VURUŞKAN, H. “Cemaatle Namazın Fazilet Dereceleri İle İlgili Rivayetlerin Değerlendirilmesi”

Diyanet İlmî Dergi 58 (2022): 193-234

Araştırma makalesi /
Research article

CEMAATLE NAMAZIN FAZİLET DERECELERİ İLE İLGİLİ RİVAYETLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

THE EVALUATION OF THE REPRESENTATION RELATING TO THE GRADES OF VIRTUE OF PRAYER WITH CONGREGATION Geliş Tarihi: 12.03.2021 Kabul Tarihi: 01.03.2022

HÜSEYİN VURUŞKAN
DR.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
DİVRİĞİ İLÇE MÜFTÜSÜ
orcıd.org/0000-0002-2674-9867

huseyin.vuruskan@diyanet.gov.tr

ÖZ

Beş vakit farz namazın cemaat hâlinde kılınması hadîs-i şeriflerde üzerinde durulan konulardan birisini teşkil etmektedir. Bu konudaki hadislere bakıldığında dikkat çeken en önemli hususlardan bir tanesini, cemaatle kılınan namazın faziletiyle ilgili muhtelif üslup ve içerikteki ifadeler oluşturmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) birçok hadisinde, cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan daha faziletli olduğunu ifade ederek Müslümanları cemaatle namaz kılmaya teşvik etmiştir. Bu konuda zikredilen bazı hadislerde fazilet konusunda genel ifadeler kullanılırken, bazı hadislerde ise fazilet derecesi olarak sayısal değerlere yer verilmiştir. Sayısal değerlerin zikredildiği hadislerde ise “yirmi küsur”, “yirmi dört”, “yirmi dört veya yirmi beş”, “yirmi beş”, “yirmi yedi” ve “yirmi yedi veya yirmi beş” şeklinde farklı dereceler zikredilmiştir. Hatta bir hadiste, kırda kılınan cemaatle namaz için “elli” dereceden bahsedilmiştir. Haliyle bu durum, hadisler arasında zahiren bir tenakuz varmış gibi düşünceye sebep olmuştur. İşte bu makalede, bu konudaki hadislerin senet ve metin değerlendirilmeleri ele alınarak hem hadislerin sıhhati, hem de hadislerde kastedilenin ne olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Kur’ân Namaz, Cemaat, Hadis, Rivayet, Fazilet, Derece.

ABSTRACT

Performing the five-time daily fardh prayers in congregation is one of the issues that are emphasized in the ahadith (hadiths). Considering the hadiths on this issue, one of the most important considerations that draw attention is the various discourse and statements in the content about the virtue of prayer performed by the congregation. In many hadiths, the Prophet Muhammed (saw) encouraged Muslims to pray with the congregation by stating that the prayer performed in community is more virtuous than the prayer performed alone. While some hadiths on this issue use general expression about virtue, other hadiths include numerical values as the degree of virtue. In the hadiths, numerical values are mentioned as the form of “twenty-odd”, “twenty-four”, “twenty-four or twenty-five”, “twenty-five”, “twenty-seven” and “twenty-seven or twenty-five”. Even in a hadith, “fifty” degrees are mentioned for prayer performed in the countryside. This situation has led to the formation of an apparent contradiction among the hadiths. In this article, it has been discussed the evaluation of the deeds and texts of the hadiths on this topic and tried to explain both the authenticity of the hadiths and what is meant by the hadiths.

Keywords: Prayer, Congregation, Hadith, Narration, Virtue, Grade.

SUMMARY

The religious basis for performing time prayers in congregation is the Qur’an and hadiths. For example, saying “perform the prayer and give alms. Bow down with those who bow down.", this issue is pointed out in the verse (Baqarah, 2/43). Because the saying “bow down with those who bow down,” in the verse means that perform prayers in congregation. The second proof of prayer in congregation is the Sunnah. The Prophet Muhammed made the congregation pray during his life, and when he got sick, he joined in congregation and prayed behind Abu Bakr. He also encouraged prayer bringing many hadith that are the subject of our study, with the congregation.

According to the alliance of all sects, Friday prayers can only be performed in congregation. There is a different perspective on the minimum number of congregations for Friday prayers. Hanafi, Maliki and Hanbalis stated that congregation is essential in Eid prayers as it is in Friday prayers. According to the Shafi’i, performing the Eid prayer in congregation is Sunnah. There is also a different perspective on the provision of the five-time fardh prayers in congregation.

The messenger of Allah (pbuh) has emphasized the importance of performing prayer in congregation in many hadiths, which means encouraging and warning. That is, based on The Prophet Muhammed’s warnings on this issue, some scholars have decided that prayer in congregation is obligatory. According to the Hanbali, fardh-I month is fardh-ı kifayah according to the Shafi’i. Hanafi and Malikis, on the other hand, have taken evidence of encouraging prayers on this issue and stated that it is muakkad Sunnah to perform prayers with the congregation.

In prayer, congregation refers to the community that performs the prayer together with the imam (religious leader). As can be seen from the hadith, this community is formed with two people for five prayers. In other words, a congregation is formed with the participation of another person from the imam. There is no distinction between men and women in this regard. Hanafi and Shafi’i faqihs ruled that the community could be formed even with a believing child. In this regard, the Malikis stated that the community with a gifted child could not be considered formed, while the Hanbalis considered it permissible for a mumayyiz child to form a community in futile prayers, even if it is not in the obligatory prayers.

It is also necessary to clarify the following issue. The virtue of prayer in communion is equal to that of men and women. According to the narrations contained in the hadith sources, the Prophet Muhammed insisted that women should not be prevented from going to the mosque and ordered that their demands to go to the mosque even at night be met positively.

The messenger of Allah (pbuh) advised his companions and all Muslims to perform the prayer in congregation and gave good news that great rewards would be given in return. In some hadiths on this subject, the virtue of performing the morning and ısha prayers in communion is particularly emphasized. In some hadiths, general expressions about the virtue of prayer with the congregation were used without mentioning the name of prayer. In some hadiths that constitute the subject of our article, numerical values are included as the degree of virtue. In the hadith in question, different degrees are mentioned in the form of “twenty-odd”, “twenty-four”, “twenty-four or twenty-five”, “twenty-five”, “twenty-seven” and “twenty-seven or twenty-five”. Some of these hadiths are considered sahih (authentic) by the hadith ascetics, while some of them are considered weak. In the hadith accepted as sahih, different numerical evaluations such as” twenty-odd”,” twenty-five”,” twenty-seven " were mentioned. Hadith scholars have tried to jam and copyright these narrations. As a result of studies on this subject, about thirty different evaluations have emerged. Among these opinions, the most notable ones in the sense of zahiri are the assessments that the degrees of prayer vary according to those who pray and the prayer they perform, as well as situations such as the sincerity of someone who prays and awe and the full fulfillment of the erkan and etiquette of prayer are instrumental in gaining more degrees and virtues. The hadith on this issue may raise another opinion that different numerical assessments of the degree of virtue of prayer with the congregation without any reason being reported. It is also a question of whether there will be ravi savings in the narrations on this issue. As a result of our research, it is possible for us to have ravi savings in these hadiths.

GİRİŞ

N

amaz, İslâm’ın temel ibadetlerinin başında gelmekte ve en faziletlisi sayılmaktadır. Bu durum namazın, ibadetler içindeki kendine özgü özel konumu ve önemi yanında dinî, bireysel ve toplumsal açıdan birçok hikmet ve faydasının olmasından kaynaklanmaktadır. Bunda namazın tek başına kılınabildiği gibi cemaatle de kılınabilmesi önemli bir rol oynamaktadır. Bu noktada nafile namazlar dışında farz namazların cemaatle kılınmasına ise daha fazla önem verilmiştir. Çünkü namazı cemaatle kılmanın dinî, sosyal ve psikolojik açıdan büyük önemi ve etkisi bulunmaktadır. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.s.) farz namazların cemaatle kılınmasını teşvik etmiş, cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan daha faziletli olduğunu muhtelif içerikteki hadislerle ifade etmiştir.

Cemaat, bir fıkıh terimi olarak “namazı imamla birlikte kılan topluluğu” ifade etmektedir.[1] Hadislerden anlaşıldığı üzere genel anlamda iki kişi[2] ile bu topluluk teşekkül etmektedir. Diğer bir ifadeyle imamdan başka bir kişinin katılımıyla cemaat oluşmaktadır. Dört büyük mezhep bu konuda ittifak hâlindedir.[3] Bu konudaki delillerden biri, “İki kişi ve daha fazlası cemaattir.”[4] hadisidir. Ancak hadis otoriteleri tarafından bu rivayetin, hadis rivayetinde makbul ve muteber olmadığı kabul edilen râvilerden Rebî‘ b. Bedr[5] ve babası sebebiyle, isnat[6] yönüyle zayıf olduğu belirtilmiştir.[7]

Diğer yandan cuma namazı için asgari cemaat sayısı hususunda farklı görüşler bulunmaktadır. Ebû Hanîfe (ö. 150/767) ve İmam Muhammed’e (ö. 189/805) göre: imam dışında üç; Ebû Yûsuf’a (ö. 182/798) göre ise iki kişidir.[8] Bu sayı Şâfiî[9] ve Hanbelîlere[10] göre kırk, Mâlikîlere[11] göre ise on iki kişidir. Hanefî,[12] Mâlikî[13] ve Hanbelîler,[14] cuma namazında olduğu gibi bayram namazlarında da cemaatin şart olduğunu ifade etmişlerdir. Onlara göre cuma namazında aranan cemaat sayıları, bayram namazında da aynen geçerlidir. Şâfiîler’e göre ise bayram namazını cemaatle kılmak sünnettir.[15] Cenaze namazı için ise dört mezhebe göre de cemaat şart olmayıp yalnız bir kişinin bu namazı kılmasıyla farz yerine getirilmiş olur.[16]

Cemaatle namaz; İslâm’ın şiarı, Müslümanlığın alâmetidir. Allah’a birlikte yönelişin adı, ümmet olma bilincinin simgesidir. Allah’ın evi olan cami ve mescitleri manevî imardır. Müslümanların birlik, dirlik ve kardeşlik ruhunun en üst düzeyde ifadesidir. İslâmî kimlikle yoğrulmuş, aynı inanca sahip nitelikli bir toplum oluşturmak için riayet edilmesi gereken en önemli hususlardandır.

Kur’ân-ı Kerîm’de birçok âyette cemaatle namazın hakikatine işaret edilmiştir. “Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.”[17] âyeti başta olmak üzere korku namazı âyetinde[18] savaş ve korku durumlarında bile cemaatle namazdan bahsedilmesi konunun İslâm’daki yerini göstermesi bakımından önemlidir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) de gerek uygulamalarıyla gerekse bu yöndeki teşvikleriyle cemaatle namazın önemini açık bir şekilde ifade etmiştir. Hicretle birlikte Medine’de ilk işlerden biri olarak cemaatle namazın eda edileceği Mescid-i Nebevî’yi inşa etmesi[19] ve hayatı boyunca namazların cemaatle kılınmasına büyük önem vermesi[20] Hz. Peygamber’in bu konudaki güzel örnekliğini ortaya koymaktadır. Bunun yanında:

“Bir kimsenin sürekli mescide gittiğini görürseniz onun imanına şahit olun.”[21], “Her kim sabah akşam mescide giderse, her sabah ve akşam gidişinde Allah ona cennette bir yer hazırlar.”[22], “Her kim namaz için güzelce abdest alır, sonra farz namazı kılmak için gider de onu insanlarla veya cemaatle ya da mescitte kılarsa Allah o kimsenin günahlarını affeder.”[23], “Bir köy veya kırda üç kişi bulunur da namazı cemaatle kılmazlarsa, şeytan onları kuşatıp yener. Öyleyse cemaate devam ediniz. Çünkü sürüden ayrılan koyunu kurt yer.”[24], “Canımı elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, odun toplanmasını, sonra namaz için ezan okunmasını ve bir kimsenin cemaate imam olmasını emredip sonra da cemaate gelmeyenlerin evlerini yakmak içimden geçiyor.”[25] gibi hadisler, cemaatle namazın önemini vurgulamaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bazı hadislerinde ise cemaatle namazın sevap ve faziletlerinden bahsederek ümmetini buna teşvik etmiştir. Bu konudaki hadislerin bir kısmında mutlak ifadeler kullanılırken; bir kısmında “yirmi küsur”, “yirmi dört”, “yirmi dört veya yirmi beş”, “yirmi beş”, “yirmi yedi” ve “yirmi yedi veya yirmi beş” şeklinde farklı sayısal değerlere yer verilmiştir. Hatta bir hadiste - farklı değerlendirmeler olmakla birlikte- cemaatle kırda kılınan namaz için “elli” dereceden bahsedilmiştir. Aşağıda inceleyeceğimiz üzere sıhhat ve anlam yönüyle bu içerikteki hadisler çalışmamızın ana eksenini oluşturacaktır. Çalışmamızda hadislerin sıhhat değerlendirmesi de yapılacağından, hadis râvilerinin tercüme-i hâllerine ve hadis ilmindeki ilmî vasıflarına sadece ilk geçtiği yerde dipnotta kısaca yer verilmiştir.

1. Cemaatle Namazın Fazilet Derecesini Mutlak Olarak İfade Eden Rivayetler

Cemaatle kılınan namazın fazilet dereceleri bazı rivayetlerde mutlak olarak yani herhangi bir sayısal değerle kayıtlanmaksızın ifade edilmiştir. Bu rivayetler hem içerik hem de senet olarak farklılık içermektedir. Bu konudaki rivayetler şöyledir:

a) Şu‘be[26] > Ebû İshâk[27] > Abdullâh b. Ebî Basîr[28] tarikiyle Übey b. Kâ‘b[29] şöyle demiştir: Bir gün Resûlullah (s.a.s.) bize sabah namazını kıldırdı. Akabinde “Falan adam burada mıydı?” diye sordu. Oradakiler “Hayır” diye cevap verdiler. Resûlullah (s.a.s.) “Peki falan adam burada mıydı?” diye sordu. Oradakiler yine “Hayır” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Bu iki namaz (sabah ve yatsı) münafıklara en ağır gelen namazlardır. Eğer siz bu namazlardaki sevabı bilseydiniz, dizleriniz üzere sürünerek de olsa (cemaate) gelirdiniz. İlk saf meleklerin saffı gibidir. Eğer siz birinci saftaki fazileti bilseydiniz orada yer almak için yarışırdınız. Bir kimsenin diğer birisiyle (cemaat yaparak) kıldığı namaz, tek başına kıldığı namazdan daha faziletlidir. Bir kimsenin iki kişi ile kıldığı namaz da bir kişi ile kıldığı namazdan daha faziletlidir. Cemaat ne kadar çok olursa, Allah katında o kadar makbuldür.”[30]

Muhaddislere göre bu hadis sıhhat açısından “hasen” olarak hükümlendirilmiştir.[31] Bunun sebeplerinden bir tanesi, hadisin senedinde ihtilaf bulunmasıdır. Şöyle ki, bazılarına göre hadisin senedi Ebû İshâk > Abdullâh b. Ebî Basîr > Übey b. Kâ‘b şeklinde iken, bazılarına göre Ebû İshâk > Abdullâh b. Ebî Basîr > Babası > Übey b. Kâ‘b şeklindedir.[32] Bu bağlamda Ebû Dâvûd (ö. 275/889)[33] ve Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855)[34] başta olmak üzere diğer bazı kaynaklarda[35] hadis ilk senetle nakledilmişken; Nesâî’de (ö. 303/915)[36] ise ikinci senetle rivayet edilmiştir. Bundan dolayı olsa gerek, İmam Nevevî (ö. 676/1277) Hulâsa adlı eserinde Abdullâh b. Ebî Basîr’in, Übey b. Kâ‘b’dan rivayeti hariç hadisin isnat yönüyle sahih olduğunu ifade etmiştir.[37] Nesâî şârihlerinden Muhammed el-İtyûbî de hadisin ricâlinin sika (güvenilir) olduğunu ancak senetteki ihtilaftan dolayı hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.[38]

Şuayb el-Arnaût’un (ö. 2016) da içinde bulunduğu komisyon tarafından Ahmed b. Hanbel’in Müsned’ine yapılan el-Mevsuatü’l-hadîsiyye isimli tahkik çalışmasında hadisin Abdullâh b. Ebî Basîr sebebiyle hasen olduğu ifade edilmiştir. Bu çalışmada, Abdullâh b. Ebî Basîr sebebiyle isnatta teferrüd[39] oluştuğu ve ayrıca onun sadece İbn Hibbân (ö. 354/965) ve Ebü’l-Hasen el-İclî (ö. 261/875) tarafından sika (güvenilir) kabul edildiği belirtilmiştir.[40] Bu hadis başka bir tarikle de nakledilmemiştir. Ancak hadisin yatsı ve sabah namazının cemaatle kılınmasının fazileti hakkındaki ibareleri benzer şekilde Hz. Âişe (ö. 58/678)[41] ve Ebû Hüreyre’den (ö. 58/678)[42] farklı senetlerle nakledilmiştir.

