Günümüzde kitle iletişim araçları ya da kısaca “medya” olarak ifade edilen gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet aracılığıyla geniş kitlelere son derece hızlı bir şekilde bilgi akışı sağlandığı malumdur. Bu çerçevede medyada her gün din ve dinî hayata ilişkin, takibi neredeyse imkânsız binlerce haber ve yorum da yer almakta. Günümüzle kıyaslanacak kadar olmasa da geçmişte de din konusunun basında müspet veya menfi anlamda sürekli yer aldığı da bir vakıadır. Ancak, özellikle 1980 öncesi basınında bu tür haber ve yorumlar mevzu ve miktar itibarıyla takibi kabil bir sınırlılıktadır. Öte yandan 1950’li yıllar bağlamında medya veya basın dendiğinde bunun gazete ve dergilerle sınırlı olduğunu hatırlatmalıyım.
Yıllar önce bir kitap çalışması vesilesiyle birkaç gazetenin 1950’li yıllarına ait nüshalarını taramış ve din, Diyanet İşleri Başkanlığı ve dinî gelişmelere ilişkin önemli bulduğum haber ve yorumları başlıklar hâlinde not etmiştim. Bu ve sonraki yazımda bu notlarımdan da faydalanarak 1950’li yıllarda basında din adına yer alan haber ve yorumların mahiyetine ilişkin kıymetli okuyucularımıza bir fikir vermeye çalışacağım. Bu yazıda kronolojik bir sıra takip ederek gazetelerde yer alan dinî nitelikli genel haber ve yorumlara kısaca yer vermek, sonraki yazıda ise hemen her yıl rutin olarak yer alan haber ve yorumlar -ki birçoğu bu dönemin hem öncesinde hem de sonrasında sürekli işlenen konulardır- üzerinde durmak istiyorum. Burada temas edilen, ancak ayrıntıya girilemeyen konulardan bir kısmı, başlı başına makale konusu olabilecek niteliktedir. Her iki yazımda da merkeze, dönemin önemli mevkutelerinden Vakıt gazetesini (gazetenin logosu bu yıllarda Vakit şeklinde değil kelimenin Arapça aslına uygun olarak Vakıt [vav-kaf-tı] şeklinde yazılıyordu) alacağım. O hâlde önce bu gazete hakkında kısa bir bilgi arz etmek yerinde olur.
Vakıt, 1917 yılında yayın hayatına başlamış. Kurucusu, Hakkı Tarık Us. 1950’li yıllarda sahibi ve başyazarı Asım Us. 1950, gazetenin yayın hayatının 33. yılı. Atatürk tarafından adı 22 Ekim 1934’de “Kurun” olarak değiştirilmiş ancak kısa bir süre sonra eski adına dönmüş. Gazete formatında yayınını 31 Ağustos 1959 tarihine kadar sürdürmüş. 21 Ekim 1959’dan itibaren bir süre haftalık olarak yayınına devam etmiş. On yıl boyunca fiyatı 10 kuruş olarak kalmış. Bu gazetede sürekli yazan veya yazılarına sıkça rastlanan isimler şöyle: Hakkı Tarık Us, Asım Us, Hakkı Süha Gezgin, Sabahat Ezher Köprülü, Hüseyin Hulki, Ali Kemali Aksüt. Az sayıda da olsa Prof. Dr. Sadi Irmak ve İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun yazılarına da rastlanıyor. Üstat Necip Fazıl da ilk “Çerçeve”lerini bu gazetede yazmış.
Vakıt, dönemin ana akım gazetelerinden biri. “Ana akım” derken yayın politikası olarak dine ve dinî olana mesafeli, laik değerlere bağlı, bununla birlikte dinî hayata tamamen bigâne de kalmayan gazeteleri kastediyorum. Esasen bu özellikleri, dönemde çıkan bütün gazetelere teşmil etmek yanlış olmaz. Mesela irtica haber ve yorumları dönemin hemen bütün gazetelerinin -bu yıllarda Türkiye’de 20’ye yakın günlük gazete yayımlanıyordu- ortak konusudur. Günümüz gazetelerinde pek rastlanmayan diğer bir özellikleri ise bazı başka konular gibi dinî nitelikli dizi yazılarına da yer vermeleridir. Dikkat çeken diğer bir husus da bu yıllarda basında üçüncü dünya ülkeleri ve bunların liderlerine ilişkin bolca haber ve yazıların yer alması. Arjantin, İran, Irak, Suriye, Mısır gibi ülkeler ve Peron, Musaddık, General Faruk, Kral Hüseyin, Tito, General Necip, Eisenhover gibi liderler sık sık haber ve yazılara konu olmuşlar. Bu çerçevedeki yazılarda gayet saygılı bir üslup sergilenmiş.
Şimdi konumuza 1950’den başlayabiliriz.
