TALAS SAVAŞI
Alparslan AKÇA
Türk Arap ilişkileri
Türklerin, Müslümanlarla ilk temasları, Emevi Devleti ile Sasaniler (İran) arasında meydana gelen Nihavend Savaşı (642) sonrasında gerçekleşti. Bir taraftan kendi içinde siyasi çatışmalar yaşarken diğer yandan da hem ezelî rakibi Çinlilere hem de yakın zamanda tanıştıkları Müslüman Araplara karşı Türkistan topraklarını savunmaya gayret eden Türklerle Arapların ilişkileri, çekişmeli olarak devam etti. Ta ki Abbasilerin, Emevi hükümranlığına son vermek suretiyle (750) Müslüman toplulukların liderliğini (hilafeti) üstlenmelerine kadar.
Çinlilere karşı omuz omuza
751 yılının Temmuz ayında, Türkistan’ın hâkimiyetini elde etmek isteyen Çinli T’ang hanedanın topladığı yüz bini aşkın ordu, doğudan ilerleyen Müslüman Araplarla Orta Asya’da çetin bir muharebeye tutuştu. Talas nehri kenarında, beş gün süren bu savaşın seyrini değiştiren hamle ise topraklarını Çinliye teslim etmek istemediği için Abbasilerle işbirliği yapan Karluklardan geldi. Beklenmedik bu atak karşısında âdeta iki ateş arasında kalan Çinliler, büyük bir bozguna uğradı.
Elli bin civarı askerinin ölümü ve yirmi bin civarı askerinin esir düşmesi üzerine Çinliler yenilgisini kabul ederek bu topraklara dair emellerinden vazgeçmek zorunda kaldı. Talas Savaşı, sonuçları itibarıyla neredeyse bir asır devam eden Türk Arap çekişmesinin yerine dostluk, kardeşlik ve işbirliğinin hâkim olmasını da sağladı.
Köklü bir töre sistemi, adalet kavramı, aile bağları, kahramanlık ve cihan hâkimiyeti gibi İslamiyet ile örtüşen yerleşik manevi kültürlere sahip olan Türkler, akın akın İslam’a girdiler. Allah’ın ulu dinine hizmetkârlık ve sancaktarlık etme şerefine erişen bu milletin Müslüman oluşu, sadece Türk ve İslam tarihini değil bütün dünya tarihini etkileyen bir hadisedir. Haçlı seferleri başta olmak üzere Müslümanlara yönelik bütün taarruzlar, karşısında Türkleri bulmuştur.
Yeni bir medeniyetin inşası
Kâğıdın varlığı, Asya steplerinden başlayan görklü bir uygarlığın bütün âleme yayılmasını hızlandıracaktı. Bilhassa Semerkant ve çevresinde akli ve naklî ilimlerle meşguliyetin artmasına, âlimlerin, bilginlerin, müderrislerin ve sanatçıların yetişmesine zemin hazırlayacaktı. Nitekim Türkistan’da kurulan kâğıt imalathaneleriyle atılan o tohumların, bu topraklardaki semeresi bereketli oldu. Öyle ki sadece Uluğ Bey’in (1394-1449) Semerkant ve Buhara’da kurduğu medreselerde, on binlerce öğrenci dinî ve fennî ilimleri tahsil etti. Özellikle matematik ve astronomi alanlarında şahikalar meydana getirdi.
Esirlerle gelen zanaat
Talas Savaşı sonrası kültür ve medeniyet tarihi açısından mühim bir kırılma noktası da şudur. O zamana kadar sadece Çin’de kenevir ve ketenden imal edilen kâğıt, savaşta esir alınan Çinliler tarafından, ilk defa Çin dışında, Orta Asya topraklarında üretilmeye başlandı. Önce Semerkant’ta, daha sonra Bağdat ve Mısır’da ardı ardına kâğıt imalathaneleri kuruldu. Bu silsile III. yüzyıl itibarıyla da Endülüs’ten Hindistan’a kadar uzandı. İslam ilimlerinin, kültür ve medeniyetinin yazılması ve yayılmasına büyük katkı sağlayan bu gelişme, özellikle Türkistan’ı yazının, kitabın, kütüphanelerin, medreselerin, külliyelerin, ilmin merkezi hâline getirdi.
Doğudan ilerleyen Araplarla batıdan gelen Çinliler arasında kalan Türk yurdu olan Orta Asya toprakları, cengi seven üç milletin at toynaklarıyla tozuyordu.