Okuma Kültürü ve Düşünsel Dönüşüm

Okuma Kültürü ve Düşünsel Dönüşüm

Şubat-2026

TAKDİM

BİR ZİHİN İNŞASI: OKUMA KÜLTÜRÜ
Okuma; kâinatın sessiz harflerini kalbin diliyle çözme, eşyanın ardındaki hakikate yönelme ve insan olmanın o bitimsiz anlam arayışını bir yörüngeye oturtma gayretidir. Dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebeğin henüz hiçbir kavramla tanışmamış o ilk bakışı; okumanın en saf ve dikey hâlidir. İnsan, satırlara düşen mürekkebin ötesine geçmeye; hayatı, ölümü ve nihayet kendi içindeki derin boşlukları anlamlandırmaya yazgılıdır. Bu bağlamda okuma kültürü inşa etmek, basit bir entelektüel hobi olmanın ötesinde, kişiyi varoluşun derinliklerine taşıyan ve hakikatle buluşturan temel dayanaktır.

Modern zamanın bilgi yığınları arasında, okumanın bir “hikmet arayışı” olmaktan çıkarılıp mekanik bir işleme dönüştürülmesi günümüzün önemli krizlerinden biridir. İslam düşünce geleneğinde bilgi, eylemden ve ahlaktan bağımsız bir istif alanı olarak görülmez. Gerçek bir okuma kültürü; metinlerin zihne birikmesiyle değil hayata eşlik etmesiyle mümkündür. Zira okumak, zihni empati ve tefekkürle yeniden inşa eden; insanı bilgiden bilgeliğe, veriden hakikate taşıyan bir düşünsel süreçtir. Diyanet Aile Dergisi olarak bu ay, okumanın ve düşünsel dönüşümün imkânlarını merkeze alan zengin bir içerikle karşınızdayız: Emin Gürdamur, “Okuma Kültürü ve Düşünsel Dönüşüm” başlıklı yazısında modern okur tipinin yaşadığı kopuşa dikkat çekerek şu can alıcı tespiti yaptı: “Okuduklarımız bizi daha merhametli, daha adil, daha dikkatli kılmıyorsa Batı merkezli bir cereyanın etkisi altında kalmışız demektir. İslam düşünce geleneğinde bilgi, ahlak üretmiyorsa nakıs kabul edilir.” Nuray Alper, kütüphaneleri “mana ambarı” olarak nitelendirdiği makalesinde, kütüphanelerin imhasını medeniyetin hafızasının yaralanması olarak betimledi ve kütüphanenin zamana açılan bir kapı olduğunu vurguladı. Çocukluk dönemindeki zihinsel inşayı, Psikolog Hümeyra Yabar ile ele aldık. Yabar, “Ebeveynlerini düzenli okurken gören çocuklar, okumayı yetişkinliğe ait doğal ve keyifli bir rutin olarak kodlar.” vurgusuyla bizlere yol gösterdi. Yazar Merve Gülcemal ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, çocuklara “Allah tarafından sunulmuş eşsiz hazineler” olarak bakmanın inceliklerini konuştuk. Dr. Murat Çinici, “Kalabalık Yalnızlıkta ‘Hem-derd’ Nerede?” yazısında dijital illüzyonları sorgularken yazar Naime Erkovan, “Sen Çağır” başlıklı denemesinde bir işi halis niyetle yapmanın ve o ilahi çağrıya (Oku!) kulak vermenin dönüştürücü gücünü hatırlattı.

Sizleri dergimizle baş başa bırakırken geride bıraktığımız Berat Kandili’nizi en içten dileklerimizle kutluyor, gölgesi üzerimize düşen mübarek Ramazan ayının İslam âlemine ve tüm dünyaya hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz.