Bu hadis, cemaatle namazın fazileti hakkındadır. Ebû Dâvûd, Sünen adlı eserinde bu hadisi “Cemaatle namazın fazileti” başlığı altında zikrederek bu hususa işaret etmiştir. Allah Resûlü (s.a.s.), bu hadiste namazın ne kadar kalabalık bir cemaat ile kılınırsa kişinin Allah’a o kadar sevimli olacağını ve sahibine o kadar çok sevap kazandıracağını bildirmiştir. Buna göre hadiste; cemaatle kılınan namazın cemaat sayısı bakımından faziletinin eşit olmadığı, bunun cemaatin azlığına veya çokluğuna göre değişebileceği ifade edilmiştir. Ayrıca hadiste, cemaatle namazın fazileti hakkında sabah ve yatsı namazları için özel bir değerlendirmeden bahsedilmiştir. Görüldüğü üzere bu rivayette, cemaatle kılınan namazın fazileti herhangi bir sayısal değerle kayıtlanmamıştır. Ayrıca bu rivayetten anlaşıldığına göre Allah Resûlü (s.a.s.), namazın cemaatle kılınmasına büyük önem vermiş ve karşılığında büyük sevapların verileceğini müjdeleyerek ashâbını, namazları cemaatle kılmaya teşvik etmiştir.

b) Osman b. Hakîm[43] > Abdurrahman b. Ebî Amra[44] > Osman b. Affân[45] tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, gece yarısına kadar namaz kılmış gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse ise bütün gece namaz kılmış gibidir.”[46]

Hadisin aynı senetle Tirmizî (ö. 279/892) ve Ebû Dâvûd’daki rivayeti ise şöyledir: “Yatsı namazında cemaatte bulunan kimse, gecenin yarısına kadar namaz kılmış gibidir. Yatsı ve sabah namazında cemaatte bulunan kimse ise bütün gece namaz kılmış gibidir.”[47]

Ulemânın değerlendirmelerine göre bu hadis, sıhhat açısından sahihtir.[48] Çünkü hadis âlimleri tarafından hadisin senedindeki râvilerin sika (güvenilir) olduğu ifade edilmiştir.[49] Diğer yandan İmam Mâlik (ö. 179/795), Muvatta’ adlı eserinde bu hadisi Osman b. Affân’dan mevkuf olarak rivayet etmiştir.[50]

Müslim’in (ö. 261/875) rivayetinde sadece “sabah” kelimesi geçtiği için, hadisin zahirinden yatsı namazı kılan kimsenin gecenin yarısını, sabah namazını cemaatle kılan kimsenin ise gecenin tamamını namaz kılarak geçirmiş gibi sevap kazanacağı anlaşılmakta ve bu durum sabah namazının daha faziletli olduğuna işaret etmektedir.[51] Aynı hadisin Tirmizî ve Ebû Dâvûd’daki rivayetinde ise, yatsı namazını cemaatle kılan kimsenin gecenin yarısını, hem yatsı hem de sabah namazını cemaatle kılanın ise gecenin tamamını namaz kılarak geçirmiş gibi sevap kazanacağı açık olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla aynı senetle nakledilmesine rağmen her iki rivayet arasında zahirî anlamda bir farklılık görülmektedir. Ancak hadis şârihlerinin genel kabulüne göre her iki rivayet esas itibariyle aynı anlamı ihtiva etmektedir. Şöyle ki, Müslim’in rivayetinde geçen “sabah namazı” ifadesi takdirî olarak yatsı namazını da içermektedir. Buna göre her iki rivayette, yatsı namazını cemaatle kılan kimsenin gecenin yarısını, sabah namazını cemaatle kılanın ise diğer yarısını, her ikisini cemaatle kılanın da gecenin tamamını namaz kılarak geçirmiş gibi sevap kazanacağı ifade edilmektedir.[52] Bununla birlikte, hadisin zahirinden anlaşıldığı üzere sabah namazının, yatsı namazından daha faziletli olabileceği de ihtimal olarak değerlendirilmiştir.[53] Nitekim Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerh adlı eserde, sabah namazına kalkmak ve cemaate gitmek yatsı namazına göre daha zor olduğu gerekçesiyle bu anlam tercih edilmiştir.[54] Bu anlamın, “Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.”[55] âyeti ile “Her kim sabah namazını kılarsa o Allah’ın koruması altındadır.”[56] “Gece melekleri ile gündüz melekleri sabah namazı vaktinde toplanırlar.”[57] hadislerinde ifade edildiği üzere sabah namazının faziletine dair bazı özel değerlendirmelere istinaden doğru olabileceği söylenebilir.

Ayrıca bu hadislerde, sabah ve yatsı namazını cemaatle kılmanın faziletinin diğer namazları cemaatle kılmaya nispetle daha fazla olduğu ifade edilmiştir.[58] Bu durum her namazı cemaatle kılmanın aynı oranda faziletinin olmadığına ve bunun, kılınan namaza göre değişkenlik arz edeceğine işaret etmektedir.

c) Ebû Üsâme[59] > Büreyd b. Abdillâh[60] > Ebû Bürde[61] > Ebû Mûsâ el-Eş‘arî[62] tarikiyle Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Namazdan en çok sevap elde edenler, cemaate en uzak yerlerden yürüyerek gelenlerdir. Namazı imamla kılmak için bekleyenler de, namazı tek başına kılıp sonra uyuyanlardan daha çok sevap kazanır.”[63]

Buhârî’nin (ö. 256/870) “Sabah namazını cemaatle kılmanın fazileti”; Müslim’in ise “Mescitlere doğru çok adım atmanın fazileti” başlığı altında zikrettiği bu hadis, sıhhat açısından sahih kabul edilmiştir.[64] Hadisin râvileri hakkında herhangi bir olumsuz görüş beyan edilmemiştir.[65] Hemen hemen bütün hadis kaynaklarında cami ve cemaate gitmenin ve bu niyetle atılan adımların fazileti hakkında başlıklar oluşturulmuş ve burada sıhhat değerleri farklı olsa da birçok rivayete yer verilmiştir. Yukarıdaki hadis de cemaatle namazın faziletini ihtiva eden sahih rivayetlerden biri olması hasebiyle önem teşkil etmektedir.

Bu hadise göre; cemaatle namaz kılmak için camiye en uzak yerlerden gelenlerin sevabı, atılan adımların çokluğuna bağlı olarak meşakkatten dolayı, yakından gelenlere göre daha fazladır.[66] Buna göre evin camiye uzak oluşu ve atılan adımların çokluğuna göre cemaatle namazın fazilet ölçütü değişebilmektedir. Nitekim bu konudaki diğer bazı rivayetlerde de aynı husus ifade edilmiştir. Meselâ, Ebû Hüreyre’den rivayet edilen sahih bir hadiste[67] Hz. Peygamber (s.a.s.), “Mescide en uzak yerden gelen, en fazla sevabı alandır.”[68] buyurmuştur. Aynı şekilde yine Ebû Hüreyre’den rivayet edilen sahih bir hadiste[69] Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bir kimse mescide gitme niyetiyle evinden çıktığında, attığı bir adımla kendisine bir sevap yazılır, diğer adımıyla bir günahı silinir.”[70] buyurmuştur. Başka bir hadiste ise “Namaza giderken atılan her adım sadakadır.”[71] ifadesi geçmiştir. Bu hadisler başta olmak üzere Übey b. Kâ‘b[72] (ö. 33/654) ve Câbir b. Abdillâh’tan (ö. 78/697)[73] benzer içerikte hadisler rivayet edilmiştir. Bütün bu rivayetlere göre cemaatle namazın faziletini belirleyen temel ölçütlerden biri, camiye uzaklık ve buna bağlı olarak atılan adımların çokluğudur. Ayrıca yukarıda geçen Ebû Mûsâ el-Eş’arî rivayetinde ise herhangi bir sayısal değer belirtilmeden namazı cemaatle kılanların, tek başına kılanlardan daha fazla sevap elde edeceği belirtilmiştir.

2. Cemaatle Namazın Fazilet Derecesini Yirmi Küsur Olarak İfade Eden Rivayetler

Cemaatle kılınan namazın fazileti ile ilgili bazı rivayetlerde derece olarak “yirmi küsur” ifadesi geçmektedir. Bu içerikteki en meşhur rivayet şöyledir: A‘meş[74] > Ebû Sâlih[75] > Ebû Hüreyre[76] tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Sizden birinin cemaatle kıldığı namaz, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha sevaptır. Şöyle ki, bir kimse güzelce abdest alır, sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse, attığı her adım sebebiyle bir derecesi yükseltilir ve bir günahı bağışlanır. Sizden biri, namaz kıldığı yerde bulunduğu süre içerisinde abdestini bozmadığı ve kimseye eziyet etmediği müddetçe melekler onun için: ‘Allah’ım onu bağışla! Allah’ım ona merhamet et!’ diyerek dua ederler. Sizden biri, namazı beklediği sürece namaz kılıyor gibi sevap kazanır.”[77]

Hadisin bütün kaynaklardaki müşterek tariki; A‘meş, Ebû Sâlih ve Ebû Hüreyre olmak üzere üç râviden oluşmaktadır. Bununla birlikte senedin ibtidâsında (senedin müellif tarafı) A‘meş’ten önce farklı râviler zikredilmiştir. Meselâ hadisin senedinde, Buhârî’de A‘meş’ten bir önceki râvi Cerîr b. Abdilhamîd[78] iken; Müslim, İbn Mâce (ö. 273/887) ve Ahmed b. Hanbel’de ise Ebû Muâviye’dir.[79]

Hadisin isnadı şeyhaynın (Buhârî ve Müslim) şartlarına göre sahihtir.[80] Hadis, İbn Mâce’de aynı senetle sadece “Sizden birinin cemaatle kıldığı namaz, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha sevaptır.”[81] ifadeleriyle geçmektedir. Son dönem hadis âlimlerinden Elbânî (ö. 1999), İbn Mâce’deki bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.[82] Hadis, İbn Mâce’deki benzer içeriğiyle aynı senetle Ebû Dâvûd et-Tayâlisî’nin (ö. 204/819) Müsned’inde;[83] farklı senetlerle ise İbn Ebî Şeybe’nin (ö. 235/849) Musannef[84] ve Taberânî’nin (ö. 360/971) Mu‘cemü’l-kebîr[85] adlı eserlerinde zikredilmiştir.

Hadisin aynı senetle Buhârî’nin bir rivayeti[86] ile Müslim,[87] Ahmed b. Hanbel[88] ve İbn Mâce’deki[89] rivayetinde, cemaatle namazın faziletiyle ilgili sayısal değer olarak “yirmi küsur” ifadesi geçmektedir. Müslim, aynı ifadenin geçtiği diğer bazı rivayetlerin isnadına Sahîh’inde yer vermiştir.[90] Bu rivayetlerde geçen “بِضْع” kelimesi “küsur” anlamına gelmekte ve bir görüşe göre üçten ona kadar, diğer bir görüşe göre ise beşten büyük ondan küçük bir değeri ifade etmektedir.[91] Hadisin aynı senetle Buhârî’de geçen diğer rivayetleri[92] ile Ebû Dâvûd’daki rivayetinde ise “yirmi beş” ifadesi geçmektedir.[93]

Cemaatle kılınan namazın fazilet derecesiyle ilgili olarak “yirmi küsur” ifadesinin geçtiği bu rivayette, cami ve mescit dışında da cemaatle namazın faziletli olduğu zikredilmiştir. Ayrıca hadise göre, mescide giderken atılan adım sayısına ve mescitte bekleme süresine göre hadiste geçen “yirmi küsur” ifadesinin sayısal değer olarak değişkenlik gösterebileceği söylenebilir.

3. Cemaatle Namazın Fazilet Derecesini Yirmi Dört Olarak İfade Eden Rivayetler

Namazın cemaatle kılınmasının fazileti hususunda bazı rivayetlerde yirmi dört ifadesi geçmektedir. Senet yönüyle hem Hz. Peygamber’e hem de sahâbeye nispet edilerek nakledilen bu rivayetler şöyledir:

a) Sehl b. Osmân[94] > Rebî‘ b. Bedr[95] > Cüreyrî[96] > Ebû Nadre[97] tarikiyle Zeyd b. Sâbit[98] Resûlullah’tan şöyle işittiğini nakletmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, bir kimsenin tek başına kıldığı namazdan yirmi dört kat daha faziletlidir. Bu, kendi kıldığı namaz ile (toplam) yirmi beş (pay) eder.”[99]

Taberânî’nin, el-Mu‘cemü’l-kebîr’inde geçen bu rivayet, isnat yönüyle zayıf kabul edilmiştir. Çünkü râvilerden Rebî‘ b. Bedr’in hadis rivayetinde zayıf olduğu ifade edilmiştir.[100] Hadis münekkitleri onun hakkında “zayıf, vâhi’l hadîs,[101] metrûkü’l-hadîs”[102] gibi cerhedici tabirler kullanmıştır.[103]

b) Abdürrezzâk[104] > Ma‘mer[105] > Hasen’dan dinleyen biri > Hasen[106] tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, bir kimsenin tek başına kıldığı namazdan yirmi dört kat daha faziletlidir.”[107]

Sadece Abdürrezzâk’ın Musannef’inde yer alan bu rivayet, İbn Hacer’in (ö. 852/1449) el-Metâlibü’l-‘âliye adlı eserine yapılan tahkik çalışmasında ifade edildiği üzere mürseldir.[108] Çünkü râvilerden Hasen, sahâbeyi zikretmeden doğrudan Hz. Peygamber’den rivayette bulunmuştur. Ayrıca rivayetin senedinde inkıtâ bulunmaktadır. Çünkü Ma‘mer, hadisi kimden aldığını zikretmemiştir.[109] Dolayısıyla rivayet isnat yönüyle zayıftır.

c) Hâlid[110] > Dâvûd[111] > Saîd b. Müseyyeb[112] tarikiyle Ebû Hüreyre’nin şöyle dediği nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namazın fazileti, bir kimsenin tek başına kıldığı namazdan yirmi dört derece daha fazladır.”[113]

Bu rivayet sadece İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’inde geçmektedir. Söz konusu hadis, Ebû Hüreyre’ye isnat edildiği için mevkuftur.[114] İbn Hacer’in el-Metâlibü’l-‘âliye adlı eserine yapılan tahkik çalışmasında belirtildiği üzere, râvilerden Hâlid el-Ahmer’in sika (güvenilir) olmakla birlikte bazen rivayette vehmettiği,[115] diğer bir râvi Dâvûd’un da sika ve mütkın (hadis rivayetinde güvenilir ve titiz) olmakla birlikte ezberinden rivayette bulunduğunda bazen vehmettiği ifade edilmektedir. Ayrıca bu hadis, sika râvilerin Ebû Hüreyre’den Hz. Peygamber’e isnatla merfu[116] olarak rivayet ettikleri hadislere muhalif olduğu için şâz bir rivayettir.[117] Dolayısıyla bu rivayet, isnat yönüyle zayıftır.

Cemaatle namazın fazilet derecesini “yirmi dört” olarak ifade eden bu rivayetler yukarıdaki değerlendirmelerde görüldüğü üzere hadis otoriteleri tarafından senet ve metin yönüyle muteber olarak değerlendirilmemiştir.

4. Cemaatle Namazın Fazilet Derecesini Yirmi Dört veya Yirmi Beş Olarak İfade Eden Rivayetler

Cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan daha faziletli olduğu konusundaki bazı rivayetlerde sayısal değer olarak yirmi dört veya yirmi beş ifadesi geçmektedir. Hz. Peygamber’e ve sahâbeye nispet edilen bu rivayetler şöyledir:

a) Yûnus b. Ebî İshâk[118] > Babası[119] > Abdullâh b. Ebî Basîr > Babası[120] > Übey b. Kâ‘b tarikiyle Resûlullah’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Bir kimsenin cemaatle kıldığı namaz, tek başına kıldığı namazdan yirmi dört veya yirmi beş derece daha üstündür.”[121]

Son devir hadis âlimlerinden Şuayb el-Arnaût, İbn Mâce’nin Sünen’ine yaptığı tahkik çalışmasında, râvilerden Abdullâh b. Ebî Basîr’in rivayet yönüyle meçhul olması nedeniyle bu hadisin isnadının zayıf olduğunu ifade etmiştir.[122] Abdullâh b. Ebî Basîr’in meçhul olarak ifade edilmesi ise, kendisinden sadece bir râvinin rivayette bulunması sebebiyledir.[123] Nitekim Zehebî (ö. 748/1348), zayıf râvilere dair Mîzânü’l-i‘tidâl adlı eserinde mezkûr râvinin sadece Ebû İshâk rivayetleriyle bilindiğini ifade etmiştir.[124] Aynı ifade, Mizzî’nin (ö. 742/1341) Tehzîbü’l-kemâl ile İbn Hacer’in Tehzîbü’t-Tehzîb adlı eserinde de zikredilmiş, bununla birlikte İbn Hibbân ile Ebü’l-Hasen el-İclî’nin onun hakkında sika (güvenilir) dediklerine atıfta bulunulmuştur.[125]

Rivayet metin yönüyle de değerlendirilmiştir. İbn Hacer, rivayette geçen “yirmi dört” veya “yirmi beş” ifadesinin râvinin şüpheye düşmesinden kaynaklandığını ifade etmiştir.[126] Elbânî de İbn Mâce’nin Sünen’ine yaptığı tahkik çalışmasında; rivayetin hasen;[127] diğer bir eserinde ise başka bir rivayette geçmediği için buradaki “yirmi dört” ifadesinin “münker” olduğunu belirtmiştir.[128] Buradaki “münker” ifadesi, zayıf râvinin güvenilir râvilere muhalif olarak rivayette bulunması anlamındadır.[129]

b) Ebû İshâk > Ebü’l-Ahves[130] > tarikiyle Abdullâh b. Mes‘ûd’un[131] şöyle dediği nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi dört veya yirmi beş derece daha üstündür.”[132]

İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’inde geçen bu rivayet Abdullâh b. Mes‘ûd’a isnat edildiği için mevkuftur. Rivayetin isnadı sika (güvenilir) râvilerden oluştuğu için sahih olmakla birlikte Ebü’l-Ahves > Abdullâh b. Mes‘ûd tarikiyle nakledilen ve fazilet derecesini yirmi beş olarak ifade eden merfû hadislere[133] muhaliftir. Bu sebeple bu rivayetin şâz olduğu ve buna bağlı olarak da zayıf olduğu ifade edilebilir.

