AFRİKA’NIN HÜRRİYET MEŞALESİ
EL HAC ÖMER
Koray ŞERBETÇİ

Takvimler 15 Kasım 1884’ü gösterdiğinde Avrupa’nın en önemli şehirlerinden birisi olan Berlin’de Alman Başbakanı Otto Von Bismarck’ın öncülüğünde bir konferans toplandı. 1885 tarihine kadar sürecek olan bu konferansa Avrupa’nın sömürgecilik iştahı bir türlü doymak bilmeyen farklı devletlerinin temsilcileri katılmıştı. Berlin’de bir masanın etrafına toplanan bu emperyal güçlerin temsilcilerinin ana konusu Afrika idi.

Berlin Konferansı’nda temsil edilen devletler Afrika’nın geleceği için kanlı bir plan hazırlamaya koyulmuşlardı. Artık sömürge uğruna birbirleriyle çekişmeyecekler, Afrika’yı aralarında bölüşeceklerdi. Zira ışıltılı uygarlıklarını sürdürmek için Afrika insanının emeğine ve ülkelerinin zenginliğine el koymaları gerekiyordu. Bu kanlı planı yine kendilerine uygun biçimde süslü kelimelerle kamufle etmeye koyuldular. Sömürge alanları “Serbest Ticaret Bölgesi” kavramıyla yaldızlanıyor; kanlı Batı egemenliği “hızla zirveye ulaşan ve belirli bir aşamaya erişen bir medeniyet” olarak sunuluyordu. Dahası, bu konferansta Afrika için kararlar alınıyordu ama masada Afrika insanı yoktu. Çünkü yok sayılıyorlardı. Ama emperyal güçler masa başında bu kararları alırken aslında Afrika’da bağımsızlık hamlesi çoban ateşleri gibi yanmaya başlamıştı. Bu çoban ateşlerini yakan liderlerden birisi de mutasavvıf bir İslam âlimiydi: El Hac Ömer.

Senegal’de başlayan hayat

sergüzeşti

1796 yılında Senegal adı verilen bir Afrika beldesinde Futa Toro’da Podor yakınlarındaki Halvar’da doğdu. Ömer Tâl olarak anılmaya başladı. Kendisi gözlerini dindar ve ilim ile meşgul bir ailede açmıştı. Babası Said Osman, mutasavvıf birisiydi ve ilk hocası da o oldu. Babasından Kur’an-ı Kerim, Arapça ve diğer dinî ilimleri öğrendi. Ardından ilim aşkının peşine düşerek bölgedeki ilim merkezlerine seyahat etti. Bu seyahatleri sonucu farklı âlimlerden ders aldı. Ama zahirî ilimlerde elde ettiği derinliği taçlandıracak kırılma 1814 yılında yaşandı. El Hac Ömer’in yolu Timbo bölgesinde irşad faaliyetinde bulunan Şeyh Abdülkerim b. Ahmed en-Nagel ile kesişti. Bu noktada şeyhi tarafından zahirî ilimlerdeki derinliğine irfani ilimler de eklendi. Artık El Hac Ömer bambaşka birisi olmuştu.

El Hac Ömer, şeyhi Abdülkerim ile birlikte hacca gitmek istedi. Hazırlıklar tamamlanınca 1825 yılının son aylarında, aralarında küçük kardeşi ve kendi hanımının da bulunduğu bir grupla birlikte hac maksadıyla yola çıktı. Ancak ilahi takdir kendisi için başka bir yol çiziyordu. Yolculuk sırasında aniden hastalandı ve geri döndü. Bir süre sonra kendisini toparlayıp tekrar yola çıktı. Şeyhini bulmak için önce Futa Calon’a, oradan da Mâsînâ’nın merkezi Hamdallahi’ye gitti. Ancak Hamdallahi’ye ulaştığında şeyhinin vefat ettiğini ve Hicaz’da yaşayan Şeyh Muhammed el-Galî’ye verilmek üzere kendisine bir mektup bıraktığını öğrendi.

Hicaz’da Şeyh Muhammed el-Galî ile görüştü, onun tarafından şeyhinin yerine halife tayin edildi ve Batı Afrika’da irşad faaliyetiyle görevlendirildi. El Hac Ömer, hac yolculuğu sırasında uğradığı Nijerya’da, Sokoto emiri Muhammed Bello’nun kızı Meryem’le evlenmişti. Şimdi hem şeyhinden aldığı manevi görev hem de kayınpederinin maddi desteğiyle madde ve mana bakımından liderlik konumuna yükselmişti. Hayatındaki bu ilahi yönlendirmeyi Allah yolunda vakfetmek için harekete geçti. Artık o, hem sömürgecilerle mücadele edecek hem de putperest Afrikalıları irşad edip İslam’ı yaymak üzere yola çıkacaktı.

