ENGİN

Mehmet AYCI


İlk n’si “nazal” telaffuzu çocukluğumdan bu yana kulağıma küpe:
Birisinde gram hırs, kibir, büyüklenme yoksa, sevilip sayılıyorsa, çocukla çocuk büyükle büyükse, başkalarında ayıp aramıyorsa ona engin gönüllü derlerdi.
Birisi bir olay karşısında hemen karar vermiyor, olayı her yönüyle düşünüyor, yargılamaktan çok anlamaya önem veriyorsa ona engin fikirli derlerdi.
Ova engindi, engindeydi; size de atınıza da muhayyilenize de hareket imkânı sağlıyordu.
Dağın yüceliği ne kadar kıymetli ise ovanın enginliği de o kadar kıymetliydi.
Yüksek sesle konuşmuyor, bağırıp çağırmıyor, sesiniz ve gözünüz insanlara tepeden değil göz hizasından bakıyorsa engindiniz.
Denizler engindi; çünkü derindi.
Enginlik, bir bilgelik, bir kabul hâli, bir kendini aşmışlık çağrıştırırdı size.
“Enginedir deli gönül engine” türküsünü dinlerken rağbetin “engin” gönüllülere olduğu müddetçe anlamlı olacağını, güzelliğin de zenginliğin de geçiciliğini, asıl güzelliğin ve zenginliğin enginlik olduğunu bir kez daha kendinize telkin ederdiniz.
“Gel ha gönül havalanma/ Engin ol gönül engin ol” türküsü size dünya malına güvenmenin enginlikle bağdaşmayacağını anlatırdı.
Sadece bir mesafe belirtmezdi enginlik, ölçülebilen bir derinlik belirtmezdi.
İnsandan insana gönülden gönle değişen, değiştikçe farklı zenginlikler, farklı güzellikler çoğaltan, maddi olanla tanımlanamayan bir hazine olarak görürdünüz enginliği.
Şimdi öyle mi?
İlk n’si nazal o enginin, o enginliğin, fikrimizden ve gönlümüzden uzaklaşması ne kadar acı. Bakışımızdan bile…