5. Cemaatle Namazın Fazilet Derecesini Yirmi Beş Olarak İfade Eden Rivayetler

Bazı rivayetlerde cemaatle kılınan namazın fazilet derecesi olarak yirmi beş ifadesi geçmektedir. Sahâbeden Ebû Hüreyre, Ebû Saîd el-Hudrî, Hz. Âişe ve Abdullâh b. Mes‘ûd tarafından Hz. Peygamber’e isnat edilerek nakledilen bu rivayetler şöyledir:

5.1. Ebû Hüreyre Rivayetleri

a) İbn Şihâb ez-Zührî[134] > Saîd b. Müseyyeb > Ebû Hüreyre tarikiyle Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, sizden birinin tek başına kıldığı namazdan yirmi beş cüz daha faziletlidir. Gece ve gündüz melekleri sabah namazında bir araya gelirler.”[135]

Cemaatle namazın fazilet derecesini yirmi beş olarak ifade eden Ebû Hüreyre rivayetleri içinde sadece bu rivayet müttefekun aleyhtir.[136] Rivayetin bütün kaynaklardaki müşterek tariki, İbn Şihâb ez-Zührî > Saîd b. Müseyyeb > Ebû Hüreyre şeklindedir. Hadisin isnadı, şeyhaynın şartlarına göre sahihtir.[137]

b) A‘meş > Ebû Sâlih > Ebû Hüreyre tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Bir kimsenin cemaatle kıldığı namaz, evinde ve işyerinde kıldığı namazdan yirmi beş kat daha sevaptır. Şöyle ki, kişi güzelce abdest alıp, sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir ve bir hatası da silinir. Namazını kıldıktan sonra namaz kıldığı yerde kaldığı sürece melekler ona: Allah’ım onu bağışla! Allah’ım ona merhamet et! diyerek dua ederler. Sizden birisi namazı beklediği sürece namaz kılıyor gibidir.”[138]

Nevevî, Hulâsa adlı eserinde bu hadisin müttefekun aleyh olduğunu ifade etmiştir.[139] Ancak aynı senetle Müslim’de geçen rivayette cemaatle namazın fazilet derecesi “yirmi küsur” olarak ifade edilmiştir. Sahih olduğu belirtilen[140] yukarıdaki rivayette ise yirmi beş ifadesi geçmektedir. Dolayısıyla bu hususta müttefekun aleyh olan hadis, cemaatle namazın fazilet derecesini “yirmi küsur” olarak ifade eden rivayettir.[141]

Buhârî ve Ebû Dâvûd’da, A‘meş > Ebû Sâlih > Ebû Hüreyre tarikiyle nakledilen bu rivayette, cemaatle namazın fazilet derecesiyle ilgili sayısal değer olarak yirmi beş ifadesi geçmektedir. Hadisin aynı senetle Buhârî’nin bir rivayeti[142] ile Müslim,[143] Ahmed b. Hanbel[144] ve İbn Mâce’deki[145] rivayetinde ise aynı hususla ilgili olarak “yirmi küsur” ifadesi geçmektedir. Hadis şârihlerine göre bu iki farklı ifade arasında bir tezat yoktur. Çünkü “küsur” anlamına gelen “بِضْع” kelimesi beş veya yedi rakamlarına râcidir. Bir kısım ulemâya göre “yirmi beş” ile ilgili rivayetlerin çokluğu nedeniyle söz konusu kelimenin beş rakamına, bazılarına göre ise “yirmi yedi” sayısında ziyadelik olduğundan yedi rakamına râci olduğu ifade edilmiştir.[146] Nitekim “بِضْع” kelimesi Arapça’da, bir görüşe göre üçten ona kadar, diğer bir görüşe göre ise beşten büyük ondan küçük bir değeri ifade etmektedir.[147] Bundan dolayı olsa gerektir ki Nevevî[148] başta olmak üzere bir kısım ulemâ, yukarıdaki rivayeti müttefekun aleyh kapsamında değerlendirmiştir.[149]

c) Eflah b. Humeyd[150] > Ebû Bekr b. Muhammed b. Amr[151] > Selmân el-Eğarr[152] > Ebû Hüreyre tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan yirmi beş namaza denktir.”[153]

Bu rivayet, Müslim ve Ahmed b. Hanbel’de geçmektedir. Hadisin isnadı şeyhaynın (Buhârî ve Müslim) şartlarına göre sahihtir.[154]

d) Ebû Abdillâh[155] > Nâfi‘[156] > Ebû Hüreyre tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “İmamla kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi beş namaz daha faziletlidir.”[157]

Müslim ve Ahmed b. Hanbel’de geçen bu hadis sahihtir.[158] Çünkü hadisin isnadı sahih, ricâli de sikadır.[159]

e) Şu‘be[160] > Mûsâ b. Ebî Osmân[161] > Ebû Yahyâ[162] > Ebû Hüreyre tarikiyle Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Müezzin, sesinin ulaştığı yer ölçüsünde bağışlanır. Kuru ve yaş (ne varsa hepsi) onun lehine şahitlik eder. (Cemaatle) namaza katılan kimseye de yirmi beş namaz sevabı yazılır ve iki namaz arasındaki günahları da affedilir.”[163]

Elbânî, hadisin sahih olduğunu ancak isnadının hasen olduğunu ifade etmiştir. Çünkü ona göre hadisin râvileri, Mûsâ b. Ebî Osmân dışında sika ve marufturlar.[164] İbn Ebî Hâtim (ö. 327/938) ise onun hakkında “şeyh” tabirini kullanmıştır.[165] Hadis ilminde genel yaklaşıma göre şeyh, ta‘dîlin en aşağı derecelerini ifade etmektedir.[166] Kendisine unutkanlığın galip geldiği yaşlı kimseler için şeyh tabiri kullanılır.[167] Şuayb el-Arnaût da, hadisin sahih olmakla birlikte râvilerden Mûsâ b. Ebî Osmân sebebiyle isnadın ceyyid olduğunu belirtmiştir.[168] Hadis terimi olarak ceyyid, muhaddislerin genel değerlendirmesine göre hasenden üstün ve sahihe yakın anlamında kullanılmıştır. Diğer bir ifadeyle bu terim, hasenden üstün olmakla birlikte sahih derecesine ulaştığında tereddüt edilen hadisler için kullanılır.[169]

f) İbn Aclân[170] > Ka‘kâ‘[171] > Ebû Sâlih[172] > Ebû Hüreyre tarikiyle Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:“Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi beş derece daha faziletlidir.”[173]

Ahmed b. Hanbel’de geçen bu rivayetin sahih olduğu ancak isnadının Muhammed b. Aclân’dan dolayı kavî[174] olduğu belirtilmiştir.[175] Çünkü Muhammed b. Aclân, bazı hadisçilere göre sika kabul edilmiş, bazı hadisçiler ise onun hafızasının zayıflığından söz etmiştir.[176] Hadis ilminde kavî, Hz. Peygamber’e ait olma ihtimali, olmama ihtimalinden daha çok olan rivayettir. Buna göre kavî, sahih ve hasen yerine kullanılan bir ıstılahtır.[177]

5.2. Ebû Saîd el-Hudrî Rivayetleri

a) İbnü’l-Hâd[178] > Abdullâh b. Habbâb[179] > Ebû Saîd el-Hudrî[180] tarikiyle Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi beş derece daha faziletlidir.”[181]

Hadis külliyatı içerisinde sadece Buhârî, Ahmed b. Hanbel ve Beyhakî’de (ö. 458/1066) aynı müşterek senetle geçen bu hadisin isnadı sahih, ricâli de sikadır. Ayrıca hadisin ricâli şeyhaynın râvilerindendir.[182]

b) Ebû Muâviye > Hilâl b. Meymûn[183] > Atâ b. Yezîd[184] > Ebû Saîd el-Hudrî tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, (cemaatsiz kılınan) yirmi beş namaza denktir. Bir kimsenin rükû ve secdelerini tam yaparak kırda kıldığı namazı, elli namaz sevabına ulaşır.”[185]

Hâkim en-Nîsâbûrî (ö. 405/1014), Müstedrek adlı eserinde bu hadisin şeyhaynın şartına göre sahih olduğunu ifade etmiştir.[186] Elbânî de hadisin isnadının sahih olduğunu belirtmiştir.[187] Nevevî[188] ve Zeylaî (ö. 762/1360)[189] ise, hadisin isnadının ceyyid[190] olduğunu belirtmiştir. Bu hüküm, hadisin râvilerinden Hilâl b. Meymûn’dan dolayıdır.[191] Çünkü Hilal b. Meymûn’un hadis ilminde durumu ihtilaflıdır. Yahyâ b. Maîn, Nesâî ve İbn Hibbân onun sika olduğunu söylerken; Ebû Hâtim er-Râzî (ö. 277/890) ise onun hakkında “leyse bi’l-kaviy (kuvvetli değildir) ancak hadisi i‘tibar için yazılabilir.” demiştir.[192]

Hadis aynı senetle İbn Mâce’nin Sünen’inde de “Bir kimsenin cemaatle kıldığı namaz, evinde kıldığı namazdan yirmi beş derece daha üstündür.”[193] şeklinde nakledilmiştir. Elbânî, bu hadisin sahih olduğunu söylerken;[194] Şuayb el-Arnaût ise hadisin sahih olmakla birlikte isnadının Hilâl b. Meymûn’dan dolayı ceyyid olduğunu ifade etmiştir.[195]

5.3. Hz. Âişe Rivayetleri

Yahyâ b. Saîd[196] > Abdurrahman b. Ammâr[197] > Kāsım b. Muhammed[198] > Hz. Âişe[199] tarikiyle nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi beş derece daha üstündür.”[200]

Cemaatle namazın faziletiyle ilgili Hz. Âişe rivayeti, hadis kaynakları içinde sadece Nesâî ve Ahmed b. Hanbel’de geçmektedir. Bununla birlikte hadisin râvileri sikadır.[201] Buna bağlı olarak da mezkûr hadisin isnadı sahihtir.[202]

5.4. Abdullâh b. Mes‘ûd Rivayetleri

Katâde[203] > Müverrik el-İclî[204] > Ebü’l-Ahves > Abdullâh b. Mes‘ûd tarikiyle nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Cemaatle kılınan namaz, bir kimsenin tek başına kıldığı namazdan yirmi beş kat daha faziletlidir.” Bu, kıldığı bütün namazlarda böyledir.[205]

Hadis ulemâsı, cemaatle namazın fazilet dereceleri ile ilgili Abdullâh b. Mes‘ûd rivayetlerinin isnat sıhhati hakkında farklı değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu rivayet Ebü’l-Ahves > Abdullâh b. Mes‘ûd tarikiyle Ahmed b. Hanbel[206] başta olmak üzere İbn Huzeyme (ö. 311/924)[207] ve Taberânî’de[208] geçmektedir.

Heysemî (ö. 807/1405)[209] ve İbn Hacer[210] başta olmak üzere bazı ulemâ,[211] sadece Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde geçen rivayetlerin senet yönüyle sika (güvenilir) râvilerden oluştuğunu ifade etmişlerdir. Elbânî ise, Ahmed b. Hanbel rivayetinin isnadının hasen olduğunu belirtmiştir.[212] Buna mukabil Şuayb el-Arnaût’un da içinde bulunduğu komisyon tarafından Ahmed b. Hanbel’in Müsned’ine yapılan el-Mevsuatü’l-hadîsiyye isimli tahkik çalışmasında, burada geçen bazı Abdullâh b. Mes‘ûd rivayetlerinin isnat yönüyle zayıf olduğu ifade edilmiştir. Bu isnat, Ahmed b. Hanbel’de Katâde > Ebü’l-Ahves > Abdullâh b. Mes‘ûd[213] şeklindedir. Bu çalışmaya göre, râvilerden Katâde’nin Ebü’l-Ahves’ten nakilde bulunmadığı belirtilerek isnatta inkıtâ olduğu zikredilmiştir.[214] Aynı çalışmada Ahmed b. Hanbel’de geçen bir rivayetin isnadının ise, Müslim’in şartlarına göre sahih olduğu ifade edilmiştir. Söz konusu rivayetin isnadı, Katâde > Müverrik el-İclî > Ebü’l-Ahves > Abdullâh b. Mes‘ûd[215] şeklindedir.[216]

Müşterek olarak Ebü’l-Ahves > Abdullâh b. Mes‘ûd tarikiyle nakledilen bu hadisin rivayetlerdeki metin farklılıkları ise şöyledir:

a. Bir rivayette “yirmi küsur” ifadesi geçmektedir.[217]

b. Bir rivayette “yirmi dört” ifadesi geçmektedir.[218] Bu rivayetin sonunda (yirmi) beşinci derecenin bir kimsenin kendi kıldığı namaza ait olduğu belirtilmiştir.

c. Bir rivayette “yirmi beş” ifadesi geçmektedir.[219]

d. Bir rivayette “Bu, kıldığı bütün namazlarda böyledir.” ifadesi geçmektedir.[220]

e. Bir rivayette “Bu, evinde kıldığı bütün namazlarda böyledir.” ifadesi geçmektedir.[221]

6. Fazilet Derecesini Yirmi Yedi Olarak İfade Eden Rivayetler

Cemaatle kılınan namazın fazilet derecesi bazı rivayetlerde “yirmi yedi” olarak ifade edilmiştir. Sadece Abdullâh b. Ömer’in Hz. Peygamber’den naklettiği bu rivayetler şöyledir:

a) Mâlik[222] > Nâfi‘> Abdullâh b. Ömer[223] tarikiyle nakledildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.”[224]

Hadisin bütün kaynaklardaki müşterek tariki; Mâlik b. Enes > Nâfi‘> Abdullâh b. Ömer olmak üzere üç râviden oluşmaktadır.

Müttefekun aleyh olan bu rivayet, isnat yönüyle sahihtir.[225] Çünkü râvilerin hadis ilminde sika (güvenilir) olduğu ittifakla ifade edilmiştir. Nitekim Buhârî’ye göre en sahih senet, Mâlik > Nâfi‘ > İbn Ömer şeklindedir. Diğer yandan bu hadis, aynı müşterek senetle Tirmizî, Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Dârimî (ö. 255/869) dışında Kütüb-i tis‘a denilen meşhur dokuz hadis kitabında metin olarak hemen hemen aynı lafızlarla zikredilmiştir.

b) Ubeydullâh b. Ömer[226] > Nâfi‘> Abdullâh b. Ömer tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Bir kimsenin cemaatle kıldığı namaz, tek başına kıldığı namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.”[227]

Ubeydullâh b. Ömer > Nâfi‘> Abdullâh b. Ömer tarikiyle nakledilen bu rivayet sahihtir.[228] Çünkü hadisin râvileri olan Ubeydullâh b. Ömer ve Nâfi‘ hadis ilminde ittifakla sika olarak bilinmektedir. Hadis Kütüb-i tis‘a içinde Müslim, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed b. Hanbel’de geçmektedir.

c) Eyyûb b. Ebî Temîme[229] > Nâfi‘> Abdullâh b. Ömer tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletlidir.”[230]

Bu rivayet, Eyyûb b. Ebî Temîme > Nâfi‘ > Abdullâh b. Ömer tarikiyle sadece Beyhakî’nin Sünen’inde geçmektedir. Tespitimize göre bu hadisin sıhhatiyle ilgili olarak ulemânın herhangi bir değerlendirmesi bulunmamaktadır. Ancak rivayet, hem râvilerin hadis rivayetinde sika oluşlarına göre hem de Abdullâh b. Ömer’den nakledilen diğer rivayetlere muvafık olması açısından isnat ve metin yönüyle sahih kabul edilebilir

Yukarıda zikredilen üç rivayetten anlaşıldığına göre cemaatle namazın fazilet derecesini yirmi yedi olarak ifade eden rivayetler sadece Nâfi‘ > Abdullâh b. Ömer tarikiyle nakledilmiştir. Merfu olarak nakledilen bu rivayetler isnat ve metin yönüyle sahihtir.

7. Fazilet Derecesini Yirmi Yedi veya Yirmi Beş Olarak İfade Eden Rivayetler

Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde geçen ve Ebû Hüreyre’nin Hz. Peygamber’den naklettiği bir rivayette cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan yirmi yedi veya yirmi beş derece daha faziletli olduğu ifade edilmiştir. Bu rivayet şöyledir:

Haccâc[231] > Şerîk[232] > Eş‘as b. Süleym[233] > Ebü’l-Ahves > Ebû Hüreyre tarikiyle Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınandan yirmi yedi veya yirmi beş derece daha faziletlidir.”[234]

Bu rivayet sadece Ahmed b. Hanbel’de geçmektedir. Hadisin Ahmed b. Hanbel’deki Ebü’n-Nadr[235] > Şerîk > Eş‘as b. Süleym > Ebü’l-Ahves > Ebû Hüreyre senediyle başka bir rivayetinde ise sadece “yirmi yedi” ifadesi geçmektedir.[236]

Her iki rivayetin de, râvi Şerîk b. Abdillâh haricinde ricâlinin sika olduğu ancak Şerîk b. Abdillâh’ın hıfzının zayıf olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte her iki rivayetin sahih olduğu belirtilmiştir.[237] Nitekim hadisin râvilerinden olan Şerîk b. Abdillâh hakkında bazı hadis münekkitleri, onun sika olduğunu ifade etmekle birlikte bazı âlimler onun hıfzının zayıf, galatının da fazla olduğunu söylemiştir.[238] İbn Hacer başta olmak üzere hadis şârihleri de onun hıfzının zayıf olduğunu ifade etmiştir.[239]

Yukarıda zikredilen rivayetin, diğer tarikindeki ortak senedi Şerîk > Eş‘as b. Süleym > Ebü’l-Ahves > Ebû Hüreyre şeklindedir. Ancak her iki rivayetin râvileri, senedin mübtedâsı olan Ahmed b. Hanbel tarafında değişmektedir. Hadisin ortak isnadıyla ilk rivayetinde yirmi yedi veya yirmi beş, diğer rivayetinde ise sadece yirmi beş ifadesi geçmektedir. Bu durum yirmi yedi veya yirmi beş ifadesinin geçtiği rivayetin, senedin mübtedâsı olan Ahmed b. Hanbel tarafındaki râvilerin şüpheye düşmesinden kaynaklandığını düşündürebilmektedir.