*1949’da Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün annesine Kâbe örtüsü gönderilmiş ve konu basında laiklik açısından tartışılmış. Tartışmaya 1950 yılı başlarında da devam edilmiş, Ocak 1950’de verilen bir haberde, konuya ilişkin bir soruyu devlet bakanının cevaplandırdığı belirtilmiş. Eylül 1950’de gazetelerde yer alan haberlerde ise Kâbe örtüsünün törenle Ankara Dikmen Camii’ne konulduğu belirtilmiş.
* Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ilişkin 5666 sayılı Kanun’da 1 Mart 1950’de yapılan değişiklikle 9 türbenin yeniden açılmasına imkân veren karar, Vakıt gazetesinin 2 Mart 1950 tarihli nüshasında “Türk Büyüklerinin Türbeleri Açılacak” şeklinde haberleştirilmiş; aynı gazetenin 4 Mart tarihli nüshasında da Hakkı Süha Gezgin, “Türbeler Açılırken” başlıklı bir makale kaleme almış.
*1949’da Vakıflar Genel Müdürlüğünce camilere yardım kasaları konulması kararlaştırılmış ve dönemin şartlarında bu teşebbüs önemli bir gelişme olarak telâkki edilmişti. Kasalarda biriken paraların camilerin bakım ve onarımında önemli bir kaynak oluşturabileceği düşünülmüştü. Vakıt’ta Aralık 1949’da yayımlanan bir haberde, bu tarih itibarıyla camilere konan yardım kasalarının sayısının 26’yı bulduğu ifade edilmiş. Gazetenin 4 Nisan 1950 tarihli nüshasında “Yardım Kasaları ile Hangi Camiler Tamir Edilir?” başlıklı bir haber yayımlandığı gibi bir gün sonra da Hakkı Süha Gezgin, “Camilerimiz” başlıklı yazısıyla yardım kasaları ve camilerin bakım ve tamiri hususunu dile getirmiş.
*Ezanın asli şekliyle okunmasına ilişkin yasağı kaldıran 5665 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesinin değiştirilmesi hakkında Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16 Haziran 1950 tarihli oturumunda kabul edilmiş, 17 Haziran 1950 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. 1930’lu yıllarda ezanın Türkçe okunmaya başlaması hadisesinde olduğu gibi Arapça ezan yasağının kaldırılması da dönemin gazetelerinde genişçe yer almıştı. Esasen konu 1949 yılından beri basında yoğun bir şekilde tartışılıyordu. Özellikle Mayıs ve Haziran 1950 aylarında bu konu başta Vakıt olmak üzere hemen her gün gazetelerde yer almıştı. Vakıt’ta haberler yanında Asım Us ve Yekta Ragıp Önen gibi yazarların yorumları da çıkmıştı. Gazetenin konuya ilişkin 14 Haziran 1950 tarihli manşeti, “D. P. Mühim Bir Davayı Halletti: Ezan Arapça Okunacak. Kanun Bugün Meclise Veriliyor.”; 17 Haziran 1950 tarihli manşeti ise “Arapça Ezan Okuma Yasağı Kaldırıldı.” şeklindeydi. 18 Haziran’da bütün gazeteler ise “Dün Camilerde Ezan Arapça Okundu.” manşetiyle yayımlandı.
Arapça ezan yasağının kaldırılması ana akım gazetelerde memnuniyet ve sevinçle karşılanmamıştı. Bu gelişmeye fazla menfi bir tepki gösterilmemişse de konuya müstehzi bir üslupla yaklaşılmış, bu büyük hadise karikatürize edilmeye çalışılmıştı. Mesela Vakıt’da 10 Haziran’da yayımlanan imzasız bir karikatürde şöyle bir tablo çiziliyordu:
Şerefede müezzin bekliyor. Sokaktakilerden biri sesleniyor,
-Vakit geçiyor, niye okumuyorsun?
-Arapçasını unutmuşum, bir türlü aklıma gelmiyor!
Gazetenin 12 Haziran 1950 tarihli nüshasında “SİM” imzalı bir karikatürde de mesele şöylece alaya alınıyordu: Başbakan müezzinle beraber şerefede. Sokakta ekonomik sıkıntıları dile getiren pankartlarla nümayiş yapan topluluk var. Başbakan,
-Ne oluyor?
-“el-Vaid ke’d-deyn.” diyorlar.
-O da ne demek?
-“Vaid borç gibidir.”
-Ben de mühim bir şey sandım. Hele biz önce Arapça ezanımızı okuyalım!
Ezanın asli şekliyle okunması yasağının kaldırılması üzerine Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin teşkilata yayınladığı genelge de söz konusu gazetenin 17 Haziran günlü sayısında yer almıştı.
Arapça ezan yasağı kaldırıldıktan sonra da basında ezan tartışmaları ve Türkçe ezan talepleri yıllar boyu devam edecektir. Bu tarihî gelişmeyi Anadolu insanı büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılamıştı; ancak bu sevinç ve coşkuya söz konusu gazeteler yer vermemişti.
