Kahramankazan Hacı Mehmet Doğan Camii Uzman İmam Hatibi
Mustafa DEMİREL:
“Bana, depremzede kardeşlerimi evimde misafir etme fırsatını verdiği için Rabbime sonsuz hamd ediyorum.”


6 Şubat’ta art arda gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremlerle yaşadığımız asrın felaketinin sene-i devriyesindeyiz. Siz de kendi evinizi paylaşarak bir isar örneğini bizlere gösterdiniz. Kendi oturduğunuz evden çıkıp da onu paylaşmak nasıl bir duygu ve bunu yapmaya sevk eden saiklerden söz eder misiniz?
Ülkemizi derinden sarsan ve on bir ilimizi etkileyen o felaketin üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ki hemen Diyarbakır’da ikamet eden kardeşimi aradım. Kardeşim bana, “Ağabey binamızda çatlaklar oluştu ama yıkılmadı. Şu an çocuklarla arabanın içindeyiz.” dedi. Kardeşimin iyi haberini aldım ama televizyon ve sosyal medyadan gelen haberlerle yıkılıyordum. Gönlüm âdeta enkaz yerine dönmüştü. O gün şu cümleler döküldü dilimden: “Hepimiz öldük, kimimiz geziyor kimimiz gömüldük.” Ülke olarak yaşadığımız bu acı çok büyüktü ve buna hiçbir yürek dayanmazdı. Benim de bir şeyler yapmam gerekiyordu. Aradan fazla vakit geçmeden hemen müftülüğe giderek TDV aracılığıyla bir miktar nakdi yardımda bulundum. Yıkımın ne denli büyük olduğunun farkındaydım. Depremde evini kaybeden kardeşlerimi görünce sıcak evimde yatamazdım. Bir Müslüman olarak ve bir insan olarak gönül hanemi, evimi onlara açmalıydım. O gün bu kararı verdim ve Allah’a (c.c.) şöyle dua ettim: “Ya Rabbi, dileğimi kabul buyur ve hayırlı bir misafirle beni karşılaştır.” Depremin sekizinci günü Hatay Kırıkhan’a görevli olarak gittim. Görev yerim olan Kahramankazan’dan ayrılırken de evimin anahtarını arkadaşlarıma bırakmıştım. Rabbim dualarımı kabul buyurdu ve Adıyaman’dan gelen bir aile hanemize misafir olmuştu. Arkadaşlarım 6 kişilik bu aileyi evime yerleştirmişler.
Bana, depremzede kardeşlerimi evimde misafir etme fırsatını verdiği için Rabbime sonsuz hamd ediyorum. Yaklaşık üç ay kadar kendilerini evimde misafir ettim. Kardeşlerimizle ölesiye bir dostluk kurduk. Hâlen de kendileriyle görüşüyoruz.
İslam dininin birlik beraberlik dini olduğunu bizzat fiilî olarak göstermiş oldunuz. İnsanların zor günlerde toplum olarak yaralarını beraberce sarmalarına yönelik neler söylemek istersiniz?
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Buhari, Edeb, 27.) buyurarak müminleri bir bedenin uzuvlarına benzetip bizi birbirimize sorumlu kılıyor. Nasıl ki insanın ayağına bir diken batsa bu acıyı bütün vücudu hissediyor, ben de bu acıyı yüreğimin ta derinliklerine kadar hissettim. Memleket olarak doğudan batıya kuzeyden güneye takdire şayan bir kardeşlik örneği gösterdik. Kardeşliğimiz devam ettiği müddetçe altından kalkamayacağımız hiçbir engelin olmadığını devlet millet el ele vererek dünyaya göstermiş olduk.
“Evim Yuvan Olsun Kampanyasına” göstermiş olduğunuz katkı ve pek çok görevde yer aldığınız bu iyilik hareketi, cemaatiniz ve çevreniz tarafından nasıl karşılandı, nelere vesile oldu?
Binlerce insanın iyilik kervanı oluşturduğu bir zamanda bizim de elimizden geldiğince bu kervana dâhil olmamız, hem cemaatim hem de çevremdeki insanlar tarafından takdirle karşılandı. Vaazlarımızda ya da hutbelerimizde söylediklerimizi bizatihi tatbik ediyor olmamız onları bir hayli etkiledi. Yapılan işin sonunda amaç Allah’ın rızasına erişmek olunca o iş, insana kelimelerle ifade etmenin mümkün olamayacağı manevi bir haz veriyor.