8. Cemaatle Namazın Fazilet Derecesini Elli Olarak İfade Eden Rivayetler

Ebû Saîd el-Hudrî’nin Hz. Peygamber’den (s.a.s.) naklettiği bir hadiste cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan yirmi beş namaza denk olduğu ifade edildikten sonra kırda kılınan namazın fazileti için elli dereceden bahsedilmiştir. Ulemâ tarafından hadiste geçen elli derece hususunda farklı değerlendirmelerin olduğu bu rivayet şöyledir:

Ebû Muâviye > Hilâl b. Meymûn > Atâ b. Yezîd > Ebû Saîd el-Hudrî tarikiyle Resûlullah’ın (s.a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, (cemaatsiz kılınan) yirmi beş namaza denktir. Bir kimsenin rükû ve secdelerini tam yaparak kırda kıldığı namazı, elli namaz sevabına ulaşır.”[240]

Hadisin isnadı ile ilgili değerlendirmeler, daha önce geçmiş olan “Fazilet Derecesini Yirmi Beş Olarak İfade Eden Rivayetler” başlığında Ebû Saîd el-Hudrî rivayetleri bölümünde ifade edilmiştir. Söz konusu bölümde zikredildiği üzere ulemânın bir kısmı; hadisin isnadının sahih, bir kısmı ise râvilerden Hilâl b. Meymûn sebebiyle ceyyid olduğunu belirtmiştir.

Hadiste cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan yirmi beş derece daha faziletli olduğu ifade edilmekle birlikte; dağda, kırda kılınan namazın ise yolculuk, meşguliyet ve korku gibi sebeplere bağlı olarak meşakkatten dolayı elli derece daha faziletli olduğu zikredilmiştir. Bazı ulemâ, söz konusu kırda kılınan namazın tek başına kılınan namaz olduğunu ifade ederken, bazı ulemâ ise bunun cemaatle kılınan namazla ilgili olduğu görüşündedirler.[241] Hadisin siyakından hareketle İbn Hacer,[242] Aynî (ö. 855/1451)[243] ve İbn Reslân (ö. 868/1464)[244] zikredilen son görüştedir. Ancak Şevkânî (ö. 1250/1834), burada mukayyet değil mutlak namazdan bahsedildiğini gerekçe göstererek ilk görüşü benimsemiştir.[245] Ebû Dâvûd şârihlerinden Azîmâbâdî’de (ö. 1911) de bu görüşü tercih etmiştir.[246]

Hadisin metni ile ilgili diğer önemli bir değerlendirme de şöyledir: “Malumdur ki; bu derecenin yirmi beşi, namazın cemaatle kılınması sebebiyledir. Diğer yirmi beş derecesi ise, yolculuk durumunda İslam dininin sunduğu bir takım kolaylıklar neticesinde seferde iken namazların cemaatle kılınması zorunlu değilken yine de fedakârlık yapılıp namazın cemaatle eda edilmesi ve ta‘dîli erkâna riayet gösterilmesi sebebiyledir.”[247]

Hadisin cemaatle kılınan namaz ile alakasından dolayı hadiste elli derece ile kastedilen namazın, cemaatle kılınan namaz olduğu daha net olarak ifade edilebilir. Ayrıca bu rivayetten anlaşıldığına göre hadislerde geçen sayısal değerlerin kesretten kinaye olarak cemaatle kılınan namazın faziletinin daha da çok olduğuna delalet ettiği söylenebilir. Çünkü hadise göre cemaatle namazın fazileti bazı sebeplere bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.

9. Cemaatle Namazın Fazilet Derecesi ile İlgili Rivayetlerin Değerlendirilmesi

Cemaatle namazın fazilet derecesi ile ilgili yukarıda zikredilen rivayetlerde mutlak ifadeler yanında “yirmi küsur”, “yirmi dört”, yirmi dört veya yirmi beş”, yirmi beş”, “yirmi yedi” ve “yirmi yedi veya yirmi beş” şeklinde değerler geçmektedir. Diğer yandan cemaatle namazın faziletini beyan etmek için rivayetlerde derece, kat, cüz, namaz şeklinde farklı ifadeler geçmiştir. Ancak mutlak ifadeler dışında bu konuda en sahih olanlar “yirmi küsur”, “yirmi beş” ve “yirmi yedi” şeklindeki değerlerin zikredildiği rivayetlerdir. “Yirmi küsur” ifadesindeki küsur kelimesi Arapçada beş veya yedi rakamlarını ihtiva ettiği için bu konudaki rivayetler “yirmi beş” ve “yirmi yedi” şeklindeki rivayetlere muhalif görülmemiştir. Ancak “yirmi beş” ve “yirmi yedi” şeklindeki rivayetler birbirine muhalif olarak görülmüş ve bu ihtilafın çözümü konusunda birçok değerlendirme yapılmıştır. Ulemâ tarafından bu konuda yapılan bütün değerlendirmeleri, ünlü hadis âlimi İbn Hacer el-Askalânî Fethu’l-bârî adlı Buhârî şerhinde şöyle sıralamıştır:[248]

1. Azın zikredilmesi çoğu nefyetmez. Bu görüş, başta Şâfiîler olmak üzere mefhûmu’l-adede[249] itibar etmeyenlere aittir.

2. Hz. Peygamber (s.a.s.), önce yirmi beş dereceden bahsetmişti. Ancak Allah Teâlâ bunun daha fazla olduğunu bildirince Hz. Peygamber (s.a.s.), yirmi yedi dereceyi haber vermiştir. Yani yirmi yedi dereceyi bildiren hadis daha sonra vârit olmuştur. Ancak bu görüşe, hadislerin söylenme tarihlerinin net olmaması sebebiyle itiraz edilmiştir. Ayrıca bu görüşe, “fedâil konularında neshin varlığı ihtilaflı bir husustur” denilerek karşı çıkılmıştır.

3. Adet konusundaki ihtilaf, onların derece ve cüz gibi nitelikleri ile ilgilidir. Buna dayanarak bazıları, derecenin cüzden daha küçük olduğunu söylemiştir. Bu değerlendirmeye göre yirmi beş sayısının geçtiği rivayetlerde “cüz”, yirmi yedi sayısının geçtiği rivayetlerde “derece” ifadesi geçmiştir. Ancak bu doğru değildir. Çünkü rivayetlerde hem yirmi yedi derece hem de yirmi beş derece tabirleri vardır. Bazıları ise cüzün dünyada, derecenin ise âhirette verileceğini söylemiştir.

Hadis ulemâsına göre hadislerde cemaatle namazın faziletiyle ilgili geçen “dı‘f, cüz, derece, salât” ifadelerindeki farklılık râvi tasarruflarından kaynaklanmıştır. Burada asıl olanın “derece” kelimesi olduğu, diğerlerinin ise râvi tasarruflarından kaynaklandığı belirtilmiştir.[250]

4. Farklılık, mescidin yakınlık ve uzaklığına göredir.

5. Fazilet derecesi namaz kılanların hâllerine göre değişebilir. Çünkü herkesin ilmi derecesi, namazın erkânına riâyeti ve huşûu aynı değildir.

6. Farklılık, namazın cemaatle mescitte kılınması ile mescit dışında başka bir yerde kılınmasına bağlıdır. Yani namazın cemaatle mescitte kılınması ile mescit dışında başka bir yerde kılınması aynı derecede değildir.

7. Farklılık, namazı bekleyenle beklemeyenin durumundan kaynaklanmaktadır.

8. Farklılık, namazın tamamına veya bir kısmına yetişmekle ilgilidir.

9. Farklılık, cemaatin azlığı veya çokluğu sebebiyledir.

10. Yirmi yedi sayısı, sabah ve yatsı namazına; diğer bir görüşe göre de sabah ve ikindi namazına, yirmi beş sayısı ise bunların haricindeki namazlara mahsustur.

11. Yirmi beş derece, kıraati gizli olan namazlara; yirmi yedi derece ise kıraati cehrî olan namazlara mahsustur.

12. Bu özel sayılarla hakikî mana kastedilmemiştir. Yani bu sayılar, cemaatle namazın faziletinin çokluğundan kinayedir.

13. Bu sayıların hakikati re’y (şahsî kanaat) ile değil ancak nübüvvet ilmi ile açıklanabilecek hususlardandır. Bunda Müslümanların saf tutarak bir araya gelmeleri, imama uymaları, şeâir-i İslâmiyyeyi bu suretle izhar etmeleri vb. faydalar bulunmaktadır.

14. Yirmi beş sayısı, beş vakit farz namazın kendi cinsinden beş ile çarpılmasıyla, yirmi yedi sayısı ise beş vakit namazın farz ve revatiblerinin rekât sayısıyla ilgili olabilir.

15. Hasene (sevap) münferiden namaz kılan için ondur. Bir başkasıyla kılındığında ise bu yirmi etmektedir. Buna beş vakit namazın sayısı eklendiğinde yirmi beş veya haftanın günleri eklendiğinde yirmi yedi etmektedir.

Cemaatle kılınan namazın sevabının münferiden kılınan namazdan daha fazla olmasının sebepleri ile ilgili ulemânın görüşleri, aynı şekilde İbn Hacer el-Askalânî tarafından Fethu’l-bârî adlı eserde şöyle ifade edilmiştir:[251]

1. Namazı cemaatle kılmak için müezzine (yani ezana) icabet etmek.

2. Namazı ilk vaktinde kılmak.

3. Sükûnetle mescide gitmek.

4. Mescide dua ederek girmek.

5. Mescide girince tahiyyetü’l-mescid namazı kılmak.

6. Cemaati beklemek.

7. Meleklerin, namaz kılanlar için dua ve istiğfardha bulunmaları.

8. Meleklerin namaz kılanlar lehine şahitlikte bulunmaları.

9. Kâmete icabet etmek.

10. Kâmet getirildiğinde kaçtığı için şeytandan selamette kalmak.

11. İmamın iftitah tekbirini beklemek veya imamı hangi hâlde bulduysa dâhil olmak.

12. İmamın iftitah tekbirine yetişmek.

13. Safların düzeltilip, aradaki açıklıkların giderilmesi.

14. İmam “semiâllâhü li-men hamideh” deyince “Rabbenâ leke’l-hamd” demek.

15. Umumiyetle sehivden emniyette olmak ve hata hâlinde imamın tesbihle uyarılması veya kıraatte takıldığı yerde yardımcı olunması.

16. Genellikle insanı meşgul eden şeylerden uzak kalarak huşû içinde namaz kılmak.

17. Görünüm itibariyle daha güzel ve düzgün bir hâlde olmak.

18. Meleklerin rahmetiyle kuşatması.

19. Kıraatin güzelleşmesini ve namazın erkân ve âdâbının öğrenilmesini sağlamak

20. İslâm’ın (şiarından sayılan) önemli bir esasını yerine getirmek.

21. İbadet için toplanılmasından dolayı şeytanın burnunun sürtülmesi, kullukta yardımlaşma ve tembelin gayrete gelmesi.

22. Münafıklara has bir vasıftan ve “namaz kılmıyor” şeklindeki suizandan kurtulmak.

23. İmamın selâmına mukabelede bulunmak.

24. Zikir ve dua için toplanan cemaatten ve kâmil kimselerin bereketinin diğer kimselere sirayetinden istifade etmek.

25. Komşular arasında ülfet ve kaynaşmanın oluşması ve namaz vakitlerinde anlaşma ve dayanışmanın hâsıl olması.

Bu sayılan yirmi beş hususun her biri ile ilgili hadislerde bir emir veya teşvik vardır. Geriye kalan iki haslet daha var ki onlar da kıraati cehrî olan namazlara aittir.

26. İmam okurken susup dinlemek.

27. İmam Fâtiha sûresini bitirdiğinde, meleklerin “âmin” demesinde tevafuk etmek “âmin” demek.

Ünlü hadis âlimi İbn Hacer’e göre; bu ifade edilenlerden dolayı yirmi beş derecenin kıraati, gizli olan namazlara; yirmi yedi derecenin ise kıraati cehrî olan namazlara mahsus olması daha uygun görünmektedir.[252]

Bu konudaki diğer bir değerlendirme şöyledir: “Cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan kaç derece daha üstün olduğu konusunda ihtilaf vardır. Alınacak sevabın bu hadislerin bir kısmında yirmi yedi derece, bir kısmında da yirmi beş derece üstün olduğu rivayetleri vardır. İşlenilen bir hayır, bir iyilik ve bir ibadet karşılığında verilecek olan ecir ve sevabın çeşit ve derecelerini takdir eden sayıların sırrını bilip kavramak bizler için mümkün olmadığından, Resûl-i Ekrem’in bildirdiklerini kabul etmekle yetiniriz. Çünkü ilâhî fazileti sınırlandıracak bir güç ve kayıt yoktur. Ancak bunların hikmetini kavramaya çalışmak bizlerin menfaati için gerekli olabilir. Bazı âlimler, namaz derecelerinin namaz kılanlara ve kıldıkları namaza göre artacağı kanaatindedirler. Namazı bütün âdâb ve erkânını yerine getirerek ve cemaatle kılanla, bunlara dikkat etmeyerek tek başına kılan arasında derece farkı olacağı rivayetlerden çıkarılan sonuçlardan biridir. Bunun gibi, sabah namazıyla ikindi namazının veya sabah namazıyla yatsı namazının derece yönünden diğer vakit namazlarından daha üstün olduğu kanaati de bu konudaki rivayetlerin bir sonucudur. Az sayıdaki cemaatle çok sayıdaki cemaatin kıldıkları namazların dereceleri de eşit değildir.[253] “Derecelerin farklı olmasında, namaz kılan kimsenin ihlâsının, duyduğu huzur ve huşûun tesiri olduğu muhakkaktır.”[254]

Bu konuda bizim yaklaşımımız ise şöyledir: Rivayetlere bütüncül olarak bakıldığında, cemaatle kılınan namazın fazilet derecesini sayısal olarak bildiren rivayetlerin aslının “yirmi küsur” olduğu ve bu ifadeden hareketle yirmi dört, yirmi beş veya yirmi yedi gibi değerlerin ise râvi tasarrufundan kaynaklandığı ifade edilebilir. Nitekim hadislerde cemaatle namazın faziletiyle ilgili geçen “dı‘f, cüz, derece, salât” ifadelerindeki farklılığın, râvi tasarruflarından kaynaklandığının ifade edilmesi,[255] bu konudaki sayısal değerlerde de aynı hususun olabileceğini düşündürmektedir. Bu açıdan konuyla ilgili rivayetlere bakıldığında, sadece Abdullâh b. Ömer rivayetlerinde “yirmi yedi,” çoğunluğu teşkil eden rivayetlerde ise “yirmi beş” ifadesi geçmektedir. Diğer bazı rivayetlerde ise “yirmi dört”, “yirmi dört veya yirmi beş”, “yirmi yedi veya yirmi beş” gibi ifadeler zikredilmektedir. Hatta konuyla ilgili hadisin Buhârî’de geçen bir rivayeti[256] ile Müslim,[257] Ahmed b. Hanbel[258] ve İbn Mâce’deki[259] rivayetinde cemaatle namazın faziletiyle ilgili sayısal değer olarak “yirmi küsur” ifadesi geçerken, aynı hadisin aynı senetle Buhârî’de geçen diğer rivayetleri[260] ile Ebû Dâvûd’daki rivayetinde ise “yirmi beş” ifadesi geçmektedir.[261] Bu durum, hadisin aslında geçen ve “küsur” anlamına gelen “بِضْع” kelimesinin içeriği hakkında râvilerin kendi kanaatlerinin hadislere yansıması olarak değerlendirilebilir. Nitekim “بِضْع” kelimesi Arapça’da, bir görüşe göre üçten ona kadar, diğer bir görüşe göre ise beşten büyük ondan küçük bir değeri ifade etmektedir.[262] Buna göre cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan esas itibariyle yirmi küsur derece daha faziletlidir. Kılınan namazın çeşidine ve namaz kılanın durumuna göre bu derecenin miktarı küsur ifadesinin içeriğinden hareketle yirmi üç ile yirmi yedi arasında değişkenlik gösterebilmektedir. Bu husus, normal durumlarla alakalıdır. Diğer yandan, kırda kılınan namazın elli derece daha faziletli olduğunu bildiren rivayette[263] görüldüğü üzere, meşakkatin daha da arttığı durumlarda ise cemaatle kılınan namazın fazilet derecesi elliye kadar çıkabilmektedir.

SONUÇ

Cemaatle kılınan namazın fazileti hakkında çok sayıda rivayet vardır. Bu rivayetlerde Allah Resûlü (s.a.s.), namazın cemaatle kılınmasını Müslümanlara tavsiye etmiş ve karşılığında büyük sevapların verileceğini müjdelemiştir. Bu rivayetlerin bir kısmında mutlak ifadeler bulunurken, bir kısmında ise farklı sayısal değerler yer almaktadır. Mutlak ifadelerin bulunduğu rivayetlerde namazın faziletinin, kılınan namazın çeşidine ve namaz kılanın durumuna göre değişebileceği ifade edilmiştir. Sayısal değerlerin zikredildiği hadislerde ise mutlak olarak “yirmi küsur”, “yirmi dört”, “yirmi dört veya yirmi beş”, “yirmi beş”, “yirmi yedi” ve “yirmi yedi veya yirmi beş” şeklinde farklı dereceler zikredilmiştir. Bir rivayette ise kırda cemaatle kılınan namaz için “elli” dereceden bahsedilmiştir.

