İstanbul Beşiktaş Barbaros Camii İmam Hatibi
Muhammet Hamdi KASAPOĞLU:
“Göreve başladıktan sonra bu mesleğin aşk işi olduğunu fark ettim.”

Söyleşi: Mahir KILINÇ

Geleneksel İslam sanatlarına ilginiz nasıl oluştu ve çalışmalarınızı ne şekilde ilerlettiniz?

Çocukluktan gelen bir merak, öğrenme ve bir şeyler üretme isteği… Bu duygumu hiç kaybetmedim ve bu duygum bana hep yol gösterdi. Liseyi bitirdikten sonra iş hayatına atıldım. Kendime ait bir atölyede yedi yıl iç ve dış mekân tasarımları yaptım. Bu faaliyet, benim gelişmeye ve üretmeye açılan pencerem olsa da yoğun bir temposu vardı. Bu tempo, okumak, sanatla uğraşmak, kendimi gerçekleştirmek gibi içimde eksik kalmış hayallerime engel oluyordu. Mevcut durum beni bir yol ayrımına getirmişti. 2010 yılında karar verdim ve din görevlisi oldum. Göreve başladıktan sonra bu mesleğin aslında aşk işi, gönül işi, sanat işi, incelik işi olduğunu fark ettim ve benim için yepyeni bir yolculuk başlamış oldu. Bu yolculuktaki ilk sanatsal uğraşım ney öğrenmek oldu ve bu yolculuk on bir yıldır devam ediyor. Daha sonra izlediğim bir belgeselden etkilenerek klasik ebru sanatını öğrenmeye karar verdim ve 2016 yılında İSMEK’te ebru dersleri almaya başladım. Hâlen bu yolculuğum devam etmekte. Klasik ebru yeni çiçek motifleri yapmaya müsait olsa da kendi içinde sınırları olan bir sanat. Bu sebeple farklı arayışlara girdim ve modern ebru teknikleriyle minyatür, kûfi hat ve ebru sanatlarını birleştirdim. Böylelikle hayal dünyamdaki onlarca projeyi hayata geçirme imkânına kavuştum.

Mevlid-i Nebi Haftası etkinlikleri kapsamında her biri 23 adet ebru, minyatür ve kûfi hatta sıfat-ı Nebi’den oluşan “Vesiletü’n- Necat, Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.)” başlıklı bir sanat sergisiyle insanların huzuruna çıktınız. Bu sergiye yönelik neler söylemek istersiniz?

Bu sergimin mazisi 2020 yılının 4 Mayıs’ına gider. Uzunca bir süredir etkilendiğim bir hikâyeyi sanatın diliyle insanlara göstermekti niyetim. Bu, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) insanlığı, 23 yıldaki büyük başarısıyla hakikate ulaştırmasına duyduğum hayranlıktı. Daha önce hiçbir beşerin gerçekleştirmeye muvaffak olamadığı en büyük inkılabı 23 yılda tamamlamıştı. Bu başarıyı anlamak ve anlatmak üzere ona yakışan bir çaba ile iki buçuk yıl gece ve gündüzü seferber ederek hayalimdeki bu güzel projeyi tamamlamak nasip oldu. Aslında projenin bitmesiyle Rabbim iki güzelliği birden nasip etmişti. Projemizin ismine “Vesiletü’n-Necat, Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed” ifadesini, Süleyman Çelebi’nin portresini ve görev yaptığı Ulu Cami’nin minarelerini koyarak 23 ebru 23 minyatür ve 23 kûfi sıfat-ı Nebi’den oluşan eserimizi tamamlamış olduk. Diyanet İşleri Başkanlığımız teveccüh gösterip düzenlediği etkinliklerde sergimize yer verdi. Bu durum, sanatkâr bir din hizmetlisi olarak beni ziyadesiyle bahtiyar etmiştir.

