GEZİCİ MİKROFON

Destanların millî kimliğin inşasına, toplumsal bağların kuvvetlenmesine ne gibi katkıları vardır?

Hilmi Ziya ÜLKEN

Milletlerin yeniden doğuşunda onlara kişiliklerini kazandıran en büyük kuvvet destanlardır. Destan bir ferdin hayalinde meydana gelen bir eser değildir. Onun bütün unsurları cemiyetin hayalinde asırlar içinde yaratılmış ve yaşamıştır. Kökleri cemiyetin en uzak zamanının mitolojisine kadar iner ve onun bütün gelişmesini gösterir. Kavim ve kabilelerin kaynaşmasından milletin doğuşunu, vatanın kuruluşunu, vatan sınırlarının çizilmesi için girişilen savaşları, yetişen kahramanları, vatanın kendine mahsus duygusunu, deyişini belirtir. Destan hür iradelerin çizdiği keyfî bir hedef değildir. Böyle olduğu için vatanın taşı toprağı kadar gerçektir ve onun geleceğe çevrilmiş manevi varlığının, bütün manevi değerlerinin kaynağını teşkil eder. Bir destanda bu vasıflar bulunduğu zaman, o cemiyetin zümreleri ve tabakalarını birbirine bağlar. Doğusu ile batısı, zengini ile fakiri, bilgini ile bilgisizi arasındaki farkları siler, onları aynı duygu ve dilek etrafında birleştirir.

Destanın yaratıcı kudreti ferdin dehasından değil, vatanın manevi varlığından gelir. Şair gözlerini ne kadar bu toprağın maddi ve manevi gerçeğine, bir tabirimizle içtimai şuuraltına çevirirse; kulağını ne kadar halkın sesine ve deyişine verirse; sanatta mücerret ve umumiden ne kadar uzaklaşırsa, müşahhas ve şahsiye nüfuz ederse destan o kadar bütünlüğü ve canlılığı ile kavranmış ve sanat o kadar öz kökünü bulmuş olur.

(Hilmi Ziya Ülken, Destanlar, Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2019, s. 159.)

Gönül YONAR

Destan, bir milletin hafıza deposudur. Bu depo, milleti ortak kader, oluşum ve gelecek etrafında birleştiren mücerret ruhun bütün kodlarını içerir. O hâlde milleti millet yapan özelliklerin en müşahhas göstergeleri, o milletin destanlarında bulunur. Bu yönüyle oluşumları açısından ister doğal ister yapay olsun, içinden çıktıkları milletin fertlerinin arketipal mitolojik hafızasının, bilinçaltının, sabit asıllarının, mutezile felsefesinin deyimiyle ma’dumâtının temel istidadının bütün özelliklerini taşmasıyla destanlar, milletlerin kimlik kartları niteliğindedir.

Somut olması açısından Türk milleti ve onun destanlarını örneklem alanına aldığımızda; bu destanlarda yer alan inanç, mitoloji, varlığı yorumlayış ve duyumsayış, gündelik ritüeller, ahiret inancı, ölüm, atalar ruhu gibi unsurların Türk milletinin temel kodlarını verdiğini görürüz. Çünkü destana ait unsurların her biri içinden çıktığı milletin temel düşünüş biçiminin bir tezahürü olarak hikâyede somutlaşır. Hikâyeyi kuran bilinç, o milletin ortak bilinçaltını hikâyeye taşır. Oğuz Kağan Destanı’nda Türk kozmogonik düşüncesi, yeryüzü tasarımında hâkimiyet algısının Türk şuuraltından neşet eden ritüelleri bulunur. Türeyiş Destanı’nda varlıkla bütünleşmiş insanın, yok oluştan kendilik bilincine, millet olmaya giden yolculuğunun izleri vardır. Destanların yüzlerce varyantında örnekleri çoğaltmak mümkün iken değişmeyen tek şey hikâyede sürekli tekrar edilen millet bilincidir.

Destan dönemi bitmiştir. Fakat hikâyeyi kuran bilinç, içinden çıktığı milletin bilinçaltını esere yansıtmaya devam eder ve böylece milletin destanı aralıksız yazılır. Dipdiri millet ruhunun “Başını Vermeyen Şehit”te, “Çanakkale Destanı”nda, “İstiklal Marşı”nda sürmediğini kim iddia edebilir?