Sayısal değerlerin zikredildiği hadisler içinde ittifakla sahih olarak değerlendirilenler ise; “yirmi küsur”, “yirmi beş”, “yirmi yedi” derecelerinin geçtiği hadislerdir. Cemaatle namazın fazilet derecesini “yirmi küsur” olarak ifade eden rivayet Ebû Hüreyre’den, yirmi beş olarak ifade eden rivayetler Ebû Hüreyre, Hz. Âişe ve Ebû Saîd el-Hudrî’den, “yirmi yedi” olarak ifade eden rivayetler ise sadece Abdullâh b. Ömer’den nakledilmiştir. Cemaatle namazın fazileti konusunda fıkıhçılar başta olmak üzere ulemânın delil olarak kabul ettiği de bu rivayetlerdir. Bu rivayetler, aynı zamanda beş vakit namazın farzının cemaatle kılınmasını sünnet-i müekkede olarak hükümlendiren Hanefîler ile sünnet olarak hükümlendiren Mâlikîlerin delillerinden bir tanesidir. Çünkü mezkûr rivayetler, cemaatin namazın rükünlerinden olmayıp hem namazın faziletini arttıran hem de namaz ibadetini daha kâmil bir hâle getiren tamamlayıcı bir unsur olduğuna delalet etmektedir.

Hz. Peygamber’in teşvik ve sakındırmalarından, cemaatle kılınan namazların esasen beş vakit farz namazlar olduğu anlaşılmaktadır. Hadislerden anlaşıldığı üzere, iki kişi ile beş vakit namaz için gerekli olan topluluk teşekkül etmektedir. Bu namazları cemaatle kılmak tek başına kılmaktan “yirmi küsur” derece daha faziletlidir. Bu konudaki hadislere bütüncül olarak bakıldığında beş vakit namazın cami ve mescit dışında herhangi bir yerde kılınması da faziletli olmakla birlikte cami ve mescitte kılınmasının daha faziletli olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü namazı cemaatle kılmak için cami ve mescitlere gitmek; Müslümanlar arasındaki tanışmayı, kaynaşmayı, kardeşliği, dostluğu ve dayanışmayı sağlaması gibi toplumsal yönü başta olmak üzere birçok fayda ve hikmeti göz önüne alındığında daha önemlidir.

Cemaatle namazın fazilet dereceleri ile ilgili rivayetlerin değerlendirildiği bu çalışmada, konuyla ilgili rivayetlerde farklı sayısal değerlerin zikredildiği görülmüştür. Bu rivayetler arasındaki ihtilafların cem ve telifi konusunda ise ulemâ tarafından birçok farklı değerlendirme yapılmıştır. Rivayetlere bütüncül olarak bakıldığında bu konudaki rivayetlerin aslının “yirmi küsur” olduğu ve bu ifadenin üç ile on arasındaki anlam içeriğinden dolayı rivayetlerdeki farklı sayısal değerlerin râvi tasarrufundan kaynaklandığı ifade edilebilir. Buradan hareketle, cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan esas itibariyle yirmi küsur derece daha faziletli olduğu ve kılınan namaza ve namaz kılanın durumuna göre bu derecenin yirmi üç ile yirmi yedi arasında değişkenlik gösterebileceği ifade edilebilir. Hatta sayısal değerlerin kesretten kinaye olarak cemaatle namazın faziletinin daha da çokluğunu ifade ettiği de söylenebilir.

KAYNAKÇA

Abdürrezzâk, Ebû Bekr Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San‘ânî. el-Musannef. thk. Habîb el-A‘zamî. 12 Cilt. Beyrût: el-Mektebü’l-İslâmî, 1403/1983.

Ahmed b. Hanbel, Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed eş-Şeybânî. el-Müsned. thk. Muhammed Abdülkâdir Atâ. 12 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1429/2008.

Âşıkkutlu, Emin. “Meçhul”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 28/286-288. Ankara: TDV Yayınları, 2003.

Aydınlı, Abdullah. Hadis Istılahları Sözlüğü. İstanbul: İFAV Yayınları, 5. Basım, 2011.

Aydınlı, Abdullah. “Merfû”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 29/180-181. Ankara: TDV Yayınları, 2004.

Aydınlı, Abdullah. “Mevkuf”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 29/437-438. Ankara: TDV Yayınları, 2004.

Aynî, Bedrüddîn Mahmûd b. Ahmed. Şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd. thk. Ebü’l-Münzir Hâlid b. İbrâhîm el-Mısrî. 7 Cilt. Riyad: Mektebetü’r-Rüşd, 1420/1999.

Aynî, Bedreddîn Mahmûd b. Ahmed. Umdetü’l-kârî şerhu Sahîhi’l-Buhârî. nşr. Abdullâh Mahmûd Muhammed Ömer. 25 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1421/2001.

Azîmâbâdî, Ebü’t-Tayyib Muhammed. Avnü’l-ma‘bûd şerhu Süneni Ebî Dâvûd. thk. Ebû Abdillâh en-Nu‘mânî el-Eserî. 2 Cilt. Beyrût: Dâru İbn Hazm, 1426/2005.

Beyhakî, Ebû Bekr Ahmed b. Hüseyn. es-Sünenü’l-kübrâ. thk. Muhammed Abdülkâdir Atâ. 11 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 3. Basım, 1424/2003.

Bezzâr, Ebû Bekr Ahmed b. Amr. el-Müsned. thk. Mahfûz er-Rahmân Zeynullâh. 18 Cilt. el-Medînetü’l-Münevvere: Mektebetü’l-Ulûm ve’l-Hikem, 1414/1993.

Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl. el-Câmi‘u’s-sahîh. thk. Şuayb el-Arnâût. 5 Cilt. Dimeşk: er-Risâletü’l-Âlemiyye, 2011.

Buhûtî, Mansûr b. Yûnus. Keşşâfü’l-kınâ‘ an-metni’l-İknâ. 6 Cilt. Beyrût: Âlemü’l-Kütüb, 1403/1983.

Dârimî, Ebû Muhammed Abdullâh b. Abdirrahmân. es-Sünen. Beyrût: Dâru İbn Hazm, 1423/2002.

Ebû Dâvûd, Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî. es-Sünen. nşr. Muhammed bin Salih er-Râcihî. Riyad: Beytü’l-Efkâri’d-Devliyye, t.y.

Ebû Dâvûd, Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî. es-Sünen. thk. Şuayb el-Arnaût vd. 6 Cilt. Beyrût: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009.

Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Süleymân b. Dâvûd. el-Müsned. thk. Muhammed b. Abdilmuhsin et-Türkî. 4 Cilt. b.y.: Dâru’l-Hicr, 1420/1999.

Efendioğlu, Mehmet. “Metrûk”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 29/415-416. Ankara: TDV Yayınları, 2004.

Efendioğlu, Mehmet. “Münker”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 32/13-14. İstanbul: TDV Yayınları, 2006.

Elbânî, Muhammed Nâsırüddîn. Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh. Beyrût: el-Mektebü’l-İslâmî, 1408/1988.

Elbânî, Muhammed Nâsırüddîn. Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd. 8 Cilt. Kuveyt: Müessesetü Geras, 1423/2002.

Elbânî, Muhammed Nâsırüddîn. Sahîhu Süneni İbn Mâce. 4 Cilt. Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1417/1997.

Elbânî, Muhammed Nâsırüddîn. Sahîhu Süneni’n-Nesâî. 4 Cilt. Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1419/1998.

Elbânî, Muhammed Nâsırüddîn. Sahîhu’t-Terğîb ve’t-terhîb. 5 Cilt. Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1421/2000.

Elbânî, Muhammed Nâsırüddîn. Sahîhu Süneni’t-Tirmizî. 4 Cilt. Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1420/2000.

Erul, Bünyamin. “Vehim”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 42/616-617. İstanbul: TDV Yayınları, 2012.

Habîb b. Tâhir. el-Fıkhu’l-Mâlikî ve edilletühü. 7 Cilt. Beyrût: Müessesetü’l-Meârif, 5. Basım, 1428/2007.

Hâkim en-Nîsâbûrî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Abdillâh. el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn. thk. Mustafa Abdülkâdir Atâ. 5 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2. Basım, 1422/2002.

Heysemî, Ebü’l-Hasen Nûrüddîn Alî b. Ebî Bekr. Mecma‘u’z-zevâ’id ve menba‘u’l-fevâ’id. thk. Muhammed Abdülkadir Ahmed Atâ. 12 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1422/2001.

İbn Adî, Ebû Ahmed Abdullâh. el-Kâmil fî du‘afâ’i’r-ricâl. thk. Mâzin es-Sersâvî. 10 Cilt. Riyad: Mektebetü’r-Rüşd, 1433/2012.

İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekr Abdullâh b. Muhammed. el-Musannef. thk. Hamd b. Abdillâh el-Cuma‘- Muhammed b. İbrâhîm el-Luheydân. 16 Cilt. Riyad: Mektebetü’r-Rüşd, 1425/2004.

İbn Hacer, Ahmed b. Alî el-Askâlânî. Fethu’l-bârî şerhu Sahîhi’l-Buhârî. thk. Muhibbuddîn el-Hatîb. 13 Cilt. Kahire: Dâru’r-Reyyân, 1407/1986.

İbn Hacer, Ahmed b. Alî el-Askalânî. el-Metâlibü’l-‘âliye bi-zevâ’idi’l-mesânîdi’s-semâniye. thk. Sa‘d b. Nâsır b. Abdilazîz eş-Şuserî vd. 19 Cilt. Riyad: Dâru’l-Âsıme, 1429/1998.

İbn Hacer, Ahmed b. Alî el-Askalânî. Tehzîbü’t-Tehzîb. thk. İbrâhîm ez-Zeybek - Âdil Mürşid. 4 Cilt. Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1416/1995.

İbn Hacer, Ahmed b. Alî el-Askalânî. Telhîsü’l-habîr fî tahrîci ehâdîsi’r-Râfii‘l-kebîr. nşr. Ebû Âsım Hasen b. Abbâs. 4 Cilt. Kahire: Müessesetü Kurtuba, 1416/1995.

İbn Hibbân, Ebû Hâtim Muhammed b. Hibbân. el-İhsân fî takrîbi Sahîhi İbn Hibbân. thk. Şuayb el-Arnaût. 18 Cilt. Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1408/1998.

İbn Huzeyme Ebû Bekr Muhammed b. İshâk. es-Sahîh. thk. Muhammed Mustafa el-A‘zamî. Beyrût: 4 Cilt. Mektebü’l-İslâmî, 1400/1980.

İbn Kudâme, Muvaffakuddîn Abdullâh b. Ahmed. el-Muğnî. thk. Abdullâh b. Abdilmuhsin et-Türkî - Abdülfettâh Muhammed el-Hulv. 14 Cilt. Riyad: Dâru Âlemi’l-Kütüb, 3. Basım, 1417/1997.

İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî. es-Sünen. thk. Muhammed Nâsiruddîn el-Elbânî. Riyad: Mektebetü’l-Meârif, h. 1417.

İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî. es-Sünen. thk. Sıdkî Cemîl el-Attâr. Beyrût: Dâru’l-Fikr, 1424/2003.

İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî. es-Sünen. thk. Şuayb el-Arnaût. 5 Cilt. Beyrût: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009.

İbn Rüşd, Ebü’l-Velîd Muhammed b. Ahmed. Bidâyetü’l-müctehid ve nihâyetü’l-muktesid. thk. Ali Muhammed Mu‘avvid - Âdil Ahmed Abdülmevcûd. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 4. Basım, 2010.

İmam Mâlik, Ebû Abdillâh Mâlik b. Enes el-Asbahî. el-Muvatta’. thk. Ebû Üsâme Selîm b. Îd el-Hilâlî es-Selefî. 5 Cilt. Ummân: Mektebetü’l-Furkân, 1423/2003.

Kandemir, M. Yaşar. “Ceyyid”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 7/469. İstanbul: TDV Yayınları, 1993.

Kandemir, M. Yaşar - Çakan, İsmail Lütfi - Küçük, Raşit. Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerh. 8 Cilt. İstanbul: Erkam Yayınları, 2013.

Karâfî, Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. İdrîs. ez-Zahîra. thk. Muhammed Haccî vd. 14 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Garbi’l-İslâmî, 1994.

Kâsânî, Alâüddîn Ebû Bekr b. Mes‘ûd. Bedâ’i‘u’s-ṣanâ’i‘ fî tertîbi’ş-şerâ’i‘. thk. Ali Muhammed Mu‘avvid - Âdil Ahmed Abdülmevcûd. 10 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2. Basım, 1424/2003.

Kastallânî, Ahmed b. Muhammed. İrşâdü’s-sârî li-şerhi Sahîhi’l-Buhârî. 10 Cilt. Mısır: Matbaatü’l-Kübra’l-Emîriyye, h. 1323.

Koca, Ferhat. “Mefhum”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 28/350-353. Ankara: TDV Yayınları, 2003.

Kurtubî, Muhammed b. Ahmed. el-Câmi‘li-ahkâmi’l-Kur’ân. thk. Abdullâh b. Abdilmuhsin et-Türkî. 24 Cilt. Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1427/2006.

Mevsılî, Abdullâh b. Mahmûd. Kitâbu’l-İhtiyâr li-ta’lîli’l-Muhtâr. thk. Hâlid b. Abdirrahmân el-Ak. 5 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Ma‘rife, 5. Basım, 1431/2010.

Mizzî, Yûsuf b. Abdirrahmân. Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl. nşr. Beşâr Avvâd Ma‘rûf. 35 Cilt. Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 2. Basım, 1403/1983.

Muhammed el-İtyûbî, Ali b. Âdem b. Mûsâ. Zahîratü’l-ukbâ fî şerhi’l-Müctebâ. 40 Cilt. Riyad: Dâru’l-Mi‘râc, 1416/1996.

Mübârekfûrî, Ebü’l-Ulâ Muhammed Abdurrahmân b. Abdirrahîm. Tuhfetü’l-ahvezî şerhu Câmi‘i’t-Tirmizî. thk. Abdülvehhâb Abdüllatîf. 10 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Fikr, t.y.

Müslim, Müslim b. el-Haccâc. es-Sahîh. Riyad: Beytü’l-Efkâri’d-Devliyye, 1419/1998.

Nesâî, Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb. es-Sünen. thk. Sıdkî Cemîl el-Attâr. Beyrût: Dâru’l-Fikr, 1425/2005.

Nevevî, Yahyâ b. Şeref b. Mürî. Hülâsatü’l-ahkâm fî mühimmâti’s-süneni ve kavâidi’l-İslâm. thk. Hüseyin İsmâil el-Cemel. 2 Cilt. Riyad: Müessesetü’r-Risâle, t.y.

Polat, Salahattin. “Mürsel”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 32/52-54. İstanbul: TDV Yayınları, 2006.

Polat, Salahattin. “Ferd”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 12/368-369. İstanbul: TDV Yayınları, 1995.

Râgıb el-İsfahânî, Hüseyn b. Muhammed. el-Müfredât fî garîbi’l-Kur’ân. thk. Muhammed Seyyid Keylânî. Beyrût: Dâru’l-Ma‘rife, t.y.

Sehârenfûrî, Halîl Ahmed. Bezlü’l-mechûd fî halli Ebî Dâvûd. thk. Muhammed Zekeriyyâ b. Yahya el-Kandehlevî. 20 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, t.y.

Sübkî, Hattâb Mahmûd Muhammed. el-Menhelü’l-azbi’l-mevrûd şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd. nşr. Emîn Mahmud Hattâb. 10 Cilt. Beyrût: Müessesetü’t-Târîhi’l-Arabî, h. 1394.

Şevkânî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Alî. Neylü’l-evtâr şerhu Münteka’l-ahbâr. nşr. İsâmüddîn es-Sabâbetî. 9 Cilt. Kahire: Dâru’l-Hadîs, 1413/1993.

Şîrâzî, Ebû İshâk Cemâlüddîn İbrâhîm b. Alî. el-Mühezzeb fî fıkhi’l-İmâmi’ş-Şâfiî. thk. Muhammed ez-Zühaylî. 6 Cilt. Dimeşk/Beyrût: Dâru’l-Kalem/ed-Dâru’ş-Şâmiyye, 1412/1992.

Şuayb el-Arnaût vd. el-Mevsûatü’l-hadisiyye Müsnedü’l-İmâmi Ahmed b. Hanbel. 50 Cilt. Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1429/2008.

Taberânî, Ebü’l-Kāsım Süleymân b. Ahmed. el-Mu‘cemü’l-kebîr. thk. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî. 12 Cilt. Kahire: Mektebetü İbn Teymiyye, t.y.

Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ. es-Sünen. thk. Sıdkî Cemîl el-Attâr. Beyrût: Dâru’l-Fikr, 1425/2005.

Uzunpostalcı, Mustafa. “Cemaat”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 7/288-289. İstanbul: TDV Yayınları, 1993.

Yılmaz, Muhammet. Kur’an ve Sünnet’te Cemaatle Namaz. Ankara: DİB Yayınları, 2020.

Yücel, Ahmet. “Müttefekun aleyh”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 32/224-225. İstanbul: TDV Yayınları, 2006.

Yücel, Ahmet. “Şeyh”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 39/50. İstanbul: TDV Yayınları, 2010.

