“camiyi sadece bir ibadet mekânı değil ibadetin ilimle teçhiz edildiği bir mekân hâline getirme çabası içerisindeyim.”
Türk tasavvuf musikisinin içerisinde hem beste hem icra çalışmaları yapıyorsunuz. Dinî musikiye ilginiz ne zaman ve nasıl başladı? Bu süreci okuyucularımıza kısaca anlatabilir misiniz?
İlkokul, hafızlık, ortaokul ve lise tahsilimi tamamladığım Kastamonu’da, gerek çevremizdeki insanlar gerek hocalarımız tarafından sesim beğenilirdi. Hatta hocalarım sesimin eğitilmesi konusunda da bana telkinlerde bulunurdu. Bu telkin ve tavsiyeler doğrultusunda birçok Kur’an-ı Kerim programı, mevlit ve hafızlık cemiyetinde bana görev tevdi edilirdi. Ama bulunduğumuz ortam, tabiatıyla ses eğitimi alabileceğimiz ve bu alanda kendimizi geliştirebileceğimiz imkânlar konusunda oldukça kısıtlıydı. Dolayısıyla yaptığımız okuma ve icralar belki kulağa hoş geliyor ancak müzikal anlamda pek bir anlam ifade etmiyordu.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile başlayan üniversite öğrenimim ile birlikte aynı zamanda musiki hocamız olan Nuri Özcan riyasetindeki M.Ü.İ.F. Musiki Korosuna da dâhil oldum ve fakülte hayatım boyunca da bu koroya devam ettim. Ayrıca başka birçok koroda ve bir müddet Üsküdar Musiki Cemiyetinde musiki çalışmalarımı sürdürdüm. Merhum Kani Karaca’dan ve yine Merhum Kemal Tezergil’den çok istifade ettim. Dünyaca ünlü ney ve musiki üstadı Kudsi Erguner’in ekibinde yurt içinde ve yurt dışında birçok konsere, albüm çalışmasına ve etkinliklere katıldım. Hâlihazırda da musiki ile iştigalim devam etmektedir. Bütün ilimlerde olduğu gibi musikide de talebeliğimiz devam etmekte olup son nefese kadar da devam edecektir inşallah.
Gerek ulusal gerek uluslararası alanda tanınmış bir kari olarak Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma eğitiminde musikinin katkılarından bahsedebilir misiniz?
Bütün kâinat, Cenab-ı Hakk’ın “Bedî” , “Cemîl” ve daha nice isimlerinden eserler taşımaktadır hiç şüphesiz. Sevgili Peygamberimiz de hadis-i şeriflerinde, “Allah güzeldir, güzeli ve güzelliği sever.” buyurarak İslam’ın estetik anlayışına vurgu yapmıştır. Ayrıca “Kur’an-ı Kerim’i sesinizle süsleyiniz.” (İbn Mace, İkame, 176; Ebu Davud, Vitr, 20.) hadisiyle de Kur’an-ı Kerim’in güzel okunmasına yönelik tavsiyede bulunmuştur. Biz musikiyi, “Ses melodilerini, düzenli ve estetik bir şekilde kullanmak” olarak da tanımlayabiliriz. Yani musiki, estetik ve sesin sanata dönüşmüş hâlidir. Bu sanatın hizmet edebileceği en kıymetli söz de hiç şüphesiz Allah kelamıdır yani Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an’ı tilavet ederken uymak zorunda olduğumuz birçok kural vardır. Bu kuralların zahirî olanlarına “tecvit” diyoruz. Tilavet esnasında manayı düşünerek manaya göre gösterdiğimiz tavır ile ilgili (Hafdussavt-Raf’ussavt) ise temsilî kıraat tabirini kullanıyoruz. Tabii ki bütün bunlar, ses maharetiyle gerçekleşebileceği için musiki âdeta bizim olmazsa olmazımız hâlini almaktadır.