Deprem anından itibaren Başkanlığımız ve siz değerli din gönüllülerimiz sahadaydı. İnsanlığa ve iyiliğe adanmış bu vazifeler esnasında unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?
İlçemizden 12 meslektaşımla birlikte Hatay’ın Kırıkhan ilçesine akşam saatlerinde ulaştık. Kırıkhan’a iner inmez o dehşet verici manzarayı görünce güç, kuvvet ve kudret sahibinin sadece Allah olduğunu ve insanların Allah’ın azameti karşısında ne kadar aciz kaldığını müşahede ettim. Yıkımın boyutu hakikaten çok büyüktü. Âdeta taş üstünde taş kalmamış, kıyamet kopmuş gibiydi. Ayakta kalan binaların birçoğu da hasar almış, oturulamayacak durumdaydı.
Bulunduğum yerde dört gün görev yapmış ve sayısını hatırlayamadığım pek çok kardeşimizin defin işlemini gerçekleştirmiştik. Gece geç saatlere kadar defin işlemini gerçekleştirdiğimiz deprem bölgesinde ikinci günümüzdü. 22.00 suları üç tane cenaze geldi. Cenazeler bir anne, dokuz yaşında bir oğul ve on iki yaşında bir kız çocuğuydu. Cenazeleri kefenledik, namazını kıldırdım. Elektrikler kesik olduğu için jeneratörle aydınlatma yaparak mezarların yanına cenazeleri getirdik. Birkaç gün önce de o annenin bir kızını daha enkaz altından çıkarmış ve defnetmişlerdi. Aileden bir tek baba hayatta kalmıştı. Tam cenazeleri kabre indireceğimiz esnada baba dedi ki: “Hocam, annesi Muhammed Hamza’sını çok severdi; onları yan yana defnetsek olur mu?” “Olur.” dedim. Araya bir tahta koyarak oğluyla annesini aynı mezara defnettik. İki kızı ise yan yana yatıyordu. O kadar defin işlemi gerçekleştirmiştim ama o sahne bana o kadar acı geldi ki anlatamam. O acı inanın tarifi imkânsız bir acıydı.
Son dönemlerde çeşitli afetlere maruz kalan ülkemizde din görevlileri olarak sizler çok büyük fedakârlıklar gösterdiniz. Böylesi zor durumlarda din görevlilerine duyulan ihtiyaca ve onların sahada olmalarına yönelik neler söyler ve ne gibi tavsiyede bulunmak istersiniz?
Anne ve evladını defnettiğimiz günün sabahı kahvaltımı yeni yapmış, itfaiye aracından abdestimi alıyordum. Karşı taraftan bir genç yaklaştı yanıma: “Hocam akşam defin yapmıştınız, beni hatırladınız mı?” dedi. Ben de: “Evet, hatırladım.” dedim. “Suat abim mezarın başında ağlıyor, durumu iyi değil. Onu teskin etseniz, ona bir nasihat etseniz.” dedi. “Tamam kardeşim.” dedim. Beraber kabrin başına vardık. Suat ağabey, eşinin ve çocuklarının kabri başında bir taraftan elleriyle toprağını düzeltip bir taraftan da iki gözü iki çeşme ağlıyordu ve perişan bir hâldeydi. Kolay bir imtihan değildi elbette yaşadıkları. Ona, “Resulüllah Efendimiz de (s.a.s.) evlatlarını kendi elleriyle toprağa verdi. O, Allah’ın en sevgili kuluydu ve böylesi bir ağır imtihandan geçti.” dedim. Hepimizin de bir şekilde imtihandan geçtiğini ayet ve hadislerle anlattım. İyice sakinleşti ve rahatladı. Sonrasında Yasin-i Şerif okudum ve duadan sonra boynuma sarıldı, kucaklaştık. Helalleşip ayrıldık.


Öz Geçmiş
Mustafa Demirel, 1981 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Ankara’nın Kahramankazan ilçesinde tamamladı. Hafızlığını da aynı ilçedeki Fatih Kur’an Kursunda bitirdi. İlahiyat ön lisans mezunu olan Mustafa Demirel, hâlen Ankara Kahramankazan Hacı Mehmet Doğan Camii’nde görevini sürdürmektedir.