Gülhiman HEKİMOĞLU

Vahiy, Akıl ve Fıtrat Ekseninde Tevhid

Vahiy, Akıl ve Fıtrat Ekseninde Tevhid

Ocak-2026

İNANÇTAN HAYATA TEVHİD
Gülhiman HEKİMOĞLU

Tevhid, İslam düşüncesinin merkezinde yer alan, inancı olduğu kadar hayatı da şekillendiren temel bir ilkedir. Allah’ın birliğini kabul etmek, yalnızca teorik bir iman beyanı olmayıp insanın varoluşunu, ahlakını, ilişkilerini ve dünyayla kurduğu bağı yeniden inşa eden köklü bir idraktir. Bu yönüyle tevhid, parçalanmış bir hayatı bütünlüğe kavuşturan, dağılmış anlamları tek bir merkeze bağlayan kurucu bir ilkedir. Modern zamanlar insanı çoklu otoriteler, dağınık aidiyetler ve çatışan değerler arasında âdeta çaresiz bırakmıştır. Güç, para, ideoloji, statü ve benzeri unsurlar; farkında olunmadan hayatın merkezine yerleşebilmekte, insanı görünmez putlara bağımlı hâle getirebilmektedir. Tevhid ise bu dağınıklığa karşı insanı özgürleştiren bir çağrıdır. Çünkü tevhid, yalnızca Allah’a kul olmayı kabul ederek insanı diğer tüm bağımlılıklarından kurtarır. Bu anlamda tevhid, imanla birlikte ahlaki bir duruş, zihinsel bir berraklık ve vicdani bir sorumluluk bilinci üretir.

Tevhid bilinci insanın kendisiyle, toplumla ve tabiatla kurduğu ilişkilere de yön verir. Adalet duygusu, merhamet anlayışı, kul hakkı hassasiyeti ve emanet bilinci bu bütünlüğün doğal sonuçlarından bazılarıdır. Allah’ın birliğine iman eden bir kalp, hayatı bölünmüşlük yerine tutarlılık ve denge üzerinden okumaya başlar. Tevhid aynı zamanda insanın kendisini konumlandırma biçimidir. Kul olduğunu idrak eden birey hem haddini hem de sorumluluğunu bilir. Bu idrak ise insanı kibirden, başkaları üzerinde tahakküm kurma isteğinden uzak tutar. Tevhid bilinci gelişmiş bir toplumda güç kutsanmaz, hakikat tek bir grubun ya da otoritenin tekelinde görülmez. Böylece tevhid, bireysel bir inancın ötesine geçerek toplumsal adaletin, birlikte yaşama ahlakının ve vicdani denge hâlinin teminatı olur. Bu itibarla, bunalımlar çağında fıtratına yabancılaşan insan, kaotik durumundan kurtulmak ve kendisini, kâinatı ve Rabb’ini gerçek manada tanımak için hayata sekinet ve nizam veren tevhid inancını kuşanmaya muhtaçtır. Tevhidin hakikatini öğrenme, bireysel ve sosyal tezahürlerini algılama, anlama ve yaşama noktasında ise tek seçenek yüce kitabımız Kur’an’ın ve Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.s.) rehberliğidir.

Diyanet Aile Dergisi olarak yılın ilk sayısında tevhid konusunu yalnızca inanç esasları bağlamında değil de düşünce, ahlak ve hayat pratiğiyle birlikte ele almayı amaçladık. Hayattan kopuk bir kavram olmayan tevhidin hayatın tam merkezinde, insanı inşa eden ve yönlendiren canlı bir hakikat olduğunu sayfalarımıza taşıdık. Sayımıza Dr. Hüseyin Arı “Vahiy, Akıl ve Fıtrat Ekseninde Tevhid”, Dr. Gülsüm Soydan “Tevhidi Yaşamak”, Dr. Ali Parlak ise “Tevhidin Temeli: Fıtrat” adlı yazılarıyla katkı sundular. Uzmanına Sorduk köşemizde Prof. Dr. Gürbüz Deniz, tevhid inancının bireysel ve toplumsal hayata nasıl yön verdiğini, düşünceden davranışa uzanan etkilerini ve günümüze ne söylediğini bizlere aktardı. Bu ayki Söyleşi konuğumuz ise yazar Ayşe Sevim.