Hafız, musikişinas, şair olmak üzere pek çok vasfı üzerinde barındıran bir kişisiniz. Sizin böyle bir donanıma ulaşmanızda unutmadığınız hocalarınız kimlerdi ve hayatınıza ne şekilde dokundular?
Naçizane şahsıma uygun görülen unvanlar içerisinde beni “hafız” unvanı kadar hiçbirisi bahtiyar kılmamıştır. Sonuçta Kelam-ı İlahi’nin mahfazası olmak gibi bir şerefi taşıyorsunuz. Öncelikle hafızlığımı, başta anne babama ve en az babam kadar üzerimde emeği bulunan çok kıymetli hafızlık hocam Hüseyin Sezal’a borçluyum. Tabii aslında sahip olduğum diğer birçok vasıf da hafız oluşuma bağlı olarak gelişti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile devam eden İstanbul’daki eğitim hayatımda, imam hatip lisesi yıllarından beri merhum İsmail Biçer’e duyduğum hayranlığın büyük etkisi vardır. Yine o yıllarda musikiye ilgimde -Allah selamet versin- Amir Ateş ve merhum Kani Karaca’nın büyük tesiri vardır. Nitekim Merhum Kani Karaca ile Beyazıt Camii ramazan mukabeleleriyle başlayıp sekiz yıl gibi uzun bir süre devam eden beraberliğimiz, bendenize çok şeyler kazandırmıştır. Yine Yüce Rabbimin büyük lütfu olarak büyük mevlit üstatlarından Aziz Bahriyeli, Fevzi Mısır, Nihat Ulu ve İbrahim Peker gibi değerlerimizle bir arada olma ve onlardan istifade etme bahtiyarlığını da yaşamak nasip oldu.
Şiir meselesine gelince de kendimi bir şair olarak görmüyorum. Sadece naçizane, birtakım duyguları nazmen ifade etmeye çalışıyorum. Bu bağlamda da ünlü şairlerin şiirlerini okuyup kendimce gönlüme düşenleri kaleme alıyorum. Belli bir sayıya da ulaştı bu yazdıklarım. Kısmet olursa bunları bir kitap hâline getirmeyi de planlıyorum.
Cumhuriyet tarihinin en büyük camisi olan Çamlıca Camii’nde imam olmak size nasıl bir misyon yüklemektedir?
Şu an görev yapmakta olduğum Büyük Çamlıca Camii, belki de Türk tarihi açısından cemaat kapasitesi yönüyle en büyük eser. Tabii ki burada görev yapmak büyük bir onur ve gurur. Ama bir o kadar da büyük mesuliyet gerektirdiğini ve hesabının da ağır olduğunu düşünmekteyim. Hatta konuyla ilgili diyebilirim ki en büyük derdim bana emanet edilen bu görevin hesabını yüce Rabbime lâyıkıyla verebilmektir. Bunun için kendimce bir gayretin içindeyim. Mesela sabah namazlarını ve cehri namazları hatim takibiyle kıldırıyorum. Kendi görev günlerimde bir vakit Şifa-i Şerif; bir vakit de Riyazüssalihin sohbetleri gerçekleştirmeye çalışıyorum. Tabii bu derslerin cemaatimiz tarafından teveccühle karşılandığını söyleyebilirim. Yani camiyi sadece bir ibadet mekânı değil ibadetin ilimle teçhiz edildiği bir mekân hâline getirme çabası içerisindeyim. Ayrıca görev hayatım süresince olduğu gibi burada da müstakbel meslektaşlarımızın yetiştirilmesine yönelik gerek talim ve tashih-i hurûf gerek cami musikisi noktasında genç kardeşlerime yardımcı olmaya çalışıyorum. Gün oluyor, öğle namazı sonrası başlayan derslerimiz, yatsıya kadar devam ediyor. Rabbim bizi bu yolda her daim memur kılsın inşallah…