YURTLUK

Kenan YUSUF

İnsan, kendisinden daha büyük bir iradenin parçası olduğunun ayırdına varınca tınısını bulup evrenle uyum içinde var olabilir pekâlâ. Ya da moderniteyle sakatlanmış hâlde alabildiğine manipülasyona açık olduğundan akordu bozulabilir ve ortaya çatlak sesler çıkabilir. Hüseynî makamında “ince bir do” çıkarmak için akort ayarı şart oysa.

Hristiyan teolojisi ve kapitalist düzenin insana biçtiği rol, kişinin kötü olduğu ve günahla dünyaya atıldığıdır. Sayısı azımsanmayacak kadar çok olan bir inanç dünyasının bu konuda hâlâ bu şekilde düşünmesi senelerdir zihnimi kurcalar durur. Oysa Atakan Yavuz bir şiirinde “o kadar çok şey var ki okunacak / bebeklerin yumuk elleri ve mayıs gökleri / kuş sarayları ve kurşun kubbeler” der. Bir bebeğe bakıp da bir günahkâr görmek, Batı’nın en hastalıklı fikri olsa gerek. İslami bir bakış açısına da gerek olmadan sadece insanın doğasına bakmanın bile yeterli olduğunu düşünüyorum bu konuda.

Günahkâr doğmak gibi makûs bir bilgi neticesinde kendini bir boşluğun sarkacında bulan birey, ya nihilizme ya da türlü hastalıklara gark olur. Çağın getirdikleri ve kapitalizmin de dayatmasıyla kabuğuna çekilen insan, zamanla daha da yalnızlaşmış ve atomize olmuştur. Parçalanan benliğiyle baş başa kalan birey, bazı yapay çareler arar hâle gelmiş, bu da kapitalist düzen için yeni kazanç kapıları demek olmuştur. İpleri elinde tutan sistem bireyin varlığıyla ne kadar oynarsa kâr payındaki makas o denli açılır. Varoluşsal sancılar çeken birey, insan olmaktan uzaklaşınca yılana sarılır ve Hobes’in dediği noktaya gelir; insan, insanın kurdu olur. Ve bu öğrenilmiş bir şeydir. Sosyal öğrenme ile öğretilmiş bir şeydir.

Oysa insan iyidir. İhtiyaçları artırılmamış, rekabete zorlanmamış bir insan iyidir. Fıtratıyla oynanmamış, manipüle edilmemiş bireyden bahsediyorum tabii ki. Zenci çocukla, beyaz çocuğun birbirlerine doğru koşarak sarıldıkları o meşhur kaydı izlemişsinizdir herhâlde. Yıllar sonra toplumun çarpık algılarıyla beyaz çocuğun ırkçı olması muhtemel oysa. Irkçılık da öğrenilen bir olgudur yani. İnsanın bozulmasıyla yurtluk, kurtluğa dönebilir ancak bu düzeltilemez bir gerçek de değildir.

Umberto Eco bize, “yaşamımız boyunca neden dünyaya geldiğimizi ve neden yaşadığımızı söyleyecek bir öykü arayışı içinde olduğumuzu” söyler. Bu öykü, içinde cevapları saklı büyük sorular sormayla çıkılan bir yolculuk addedilebilir pekâlâ. Kierkegaard’ın “Tanrı, beni yaratmakla neyi kastetti acaba?” sorusu bunlardan en estetize edilmişi gibi gelir bana. Bu çetin yolculukta insan, yolu güzelleştirecek bir yoldaşın varlığıyla işini kolaylaştırabilir. Bu yoldaş aynı zamanda kendine tuttuğu bir ayna da olacaktır ona. Zira insan; başka kimselerden yola çıkarak kendisine doğru yürür. Bu anlamda insan, insanın yurdudur.

Herman Hesse’nin Bozkırkurdu romanında, kahramanımız Harry Haller kendisini sağaltacak yeni bir insanın yokluğunda kendi ruhunda yeni bir kişilik ortaya çıkarır ve iki varlık bir bedende tek insana dönüşür. Belki de Hesse’nin bize fısıldadığı, gerçek bir ihtiyacın varlığını hatırlatmaktadır. Zira evrende her şey bir ikilik üzerine kuruludur. Birinin varlığı diğerinin varlığını pekiştirir. Aynı zamanda da sağlamasını yapar. En çok da bu yüzden lazımdır insan insana.

Yaratılışı gereği bir anlam dünyası kurabilen ve düşünen tek varlığın insan olduğu aşikâr. Bir anlam dünyası kurabilmek için de duyguların varlığı elzemdir. Bu ise zamanla yara sahibi olmayı kaçınılmaz kılar. Yarası olan insan ise teselli bulmak ister. Genellikle insanlar, teselliyi hep ötekinde arar. Ve yara sahipleri birbirini tanır. İnsan, insana o vakit iyi gelir işte.

İnsanın fıtratı incelendiğinde yapılan araştırmalar bize insanın, yardım ettiğinde ya da paylaştığında kolaylıkla mutlu olduğunu göstermiştir. Hatta anlam arayışında olan birçok filozofa göre hayatın anlamı ötekine yardım etmekle anlaşılabilir bir olgudur. Başkasına yardım etmenin verdiği o sıcaklık hissini bilirsiniz. Yakın zamanda sosyal medyada viral olan bir video vardı. Bir köyün imamı, karda mahsur kalmış insanlara çay ve bisküvi ikram ediyordu. Hem de kar ve tipide. Çünkü dağıtılan kişiden ziyade dağıtan kişinin de aynı oranda ihtiyacı var bu gönül genişlemesine. Verdiği o sıcaklık hissine her iki tarafın da ihtiyacı var. Sonradan öğrendik ki yolda kalanlara evini ve camiyi de açmış o imam. Ötekine yurtluk olmak, kurtlara verilen en iyi cevap aynı zamanda. İnsan olmanın verdiği ağırlığı birbirimize yurt olarak hafifletmek hepimizin harcı olmalı.