ZÜMER SURESİ


Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ

Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


Zümer suresi, Mushaf tertibinde otuz dokuzuncu, iniş sırasına göre ise elli dokuzuncu sure olup 75 ayetten oluşmaktadır. Sebe suresinden sonra Mekke Dönemi’nin ortalarında nazil olmuştur.Bazı rivayetlerde 23. ayet ile 53-59. ayetlerin Medine’de indiği ileri sürülmüşse de (Kurtubi, el-Câmi’u li-ahkâmi’l-Kur’ân, Kâhire: Dâru’l-Kütübi’l-Mısrıyye, 1964, 15/232) bu görüş genel kabul görmemiştir. Sure, adını 71 ve 73. ayetlerde geçen ve gruplar/topluluklar” anlamına gelen “zümer” kelimesinden alır. Söz konusu ayetlerde, kıyamet günü insanların amellerine göre bölük bölük sevk edilecekleri sahneler tasvir edilir. Ayrıca 20. ayette yer alan ve “cennet köşkleri” anlamına gelen “ğuref” kelimesine işaretle sureye “Ğuref suresi” denildiği de aktarılmıştır. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: Dâru’t-Tûnisiyye, 1984, 23/311, 312)

Zümer suresinin ana teması tevhid ve ahiret inancıdır. Diğer Mekki surelerde olduğu gibi burada da Hz. Peygamber’in (s.a.s.) risaleti ve tebliğ ettiği hakikatin doğruluğu vurgulanır. Dinin yalnızca Allah’a has kılınması, ihlasla kulluk edilmesi gerektiği üzerinde durulur. Şirkin batıllığı ve doğuracağı kötü sonuçlar ele alınır. Müminlere vadedilen cennet nimetleri tasvir edilirken inkârcıların karşılaşacağı cehennem azabının dehşeti hatırlatılır. Ayrıca samimiyetle Allah’a tövbe edenlerin günahlarının bağışlanacağı müjdelenir. Bunun yanında kıyamet gününe ilişkin tasvirlere yer verilir. (İbn Âşûr, 23/312–313)

Sure, Kur’an’ın, mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiş olduğunu bildiren ayetlerle başlar. Ardından Hz. Peygamber’in şahsında insanlara, dini sadece Allah’a hasrederek O’na ibadet etmeleri emredilir. Halis dinin yalnız Allah’a ait olduğu vurgulanır. Bu bağlamda müşriklerin, kendilerini Allah’a yaklaştırıp O’nun nezdinde şefaatçi olmalarını umdukları varlıklara yönelmeleri eleştirilir. Böylece onların yalancılık ve nankörlük içinde bulundukları belirtilir. Devamında Allah’ın çocuk edinmekten münezzeh olduğu, gökleri ve yeri bir hikmet ve düzen içinde yarattığı, geceyi ve gündüzü birbirine kattığı, güneş ve ayın ilahi yasaya boyun eğerek yörüngelerinde hareket ettikleri, insanı tek bir nefisten yaratıp eşini de ondan var ettiği ifade edilir. (Zümer, 39/1–7) Surenin devamında, darlık ve sıkıntı anlarında gönülden Allah’a yönelen, ferah ve bolluğa kavuştuğunda ise şirke meyledip nankörleşen insan tipine dikkat çekilir.

Bu kişiyle ibadetinde sebat gösteren, ahireti düşünen ve Rabbine umut bağlayan müminin asla bir olamayacağı dile getirilir. Ardından yine Hz. Peygamber’in şahsında insanlara sadece Allah’a kulluk etmelerinin gereği hatırlatılır. Şirke düşenlerin kendilerini ve ailelerini ahirette hüsrana sürükleyecekleri belirtilirken Allah’a karşı gelmekten sakınan, özüyle sözüyle Hakk’a uyanların doğru yolda tutulacakları ve ahiretteki mükâfatlarının cennet olacağı bildirilir. Sonrasında Allah’ın gökten su indirip kurumuş toprağı yeşertmesi, çeşitli renklerde ürünler bitirmesi, ardından yeşilliğin sararıp kuruması gibi kevnî ayetlere dikkat çekilerek O’nun varlığına ve birliğine, dünya hayatının geçiciliğine vurgu yapılır. Akabinde gönlü ilahi hakikatlere açılan kimse ile kalbi katılaşmış kişinin bir olamayacağı belirtilir. Allah’ın “sözlerin en güzeli” olan Kur’an’ı indirdiği, Rablerinden korkanların onun etkisiyle tüylerinin ürperdiği, Allah’ı anmaya yönelince beden ve kalplerinin huzura kavuştuğu ifade edilir. (Zümer, 39/8–26)  