El Hac Ömer’in fikirleri mayalanıyor

El Hac Ömer, ilk hamlesini kayınpederi Muhammed Bello’nun ölümünden sonra yaptı. O Fouta Djallon’u fethetmek üzere ülkesine doğru yola çıktı. Ama bu hareket Fransız sömürgeciler tarafından yakından izleniyordu. Onun etrafındaki takipçi halkasının artmasından çekinen Fransızlar bu hamlesine engel oldu. Bunun üzerine Gine’ye yerleşti. Burada öğrendiği ilim ile zamanın siyasi şartları arasında bir denge kurmak için fikirlerini mayalandırmaya koyuldu. Bir yanda sömürgeciler diğer yanda putperest Afrikalılar vardı. Bu ağır şartlar içinde Müslüman bir âlim ve toplum önderi olarak ne yapması gerektiğini derin derin düşündü. El Hac Ömer, düşüncelerinde üç sene içerisinde büyük değişimler yaşadı. Tam bu zamanda kaleme aldığı Kitabü’r-Rimâh Hizbi’r-Rahim’de (Allah Hizbinin Mızrakları Kitabı) Allah’a yakınlaşmak için en iyi yolun tasavvufi bir tutum olduğunu açıkladı. Kendisi bir sufi tarikat olan Ticaniye müntesibi idi ve hareket noktası olarak bu zemini aldı.

Ona göre Müslümanların hamleci ruhu ancak bu zeminde gelişebilirdi. El Hac Ömer artık mukallitliğin yanlış olduğunu, içtihat kapısının kapanmadığını savunuyordu. O, müritlerine tefekkür ve feragatin yanı sıra manevi meşreplerine bağlılığı da tavsiye etti. Bu fikirlerini anlattıkça Gine’de çok sayıda izleyici kazandı.

El Hac Ömer’in kalemi ve dili keskindi fakat mücadelenin bununla sınırlı kalmaması gerektiğini de anladı. Afrika’nın bu ağır şartlarında Müslümanlar kurtuluş için mücadeleci olmalıydı. Bunun üzerine fikirlerini yaymak için eline silah almaya karar vererek on bin kişilik bir ordu kurdu. Artık cihat zamanıydı.

Cihat başlıyor

El Hac Ömer’in cihada başlamasında var olan durumu iyi okuması yatmaktaydı. O iyi bir âlim ve sevilen bir sufi şeyh idi. Batı Afrika’nın dört bir yanından gelen, çoğu ezilen ve köle kişiler El Hac Ömer’in yerleşimine sığınıyorlardı. Ama onun kurduğu bu güvenli saha rahat bırakılmıyordu. Özellikle bölgedeki Müslüman olmayan liderler onun yerleşimine saldırmaya başladılar. Bunun üzerine ilk olarak sadece Müslüman olmayan devletlere karşı bir dizi küçük cihat başlattı. Onun askerî cihadı, bölgesel olarak genişlemenin ilk adımını ve bir İslam devletinin oluşumunu işaret ediyordu.

1852’de El Hac Ömer, artık kuvvetlerinin İslam’ı kabul etmeyen herkese karşı cihat ilan etmek için yeterince güçlü olduğuna inandı. 1852’de Nijer ve Timbuktu’ya kadar uzanan toprakları fethetti ve Batı Sudan’a kadar Batı’ya egemen olan birleşik bir imparatorluk kurdu.

Artık fikirleri devletleşmişti. Bundan sonra yapılacak olan şey bu gücü korumak ve bilhassa sömürgecilerin etkisini kırmaktı. Bunun için devletinin bölgede etkin bir güç olması gerekiyordu. El Hac Ömer önce 1855’te putperest bir şehir olan Tanba’yı fethetti. Ardından 1855-64 yılları arasında devamlı olarak putperest Bambara ve Karta hükümdarlarıyla savaştı. El Hac Ömer, başarılı olan cihat hareketi sonucunda Karta’nın başkenti Nyoro’yu Bambaraların önemli şehirlerinden Masina’yı ve başkent Sefu’yu aldı. Ama yerel güçlerle bu savaşının ötesinde bir düşman vardı karşısında: sömürgeci Fransızlar.

El Hac Ömer’in Fransızlarla mücadelesi

El Hac Ömer’in Fransızlarla ilk karşılaşması, Fransızların Senegal Valisi Cesar Faidherbe komutasındaki çeteler ve askerlerin Futa Toro’ya doğru ilerlemeleriyle oldu. İşte tam bu noktada o, Fransızlara karşı mücadele etmeye başladı.

