CEP İLMİHALİ YAZARI ISPARTA MÜFTÜSÜ
MEHMET SOYMEN
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri

Bir önceki yazımda, Başkanlığımızın yarım yüzyıldan fazla bir sürede milyonlarca adet basıp toplumun istifadesine sunduğu Cep İlmihâli’nden söz etmiştim. Bu yazıda da söz konusu eserin yazarı ve aynı zamanda “Isparta Müftüsü” olarak da bilinen Mehmet Soymen Hoca’yı tanıtmaya çalışacağım.

Mehmet Soymen, Isparta H.1317 (1901) doğumlu. Babasının adı Ahmet. Diyanet İşleri Başkanlığına yazdığı 1 Mart 1950 tarihli dilekçede öz geçmişiyle ilgili verdiği bilgilere göre Mehmet Soymen, ilk mektepten ve hafızlık eğitiminden sonra Şer’iyye ve Evkaf Vekâletinin 1921’de Isparta’da açtığı İlmiye medresesinin üçüncü sınıfından dördüncü sınıfına geçmiş. Bu medresenin kapatılmasıyla yine aynı vekâletçe 1922’de açılan Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesinin ibtida-i dâhil birinci sınıfına nakli uygun görülmüşse de bu kısımda başka öğrenci bulunmadığından ibtida-i hariç kısmının ikinci sınıfına kaydedilmiş. Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye, medreselerin ıslahı çerçevesinde Osmanlı’nın son dönemlerinde okul sisteminde açılmış bir eğitim kurumuydu ve idaresi Büyük Millet Meclisi hükûmetlerinde Şer’iyye ve Evkaf Vekâletinde idi. Millî Mücadele’nin devam ettiği yıllarda Büyük Millet Meclisi, ülkede yaygın bir şekilde bulunan İlmiye medreselerine göre daha ileri düzeyde bir tedrisatın yapıldığı bu gözde eğitim yuvalarının sayılarının çoğaltılması için çaba sarf etmişti. Bu süreçte Darü’l-Hilafe medreselerinin açıldığı yerlerden biri de Isparta idi.

Mehmet Soymen, 1923’te sözü edilen medresenin ibtida- i dâhil birinci sınıfına pekiyi dereceyle geçmiş. Bu sınıfı da tamamlamak üzereyken 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla bu medresenin imam ve hatip mektebine dönüşmesiyle bu mektebin son sınıfına nakledilmiş. Nihayet, 1925’te Isparta imam ve hatip mektebinden pekiyi derece ile mezun olmuş. Buna göre Tevhid-i Tedrisat’la açılan imam ve hatip mekteplerinden ilk mezun olanlardan biri de Mehmet Soymen’dir. Soymen ayrıca 1928’de İzmir’de Muallim Kursu’nu tamamlamış. Bir eğitim sayılabilirse 1958’de katıldığı sağlık eğitim kursunu da bu bağlamda zikredebiliriz. Hemen belirtelim ki Mehmet Soymen’in özetlenen bu eğitim süreci bile tek başına dönemde din eğitimi alanında yaşanan çalkantıları da ortaya koyar.

Bitirdiği muallim kursunun verdiği imkânla olmalı, Soymen, 1 Kasım 1927’de Isparta Cumhuriyet Okulunda “muallim vekili” olur, bir yıl sonra yerine asil tayin edilince bu görevi sona erer. 1 Kasım 1929 - 30 Nisan 1930 arasında yedek subay olarak birinci askerlik görevini yerine getirir. Askerlik sonrası 31 Ekim 1930’da Muğla Milas ilçesi Karacahisar köyü başmuallimliğine getirilir ve bu görevi 1937 yılının son aylarına kadar devam eder. Bu tarihten 1941 yılına kadar Isparta İlegüp Pansiyonlu Okulu öğretmenliği ve Isparta Keçiborlu Kılıç Okulu başöğretmenliği görevlerini yürütür. 14 Mart 1941’de ikinci kez askere (yedek yarsubaylık) alınır ve 6 Haziran 1942’de terhis olur. Terhisini müteakip 1950’ye kadar Isparta Keçiborlu Kılıç Okulu başöğretmenliği ve Isparta Merkez İsmetpaşa Okulu öğretmenliği/ başöğretmenliği görevine devam eder. Kısaca belirtmek gerekirse Soymen Hoca, müftülük görevi öncesinde yaklaşık 21 yıl boyunca ilkokul öğretmenliği yapmıştır.