Zehebî, Muhammed b. Ahmed. Mîzânü’l-i‘tidâl fî nakdi’r-ricâl. thk. Ali Muhammed Bicâvî. 4 Cilt. Beyrût: Dâru’l-Ma‘rife, t.y.

Zehebî, Muhammed b. Ahmed. Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ. thk. Şuayb el-Arnaût vd. 29 Cilt. Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 2. Basım, 1402/1982.

Zeylaî, Abdullâh b. Yûsuf b. Muhammed. Nasbü’r-râye li-tahrîci ehâdîsi’l-Hidâye. thk. Muhammed Avâme. 5 Cilt. Beyrût: Müessesetü’r-Reyyân, 1418/1997.



[1] Mustafa Uzunpostalcı, “Cemaat”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1993), 7/288.

[2] Mâlik b. Huveyris (ö. 94/712) anlatıyor: Yolculuğa çıkacak olan iki kişi Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yanına geldi. Hz. Peygamber (s.a.s.) onlara şöyle buyurdu: “Yola çıktığınızda (namaz vakti geldikçe) ezan okuyup ardından kâmet getirin. Sonra büyüğünüz imam olsun.” Bk. Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî, el-Câmi‘u’s-sahîh, thk. Şuayb el-Arnaût (Dimeşk: er-Risâletü’l-Âlemiyye, 2011), “Ezân”, 18.

[3] Alâüddîn Ebû Bekr b. Mes‘ûd el-Kâsânî, Bedâ’i‘u’s-ṣanâ’i‘ fî tertîbi’ş-şerâ’i‘, thk. Ali Muhammed Mu‘avvid - Âdil Ahmed Abdülmevcûd (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424/2003), 1/664; Ebû İshâk Cemâlüddîn İbrâhîm b. Alî eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb fî fıkhi’l-İmâmi’ş-Şâfiî, thk. Muhammed ez-Zühaylî (Dimeşk/Beyrût:Dâru’l-Kalem/Dâru’ş-Şâmiyye, 1412/1992), 1-2/309; Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. İdrîs el-Karâfî, ez-Zahîra, thk. Muhammed Haccî vd. (Beyrût: Dâru’l-Garbi’l-İslâmî, 1994), 2/259; Muvaffakuddîn Abdullâh b. Ahmed b. Kudâme, el-Muğnî, thk. Abdullâh b. Abdilmuhsin et-Türkî - Abdülfettâh Muhammed el-Hulv (Riyad: Dâru Âlemi’l-Kütüb, 1417/1997), 3/7.

[4] Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvînî, es-Sünen, thk. Sıdkî Cemîl el-Attâr (Beyrût: Dâru’l-Fikr, 1424/2003), “İkâmetü’s-salât”, 44.

[5] Ebû Ahmed Abdullâh b. Adî, el-Kâmil fî du‘afâ’i’r-ricâl, thk. Mâzin es-Sersâvî (Riyad: Mektebetü’r-Rüşd, 1433/2012), 4/507-518.

[6] Ahmed b. Alî b. Hacer el-Askalânî, Telhîsü’l-habîr fî tahrîci ehâdîsi’r-Râfii‘l-kebîr, nşr. Ebû Âsım Hasen b. Abbâs (Kahire: Müessesetü Kurtuba, 1416/1995), 3/177.

[7] Yahyâ b. Şeref b. Mürî en-Nevevî, Hülâsatü’l-ahkâm fî mühimmâti’s-süneni ve kavâidi’l-İslâm, thk. Hüseyn İsmâil el-Cemel (Riyad: Müessesetü’r-Risâle, t.y.), 2/674; İbn Hacer, Telhîsü’l-habîr, 3/177; Muhammed Nâsırüddîn el-Elbânî, Za‘îfü’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh (Beyrût: el-Mektebü’l-İslâmî, 1408/1988), 22.

[8] Abdullâh b. Mahmûd el-Mevsılî, Kitâbü’l-İhtiyâr li-ta’lîli’l-Muhtâr, thk. Hâlid b. Abdirrahmân el-Ak (Beyrût: Dâru’l-Ma‘rife, 1431/2010), 1/110.

[9] Şîrâzî, el-Mühezzeb fî fıkhi’l-İmâmi’ş-Şâfiî, 1-2/363.

[10] İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/204.

[11] Habîb b. Tâhir, el-Fıkhu’l-Mâlikî ve edilletühü (Beyrût: Müessesetü’l-Meârif, 1428/2007), 1/246.

[12] Kâsânî, Bedâ’i‘u’s-ṣanâ’i‘fî tertîbi’ş-şerâ’i‘, 2/237; Mevsılî, Kitâbu’l-İhtiyâr, 1/113.

[13] Karâfî, ez-Zahîra, 2/417-418. Ayrıca bk. Ebü’l-Velîd Muhammed b. Ahmed İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid ve nihâyetü’l-muktesid, thk. Ali Muhammed Mu‘avvid - Âdil Ahmed Abdülmevcûd (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2010), 303.

[14] Mansûr b. Yûnus el-Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ‘ an-metni’l-İknâ (Beyrût: Âlemü’l-Kütüb, 1403/1983), 2/52.

[15] Şîrâzî, el-Mühezzeb fî fıkhi’l-İmâmi’ş-Şâfiî, 1-2/392, 395.

[16] Kâsânî, Bedâ’i‘u’s-ṣanâ’i‘ fî tertîbi’ş-şerâ’i‘, 2/337; Şîrâzî, el-Mühezzeb fî fıkhi’l-İmâmi’ş-Şâfiî, 1-2/430; Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ‘ an-metni’l-İknâ, 2/109; Karâfî, ez-Zahîra, 2/458.

[17] el-Bakara 2/43. Bu âyette “Rükû edenlerle beraber rükû edin.” demek “cemaatle namaz kılın” demektir. Aynı husus: “Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secde et ve (onun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et.” (Âl-i İmrân 3/43.) âyetinde de görülmektedir. Bk. Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi‘li-ahkâmi’l-Kur’ân, thk. Abdullâh b. Abdilmuhsin et-Türkî (Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1427/2006), 2/56; 5/129-130.

[18] “Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secde ettiklerinde ötekiler arkanızda olsunlar, sonra henüz namazlarını kılmamış bulunan (bu) bölük gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve bunlar da ihtiyat tedbirlerini ve silâhlarını alsınlar. Kâfirler isterler ki, siz silâhlarınızdan ve eşyanızdan gafil (uzak ve unutmuş) olasınız da üzerinize ansızın bir baskın yapsınlar! Eğer yağmur yüzünden bir zarar görürseniz veya hasta olursanız silâhlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur. Yine de ihtiyat tedbirinizi alın! Allah elbette kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” en-Nisâ 4/102.

[19] Buhârî, “Menâkıbü’l-ensâr”, 45.

[20] Buhârî, “Ezân”, 39.

[21] Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ et-Tirmizî, es-Sünen, thk. Sıdkî Cemîl el-Attâr (Beyrût: Dâru’l-Fikr, 1425/2005), “Îmân”, 8; İbn Mâce, “Mesâcid”, 19.

[22] Buhârî, “Ezân”, 37.

[23] Müslim b. el-Haccâc b. Müslim, es-Sahîh (Riyad: Beytü’l-Efkâri’d-Devliyye, 1419/1998), “Tahâret”, 13.

[24] Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb en-Nesâî, es-Sünen, thk. Sıdkî Cemîl el-Attâr (Beyrût: Dâru’l-Fikr, 1425/2005), “İmâmet”, 48; Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî, es-Sünen, nşr. Muhammed b. Salih er-Râcihî (Riyad: Beytü’l-Efkâri’d-Devliyye, ts.), “Salât”, 46.

[25] Buhârî, “Ezan”, 29; Müslim, “Mesâcid”, 252.

[26] Şu‘be b. Haccâc (ö. 160/776): Tebeu’t-tâbiîn neslinden muhaddis ve ricâl âlimidir. Hadis alanındaki bilgisi dolayısıyla “emîrü’l-mü’minîn fi’l-hadîs” diye anılmıştır. İhtiyatı sebebiyle sadece sika olarak tanıdığı kimselerden hadis almıştır. Rivayet konusunda hakkında olumsuz bir ifade bulunmamaktadır. Bk. Muhammed b. Ahmed ez-Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, thk. Şuayb el-Arnaût vd. (Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1402/1982), 7/202-228.

[27] Ebû İshâk Amr b. Abdillâh es-Sebîî (ö. 127/745): Tâbiîn dönemi Kûfeli hadis âlimidir. Ahmed b. Hanbel, Yahyâ b. Maîn, Nesâî, Ebû Hâtim er-Râzî ve Ebü’l-Hasen el-İclî onun güvenilir bir râvi olduğunu belirtmişlerdir. Ali b. Medînî, o devrin hafızası en güçlü altı muhaddisi arasında onun adını da zikretmiştir. Bununla birlikte bazı rivayetlerde müdellis olduğu da ifade edilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/392-401; Yûsuf b. Abdirrahmân el-Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, nşr. Beşâr Avvâd Ma‘rûf (Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1403/1983), 22/102-112.

[28] Abdullâh b. Ebî Basîr el-Abdî el-Kûfî: Sahâbeden Übey b. Kâ‘b’dan rivayette bulunmuştur. İbn Hibbân onu es-Sikāt adlı eserinde zikretmiştir. Ebü’l-Hasen el-İclî de onun sika olduğunu belirtmiştir. Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce onun rivayetlerine yer vermiştir. Ancak Zehebî zayıf râvilere dair Mîzânü’l-i‘tidâl adlı eserinde onu zikretmiş ve onun sadece Ebû İshâk rivayetleriyle bilindiğini ifade etmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 14/339-340; Muhammed b. Ahmed ez-Zehebî, Mîzânü’l-i‘tidâl fî nakdi’r-ricâl, thk. Ali Muhammed Bicâvî (Beyrût: Dâru’l-Ma‘rife, t.y.), 2/398; Ahmed b. Alî b. Hacer el-Askalânî, Tehzîbü’t-Tehzîb, thk. İbrâhîm ez-Zeybek - Adil Mürşid (Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1416/1995), 2/309.

[29] Übey b. Kâ‘b (ö. 33/654): Hz. Peygamber’e kâtiplik yapan ve Kur’ân’a hizmetleriyle tanınan sahâbîdir. Rasûlüllâh kendisini “seyyidü’l-kurrâ” ve “seyyidü’l-ensâr” gibi lakaplarla övmüş ve sahâbîlere Kur’ân’ı Übey’den öğrenmelerini tavsiye etmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 1/389-402.

[30] Ebû Dâvûd, “Salât”, 47; Nesâî, “İmâmet”, 45; Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî, el-Müsned, thk. Muhammed Abdülkâdir Atâ (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1429/2008), 8/487; Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyn el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, thk. Muhammed Abdülkâdir Atâ (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424/2003), 3/96.

[31] Muhammed Nâsırüddîn el-Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh (Beyrût: el-Mektebü’l-İslâmî, 1408/1988), 1/446; Muhammed b. Ali el-İtyûbî, Zahîratü’l-ukbâ fî şerhi’l-Müctebâ (Riyad: Dâru’l-Mi‘râc, 1416/1996), 10/510.

[32] Halîl Ahmed es-Sehârenfûrî, Bezlü’l-mechûd fî halli Ebî Dâvûd, thk. Muhammed Zekeriyyâ b. Yahya el-Kandehlevî (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, t.y.), 4/138; Muhammed el-İtyûbî, Zahîratü’l-ukbâ, 10/505-506. Ayrıca bk. İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 2/309.

[33] Ebû Dâvûd, “Salât”, 47.

[34] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 8/487.

[35] Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/96; Ebû Bekr Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San‘ânî, el-Musannef, thk. Habîb el-A‘zamî (Beyrût: el-Mektebü’l-İslâmî, 1403/1983), 1/523; Ebû Abdillâh Muhammed b. Abdillâh el-Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, thk. Mustafâ Abdülkâdir Atâ (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1422/2002) 1/375.

[36] Nesâî, “İmâmet”, 45.

[37] Nevevî, Hülâsatü’l-ahkâm, 2/650.

[38] Muhammed el-İtyûbî, Zahîratü’l-ukbâ, 10/505-511.

[39] Teferrüd: Senedin bir yerinde râvinin tek kalmasıdır. Bk. Salahattin Polat, “Ferd”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1995), 12/368.

[40] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye Müsnedü’l-İmam Ahmed b. Hanbel (Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1429/2008), 6/36; 7/433.

[41] İbn Mâce, “Mesâcid”, 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 10/139.

[42] Buhârî, “Ezân”, 34; Müslim, “Mesâcid”, 252; İbn Mâce, “Mesâcid”, 18. Ayrıca bk. Buhârî, “Ezân”, 9; Müslim, “Salât”, 129; Nesâî, “Mevâkit” 22.

[43] Osman b. Hakîm el-Evsî (ö. 139/756): Künyesi Ebû Sehl’dir. Ahmed b. Hanbel, Yahyâ b. Maîn, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ebû Hâtim onun sika, Ebû Zür‘a ise sâlih olduğunu ifade etmiştir. İbn Hibbân da onu es-S̱ikāt adlı eserinde zikretmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 19/355-357.

[44] Abdurrahman b. Ebî Amra el-Ensârî (ö. 37/657): Tâbiîn dönemi hadis râvilerinden biridir. Çok sayıda hadis rivayetinden bahsedilir. İbn Sa‘d onun sika olduğunu söylemiş, İbn Hibbân da onu es-S̱ikāt adlı eserinde zikretmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 17/318-320.

[45] Osman b. Affân (ö. 35/656): İlk Müslümanlardan ve üçüncü halife olan sahâbîdir. Hz. Peygamber’in kızlarından önce Rukıyye ile onun vefatı üzerine diğer kızı Ümmü Külsûm ile evlenmiş ve bundan dolayı zü’n-nûreyn olarak tanınmıştır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 26/149-163.

[46] Müslim, “Mesâcid”, 260. Ayrıca bk. Ebû Muhammed Abdullâh b. Abdirrahmân ed-Dârimî, es-Sünen (Beyrût: Dâru İbn Hazm, 1423/2002), “Salât”, 23.

[47] Tirmizî, “Salât”, 51; Ebû Dâvûd, “Salât”, 47. Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/213; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 1/679.

[48] Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh, 2/1086.

[49] Bedrüddîn Mahmûd b. Ahmed el-Aynî, Şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd, thk. Ebü’l-Münzir Hâlid b. İbrâhim el-Mısrî (Riyad: Mektebetü’r-Rüşd, 1420/1999), 3/31-32.

[50] Ebû Abdillâh Mâlik b. Enes el-Asbahî, el-Muvatta’, thk. Ebû Üsâme Selîm b. Îd el-Hilâlî es-Selefî (Ummân: Mektebetü’l-Furkân, 1423/2003), “Salâtü’l-cemâa”, 7.

[51] Aynî, Şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd, 3/32; Ebü’t-Tayyib Muhammed el-Azîmâbâdî, Avnü’l-ma‘bûd şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd, thk. Ebû Abdillâh en-Nu‘mânî el-Eserî (Beyrût: Dâru İbn Hazm, 1426/2005), 1/301; Mahmûd Muhammed Hattâb es-Sübkî, el-Menheli’l-azbi’l-mevrûd şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd, nşr. Emîn Mahmûd Hattâb (Beyrût: Müessesetü’t-Târîhi’l-Arabî, h. 1394), 4/247.

[52] Aynî, Şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd, 3/32-33; Sehârenfûrî, Bezlü’l-mechûd, 4/142; Azîmâbâdî, Avnü’l-ma‘bûd, 1/301; Sübkî, el-Menheli’l-azbi’l-mevrûd, 4/247; Ebü’l-Ulâ Muhammed Abdurrahmân b. Abdirrahîm el-Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-ahvezî şerhu Câmii’t-Tirmizî, thk. Abdülvehhâb Abdüllatîf (Beyrût: Dâru’l-Fikr, t.y.), 2/12-13.

[53] Sehârenfûrî, Bezlü’l-mechûd, 4/142.

[54] M. Yaşar Kandemir - İsmail Lütfi Çakan - Raşit Küçük, Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi (İstanbul: Erkam Yayınları, 2013), 5/247-248.

[55] el-İsrâ 17/78.

[56] Müslim, “Mesâcid”, 261; Tirmizî, “Salât”, 51; İbn Mâce, “Fiten”, 6.

[57] Buhârî, “Ezân”, 31; Müslim, “Mesâcid”, 246.

[58] Sübkî, el-Menheli’l-azbi’l-mevrûd, 4/247.

[59] Ebû Üsâme (ö. 201/816): Asıl adı Hammâd b. Üsâme b. Zeyd olup tebeu’t-tâbiîn döneminin tanınmış âlimlerinden biridir. Ahmed b. Hanbel ve Yahyâ b. Maîn onun sika olduğunu belirtmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/277-279.

[60] Büreyd b. Abdillâh (ö. 140/757): Yahyâ b. Maîn ve Ebü’l-Hasen el-İclî, İbn Adî gibi âlimler onun güvenilir bir muhaddis olduğunu söylemektedirler. Ancak Ahmed b. Hanbel, Ebû Hâtim er-Râzî ve Nesâî onun hakkında leyse bi’l- kavî yahut leyse bi’l-metin (kuvvetli değildir), leyse bi’l-hüccet (hadisi hüccet değildir) gibi cerh lafızları kullanmıştır. Bununla birlikte hadislerinin i‘tibar için yazılabileceği de zikredilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/251-252.

[61] Ebû Bürde Âmir b. Ebî Mûsâ Abdullâh b. Kays el-Eş‘arî (ö. 104/722): Kûfe kadısı, fakih ve muhaddis tâbiîdir. Hadis münekkitlerince sika kabul edilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 4/343-346.

