellik anlamındaki “hüsn” kökünden türemiş olan ihsan, “iyilik etmek, bir işi en güzel şekilde yapmak, Allah’a, O’nu görür gibi ibadet etmek” manalarıyla dinî literatürde yer alır. (M. Çağrıcı, DİA, C. 21, s. 544.) Kelimenin hem insana hem de Cenab-ı Hakk’a nispeti vardır. İhsan, Allah’a nispet edildiğinde O’nun lütufkârlığı, kullarına merhameti, en güzel şekilde yaratması kastedilirken kul açısından düşünüldüğünde, Yaratıcı’ya karşı en derin saygı ve kulluk duygusu anlamının yanında, insanın bir işi güzel yapması, herkese karşı güzel ve iyi davranışlarda bulunması manalarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de “takva” kavramıyla da ilişkisi belirtilen kelime, Peygamber Efendimizin mübarek sözlerinde “doğruluk ve güzellik” anlamıyla da kullanılır. Onun, “Allah’ım, yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzel yap!” duası (Müsned I, 403.) buna örnektir. Ayetlerde, muhsin sıfatlı kulların taşıdığı erdemler arasında “öfkeyi yenme, affetme, sabır, aşırılıktan kaçınma, cesaret, kararlılık” özelliklerinin sayılması, kelimenin mana genişliğini gösterir. Kutsal kitabımızda bize öğretilen dualar arasında yer alan “hasene” (Bakara, 2/201.) kelimesi ihsan ile aynı kökten olup “iyilik, güzellik” manalarına gelir. Bu iki kelime âdeta ikiz gibi dilimizde de çok kullanılmakta olup anlamları birbirleriyle gayet uyumludur.

Şiire yansıyan ihsan

Şiirlerinde “doğru ve güzel” olanı yansıtmaya çalışan şairler ihsan kavramına da iltifat etmişler, beyitleriyle bu kelimeye sürüm kazandırmışlardır. Kelimenin zımnında mündemiç bulunan “iyilik etmek, işi güzel ve düzgün yapmak” manalarını genişçe yorumlayarak “lütuf, kerem, mürüvvet, cûd” gibi iyilikte (maruf) buluşan daha pek çok kavramı “muhsince” ifade eden şairler, iyi ve güzel olan her şeyi okuyucunun beğenisine sunmuşlar, bu çerçevede sayısız beyitler kaleme almışlardır. Sınırını İslam ahlakının belirlediği ne kadar güzel davranış varsa klasik şiirimizde yankı bulmuş, olması gerekenler tavsiye edilirken bazen de yapılmaması gerekenler işaret edilmiştir. Üstat Fuzuli, kişi edepsiz olduktan sonra hangi soya ait ve hangi konumda bulunursa bulunsun mesut olmayacağını, davranışları güzel olanın ihsana erişeceğini söylerken ne kadar haklıdır:

Hâh seyyid hâh âmî kâm bulmaz bî-edeb

Fi‘li müstahsen olan müstevcib-i ihsân olur

Serlevhada görünen beytinde şair, ebedî hayat isteyenin güzelce iyilik etmesini salık verirken Âdemoğlunun öleceğini, ama geride “adamlığın” kalacağını veciz bir şekilde belirtmiştir.

Şairler bu manayı vurgulamak üzere cömertlik erdemine değinir, iyilik/ihsan sahibi olanları övüp bu vasfıyla meşhur olan şahsiyetleri de referans gösterirler. “Hatem gibi cömert ve üstün karakterli olanların bereket rüzgârı ölü kalpleri bile diriltir.” diyen şair bir gerçeği dile getirmektedir:

Kerîmüt-tab‘ u âlî-fıtrat u Hâtem-tabî‘at kim

Nesîm-i feyz-ı cûdından olur dil-mürdeler ihyâ (Fehim-i Kadim)

Feyz kelimesinden cömertlik manasını süzen bir şairimiz de nisan bulutu benzetmesiyle iyilik ve ikramların özel kişilere mahsus olmamasını, güneş ışığı gibi bütün cihana şamil olmasını tavsiye eder. Bu da “ahsenül-ihsan” olmalı:

Ebr-i nîsân gibi feyzin olmasın mahsûsa hâs

Pertev-i ihsân ile mihr ol cihâna şâmil ol (Ragıb Paşa)

Divan şairleri, düşünceyi güzel beyan etmede âdeta yarışırlar, manaya zenginlik katmak için başkalarının söylemediğini bulup ifadeye dökmeye çalışırlardı. Böylelikle onlar ortak sanat anlayışına katkıda bulunmuş, değişik açılardan farklı duygu, yorum ve düşünceye pencere açmışlardır. Kişinin adamlık derecesini, etrafına saçtığı pertev (ışık, fayda, hayır) ile ölçen şair, buna bir örnek sayılabilir. Dolunay gibi herkese ve her yere aynı ışığı (faydayı, güzelliği) yaymak, şaire göre yüksek bir meziyettir:

Pertevinden bilinir meh gibi şöhret bulanın

Anlarız rütbesini çarhda âdem olanın (Haşmet)

Kişinin yaptığı iyilik karşısında bir şey beklememesi de tam bir muhsin sıfatıdır. Kâmil ahlak sahipleri böyle yapmışlar, kimlere ihsan ettiklerini bilmek istememişler; şairler de böyle ideal davranışları tavsiye etmişlerdir. “Ey sevgili şu ağlayan gözümün yaşlarını dindir de bana gölge ol. Sen iyilik yap denize at (Balık bilmezse Hâlık bilir).” anlamındaki beyit, atasözüyle de bezenmiş bir ihsan davetiyesidir:

Çeşm-i giryâna gel ey nahl-i dil-ârâ sâye sal

Bu meseldür iyliği sen eyle de deryâya sal (Haleti)

İyilik ve ihsan, her zaman maddi bir varlığı gerektirmez. İnsan hayır işlemek istediğinde, gönlü kırıkların (hele de dervişlerin) gönlünü onarıp yaralarına bir şekilde merhem olması nihayetsiz sevap yerine geçer. Şairler tam da bunu tavsiye etmişler:

Merhem olmağa çalış zahmına dil-rîşlerün

Dil-i vîrânın yap lütfile dervîşlerin (Nabi)

Eger hayr ise maksûdun gönül yap dest-i lütfunla

Sevâb-ı bî-nihâyetdür amîmü’l-hayrdur hayrı (Râmi Paşa)

Şairlerin iyi ve güzel olanı nazara verdikleri beyitlerinin yanında ihsana uymayan nahoş davranışlardan sakındırdıkları (nehy-i anil-münker) sözleri de çoktur. Onlar ihsanı teşvik ederken “muhsin” olmayan şeylere de dikkat çekmişler, âdeta toplumu uyarıcı, doğruya yönlendirici bir misyon ifa etmişlerdir.

Mertlik duygusunu ihsan erdemi şeklinde değerlendiren şair, mürüvvetli kişilerin, mücadelede zafer kazandığı düşmanının mağlubiyetinden bile mutluluk duymayacağını söylemiş; zaten yendiği kişiden intikam almayacağını belirterek yüksek bir ahlaki inceliğe dikkat çekmiştir. Gerçekten yiğit olanlar böyle davranır dercesine:

Muzaffer vakt-i fırsatta adûdan intikâm almaz

Mürüvvetmend olan nâ-kâmi-i düşmenle kâm almaz (Ragıb Paşa)

Şu dünyada zarif olmayı tarif eden hanım şair, dostlarını (ve hiç kimseyi) incitmemek gerektiğini söylerken zarafetin bu olduğunu doğru bir şekilde tespit etmiştir. Muhsin böyle kişilere dense gerek:

İncitme sen ahbâbını incinmeye senden

Bu âlem-i fânîde zarâfet budur işte (Leyla Hanım)

Kimseyi kırmamanın, ahlaki manada ihsan olduğunu bilen bir şair de kişinin hayatının kötü akıbetle bitmemesi için insanoğlunu “incitme” eyleminden uzak tutmaya çağırmıştır:

Halkı rencîde eden âlemde

Kendi rencîde olur son demde (Ş.Yahya)

Temelde İslami naslara dayanan bu uyarıların, dinî sohbet ve vaazlarda söylenmesi kadar klasik şiirimizde yer alması da ayrı bir güzelliktir.

İnsanın tevazu gösterip öyle davranması ahlaki bir güzellik (ihsan) olup kendini beğenmesi ise kınanmayı hak eder. Bunu belirtmek isteyen şair, “Kişi padişah da olsa kendini beğeniyorsa adam değildir; şu dünyada, ancak hayvan tabiatlılar kendini beğenir.” tespitiyle doğru yanlış ayrımı yapmıştır:

Seyr kılsan her behâim-tab‘-ı âlem hod-pesend

Pâdişâh-ı âlem olsa olmaz âdem hod-pesend (Fehim-i Kadim)

Bir beyitte hem güzele hem de çirkin olana işaret eden şair Hakk’ı görüp kabul etmeyi en güzel haslet olarak nitelerken insanda inat kadar çirkin bir huy olmadığı tespitini yapmıştır:

Görünce hakkı kabûl ahsen-i hasâildir

Kabîh hulk olamaz âdemin inâdı kadar (Âsaf)

Benzer şekilde gönül yapmak ve gönül yıkmak eylemlerini aynı beytinde değerlendiren bir diğer şair, gönül yapmayı binlerce Kâbe inşa etmekten üstün görmüş; gönül yıkmayı da Beyt-i mamuru yıkmak olarak nitelemiştir:

Gönül yıkmak harâb etmek gibidir beyt-i ma‘mûru

Velî yapmak hezârân Ka‘be bünyâd etmeden yegdir (İbn-i Kemal)

Bedenimizle yahut dilimizle işlediğimiz pek çok yanlışa parmak basan şairlerin, neredeyse işaret etmedikleri davranış şekli kalmamış gibidir. Bütünüyle İslam ahlakını şiire taşırcasına, değişik davranış şekillerine şiirlerinde yer vermişler, okuyucuyu güzel olanlara yönlendirip (tergîb), yanlış olanlardan da uzak tutmaya (terhîb) çalışmışlardır.

Mesela acı bir sözü bile söylememek gerektiğini düşünen şair, hep güzelliklere konu olan yârin ağzına acı sözün yakışmayacağını, tıpkı helvacı dükkânında soğanın yeri olmadığı örneğiyle söylemesi de gayet uygun düşmüştür:

Düşmez leb-i şîrînine yârin sühan-ı telh

Helvâcı dükkânında piyâzın yeri yokdur (Nabi)

Hz. İbrahim’in Allah’tan daima iyiliklerle anılma isteği (Şuara, 26/84.) gibi şairlerin de bu yöndeki talepleri ve tavsiyeleri eksik değildir. Şu beyitte de hanım şairimiz, her zaman iyilikle anılma duasını yapmamızı tavsiye etmiş; dualarda her muradın ihsan edileceğine olan inancını belirtmiştir:

İylükle yâd olasın cehd eyle her du‘âda

Kim sana her murâdı ihsân eden du‘âdır (Mihrî)

Daima iyilik, güzellik peşinde söz kovalayan kadim şairlerimize rahmetler olsun!