Daha sonra, düşünüp ders almak isteyenler için Kur’an’da her türlü örneğin bulunduğu ve Kur’an’ın Arapça indirildiği bildirilir. Ardından Allah’a şirk koşmak suretiyle yalan söyleyen ve ilahi vahyi inkâr eden kimseden daha zalim birinin bulunmadığı vurgulanır, şirkin amelleri boşa çıkaracağı ve insanı dünyada da ahirette de hüsrana uğratacağı açık biçimde uyarılır. Buna karşılık Allah’ın birliğine inanıp doğru yolda yürüyenlerin, kötü davranışlardan sakınanların günahlarının affedileceği ve en güzel şekilde mükâfatlandırılacakları beyan edilir. Tevhid ilkesine yeniden vurgu yapılarak Allah’ın kuluna kâfi geldiği, müşriklerin taptığı varlıkların ise hiçbir güce sahip olmadıkları bildirilir. (Zümer, 39/27-40)

Kur’an’ın gerçeği ortaya koymak üzere indirilen bir kitap olduğu hakikati tekrar ifade edilir. Uyku ile ölüm arasındaki benzerliğe dikkat çekilerek uykunun bir yönüyle ölüm hâline benzediği, bu sırada eceli gelenlerin ölümünün gerçekleştiği, diğerlerinin ise belirlenmiş bir süreye kadar ertelendiği ifade edilir. Allah nezdinde hiçbir putun şefaatçi olamayacağı, şefaatçi edinilen varlıkların güç ve yetkiden yoksun olduğu belirtilir. Dinî gerçekleri inkâr ederek kendilerine zulmedenlerin kıyamet gününde azaptan kurtulmak için yeryüzündeki her şeyi, hatta bir mislini daha vermek isteyecekleri haber verilir. İnsanın psikolojik yönüne tekrar temas edilerek kişinin sıkıntıya düşünce Allah’a içtenlikle yakardığı, fakat sıkıntısı giderilip nimete kavuştuğunda bunu kendi bilgisiyle elde ettiğini ileri sürdüğü anlatılır. (Zümer, 39/41-51)

53. ayet-i kerimede, “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53) buyrularak Allah’ın rahmetinden ümidin kesilmemesi gerektiği vurgulanır. Samimiyetle O’na yönelen kulların günahlarının bağışlanacağı müjdelenir. Böylece insanlar, azabın ve pişmanlığın fayda vermeyeceği gün gelmeden Rablerine yönelmeye ve samimi bir tövbeye çağrılır. 62. ve 63. ayet-i kerimelerde Allah’ın her şeyin yaratıcısı ve vekili olduğu, göklerin ve yerin anahtarlarının O’nun elinde bulunduğu beyan edilir.

Surede kıyamet gününe ilişkin tasvirlere yer verilir. Bu çerçevede, insanların dünyada yaptıklarının karşılığını bulacağı, kimsenin başkasının günah yükünü taşıyamayacağı, herkesin kendi ameliyle yüzleşeceği hatırlatılır. Ölüm gelip çatmadan önce Allah’a yönelmeyenlerin kıyamet gününde pişmanlık duyacakları, ahirette ileri sürebilecekleri bir mazeretlerinin kalmayacağı haber verilir. Amel defterlerinin ortaya konulacağı, peygamberlerin ve şahitlerin getirileceği, kimseye haksızlık edilmeksizin adaletle hüküm verileceği anlatılır.  

Surenin son bölümünde inkârcıların ve günahkârların gruplar hâlinde cehenneme sevk edilecekleri tasvir edilirken Rablerine karşı gelmekten sakınan ve O’nun emirlerine uyan müminlerin ise gruplar hâlinde cennete sevk edileceği müjdelenir. (Zümer, 39/71–74) Sure, meleklerin, Rablerini hamd ile tesbih ederek arşın çevresini kuşattığını, ardından insanlar arasında hak ve adaletle hüküm verilip “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” denildiğini bildiren ayetle sona erer. (Zümer, 39/75)