Okuma yolculuğunda alışılagelmiş şeylerle karşılaşmak insana her zaman daha konforlu gelmiştir. Peki, bildiklerimizi hem içerik hem de biçimsel olarak altüst eden bir yazarla karşılaştığımızda onu nasıl okumalıyız?
Halid Ziya UŞAKLIGİL
Sade okurken değil, bir musikî parçasını dinlerken, bir levhayı temaşa ederken de bize terettüp eden bir vazife vardır; eserin ruhuna nüfuz etmek onda ne kadar boş kalmış yerler varsa onları kendi tahayyülümüzün yardımıyla doldurmak lâzımdır ki eserden beklenen tesir husule gelebilsin.
Bu nazariye böylece tespit edilince en evvel hâtıra gelen yeni neslin birçok şairini nasıl okumalı ve onların ilk bakışta anlaşılmadığına hükmedilen yazılarının ruhuna hulûl edebilmek için ne yapmalı diye bir sual irad olunabilir. Bunda yapılacak iş hayalin kabiliyetlerini şairin hizmetine vakfetmektir. Eğer hayalde matlûb olan kabiliyetler mevcut değilse yahut onları kullanmak için ihtiyarı icap eden külfetlere katlanılmazsa bu şaire değil, okuyana atfolunacak bir kusurdur.
Kendisine yeni bir çığır arayan bir sanatkara tesadüf edilince her şeyden evvel yapılacak müsaade ona sanatta bir yenilik aramak salâhiyetini bahşetmektir. Onun tecrübelerinde bizi irkilten, alışılmış kaidelerden uzaklaştırarak ürküten şeyler görünce hemen muhalif bir vaziyet almayarak, çıkacak neticeyi bekleyip müsamaha ile başlamak ve insaf ile sabır hasletlerini en geniş mikyasta faaliyete geçirmek icap eder, ta ki hakikaten gösterilmeye çalışılan yenilikten bir netice almak, en iyi niyetlerle, bizi tatmin edecek bir fayda beklemek isteniyorsa bu arzu tahakkuk edebilsin.
(Halid Ziya Uşaklıgil, Sanata Dair, cilt: 1, Haz. Eren Yavuz, Büyüyenay Yay., İstanbul: 2019. s. 246.)
Hatice BİLDİRİCİ
Okuru ya da izleyeni olduğumuz her sanat eseri bizden açık yüreklilik ve samimiyetle anlaşılmayı murad eder.
Okuma serüveni; bazen sığındığımız bazen içinde durup nefes aldığımız, inişli çıkışlı, düşmeli kalkmalı, tutkulu öfkeli hatta bazen yorgun düşüp yavaşladığımız bazen telaşla hızlandığımız bir yolculuk. Bizden emek ve zaman isteyen bu serüven, açık yürekliliğimiz ve samimiyetimiz oranında sahih.
Okuma yolculuğumuzda kafamızı karıştıracak düzenimizi bozacak, huzurumuzu kaçıracak metinlerden uzak durmayı isteyebilir, okuduklarımız bizi, biz de okuduklarımızı onaylayalım; güvenli alanımızda huzur bulalım diyebiliriz. Ancak yeniyi merak dürtüsü ve keşfetme iştiyakı bizim fıtratımızda mündemiçtir. Mündemiç diyorum, çünkü bu dürtü ve iştiyakımız güvenli alanımızı muhafaza ve müdafaa etmek, rutinimizi korumak adına üstü örtülü kalabilir. Okuma seyrimizde bildiklerimizi hem içerik hem de biçimsel olarak altüst eden bir yazarla karşılaştığımızda yani burnumuzun ucu yeniye değdiğinde onun üstüne gitmek, mündemiç duran dürtü ve iştiyakımızın örtüsünü kaldırmak kanaatimce Cemal’e karşı vebalimizdir.
Sadece edebî metinde değil her türlü sanat eserinde emekle, aşinalıkla elde edilebilecek incelikler var. Onlar da bizim merak dürtümüz ve keşif iştiyakımız gibi eserin içinde mündemiç dururlar. Eleştirel düşünme melekemiz ve estetik algımız belli bir yetkinliğe ulaşmışsa, karşılaştığımız eser gözümüze tuhaf görünse de onu tartıp doğruyu, iyiyi, güzeli almalıyız çünkü insanı insan yapan medeniyet, farklıyı bir tehdit değil fırsat görenlerin elinde çiçeklenir.