*Radyoda 5 Temmuz 1950’de ilk defa gerçekleşen Kur’an yayını, 6 Temmuz tarihli gazetelere haber konusu olmuştu. Daha sonra Hakkı Süha Gezgin, 15 Ağustos’ta yayımlanan “Madem Okunuyor” başlıklı makalesinde, radyoda verilen Kur’an yayını için önerilerde bulunmuştu. Aynı yazarın 8 Aralık tarihli “Radyoda Kur’an” başlıklı makalesinde ise radyoda Kur’an okuyanların “fem-i muhsin”e sahip olmadıkları iddia edilmişti.
*15 Aralık 1950’de Kore şehitleri için Süleymaniye Camii’nde bir mevlit programı gerçekleştirilmiş, bu programda Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki de bir konuşma yapmıştı. Devlet radyosundan da yayınlanan bu program kamuoyunda büyük ilgi ve takdir görmüştü. Konuya ilişkin Cemaleddin Server Revnakoğlu tarafından kaleme alınan 16 ve 17 Aralık 1950 tarihli “Kore Şehitlerinin Ruhuna Okutulan Mevlûd” başlıklı iki yazıda, mevlit okumanın inceliklerinden söz edilmişti. Gazetede yer alan haberlerden Şubat 1952’de de aynı mahiyette bir mevlit cemiyeti düzenlendiği anlaşılıyor.
*Arjantin Devlet Başkanı Juan Peron’un eşi Eva Peron’un yakalandığı amansız hastalık, 1951 yılı başından itibaren bütün dünyada olduğu gibi Türk basınında da genişçe yer almıştı. (Aylık Dergi’mizin Ağustos 2008 tarihli sayısında bu konuya genişçe yer verdiğimden burada detayına girmiyorum.) Tedavisi için âdeta bütün dünya seferber olmuştu. Çok ilginçtir, tam bu sırada basınımızda Peron’un sağlığı için bir mevlit okunması fikri ortaya atılır. Dönemin gazetelerinde, Türk basın tarihinin belki de en uzun süren dinî(!) tartışmalarından biri böylece gerçekleşir; haftalar boyu, bir gayrimüslim için mevlit okunup okunamayacağı veya okutulup okutulamayacağı tartışılır. Vakıt’ta da Ömer Fevzi Mardin ile Ali Kemali Aksüt kendi ifadeleri ile bu “dinî bahis” üzerinde haftalarca tartışırlar. Aksüt, “okutulur”; Mardin, “okutulamaz” tezini savunur. Birinin bir gün yazdığına diğeri ertesi gün aynı gazetede cevap yetiştirir. Konuya zaman zaman başka yazarlar da müdahil olur. Hemen belirtelim ki Diyanet İşleri Başkanlığı bu tür faydasız tartışmaların dışında kalacaktır. Tartışmayı sürdürenlerin din konusunda bir formasyona sahip olduğu da söylenemezdi. 1951 yılının Aralık ayında, Şişli esnafının öncülüğüyle Şişli Camii’nde Eva Peron’un şifası için mevlit okunur. Eva Peron 27 Temmuz 1952’de ölür. Ölümü de çok geniş bir şekilde yer alır basınımızda.
*Diyanet İşleri’nin üçüncü başkanı Ahmed Hamdi Akseki’nin 9 Ocak 1951’de vefatı ve 11 Ocak’taki cenaze merasimi haberleri gazetelerde çok kısa olarak yer alabilmişti. Yalnız Hakkı Süha Gezgin, Vakıt’ta, 11 Ocak 1951 tarihli “Aksekili” başlığıyla merhumun hatırası için güzel bir makale yazmıştı. Evet, Peron’un hastalığı ve ölümüne aylarca genişçe yer veren gazetelerimiz bir Diyanet İşleri Başkanının vefatına sadece birkaç santimlik haberlerle yer vermişti. Akseki’nin vefatı üzerine Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’nun 12 Nisan 1951’de Diyanet İşleri Başkanlığına getirilmesi de küçük çaplı haber konusu yapılmıştı.
*Vakıt’ın 7 Kasım 1951 tarihli sayısında “Bir Kitap Dolayısıyla Enteresan Bir Toplantı” başlığıyla verilen haberde Neziha Araz, Samiha Ayverdi, Safiye Erol ve Sofi Huri tarafından ortaklaşa hazırlanan Kenan Rifai ve 20. Yüzyılın Işığında Müslümanlık adlı eserin tanıtımı çerçevesinde ilim adamlarının katılımıyla yapılan toplantı yadırganıp eleştirilmiş. Toplantıya katılanlar arasında Ali Nihat Tarlan, Mustafa Şefik Tunç ve Reşat Ekrem Koçu’nun bulunduğu bilgisine de yer verilmiş.
*Ocak 1955 tarihli gazetede yer verilen haberde Mekke’de toplanacak Müslüman Kongresi için hazırlık yapıldığı belirtilmiş. Ayrıca Karaçi’de toplanmış olan Milletlerarası Müslüman Gençlik Kongresinden söz edilmiş.
*1950’li yıllarda okullarda din dersleri konusu, 1959’da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünün açılışı da gazetelerde haber ve yorum şeklinde yer almıştı.
Konuya ilişkin kısa bir değerlendirmemize, inşallah bir sonraki yazımızda yer verelim.