El Hac Ömer’in başında olduğu Müslüman devletin ve cihat hareketinin, ticaret kervanlarının yolu üzerinde bulunan bölgedeki Karta’yı ele geçirip burada ciddi bir konumda olması Fransız sömürge egemenliğini oldukça kızdırmıştı. Artık o Fransa için bir tehditti. İlk iş olarak Fransız sömürge valisi, El Hac Ömer’in kurucusu olduğu devletin genişlemesini kontrol etmek amacıyla Senegal vadisi boyunca kaleler inşa etmeye koyuldu. Ardından saldırı ve sıcak çatışma başladı.

Fransızlarla El Hac Ömer Tall’ın ordusu arasında en kanlı çatışma 1857 yılında Mali’nin en doğusunda yer alan Medine’de meydana geldi. El Hac komutasındaki ordu Fransız kalesini kuşattı. Bu gözü pek hamle karşısında, Senegal sömürge valisi Faidherbe’nin emrindeki silahlı kuvvetler yardıma geldi. El Hac Ömer’in mücahitleriyle Fransızlar arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Zor durumda kalan sömürge valisi Paris’ten asker, silah ve para istedi.

Bu sırada iyice öfkelenen sömürgeci Fransızlar Müslümanların dinî kurumlarına müdahale etmeye başladı. Fransız valisi, St. Louis’de Müslümanların dinî eğitim iznini kısıtladı ve Fransız okullarına devam etme mecburiyeti getirdi. İslami hayata yapılan bu müdahaleden sonra Fransızları destekleyen bölgenin Müslüman liderleri tepki gösterdi. Müslüman halk kendilerine yapılan çağrıya uyarak Fransızların baskısına rağmen ürünlerini tarlalarda bırakıp göç etmeye başladı. Yaşanan bu durumu ve El Hac Ömer’in başarılı mücadelesini gören bölgenin Müslüman idarecilerinden bir kısmı El Hac Ömer’in tarafına geçti.

El Hac Ömer, ele geçirdiği şehirlerde bilhassa yoğun şekilde köle ticaretinin yapıldığı bölgede kölelere hürriyet veriyordu. Bu durum özellikle putperestler arasında kendisine karşı ilginin artmasını sağlamıştı. Onun cihat hareketi, Fransız sömürgeciliğine karşı Batı Afrika’nın hürriyet mücadelesi olmuştu.

Fakat onun cihat hareketinin önemini kavrayamayan ve kazanılan güçten rahatsız olan kimi yerel liderlerin küçük hesapları, durumu tersine çevirecekti ve elbette öyle de oldu.

Küçük hesaplar ve çöküş

El Hac Ömer’in kazandığı güç ve birer birer ele geçirdiği şehirler kimi yerel liderlerin tepkisine sebep oldu. O, Fransızlarla iman ve hürriyet adına mücadele ederken küçük hesaplar çoktan yapılmış ve uygulamaya konmaya başlanmıştı. El Hac Ömer’in bileğini cephede bükemeyen bazı karanlık güçler özellikle yerel Müslüman liderleri El Hac Ömer’in saltanat ve güç peşinde olduğuna, kendilerinden sonra kendisi dışındaki diğer Müslümanları yok edeceğine ikna ederek kışkırttılar.

Bu kışkırtmalar sonuç verdi ve El Hac Ömer, yine bir kuşatmanın başında iken ardı ardına birkaç isyanın patlak verdiğini öğrendi. Hemen oğlu Ahmed’i kuşatmaya komutan bırakarak isyanı bastırmak üzere harekete geçti. İsyanlar ardı ardına geliyor ve onu zorluyordu. Tam sekiz ay kadar devam eden bu karışıklıklar sırasında ordusu ağır kayıplar verdi. Sekiz ayın sonunda isyan iyice kontrolden çıktı. Göçebe Tuaregler karşısında yenilgiye uğrayınca geri çekilmek zorunda kaldı. Ardından Tuareglerin, Magriplilerin ve Fulanilerin ortaklaşa düzenlediği bir saldırı sırasında ordusu dağıldı. Bunun üzerine El Hac Ömer, Degembere’de bir mağaraya sığındı ancak isyancılar sığındığı mağarayı barutla havaya uçurunca El Hac Ömer burada hayatını kaybetti.

Onun ölümünden sonra isyanlar devam ederken oğulları arasında da rekabet başladı. Bu nedenle devlet parçalanmaya başladı. Halefleri kurulan otoriteyi devam ettirmek istese de başarılı olamadılar. Tam bu noktada askerî kuvvetlerinin çoğu Afrikalı muhaliflerden meydana gelen Fransızlar, El Hac Ömer’in kurduğu İslam devletine ait tüm toprakları ele geçirdiler.

Batı Afrika’nın büyük manevi ve siyasi liderlerinden biri olan El Hac Ömer; komutanlığı, siyasi liderliği ve Müslüman âlim kişiliğiyle tarihte iz bırakmıştır. Onun sömürgeciliğe karşı direnme mirası, Afrika’da günümüze kadar süren bir ilham kaynağı olmuştur.