[62] Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (ö. 42/662-63): Fıkıh ilmiyle tanınan sahâbîdir. Hz. Peygamber’in sağlığında fetva verenlerden biridir. Kur’ân-ı Kerîm’i güzel okuyuşuyla Hz. Peygamber’in övgüsünü kazanmıştır. Rivayet ettiği birçok hadis bulunmaktadır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 2/380-402.

[63] Buhârî, “Ezân”, 31; Müslim, “Mesâcid”, 277; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/90; Ebû Bekr Muhammed b. İshâk b. Huzeyme, es-Sahîh, thk. Muhammed Mustafâ el-A‘zamî (Beyrût: Mektebü’l-İslâmî, 1400/1980), 2/378.

[64] Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh, 1/242.

[65] Bedrüddîn Mahmûd b. Ahmed el-Aynî, Umdetü’l-kârî şerhu Sahîhi’l-Buhârî, nşr. Abdullâh Mahmûd Muhammed Ömer (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1421/2001), 5/238-239.

[66] Ahmed b. Alî b. Hacer el-Askalânî, Fethu’l-bârî şerhu Sahîhi’l-Buhârî, thk. Muhibbuddîn el-Hatîb (Kahire: Dâru’r-Reyyân, 1407/1986), 2/162; Aynî, Umdetü’l-kârî, 5/238-239.

[67] Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh, 1/535.

[68] Ebû Dâvûd, “Salât”, 48; İbn Mâce, “Mesâcid”, 15.

[69] Muhammed el-İtyûbî, Zahîratü’l-ukbâ, 8/636-637; Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh, 2/1027.

[70] Nesâî, “Mesâcid”, 14; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/285.

[71] Buhârî, “Cihâd”, 72; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/270.

[72] Müslim, “Mesâcid”, 278; Ebû Dâvûd, “Salât”, 48; İbn Mâce, “Mesâcid”, 15.

[73] Müslim, “Mesâcid”, 279-280-281.

[74] A‘meş (ö. 148/765): Asıl adı Süleymân b. Mihrân el-Kûfî’dir. Hadis ve fıkıh alanlarındaki bilgisiyle tanınan tâbiîn nesline mensup bir âlimdir. Hadis rivayetinde sika olduğu ifade edilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/226-238.

[75] Ebû Sâlih Zekvân b. Abdillâh (ö. 101/719-20): Semmân lakabıyla da bilinir. Tâbiîn nesline mensup hadis hâfızıdır. Medine’nin ileri gelen âlimlerinden biridir. Hadis münekkitleri tarafından hadis rivayetinde sika olarak değerlendirilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/36-37.

[76] Ebû Hüreyre: Asıl adı Abdurrahmân b. Sahr ed-Devsî’dir. Çok hadis rivayet etmesiyle tanınan ve ashâb-ı Suffe’den olan sahâbîdir. Ebû Hüreyre künyesiyle meşhur olmuştur. Binden fazla hadis rivayet eden sahâbe arasında ilk sırayı almaktadır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 2/578-590.

[77] Buhârî, “Büyû‘”, 49; Müslim “Mesâcid”, 272; İbn Mâce, “Mesâcid”, 16; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/80.

[78] Cerîr b. Abdilhamîd (ö. 188/804): Ebû Abdillâh ed-Dabbî ismiyle de bilinir. Hadis hafızıdır. Birçok tâbiînden hadis rivayet etmiştir. Hadis rivayetinde güvenilirliği konusunda âlimler ittifak etmişlerdir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/9-18.

[79] Ebû Muâviye: (ö. 195/810): Asıl adı Muhammed b. Hâzım ed-Darîr el-Kûfî’dir. Hadis hâfızı olarak bilinir. Mürcie’nin önde gelen temsilcilerinden olduğu zikredilmiştir. A‘meş başta olmak üzere birçok tâbiînden hadis rivayet etmiştir. Hadis otoriteleri tarafından sika (güvenilir) olduğu hususunda ittifak edilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/73-78.

[80] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 12/399.

[81] İbn Mâce, “Mesâcid”, 16.

[82] Muhammed Nâsırüddîn el-Elbânî, Sahîhu Süneni İbn Mâce (Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1417/1997), 1/242.

[83] Ebû Dâvûd Süleymân b. Dâvûd et-Tayâlisî, el-Müsned, thk. Muhammed b. Abdülmuhsin et-Türkî (b.y.: Dâru’l-Hicr, 1420/1999), 4/163.

[84] Ebû Bekr Abdullâh b. Muhammed b. Ebî Şeybe, el-Musannef, thk. Hamd b. Abdillâh el-Cuma‘- Muhammed b. İbrâhîm el-Luheydân (Riyad: Mektebetü’r-Rüşd, 1425/2004), 3/540.

[85] Ebü’l-Kāsım Süleymân b. Ahmed et-Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, thk. Hamdî Abdülmecîd es-Selefî (Kahire: Mektebetü İbn Teymiyye, t.y.), 10/129.

[86] Buhârî, “Büyû‘”, 49.

[87] Müslim “Mesâcid”, 272.

[88] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/80.

[89] İbn Mâce, “Mesâcid”, 16.

[90] Bk. Müslim, “Mesâcid”, 250.

[91] Hüseyn b. Muhammed Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî garîbi’l-Kur’ân, thk. Muhammed Seyyid Keylânî (Beyrût: Dâru’l-Ma‘rife, t.y.), “b-d-a”, 50.

[92] Buhârî, “Salât”, 87; “Ezân”, 30.

[93] Ebû Dâvûd , “Salât”, 48.

[94] Sehl b. Osman (ö. 235/849): Ebû Mes‘ûd el-Askerî künyesiyle de bilinir. Ebû Hâtim ve Ebû Zür‘a onu rivayette sadûk (genellikle güvenilir) olarak nitelendirmiştir. İbn Hibbân da sika râvilerle ilgili eserinde ona yer vermiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 11/454-455.

[95] Rebî‘ b. Bedr b. Amr: Künyesi Ebü’l-A‘lâ’dır. Hadis münekkitleri onun hakkında “zayıf, vâhi’l hadîs, metrûkü’l-hadîs” gibi cerhedici tabirler kullanmıştır. Bk. İbn Adî, el-Kâmil fî du‘afâ’i’r-ricâl, 4/507-518.

[96] Saîd b. İyâs el-Cüreyrî el-Basrî (ö. 144/761): Yaşadığı dönemde Basra’nın önde gelen âlimlerden biridir. Ahmed b. Hanbel’e göre Basra muhaddislerindendir. Yahyâ b. Maîn onun sika olduğunu ifade etmiştir. Ancak Ebû Hâtim ve İbn Adî, vefat etmeden önce onun hafızasının zayıfladığını belirtmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/153-156.

[97] Ebû Nadre Münzir b. Mâlik b. Kut‘a el-Abdî (ö. 108/726): Tâbiîn dönemi muhaddislerindendir. Basra’nın önde gelen âlimlerindendir. Onun hakkında Ahmed b. Hanbel hayırdan başka bir şey bilmediğini, Yahyâ b. Maîn, Ebû Zür‘a er-Râzî ve Nesâî onun sika olduğunu söylemişlerdir. İbn Hibbân ise fasih bir kimse olduğunu, fakat rivayetlerinde hata ettiğini ileri sürmüştür. Ukaylî ve İbn Adî onu zayıf râvilere dair eserlerine almakla beraber aleyhinde bir şey söylememişlerdir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 4/529-532; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 28/508-510. Ayrıca bk. İbn Adî, el-Kâmil fî du‘afâ’i’r-ricâl, 9/590-591.

[98] Zeyd b. Sâbit (ö. 45/665): Hz. Peygamber’in vahiy kâtiplerindendir. Hz. Peygamber’in emriyle İbrânice’yi öğrenmiştir. Aynı zamanda Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberleyen ensara mensup dört kişiden biridir. Özellikle fıkıh ve hadis alanında ilim ve fetva ehli olan sahâbîler arasında zikredilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 2/426-441.

[99] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 5/158-159.

[100] Ebü’l-Hasen Nûrüddîn Alî b. Ebî Bekr el-Heysemî, Mecma‘u’z-zevâ’id ve menba‘u’l-fevâ’id, thk. Muhammed Abdülkadir Ahmed Atâ (Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1422/2001), 2/126.

[101] Vâhi’l hadîs: Sika (güvenilir) biri olduğu hiç söylenmemiş olmakla birlikte etkileyici bir sebepten dolayı zayıf olduğu bildirilen râvi hakkında kullanılan bir tabirdir. İbn Hacer böyle bir râvinin rivayet ettiği hadislerin hiçbir surette alınamayacağını ifade etmiştir. Bk. Abdullâh Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü (İstanbul: İFAV Yayınları, 2011), 327.

[102] Metrûk: Yalan söylemekle itham edilen râviyi veya onun naklettiği rivayeti ifade eden hadis terimidir. Metrûkü’l-hadîs ifadesi de cerh nitelikli bir lafız olup bununla hem râvinin kendisinin hem de rivayetlerinin terk edilmesi gerektiğine işaret edilmektedir. Bk. Mehmet Efendioğlu, “Metrûk”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2004), 29/415.

[103] İbn Adî, el-Kâmil fî du‘afâ’i’r-ricâl, 4/507-518.

[104] Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San‘ânî (ö. 211/826-27): Meşhur Yemenli muhaddistir. Kaynaklarda “âlimü’l-Yemen, hâfızu’l-kebîr” gibi unvanlarla anılır. Hadis ilmindeki yeri dolayısıyla birçok ulemâ tarafından övülmüştür. Hadis ilminde sika olarak tanınır. el-Musannef adlı hadis eseri vardır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/563-580.

[105] Ma‘mer b. Râşid (ö. 153/770): Hasan-ı Basrî’nin cenaze namazında bulunduktan sonra genç yaşta ilim tahsiline başlamıştır. Hadis hâfızıdır. Hadis ve fıkıh alanındaki ilmiyle tanınır. Hadis ilminde sika olarak bilinir. el-Câmi‘ adlı bir hadis kitabı bulunmaktadır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 7/5-18.

[106] Hasan-ı Basrî (ö. 110/728): Basralı meşhur âlimdir. Zâhid kişiliği ile tanınır. Pek çok sahâbîden hadis rivayet eden Hasan-ı Basrî tâbiînin en faziletlilerinden biri olarak kabul edilir. Hadis ilminde sika olarak bilinir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 4/563-588.

[107] Abdürrezzâk, el-Musannef, 1/523.

[108] Mürsel: Tâbiînden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadistir. Bk. Salahattin Polat, “Mürsel”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2006), 32/52.

[109] Bk. Ahmed b. Alî b. Hacer el-Askalânî, el-Metâlibü’l-‘âliye bi-zevâ’idi’l-mesânîdi’s-semâniye, thk. Sa‘d b. Nâsır b. Abdulazîz eş-Şuserî vd. (Riyad: Dâru’l-Âsıme, 1429/1998), 3/690.

[110] Ebû Hâlid el-Ahmer (ö. 189/804): Asıl adı Süleyman b. Hayyân el-Ezdî’dir. Ebü’l-Hasen el-İclî’ye göre sikadır. Nesâî onun hakkında “leyse bihî be’s” (zararı yok), Ebû Hâtim “sadûk” (genellikle güvenilir), Yahyâ b. Maîn ve İbn Adî ise “sadûk ve leyse bi-hüccetin” (hadisi delil olmaz) tabirini kullanmıştır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/19-21; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 11/394-398.

[111] Dâvûd b. Ebî Hind (ö. 140/757): Asıl adı Dînâr b. Azâfir’dir. Enes b. Mâlik’i görmüştür. Ahmed b. Hanbel, Yahyâ b. Maîn, Ebû Hâtim, Ebü’l-Hasen el-İclî ve Nesâî onun sika olduğunu ifade etmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/376-379; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 8/461-466.

[112] Saîd b. Müseyyeb (ö. 94/713): Medineli meşhur tâbiîn fakihlerinden biridir. Rivayet ettiği hadisler bütün hadis kitaplarında yer almıştır. Hadis ilminde sika, sebt, hüccet gibi ifadelerle anılmıştır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 4/217-246.

[113] İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/540.

[114] Mevkuf hadis: Sahâbenin sözü ve fiili anlamında hadis terimidir. Bk. Abdullâh Aydınlı, “Mevkuf”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2004), 29/437.

[115] Vehim: Râvinin çok yanılması anlamında hadis terimidir. Bk. Bünyamin Erul, “Vehim, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2012), 42/616.

[116] Merfû hadis: Hz. Peygamber’e nispet edilen söz ve haber anlamında hadis terimidir. Bk. Abdullâh Aydınlı, “Merfû”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2004), 29/180.

[117] Bk. İbn Hacer, el-Metâlibü’l-‘âliye,3/690.

[118] Yunus b. Ebî İshâk (ö. 157/773): Tâbiînin küçüklerinden sayılır. İbn Hibbân onu es-S̱ikāt adlı eserinde zikretmiştir. Yahyâ b. Maîn onun sika olduğunu ifade etmiştir. Onun hakkında Nesâî “leyse bihî be’s” (zararı yok), Ebû Hâtim ise “sadûk ancak lâ yuhteccü bi-hadîsih” (hadisi delil olmaz) demiştir. Yahyâ b. Kattân da onda gaflet olduğunu belirtmiştir. İbn Adî onu zayıf râvilere dair eserinde zikretmiş ve onun rivayetlerinin hasen olduğunu ifade etmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 7/26-27; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 32/488-493; İbn Adî, el-Kâmil fî du‘afâ’i’r-ricâl, 10/483-485.

[119] Ebû İshâk Amr b. Abdillâh es-Sebîî’nin tercüme-i hâli için bk. 25 numaralı dipnot.

[120] Ebû Basîr el-Abdî el-Kûfî: Sahâbeden Übey b. Kâ‘b, Ali b. Ebî Tâlib ve Eş‘as b. Kays’tan rivayette bulunmuştur. Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce onun rivayetlerine yer vermiştir. İbn Hibbân onu es-S̱ikāt adlı eserinde zikretmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 33/81-82.

[121] İbn Mâce, “Mesâcid”, 16.

[122] Bk. Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvînî, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût (Beyrût: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), 1/505.

[123] Meçhul terimi için bk. Emin Âşıkkutlu, “Meçhul”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2003), 28/286-288; Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 172-173.

[124] Zehebî, Mîzânü’l-i‘tidâl fî nakdi’r-ricâl, 2/398.

[125] Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 14/339-340; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 2/309.

[126] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/155.

[127] Bk. Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvînî, es-Sünen, thk. Muhammed Nâsiruddîn el-Elbânî (Riyad: Mektebetü’l-Meârif, h. 1417), 149.

[128] Muhammed Nâsırüddîn el-Elbânî, Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd (Kuveyt: Müessesetü Geras, 1423/2002), 3/77.

[129] Münker terimi için bk. Mehmet Efendioğlu, “Münker”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2006), 32/13-14.

[130] Ebü’l-Ahves (ö. 90/708): Asıl adı Avf b. Mâlik b. Nadle el-Cüşemî’dir. Tâbiîn dönemi râvilerindendir. Abdullâh b. Mes‘ûd, Ebû Hüreyre ve Ebû Mûsâ el-Eş‘arî gibi sahâbenin önde gelen isimlerinden rivayette bulunmuştur. Rivayette sika olduğu belirtilmiştir. Bk. İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 3/337.

[131] Abdullâh b. Mes‘ûd (ö. 32/652-53): İlk Müslümanlardandır. Tefsir, fıkıh ve hadis ilminde önemli bir yeri olan sahâbîdir. Hz. Peygamber’le olan yakın münasebeti sebebiyle ondan birçok hadis rivayet etmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 1/461-500.

[132] İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/541.

[133] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/476; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 10/127.

[134] İbn Şihâb ez-Zührî (ö. 124/742): Muhammed b. Müslim b. Ubeydillâh İbn Şihâb ez-Zührî tâbiîn döneminin önemli muhaddislerinden biridir. Hadisleri tedvin eden ilk kişi olarak tanınır. Hadis ilminde sika oluşu hususunda ihtilaf yoktur. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/326-350.

[135] Buhârî, “Ezân”, 31; Müslim, “Mesâcid”, 245, 246; Tirmizî, “Salât”, 47; Nesâî, “Salât”, 21; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/19; İmam Mâlik, “Salâtü’l-cemâa”, 2.

[136] Müttefekun aleyh: Bir hadisin hem Buhârî hem Müslim’in el-Câmi‘u’s-sahîh’lerinde yer aldığını ifade eden terimdir. Bk. Ahmet Yücel, “Müttefekun aleyh”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2006), 32/224.

[137] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 13/53.

[138] Buhârî, “Ezân”, 30; Ebû Dâvûd , “Salât”, 48. Ayrıca bk. Buhârî, “Salât”, 87.

[139] Nevevî, Hülâsatü’l-ahkâm, 2/648.

[140] Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh, 2/711.

[141] Buhârî, “Büyû‘”, 49; Müslim “Mesâcid”, 272. Ayrıca bk. İbn Mâce, “Mesâcid”, 16; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/80.

[142] Buhârî, “Büyû‘”, 49.

[143] Müslim “Mesâcid”, 272.

[144] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/80.

[145] İbn Mâce, “Mesâcid”, 16.

[146] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/155; Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî, İrşâdü’s-sârî li-şerhi Sahîhi’l-Buhârî (Mısır: Matbaatü’l-Kübra’l-Emîriyye, h. 1323), 2/26; Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-ahvezî, 1/630.

[147] Râgıb el-İsfahânî, Müfredât, “b-d-a”, 50.

[148] Nevevî, Hülâsatü’l-ahkâm, 2/648.

