Söyleşi: Mahir KILINÇ
Hafız olmaya nasıl karar verdiniz ve çalışmalarınız esnasında ne gibi zorluklar yaşadınız?
Aslında ben Kur’an-ı Kerim’i okumayı 17 yaşımda öğrendim ve hafızlık yapmaya 20 yaşında başladım. Hafızlığı iki yılda tamamlamış oldum. Hafızlık sürecinde gören insanlar bile bazen çok zorluklar yaşayabiliyor. Benim ise zorlandığım tek durum, arkadaşlarım gibi Kur’an-ı Kerim’i hızlı okuyamamam oldu. Görme engelli bir kişi, parmağıyla sadece bir harfi hissedebilir fakat gören bir insan gözüyle satırı sonuna kadar takip edebilir. Hâliyle bu durum, Kur’an-ı Kerim okumayı yavaşlatmış oluyor. Bu nedenle ezber yaparken diğer insanlardan daha fazla zaman harcamış oluyorum. Aslında hafız olmak gibi bir düşüncem yoktu ancak benim gibi hafızlık yapan görme engelli ablaları görünce “Ben neden hafız olmayayım ki!” diye kendi kendime düşünmeye başladım. Kur’an-ı Kerim’i okudukça hafız olma düşüncem daha da derinleşti ve hafızlık yapmaya karar verdim.
Görme engelli olmanıza rağmen hafız olmayı başardınız, şimdi de hafızlar yetiştiriyorsunuz. Bu nasıl bir duygu?
Görme engelli bir kişi elbette diğer insanlara göre birçok durumda dezavantajlı olabiliyor. Ama buna rağmen Rabbimizin bize emanet ettiği kelamını, parmak uçlarımla okuyup ezberlemek beni son derece mutlu etti. Kur’an-ı Kerim’e parmaklarımın ucu değil sanki kalbim dokunuyordu ve her okuduğum ayet hafızama değil de sanki kalbime yazılıyordu. Bu duygu kelimelerle anlatılamaz. Rabbime, bana eşsiz kelamını öğrenme ve öğretme nimetini bahşettiği için her zaman şükrediyorum. Hafızlığını yapan her öğrencimle ben yeniden hafızlık yapıyorum ve hafızlığını tamamlayan her öğrencimle de sanki kendim bir daha hafız olmuş gibi hissediyorum. Bu eşsiz mutluluğu ve heyecanı her öğrencimle birlikte yaşıyorum.
Gerek hafız olmak için çalışırken gerekse hafız yetiştirirken unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki hafızlık yaparken geçirdiğim zamanlar, ömrümün en güzel ve en özel yılları olmuştur. Elbette böylesi güzel ve özel zamanlarıma ait pek çok anım oldu. O anılarımdan şu an aklıma gelen bir tanesini paylaşmak isterim.
Hafızlık yaptığımız günlerden bir gün ders çalışırken kursun elektrikleri gitmişti. Tabii elektrikler kesilince bütün arkadaşlarım hâliyle ders çalışmayı bırakmıştı, sadece ben ders çalışıyordum. O sırada arkadaşlarıma bir espri yaptım: “Yarın siz ders veremezseniz bahaneniz hazır ama ben ne yapacağım? Ben hâlâ ders çalışmaya devam ediyorum.” Bunun üzerine herkes kahkahalarla güldü. Engelliyiz diyerek kendimizi bir kenara ittiğimiz oluyor. Hâlbuki öyle zamanlar geliyor ki engelimiz sayesinde bazı durumlarda diğer insanlardan öne geçip durumu lehimize çevirebiliyoruz. Dolayısıyla doğuştan ya da sonrasında engelli olmak bizi yaşamdan, yaşamın sürdürülebilirliğinden ve hatta bu hayatta başarılı olmaktan alıkoymuyor.
Hafız olup din hizmeti görevinde bulunmanız öğrencileriniz ve çevrenizdeki insanlar tarafından nasıl bir karşılık buldu?
Öğrencilerim kursa ilk geldiklerinde önümde normal yazılı bir Kur’an-ı Kerim değil de Braille alfabesiyle yazılı büyük bir kitapla karşılaştıklarında tabii önce bir şaşırdılar. Benim Kur’an-ı Kerim’im onlara, ilk etapta Kur’an izlenimi vermemişti. Parmaklarımı Kur’an’ın üzerinde gezdirdiğimde okuyabileceğimi tahayyül edememişlerdi. Ama zamanla herkes bu duruma alıştı ve hatta Braille alfabesini öğrenmek isteyen öğrencilerim bile oldu. Ben de ilgilenen öğrencilerime kendimce öğretmeye çalıştım ve hâlâ da öğretmeye devam ediyorum. Çevremizdeki insanlar da sağ olsunlar teveccühlerini eksik etmediler. Bizleri birer ibret vesilesi olarak gördüler.
Tecrübelerinizden hareketle sizin gibi din görevlilerine yönelik ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Malumunuzdur ki Peygamber Efendimiz (s.a.s), engelli sahabeyi hayatın dışına itmeyip yeteneklerine uygun vazifelerle onların hayatın içinde yer almalarını sağlamıştır. Diyanet İşleri Başkanlığımız da bu düstur üzere hareket ederek çeşitli kademe ve unvanlarda birçok görme engelli arkadaşımızı bünyesine katmıştır. Bu durum, kurumumuzun engelli insanlara karşı hassasiyetinin ne kadar üst seviyede olduğunu göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığımızın sağlamış olduğu imkânlarla çalışan engelli arkadaşlarımızın, Türkiye’nin dört bir tarafında ellerinden geleni yapıp canla başla çalıştıklarına inanıyorum. Elbette bize düşen pek çok görev var. Bizim gibi engelli kardeşlerimiz ve bize ihtiyacı olan birçok öğrenci için elimizden gelen ne varsa yapmalıyız. Özellikle görme engelli kardeşlerimizi karanlıktan aydınlığa çıkaracak köprüler olmalıyız. Çünkü engelli olup da kendisini dünyaya kapatan pek çok kimse var.
Bizler ifa ettiğimiz bu vazife gereği sosyal hayatın içerisine bizzat girerek her insanın bir değer olduğunu ve asıl engelin fiziki açıdan eksiklik olarak algılanan değil de Allah’tan (c.c.) uzak kalmak ve hayata karşı umudunu yitirmek olduğunu onlara anlatmalıyız.
Öz Geçmiş
Hülya Tonbul, 1992 yılında Konya’da doğdu. İlköğrenimini Konya’da tamamladıktan sonra 2009 yılında İstanbul’da, Faslı Bahar Kız Kur’an Kursunda Kur’an-ı Kerim ve hafızlık eğitimine başladı. Hafızlık eğitimi esnasında imam hatip lisesine de devam eden Hülya Tonbul, hem hafızlığını hem de imam hatip lisesini 2013 yılında tamamladı. Mezuniyetinin ardından, 2014 yılında Kur’an kursu öğreticisi olarak atandığı Bolu’da bir yıl görev yaptıktan sonra 2015’te İstanbul’un Sultangazi ilçesi İhramcızade Kız Kur’an Kursuna tayin oldu ve hâlen aynı yerde öğreticilik görevini sürdürmektedir.