Gezici Mikrofon
Her geçen gün yeni kitaplar yayımlanıyor ve bu durum karşısında bazen okurun gözü yılıyor. Çünkü bütün kitaplara yetişmek imkânsız. Hep bir geç kalmışlık hissiyle ıstırap çeken kitapseverlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Necib ASIM
Âlemde kitap te’lifi âdeti pek eskidir. Müellifler insanlardan olur; bunların içinde âlimi, fâzılı olduğu gibi iyi ve fena huylusu da vardır.
Müellifler te’liflerini kendi iktidar ve zevklerine göre telif ederler. Karî’ler de kendi zevk ve istifadelerine münâsip kitapları edinirler.
Fakat kitaplar içinde o kadar lüzumsuz, o kadar muzırları bulunur ki, tecrübe ve malumatı az olanları aldatır, fena yollara götürür. Böyle kitapları ele almaktan hazer etmelidir.
Bir de kitaplar o kadar çoktur ki en zengin adamlar, bütün mallarını o uğurda feda etseler yine her birinden birer tane edinemez, ne kadar okumaya idmanı olsa, yine bütün kitapları bir kere gözden geçiremez.
Öyle ise ne yapalım? Kitap almayalım mı? Okumadan vaz mı geçelim? Hâşâ! Hem kitap almalı, hem de okumalı.
Her insan bir meslek sahibi bulunmak lâzımdır, her mesleğe mahsus kitaplar var. O kitaplar hemen umûmen edinilse fâidesi vardır. Faraza askerlerimiz, fünûn-u askeriyyeye dair eski yeni ne kadar Türkçe kitap varsa, ne kadar çıkarsa hep birer tane almalı. Başka lisan bilirse, o lisanda kendi mesleğine dâir olan eserlerden de en fâidelilerini almalı. İnsanların bir de zevk-i mahsûsu vardır. Yani mesleği haricinde bir fenne, sanata merak eder.
İşte o merak ettiği ilme ve hünere dair olan kitapların da, kendi lisanında bulunanlarından tekmilini edinmeli, sair bildiği lisanlarda da onlara dair yazılmış eserlerin makbullerini almalı.
(Necib Asım, Kitap, Haz. Ali Yıldız, Büyüyenay Yayınları, İstanbul: 2012, s. 201-202.)
Hüseyin Ahmet ÇELİK
İhtiyaçlar sınırlıdır, zevklerinse sonu yoktur. Yaşam biçimimiz ihtiyaçlarımızı belirler, bu sebeple sınırlar daralır ya da genişler ama illaki neticeye varılır. Zevklerimizin kaynağı ise hayal gücümüzdür. Dizginlenemez ve yola getirilemez. Peki, kitap bir ihtiyaç maddesi midir yoksa zevk meselesi mi?
İnsan, kitaba ne nazarla baktığına karar vermeli önce. Kitap bir ihtiyaç ise ona denk bir imkân bulunur; tedariki, tasnifi, tedrisi, tertibi mümkündür. Eğer bir zevk ise bu iptiladan kurtuluş yoktur.
Okumak, yapmaya mecbur olmadığımız bir ödevdir ve lahuti bir haz vadeder. Âşık, güzellik karşısında iflah olmaz bir muzdariptir. Seyyahı hangi dağ, vadi, leb-i derya doyurabilmiş ki… O hâlde kari, hiçbir âşığın, hiçbir seyyahın hâsılı hiçbir müptelanın tatmin olamadığı bu dünyada ne diye sükûn bulacakmış. Endişesi, onlarınkinden beri mi?
Mürekkebin, kalemin ve kâğıdın, mabetlerde muhafaza edildiği kadim zamanlarda değiliz, kitabın zî-kıymet emtiadan itibar görüp mücevherat gibi terhin olunarak borca girilen sefalet dönemlerini de geride bıraktık. Kitap, artık bir endüstri malzemesi, ticari bir meta ve hatta ihtiyaç fazlası mamul. Bugünden sonra ne eskisinin nostaljisine tahammül edebiliriz ne yenisinin parıltısına yetişilebiliriz. Hattatların nasırlı ellerinde değil üretim bandında hayat bulan bir nesne epeydir. Yine de eski bir hikâyenin rüzgârıyla, kokusuna hâlâ iştiyak duyuyor, sayfalarını karıştırmaktan keyif alıyoruz.
“Okumaktan mana ne” ise kitaptan mana da odur. Öyleyse telaşa mahal yoktur, insan nasibi kadar yer, nasibi kadar yaşar ve nasibi kadar okur.