Dopdolu içeriğimize yenilerini de eklediğimiz sayımızla sizleri baş başa bırakırken mübarek Miraç Kandili’nizi tebrik ediyor, içinde bulunduğumuz manevi iklimin dünyanın huzur ve saadetine vesile olmasını Mevla’dan niyaz ediyorum.

Keyifli okumalar.


Gönlün İkramı Nezaket

Gönlün İkramı Nezaket

Aralık-2025

İNCELİĞİN İZİNDE GÜZEL SÖZ, ZARİF TAVIR

Nezaket ve zarafet, insanın hem sözünde hem davranışında ortaya çıkan ince duyarlılığın birer ifadesidir. Bu kavramlar çoğu zaman yalnızca sosyal birer alışkanlık ya da görgü kuralı gibi değerlendirilse de aslında insanın içsel olgunluğunu, karakter terbiyesini ve estetik hissini yansıtan derin anlamlar taşır. Nezaket, kişinin karşısındakine duyduğu saygının sade ama en etkili biçimidir. Zarafet ise aynı saygının davranışlarda, seçimlerde ve üslupta kazandığı estetik ölçünün adıdır. Günümüzün hızla tüketilen ve iletişimin çoğu zaman kaba bir yüzeye sıkıştığı dünyasında bu iki değer, hem insan ilişkilerini iyileştiren hem de toplumsal atmosferi yumuşatan vazgeçilmez birer imkân sunar.

Dinî gelenek açısından bakıldığında nezaket ve zarafetin köklerinin çok daha derinlere uzandığını görürüz. Kur’an, insanlara sözün en güzeliyle konuşmayı öğütlerken kalp kırmaktan sakınmayı, öfkeyi kontrol etmeyi ve yumuşak üslubu bir erdem olarak öne çıkarır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) hayatı ise nezaket ve zarafetin âdeta ete kemiğe bürünmüş hâlidir. O, muhatabının kim olduğuna bakmaksızın inceliği bir ilke hâline getirmiş; sözlerinde olduğu kadar davranışlarında da güzelliği, ölçüyü ve rikkati korumuştur. Nitekim onun, insanlara eziyet veren şeyi yoldan kaldırmayı bile imanın bir parçası sayan yaklaşımı, nezaketi bireysel tercihin ötesine taşıyarak ahlaki bir sorumluluk hâline getirmiştir. Nezaket ve zarafetin bu temel dinî boyutu, günümüz dünyasında bize hem yön hem de çözüm sunan bir perspektif kazandırır. Çünkü zarafet, yalnızca dış görünüşün yahut estetik bir tavrın süsü değildir; insanın kendi iç âlemini terbiye etmesinin, sözünü tartmasının ve davranışlarını hikmetle şekillendirmesinin bir sonucudur. Bu nedenle nezaket, karşımızdakinin değerini gözetirken zarafet, kendi iç düzenimizi ve ruhsal ahengimizi görünür kılar. Bugünün şartlarında bu iki kavramı yeniden düşünmek, hem bireysel gelişimimiz hem de toplumsal huzurumuz açısından önemlidir. Zira nezaket ve zarafet; güveni artıran, kırgınlıkları azaltan, kalpleri birbirine yaklaştıran sessiz ama etkili bir dildir.

Diyanet Aile Dergisi olarak 2025 yılının son sayısını nazik ve zarif bir şekilde uğurlamak için gerekli hazırlıkları yaptığımız dosyamıza Dr. Nimet Keseli Ustabaşı “Gönlün İkramı: Nezaket” adlı yazısıyla katkı sundu. Ustabaşı yazısında nezaketin; derin bir ahlaki duruşun, incelmiş bir ruhun ve kâmil bir imanın dışa yansıması olduğunu bizlere hatırlattı. Mehmet Aycı da “Görgülü Kuşlar Gördüğün İşler” atasözünden yola çıkarak yaratılışın mükemmel olduğunu, içinde nezaket ve zarafeti barındırdığını; hâlihazırdaki nezaketsizliğin ise fıtrattan bir sapma olduğunu belirtti. Uzmanına Sorduk köşemizde ise bu iki güzel hasletin çağın hızı karşısında nasıl korunabileceğini Esra Oras bizlere anlattı. Bu ayki Söyleşi konuğumuz Marmara İlahiyat Camii İmam Hatibi Halil Necipoğlu hocamız.