Ayrıca bu vesileyle şunu da arz etmek isterim. Diyanet İşleri Başkanlığımızda yeni kurulan Türk İslam Sanatları Daire Başkanlığına, sergimizi, emeklerimizi geniş kitlelere ulaştırmasından, sanata, sanat atölyelerine ve sanatkâr din görevlilerine verdiği destekten, millî ve manevi değerlerimizi sanatsal etkinliklerimiz ile toplumumuza aktarma imkânı sunmasından dolayı çok teşekkür ediyorum. Birlikte yol almaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Geleneksel İslam sanatları dışında ilgilendiğiniz başka sanat dalları var mı ve bunlar din hizmeti görevinizde sizlere ne gibi kazanımlar sunmaktadır?

Evet, var. Ortaokul yıllarında başlayan tiyatroyla ilgili faaliyetlerimi uzun yıllar devam ettirdim. Sonrasında bu sanat yolculuğuma önce ney, akabinde klarnet eklendi. Sesine hayranlık duyduğum Azerbaycan bölgesine ait bir saz olan kamançayı da öğrenmeye başladım. Şimdi iki nefesli, bir yaylı saz var sanat hayatımda. Gönlümden geçen bir duygu da çok uzak olmayan bir tarihte, “İki Nefes Arası Bir Yay Çekimi Hayat” ismini taşıyan, iki nefesli, bir yaylı sazla toplumsal sorumluluk taşıyan bir projede mini bir konser vermek.

Bir diğer sanatsal faaliyet olarak şiirler yazıyorum ve yazdığım şiirleri de kendim seslendiriyorum. Hatta bu şiirlerimi “Adresini Arayan Mısralar” ve “Sonsuzluğu Beklerken Ömrüm” adlı kitaplarımda topladım.

Sanatla iç içe olmanın ve sanat değeri olan şeyler üretmenin din görevlisine çok yakıştığını düşünüyorum. Çünkü bu durum, sözümüzü, ifademizi, duruşumuzu, özgüvenimizi güçlü kılıyor ve insanları, hangi kesimden olursa olsun, size hayran bırakıyor ve onların gönüllerine ulaşmak için büyük bir imkâna vesile oluyor. Bana bu güzellikleri yaşama ve yaşatma fırsatı verdiği için Rabbime sonsuz hamdederim.

Sosyal medyayı da aktif
bir şekilde kullanıyorsunuz. Hem sanat icra eden hem de sosyal medyayı kullanan biri olarak diğer din görevlilerimize neler söylemek istersiniz?

Asrımızda, sosyal medya insanların asli ihtiyaçları arasına girmiş gibi gözüküyor. Çünkü bu mecralara bir saat ulaşamadığında insanlar huzursuz oluyor. Toplumun geneli gibi ben de bu mecraları kullanıyorum. Fakat profesyonel manada sürekli bir kullanıcı değilim. Bu mecraları kullanmanın bir ehliyet gerektirdiği kanaatindeyim. Çünkü bu mecra ucu açık bir alan ve dikkatsizlik sonucu ya da kasten yapacağınız bir hatanın nerelere varacağını tahmin etmek zor. Ben sosyal medyayı, tanış olduğum insanlarla haberleşmek, onların faaliyetlerinden haberdar olmak ve kendi faaliyetlerimi duyurmak için sınırlı bir şekilde kullanıyorum. Bir din hizmetlisi olmam ve üzerimde taşıdığım ağır sorumluluk sebebiyle o mecraya dikkatli ve ihtiyatlı yaklaşmayı tercih ediyorum.

Öz Geçmiş

Muhammet Hamdi Kasapoğlu, 1978’de Samsun’un Terme ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Terme’de, imam hatip lisesini de İstanbul İmam Hatip Lisesinde tamamladı. İlkokuldan sonra babası Mehmet Niyazi Kasapoğlu Hoca’da hafızlığını tamamlayan Kasapoğlu, imam hatip lisesinden sonra bir süre ticaretle uğraşıp 2010 yılında imam hatip olarak göreve başladı. Sırasıyla İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu. Hâlen İstanbul Beşiktaş Barbaros Camii’nde imam hatip olarak görev yapmaktadır.