1950’ye gelindiğinde Mehmet Soymen 50 yaşındadır ve dönemin mevzuatı çerçevesinde müftülüğe talip olur. Bu talebinde etkili olan gelişmeleri tam olarak öğrenemiyoruz. 5 Nisan 1950 tarihli bir resmî yazıdan öğrendiğimize göre açık bulunan Isparta Müftülüğüne dersiamlardan Hasan Fehmi Başoğlu talip olmuş, yapılan imtihanla müftülüğe tayini uygun görülmüştür. Ancak Başoğlu, bu sırada Başkanlık’ta Müşavere Kurulu üyeliğine seçildiği için Isparta Müftülüğü yine münhal kalmıştır. Öte yandan o yıllarda Isparta Merkez İsmetpaşa Okulu başöğretmeni olan Mehmet Soymen de başlangıçta sözünü ettiğim 1 Mart 1950 tarihli dilekçesiyle müftülüğe talip olduğunu, dolayısıyla imtihana alınmasını, yapılacak imtihanda ehliyetini ibraz etmesi hâlinde müftülüğe tayinini talep eder. Bu talebe binaen, Başkanlık merkezinde Müşavere Heyeti huzurunda 8 Mart 1950 günü yapılan imtihanda Soymen 50 üzerinden 46 puan alarak başarılı olur (Karar No: 73). Heyetin, Soymen’in yüksek puanla imtihanda başarılı olduğu yönündeki kararında ayrıca adı geçenin “vazifeye alınmasının muvafık-ı maslahat olacağı” mütalaasına yer verilmesi dikkat çekici bir husustur. Bu çerçevede Isparta Valiliğinden Diyanet İşleri Başkanlığına yazılan 5 Nisan 1950 tarihli yazıda Soymen hakkında, “Kendisi, İslami ilimlere vâkıf olduğu gibi Isparta muhitinde iyi huylu ve fazilet sahibi olarak tanınmış ve halkın sevgi ve saygısını kazanmış bir zattır. Hâlen 35 lira kadrolu Isparta İsmetpaşa İlkokulu başöğretmenidir ve 40 lira aylık almaktadır. 1 Haziran 1950 tarihinde maaşı 50 liraya yükselecektir. Memuriyetine ait bütün evrak-ı müsbitesi Millî Eğitim Bakanlığındaki sicil dosyasındadır.” şeklindeki beyanlar da dikkat çekicidir. Yazının sonunda, uygun görüldüğü takdirde, hâlen almakta olduğu 40 lira asli maaşa tekabül eden müftülük kadrosunun -çünkü müftülükler farklı maaşlara göre gruplandırılmaktaydıgönderilmesi arz edilmiştir. Nitekim özlük dosyasından Soymen’in başlangıçta 50 lira maaşlı müftülük kadrosuna tayin edildiği anlaşılmaktadır.

Mehmet Soymen, imtihanın akabinde 1 Eylül 1950’de Isparta Müftülüğüne tayin edilir. Müftülükteki görevi 2 Mayıs 1961 tarihine kadar yani 11 yıla yakın devam edecektir. Başkan Ömer Nasuhi Bilmen imzasını taşıyan 5 Nisan 1961 tarihli Başkanlık onayıyla Mehmet Soymen, mevcut kadro ve maaşıyla Bolvadin Müftülüğüne naklen tayin edilir. Soymen, bu tarihten birkaç gün sonra Ömer Nasuhi Bilmen yerine Diyanet İşleri Başkanlığına getirilen Hasan Hüsnü Erdem’e hitaben kaleme aldığı 13 Nisan 1961 tarihli mektubunda, naklen tayin talebinin kendisine ulaştığını ancak hastalığı ve ailevi sebeplerle emekli olma kararında olduğunu belirtir. Başkanlık’tan, emekli maaşının avantajlı olması açısından kendi isteğiyle değil de Başkanlıkça resen emekli edilmesini talep eder. Sonuçta 2 Mayıs 1961 tarihi itibarıyla Soymen emekliye sevk edilir.

Mehmet Soymen, 3 Şubat 1990 tarihinde 89 yaşında Isparta’da vefat etti. Müftülük talebinde bulunurken Soymen’in 50 yaşında olması ve imtihan tarzı, kısaca müftülüğe getiriliş süreci dönemin mevzuatına uygundur. Zira 1950 öncesi uygulamasında müftülük de dâhil din hizmetlerine tayinde kişinin elindeki tahsil belgesi değil yapılan imtihanda ehliyetini/ yeterliliğini ortaya koyması esas idi. İmtihanlar da ferdî talepler üzerine kişiye özgü açılmaktaydı. Elbette kişinin sahip olduğu dinî tahsil belgesi, mesela icazetnamesi değerlendirmekte ve bu, tercih sebebi olabilmekteydi. Nitekim Soymen, sözü edilen dilekçesinde Darü’l-Hilafe Medresesi ve dört yıl süreli imam ve hatip mektebinden edindiği “müktesebat”la müftülükte aranan ilmî kudreti haiz olduğunu ileri sürmüştü. Süreçte imtihansız dinî bir hizmete kabul, sadece vaizlikte Darülfünun İlahiyat Fakültesi mezunlarına tanınmıştı.

Başkanlık teşkilat kanununda 1950’de yapılan değişiklikte, ihtiyaç hâlinde müftülerin naklen tayinine imkân verilmişti; bu tarihten önce bir müftünün bulunduğu yerden başka bir yere nakli pek rastlanan bir durum değildi. Nitekim basit bir araştırmayla, Reisliğin kuruluşundan bu yıllara kadar müftülerin bazen 20-30 yıl süreyle aynı şehirde görev yaptığı görülebilir. Bu zevatın çoğu, vefatlarına kadar aynı yerde görevlerini sürdürebilmiştir.