Dergimizi siz kıymetli okuyucularımızın istifadesine sunarken gölgesi üzerimize düşecek olan rahmet iklimi mübarek üç ayların insanlık ve İslam âlemi için hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.

Keyifli okumalar.

Dr. Lamia LEVENT ABUL

Bir İnsan Hakkı İhlali Olarak Şiddet

Bir İnsan Hakkı İhlali Olarak Şiddet

Kasım-2025

ŞİDDETİN PANZEHRİ MERHAMET VE HİKMET

İnsanlık tarihi boyunca barış ve huzurun en büyük düşmanlarından biri olan şiddet olgusu, günümüz dünyasında belki de hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun, karmaşık, ayrıntılı ve hatta medyatik biçimlerde kendini göstermektedir. Şiddet artık sadece fiziksel eylemlerle sınırlı kalmayıp psikolojik, sembolik, dijital gibi yeni biçim ve içeriklerle hayatımızın her alanına sirayet etmiş durumdadır. Siber zorbalık, iş yerinde mobbing ve sosyal medyada hızla yayılan linç kültürü gibi yeni şiddet türleri, ne yazık ki toplumsal ilişkileri tahrip etmekte ve hayatı çekilmez hâle getirebilmektedir.

Bir diğer endişe verici gelişme ise değerler erozyonu ve manevi boşluğun etkisiyle şiddetin giderek normalleşmesi ve meşrulaştırılmasıdır. Oysa yüce dinimiz İslam, insan hayatının ve onurunun dokunulmazlığını temel ilke edinmiştir. Kur’an-ı Kerim; alay etmek, aşağılamak, kötü lakap takmak gibi ruha yönelik incitici fiilleri açık bir hak ihlali olarak nitelemiş ve şiddetin her türlüsünü kesin biçimde yasaklamıştır. Rabb’imiz; öfkelerini yenenleri, insanları affedenleri ve iyilik edenleri sevdiğini buyurarak (Âl-i İmran, 3/134) bize şiddet sarmalından çıkış yolunu göstermiştir.

Kasım sayımızda şiddeti, salt bir güvenlik sorunu olarak değil eğitim, aile, toplumsal değerler ve ruh sağlığı perspektiflerinden bütüncül bir yaklaşımla ele almamız gerektiği inancıyla, “Şiddeti Anlamak: Psikolojik Dinamikler, Dinî Değerler ve Önleyici Stratejiler” başlığıyla derinlemesine inceledik. Prof. Dr. Ekmel Geçer, yazısında şiddetin yalnızca bireysel çabayla değil aynı zamanda toplumsal ve ailevi düzeyde sürdürülen çok yönlü, çok katmanlı stratejilerle önlenebileceğini vurguladı. Prof. Dr. Ejder Okumuş, “Yeni Biçimleriyle Şiddet” adlı yazısında, bugün şiddetin en azgın, en yakıcı, en vahşi, en barbar örneklerinden birine Gazze’de şahit olduğumuzun altını çizdi. Prof. Dr. Mustafa Uslu ise Uzmanına Sorduk köşemizde, çocukların şiddet eğiliminin temel sebeplerini, ebeveyn tutumlarının rolünü detaylıca açıkladı. Canan Zerenay Avan, “Görünmeyen Şiddet: Sözle Vurmak” başlıklı makalesinde, sözlü şiddetin insanın onurunu hedef alan bir hak ihlali olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide ise modern insanın yaşadığı anlam arayışı ve değer bunalımına karşı İslam felsefesinin sunduğu köklü ufku konuştuk.

Dergimizi siz kıymetli okurlarımızın beğenisine sunarken geleceğimizi sevgi ve merhamet ışığıyla inşa eden tüm fedakâr öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü en içten dileklerimizle kutluyoruz.