[149] Ebû Abdillâh Muhammed b. Alî eş-Şevkânî, Neylü’l-evtâr şerhu Münteka’l-ahbâr, nşr. İsâmüddîn es-Sabâbetî (Kahire: Dâru’l-Hadîs, 1413/1993), 3/152.

[150] Eflah b. Humeyd b. Nâfi‘ (ö. 158/77): Ebû Abdirrahman künyesiyle de bilinir. Rivayette sika olduğu ittifakla kabul edilmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 3/321-323.

[151] Ebû Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm (ö. 120/737): Tâbiîn neslinin küçüklerinden sayılır. Bundan dolayı tâbiîn neslinden rivayette bulunmuştur. Sika olduğu ifade edilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/313-314.

[152] Selmân el-Eğarr: Tâbiîn neslindendir. Ebû Abdillâh el-Medenî el-Cühenî künyesiyle de bilinir. Daha çok Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayette bulunmuştur. Rivayette sika olduğu ittifakla kabul edilmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 11/256-258; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 2/69.

[153] Müslim, “Mesâcid”, 247; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/752.

[154] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 16/137.

[155] Ebû Abdillâh (ö. 144/761): Asıl adı Mûsâ b. Abdillâh el-Cühenî el-Kûfî’dir. İbn Abdurrahman ve Ebû Seleme künyeleriyle de bilinir. Tâbiînin ileri gelenlerinden rivayette bulunmuştur. Hadis âlimleri rivayette sika olduğu hususunda ittifak etmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 29/95-97.

[156] Nâfi‘ (ö. 117/735): Abdullâh b. Ömer’in azatlı kölesidir. Tâbiîn dönemi hadis ve fıkıh alanında Medine’nin önde gelen âlimlerindendir. Hadis rivayetinde sika olduğu hususunda ittifak vardır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/95-101.

[157] Müslim, “Mesâcid”, 248; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/146.

[158] Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh, 2/714.

[159] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 13/127.

[160] Şu‘be b. Haccâc (ö. 160/776): Tebeu’t-tâbiîn neslinden muhaddis ve ricâl âlimidir. Hadis alanındaki bilgisi dolayısıyla “emîrü’l-mü’minîn fi’l-hadîs” diye anılmıştır. İhtiyatı sebebiyle sadece sika olarak tanıdığı kimselerden hadis almıştır. Rivayet konusunda hakkında olumsuz bir ifade bulunmamaktadır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 7/202-228.

[161] Mûsâ b. Ebî Osmân et-Tebbân: Tâbiînin ileri gelenlerinden rivayette bulunmuştur. İbn Hibbân onun sika olduğunu ifade etmiştir. İbn Ebî Hâtim ise onun hakkında “şeyh” tabirini kullanmıştır. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 29/114-115.

[162] Ebû Yahyâ el-Mekkî: Ebû Hüreyre’den rivayette bulunmuştur. Sem‘ân el-Eslemî ismiyle bilinir. İbn Hibbân onun sika olduğunu ifade etmiştir. Bir kısım ulemâ ise onun meçhul biri olduğunu belirtmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 34/404-405; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 4/608.

[163] Ebû Dâvûd, “Salât”, 31; İbn Mâce, “Ezân”, 5; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/604; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 1/584; Ebû Hâtim Muhammed b. Hibbân, el-İhsân fî takrîbi Sahîhi İbn Hibbân, thk. Şuayb el-Arnaût (Beyrût: Müessesetü’r-Risâle, 1408/1998), 4/551.

[164] Elbânî, Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd, 2/443.

[165] Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 29/114-115.

[166] Ahmet Yücel, “Şeyh”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2010), 39/50.

[167] Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 294.

[168] Bk. Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eş‘as b. İshâk es-Sicistânî, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût vd. (Beyrût: Dâru’r-Risâleti’l-Âlemiyye, 1430/2009), 1/387.

[169] Bk. M. Yaşar Kandemir, “Ceyyid”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1993), 7/469; Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 50.

[170] Muhammed b. Aclân (ö. 148/765): Tâbiîn dönemi muhaddislerindendir. Birçok hadis âlimi onu rivayette sika kabul etmiş, fakat bazı hadisçiler hafızasının zayıflığından söz etmiştir. Bundan dolayı bazı ulemâ onun hadislerinin sahih niteliğinde değilse de hasen derecesinden daha aşağı olmadığını ifade etmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/317-322.

[171] Ka‘kâ‘ b. Hakîm el-Kinânî: Muhaddis tâbiîdir. Hz. Âişe, Abdullâh b. Ömer, Câbir b. Abdillâh gibi sahâbeden rivayette bulunmuştur. Hadis âlimleri rivayette sika olduğu hususunda ittifak etmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl,23/623-624; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 3/443.

[172] Ebû Sâlih (ö. 101/719-20): Tam adı Ebû Sâlih Zekvân b. Abdullâh’tır. Semmân lakabıyla da bilinir. Tâbiîn nesline mensup hadis hâfızıdır. Medine’nin ileri gelen âlimlerinden biridir. Ebû Hüreyre başta olmak üzere birçok sahâbeden hadis rivayet etmiştir. Hadis münekkitleri tarafından hadis rivayetinde sika (güvenilir) olarak değerlendirilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/36-37.

[173] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/897.

[174] Hadis ilminde kavî, Hz. Peygamber’e ait olma ihtimali, olmama ihtimalinden daha yüksek olan rivayettir. Buna göre kavî, sahih ve hasen yerine kullanılan bir ıstılahtır. Bk. Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 148.

[175] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 16/433-434.

[176] Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/317-322.

[177] Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 148.

[178] İbnü’l-Hâd (ö. 137/754): Asıl adı Yezîd b. Abdillâh b. Üsâme b. el-Hâd el-Leysî’dir. Hadis rivayetinde sika olarak bilinir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/188-189.

[179] Abdullâh b. Habbâb (ö. 101/719): Tâbiîn dönemi hadis râvilerindendir. Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayette bulunmuştur. Hadis ilminde sika olarak bilinir. Bk. İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 2/325-326.

[180] Ebû Saîd el-Hudrî (ö. 74/693-94): En çok hadis rivayet eden yedi sahâbîden biridir. Medine müftüsü olarak bilinir. Fıkıh ve hadis ilminde temayüz etmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 3/168-172.

[181] Buhârî, “Ezân”, 30; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/152, 154.

[182] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 18/88.

[183] Hilâl b. Meymûn: Hilâl b. Meymûn el-Cühenî’dir. Ebû Ali veya Ebû Muğîre künyesiyle de bilinir. Yahyâ b. Maîn, Nesâî ve İbn Hibbân sika olduğunu söylemiştir. Ebû Hâtim er-Râzî ise onun hakkında “leyse bi’l-kaviy (kuvvetli değildir) ancak hadisi i‘tibar için yazılabilir.” demiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 30/349; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 4/291-292.

[184] Atâ b. Yezîd (ö. 105/723): Atâ b. Yezîd el-Leysî’dir. Ebû Yezîd künyesiyle de bilinir. Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el-Hudrî gibi sahâbenin ileri gelenlerinden rivayette bulunmuştur. Hadis münekkitleri tarafından rivayette sika olduğu ittifakla ifade edilmiştir. Bk. İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 3/110.

[185] Ebû Dâvûd, “Salât”, 48; İbn Hibbân, es-Sahîh, 5/44-45. Ayrıca bk. İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/539; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, 1/326-327.

[186] Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, 1/326-327.

[187] Elbânî, Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd, 3/86-87.

[188] Nevevî, Hülâsatü’l-ahkâm, 1/647.

[189] Abdullâh b. Yûsuf b. Muhammed ez-Zeylaî, Nasbü’r-râye li-tahrîci ehâdîsi’l-Hidâye, thk. Muhammed Avâme (Beyrût: Müessesetü’r-Reyyân, 1418/1997), 2/23.

[190] Ceyyid: Hasenden üstün ve sahihe yakın anlamında kullanılan hadis terimidir. Diğer bir ifadeyle hadis ilminde bu terim, hasenden üstün olmakla birlikte ancak sahih derecesine ulaştığından tereddüt edilen hadisler için kullanılır. Bk. Kandemir, “Ceyyid”, 7/469; Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 50.

[191] Elbânî, Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd, 3/87.

[192] Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 30/349; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 4/291-292.

[193] İbn Mâce, “Mesâcid”, 16.

[194] Elbânî, Sahîhu Süneni İbn Mâce, 1/242.

[195] Bk. İbn Mâce, es-Sünen, thk. Şuayb el-Arnaût, 1/504.

[196] Yahyâ b. Saîd (ö. 198/813): Yahyâ b. Saîd el-Kattân el-Basrî, hadis hâfızı ve ricâl âlimidir. Tâbiînin ileri gelenlerinden ders almıştır. Hadis ilminde sika oluşu hususunda en üst mertebedeki âlimler için kullanılan niteliklerle anılmıştır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/175-188.

[197] Abdurrahman b. Ammâr: Abdurrahman b. Ammâr b. Ebû Zeynep et-Teymî el-Medenî ismiyle bilinir. Kāsım b. Muhammed ve Ebû Bekr b. Muhammed’den rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Yahyâ b. Saîd, Muhammed b. İshâk, Yezîd b. el-Hâd rivayette bulunmuştur. Ahmed b. Hanbel, Nesâî ve İbn Hibbân onu rivayette sika olarak nitelendirmiştir. Bk. İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 2/535.

[198] Kāsım b. Muhammed (ö. 107/725): Kāsım b. Muhammed b. Ebî Bekr, Medineli meşhur yedi tâbiîn fakihinden biridir. Hadis münekkitleri rivayette sika (güvenilir) oluşu hususunda ittifak etmişlerdir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/53-60.

[199] Hz. Âişe: Hz. Ebû Bekir’in kızı ve Hz. Peygamber’in hanımıdır. Hz. Peygamber’in hadis ve sünnetinin daha sonraki nesillere ulaştırılmasında büyük bir hizmeti olmuştur. Binden fazla hadis rivayet eden yedi sahâbînin dördüncüsüdür. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 2/135-201.

[200] Nesâî, “İmâmet”, 42; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 10/61.

[201] Muhammed el-İtyûbî, Zahîratü’l-ukbâ, 10/489-490.

[202] Muhammed Nâsırüddîn el-Elbânî, Sahîhu Süneni’n-Nesâî (Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1419/1998), 1/278.

[203] Katâde b. Diâme (ö. 117/735): Tâbiîn döneminin meşhur müfessir ve muhaddislerinden biridir. Hadis otoriteleri tarafından rivayette sika olduğu ifade edilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 5/269-283.

[204] Müverrik el-İclî (ö. 105/723): Müverrik b. Müşemric el-Basrî olarak da bilinir. Künyesi Ebü’l-Mu‘temir’dir. Tâbiîn devri muhaddislerinden biridir. Hadis rivayetinde sika olduğu ifade edilmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 4/353-355.

[205] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/677.

[206] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/476, 677, 708.

[207] İbn Huzeyme, es-Sahîh, 2/363.

[208] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 10/127, 128.

[209] Heysemî, Mecma‘u’z-zevâ’id ve menba‘u’l-fevâ’id, 2/124-125.

[210] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/157.

[211] Muhammed el-İtyûbî, Zahîratü’l-ukbâ, 10/486.

[212] Muhammed Nâsırüddîn el-Elbânî, Sahîhu’t-Terğîb ve’t-terhîb (Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1421/2000), 1/289.

[213] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/476, 708.

[214] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 6/36; 7/433.

[215] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/677.

[216] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 7/345-346.

[217] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/475-476; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 10/128, 129.

[218] Ebû Bekr Ahmed b. Amr el-Bezzâr, el-Müsned, thk. Mahfûz er-Rahmân Zeynullâh (el-Medînetü’l-Münevvere: Mektebetü’l-Ulûm ve’l-Hikem, 1414/1993), 5/426.

[219] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/476, 677; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 10/127, 128; İbn Huzeyme, es-Sahîh, 2/363.

[220] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/476, 677, 708.

[221] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 10/127.

[222] Mâlik b. Enes (ö. 179/795): Mâlikî mezhebinin imamıdır. Hadis ve fıkıh alanında büyük bir âlimdir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 8/49-133.

[223] Abdullâh b. Ömer (ö. 73/693): Hz. Ömer’in oğludur. En çok hadis rivayet eden, en çok fetva veren yedi sahâbîden ve abâdileden biridir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 3/203-239.

[224] Buhârî, “Ezân”, 30; Müslim, “Mesâcid”, 249; Nesâî, “İmamet”, 42; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/229, 379; İmam Mâlik, “Salâtü’l-cemâa”, 1.

[225] Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-sağîr ve ziyâdâtüh, 2/711.

[226] Ubeydullâh b. Ömer (ö. 147/764): Hz. Ömer’in torunu, Abdullâh b. Ömer’in oğludur. Tâbiîn döneminin tanınmış muhaddislerinden biridir. Hadis ilminde sika olarak bilinmektedir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/304-307.

[227] Müslim, “Mesâcid”, 250; Tirmizî, “Salât”, 47; İbn Mâce, “Mesâcid”, 16; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/344; Dârimî, “Salât”, 56.

[228] Muhammed Nâsırüddîn el-Elbânî, Sahîhu Süneni’t-Tirmizî (Riyad: Mektebetü’l-Meârif, 1420/2000), 1/134.

[229] Eyyûb b. Ebî Temîme (ö. 131/749): Eyyûb es-Sahtiyânî olarak da bilinir. Tâbiîn dönemi hadis ve fıkıh âlimidir. Hadis ilminde ittifakla sika olarak tanınmıştır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 6/15-26.

[230] Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/84.

[231] Haccâc b. Muhammed el-Mıssîsî (ö. 206/821): Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere birçok hadisçi kendisinden rivayette bulunmuştur. Ali b. Medînî, Nesâî, İbn Sa‘d gibi ulemâ sika olduğunu ifade etmiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/447-450; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 5/451-456.

[232] Ebû Abdillâh Şerîk b. Abdillâh en-Nehaî (ö. 177/794): Hadis hâfızıdır. Çok hadis rivayet etmesiyle tanınan Şerîk b. Abdillâh hadis münekkitlerince sika, me’mûn ve sadûk gibi terimlerle değerlendirilmiş, ancak bazı âlimler hıfzının zayıf, galatının fazla olduğunu söylemiştir. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 8/200-216; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 12/462-474.

[233] Eş‘as b. Süleym (ö. 125/742): Asıl adı Süleym b. Esved olup Eş’as b. Ebü’ş-Şa‘sâ ismiyle de bilinir. Ahmed b. Hanbel, Yahyâ b. Maîn, Ebû Hâtim, Nesâî ve İclî gibi ulemâ onun sika olduğunu ifade etmiştir. Bk. Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 3/271-272.

[234] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/679.

[235] Ebü’n-Nadr Hâşim b. el-Kāsım el-Leysî: (ö. 207/822): Kendisinden Ahmed b. Hanbel ve İbn Ebî Şeybe başta olmak üzere birçok hadisçi rivayette bulunmuştur. Yahya b. Maîn, Ebû Hâtim, Ali b. Medînî, İclî gibi hadis münekkitleri tarafından sika olduğu ifade edilmiştir. Hakkında olumsuz bir ifade bulunmamaktadır. Bk. Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 9/545-549; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 30/130-135.

[236] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/307-308.

[237] Şuayb el-Arnaût vd., el-Mevsûatü’l-hadisiyye, 14/91; 15/533.

[238] Zehebî, Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ, 8/200-216; Mizzî, Tehzîbü’l-kemâl fî esmâ’i’r-ricâl, 12/462-474.

[239] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/155; Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 3/152; Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-ahvezî, 1/630.

[240] Ebû Dâvûd, “Salât”, 48; İbn Hibbân, es-Sahîh, 5/44-45. Ayrıca bk. İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/539; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, 1/326-327.

[241] Azîmâbâdî, Avnü’l-ma‘bûd, 1/303-304; Sehârenfûrî, Bezlü’l-mechûd, 4/152; Sübkî, el-Menheli’l-azbi’l-mevrûd, 4/258-259.

[242] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/158.

[243] Aynî, Şerhu Sünen-i Ebî Dâvûd, 3/42.

[244] Azîmâbâdî, Avnü’l-ma‘bûd, 1/304; Sehârenfûrî, Bezlü’l-mechûd, 4/152.

[245] Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 3/155.

[246] Azîmâbâdî, Avnü’l-ma‘bûd, 1/304.

[247] Muhammet Yılmaz, Kur’an ve Sünnet’te Cemaatle Namaz (Ankara: DİB Yayınları, 2020), 123-124.

[248] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/155-156. Ayrıca bk. Aynî, Umdetü’l-kârî, 4/380-381.

[249] Mefhûm-i aded: Hükmü belirli bir sayı ile kayıtlanmış olan nassın bu sayının dışında o hükmün yerine gelmeyeceğine delâlet etmesidir. Bk. Ferhat Koca, “Mefhum”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2003), 28/352.

[250] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/155.

[251] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/156-157.

[252] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/157.

[253] Kandemir - Çakan - Küçük, Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerh, 5/231-232.

[254] Kandemir - Çakan - Küçük, Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerh, 1/129.

[255] İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 2/155.

[256] Buhârî, “Büyû‘”, 49.

[257] Müslim “Mesâcid”, 272.

[258] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/80.

[259] İbn Mâce, “Mesâcid”, 16.

[260] Buhârî, “Salât”, 87; “Ezân”, 30.

[261] Ebû Dâvûd , “Salât”, 48.

[262] Râgıb el-İsfahânî, Müfredât, “b-d-a”, 50.

[263] Ebû Dâvûd, “Salât”, 48; İbn Hibbân, es-Sahîh, 5/44-45. Ayrıca bk. İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/539; Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, 1/326-327.