Mehmet Soymen, müftülüğü sırasında da öğretmenlikle irtibatını devam ettirdi. 1951-1952 eğitim öğretim yılında tedrisata başlayan Isparta İmam Hatip Okulunun -ki açılan ilk yedi imam hatip okulundan biridir- açılışında, okul bina ve araç gereçlerinin temininde öncülük etti. İlk yıllarında bu okulda bazı dersleri vererek bu okuldaki eğitime önemli katkılarda bulundu. İlkokul öğretmenliğinden gelen tecrübesi ile verdiği derslerle öğrenciler arasında çok sevildi, sayıldı. Mehmet Soymen’in 1951’de haftada 15 saat meslek dersleri okutması Millî Eğitimce uygun görülmüş, izin için konu Başkanlığa intikal ettiğinde Müşavere Heyetinin 23 Şubat 1951 tarihinde aldığı kararla da (Karar No: 74) onun, asli görevini aksatmaması şartıyla öğretmenlik yapmasında sakınca görülmemiştir. Ancak Reislikten Millî Eğitim’e yazılan bir yazı ile memur konumundaki müftünün, mevzuat gereği haftada en fazla dört saat derse girebileceği belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi Soymen’in eğitim süreci ve hizmet sirküleri günümüz itibarıyla ilginçlikler ortaya koymaktadır. Ancak verdiğim kısa malumattan da anlaşılacağı gibi, dönemin şartlarında bunda şaşılacak fazla bir husus bulunmamaktadır. Hoca, yaşadığı ara dönem itibarıyla klasik medrese eğitimi alamamış ancak 1924’te ilk defa açılan imam ve hatip mektebini bitirebilmiştir. Az veya çok dinî tahsil görmüş insanların bu süreçte ilkokul öğretmenliği gibi aldığı eğitimle doğrudan ilgili olmayan görevleri icra etmeleri daha çok zaruretlerin bir sonucudur; çünkü uygun görev alma imkânı son derece kısıtlıdır. İlave etmem gerekir ki hocaların öğretmenlik yapması keyfiyeti sadece Soymen Hoca ile sınırlı da değildir. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen Hoca da İstanbul Darüşşafaka Lisesinde yirmi yıla yakın siyer ve ahlak dersleri yanında yurttaşlık bilgisi dersi okutmuştu. Eseri neredeyse girmemiş hane kalmayan Mehmet Soymen, kamuoyunda fazla tanınmayan, ilmî kişiliği hakkında da fazla malumat bulunmayan bir şahsiyet. Vefatı üzerine Orhan Balcı imzasıyla Diyanet Gazetesi’nin Mart 1990 tarihli 373. sayısında yazılan bir yazı dışında hakkında detaylı bir makaleye; kendisi ve eseri üzerine yapılmış bir mülakata, bir görüşmeye rastlamadım. Hâlbuki vefat ettiği 1990 yılında bile Cep İlmihâli’nin baskı sayısı 24’e ulaşmıştı.

Döneminde, Ömer Nasuhi Bilmen ve emsali, telifatıyla temayüz etmiş ilim erbabı varken, fıkıh ve ilmihâl bilgisi daha güçlü hocalar bulunurken ihtiyacı duyulan bir cep ilmihalini, hayatının büyük bir kısmını ilkokul öğretmeni olarak geçiren Mehmet Soymen Hoca’nın kaleme almış olması, başka bir ifadeyle onun yazdığı kitapçığın tercih edilmesi, ayrıca hazırladığı eserin geniş rağbet görmesi gıpta edilmeye ve üzerinde düşünülmeye değer bir husustur. Öğretmenliğinin, onun kalemine bir akıcılık kazandırdığı, meramını arı duru ifade etmesine önemli katkı sağladığı düşünülebilir. Ne ki hocanın Cep İlmihâli dışında başka bir eseri olmadığı gibi yayımlanmış bir makalesinin dahi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Orhan Balcı’nın verdiği bilgiye göre Soymen Hoca, kişilik sahibi, yüksek karakterli, ağırbaşlı, güven telkin eden, münevver bir insandı. Bizim verdiğimiz bilgilerin de onun mütevazı bir hayat yaşadığını ortaya koyması açısından yeterli olduğunu söyleyebiliriz. Yine Balcı’nın verdiği bilgiye göre Mehmet Soymen, milyonlarca basılan Cep İlmihâli adlı kitabından sadece yarışma için vadedilen ücreti (260 lira) almış, bunun ötesinde kitabın bütün telif haklarını Isparta noterliğinde düzenlenen bir temlikname ile Diyanet İşleri Başkanlığına devretmiştir. Kitabın yeni baskılarında kendisine gönderilen bir miktar kitabı da ilgi duyanlara dağıtmıştır.

Cep İlmihâli’nin, herkes için nasip olmayacak bir sadaka-i cariye olduğunu düşünüyor, hocamıza rahmetler diliyorum.