Dr. Lamia LEVENT ABUL

Nehirden Denize Özgür Filistin

Nehirden Denize Özgür Filistin

Ekim-2025

SUSKUN DÜNYANIN ÇIĞLIĞI GAZZE

Yeryüzünde bazı coğrafyalar vardır ki dünya haritasında küçük gibi görünür ama orası acının, gözyaşının, sabrın ve direnişin adıyla anılır. Yalnızca dar bir coğrafya olmayan ve çağımızın en ağır insanlık dramının adıdır Gazze. On yıllardır süren işgal, abluka, sistematik şiddet ve zulüm; orada yaşayan insanları temel haklarından mahrum ederek insanlık onurunun en ağır imtihanlarıyla yüz yüze bırakmıştır. Her gün yıkılan evler, kesintiye uğrayan hayatlar, kuşatma altında büyüyen nesiller, gökyüzünü delen çığlıklar… Ve tüm bunların ortasında, çocukların masum gözleriyle dünyaya yöneltilen sarsıcı bir soru: “Neden?” Bütün bu tablo, uluslararası hukukun, vicdanın ve adaletin nerede durduğunu sorgulamamız için güçlü bir ayna işlevi görüyor.

Gazze’yi yalnızca rakamlar, raporlar ve diplomatik tartışmalar üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü hâlihazırda Gazze, insanlığın vicdanını ölçen bir terazidir. Zulmün her boyutunu yaşayan bu topraklar, bir yandan adaletin sessizliğini, diğer yandan direnişin sarsılmaz iradesini haykırmaktadır. Çocukların bombaların gölgesinde oyun kurma çabası, annelerin kayıplara rağmen hayatı sürdürme direnci, gençlerin yarınlara dair kurduğu hayaller… Burada yaşanan her acı, aslında insanlık ailesinin ortak acısıdır. Bu yüzden Gazze’nin kanayan yarası, sınırların çok ötesinde hepimizin yüreğine dokunur.

Filistin halkı, onlarca yıldır süren işgale ve baskıya rağmen onurunu, inancını ve kimliğini korumaya devam ediyor. Dünya çoğu kez susarken onlar susmamayı, varlıklarını haykırmayı seçiyor. İşte bu yüzden Gazze, yalnızca zulmün değil aynı zamanda direnişin ve umudun da sembolü hâline gelmiştir. Bugün orada yaşananlar sadece bir bölgenin dramı olmaktan çıkmış; insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren evrensel bir meseleye dönüşmüştür. Bu bize şu gerçeği hatırlatıyor: Bir yerde zulüm varsa ve biz onu görmezden geliyorsak o yaradan hepimize bir pay düşmektedir. Gazze bu payın adıdır; direnişiyle, acısıyla ve umuduyla.

Diyanet Aile Dergisi olarak Gazze’nin sesini duyurmak, Filistin halkının haklı mücadelesine tanıklık etmek ve insanlığın ortak yarasına dokunabilmek için “Nehirden Denize Özgür Filistin” adlı dosyamızla karşınızdayız. Hazırladığımız dosyamıza Doç. Dr. Abdullah Altuncu “İnsanlığın Ortak Yarası: Gazze” adlı yazısıyla katkı sunarken Doç. Dr. Sema Çelem “Hayatın Ağır Döngüsünde Gazze’nin Çocukları” başlığıyla acımasız savaşın tam da ortasında çocuk kalmaya çalışan minik ruhları sayfalarına taşıdı. Uzmanına Sorduk köşemizde Kudüs Araştırmaları üzerine çalışmaları bulunan Dr. Abdullah Maruf Ömer ile Filistin meselesinin temel dinamiklerini çok yönlü bir şekilde ele almaya çalıştık. Söyleşi köşemizde ise oyuncu ve Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) gönüllüsü Melikşah Özen’i ağırladık.

Sizleri dergimizle baş başa bırakırken Camiler ve Din Görevlileri haftanızı tebrik ediyor, emekleriyle gönüllerimize ışık tutan tüm din görevlilerimize sağlık ve huzur diliyorum.

Keyifli okumalar.

Dr. Lamia LEVENT ABUL

Dergiler

74 dergi listelendi.

Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi
Diyanet Aile Dergisi