ZUHRUF SURESİ
Doç. Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Zuhruf suresi, Kur’an-ı Kerim’deki tertipte kırk üçüncü, iniş sırasına göre ise altmış üçüncü suredir. Toplam 89 ayetten oluşan sure, Hâ Mîm harfleriyle başlayan yedi surenin dördüncüsüdür. Mekke döneminin ikinci yarısında, Şûra suresinden sonra nazil olmuştur. Sure, adını 35. ayette geçen ve “altın yaldız, mücevher, süs eşyası ve dünya hayatının aldatıcı nimetleri” anlamlarına gelen “zuhruf” kelimesinden almaktadır. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Tunus: Dâru’t-Tûnisiyye, 1984, 25/157; Bekir Topaloğlu, “Zuhruf Sûresi”, TDV İslam Ansiklopedisi, 44/504) İlgili ayette dünya hayatının süs ve ziynetinin geçiciliği vurgulanarak asıl ahiret mutluluğunun takva sahipleri için olduğu ifade edilir.
Surede genel olarak tevhid, nübüvvet, vahiy ve ahiret inancı gibi İslam’ın temel esasları ele alınır. Kur’an’ın ilahi kaynaklı bir mucize olduğu vurgulanarak Hz. Muhammed’in (s.a.s.) hak peygamber olduğu ve tebliğ ettiği dinin hakikat olduğu ortaya konulur. Buna karşılık müşriklerin şirk temelli inançları, batıl kabulleri ve tutarsızlıkları eleştirilerek bu anlayışların temelsizliği çeşitli delillerle ortaya konulur. Surede ayrıca Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın tevhid mücadelesinden örnekler verilir; geçmiş kavimlerin peygamberlere karşı tutumları ve bunun sonucu olarak uğradıkları helak hatırlatılır. Dünya hayatının geçici ve aldatıcı niteliği ile ahiretin kalıcı nimetleri karşılaştırılarak insanların hakikate yönelmeleri teşvik edilir. (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, 25/158)
Sure, Hâ Mîm harfleriyle başlayarak Kur’an’ın ilahi kaynaklı bir vahiy olduğunu, insanların düşünüp anlamaları için Arapça olarak indirildiğini ve Allah katında yüce bir değere sahip bulunduğunu vurgular. (Zuhruf, 43/1-4) Ardından inkârcıların vahye karşı olumsuz tutumlarına dikkat çekilir; geçmiş kavimlerin peygamberlerini yalanladıkları, alaya aldıkları ve bu sebeple ilahi azaba uğradıkları hatırlatılarak Mekke müşrikleri uyarılır. (Zuhruf, 43/5-8)
Devamında Allah’ın varlığı, birliği ve kudreti kâinattaki yaratılış delilleri üzerinden ortaya konulur. Yeryüzünün insan hayatına elverişli kılınması, yağmurun indirilmesi, canlıların çift yaratılması ve ulaşım vasıtalarının insanın hizmetine sunulması gibi nimetler hatırlatılarak her şeyin yegâne yaratıcısının Allah olduğu vurgulanır. (Zuhruf, 43/9-14) Buna rağmen müşriklerin, Allah’ın yaratıcı olarak kabul etmekle birlikte O’na ortak koşmaları, melekleri Allah’ın kızları olarak kabul etmeleri ve bu batıl inançları atalarından devraldıkları gelenekle meşrulaştırmaları eleştirilir. Ayrıca geçmiş kavimlerin de benzer şekilde atalarına bağlı kalarak peygamberleri yalanladıkları ve bunun sonucunda helake uğradıkları bildirilir. Bu bağlamda Hz. İbrahim’in iman mücadelesine değinilerek onun putperestliği reddeden ve tevhid inancını sonraki nesillere miras bırakan örnek bir şahsiyet olduğu belirtilir. (Zuhruf, 43/15-28)
Surenin devamında müşriklerinin Kur’an’ı inkâr ederek onu “büyü” olarak nitelendirdikleri ve vahyin toplumda nüfuz sahibi ve varlıklı bir kişiye indirilmesi gerektiğini ileri sürdükleri bildirilir. Buna karşılık rızık ve servetin dağılımının Allah’ın iradesi ve kudretiyle belirlendiği, dünya nimetlerinin geçici olduğu, ahiretinse takva sahiplerine mahsus olduğu ifade edilir.
Devamında Allah’ın mesajını görmezden gelenlerin şeytanın etkisine açık hâle geleceği ifade edilerek Hz. Peygamber’in görevinin yalnızca vahyedilen hakikati tebliğ etmek olduğu belirtilir. Manevi açıdan sağır olanlara sözünü işittiremeyeceği, körlere ve hakikatten sapanlara gerçeği gösteremeyeceği bildirilir. Buna karşılık Kur’an’ın hem kendisi hem de müminler için bir öğüt ve şeref vesilesi olduğu vurgulanır. (Zuhruf, 43/36-44) Daha sonra Hz. Musa ile Firavun arasındaki mücadeleye yer verilerek Firavun’un servet ve iktidarına güvenerek hakikati reddettiği, sonunda ise taraftarlarıyla birlikte helake uğratıldığı anlatılır. Bu kıssa üzerinden inkârcıların akıbetine dikkat çekilir. Ardından Hz. İsa hakkında ileri sürülen yanlış iddialar reddedilerek onun Allah’ın kulu ve peygamberi olduğu ifade edilir. (Zuhruf, 43/46-59)
Son bölümde kıyamet ve ahiret hayatına dair tasvirlere yer verilir. Bu bağlamda kıyametin ansızın kopacağı ve insanların bu büyük güne hazırlıklı olmaları gerektiği hatırlatılır. Hz. İsa’nın tevhid çağrısına kısaca değinilir ve onun hakkında yanlış inançlara sapanlara elem verici bir azap uygulanacağı bildirilir. (Zuhruf, 43/61-67) Ardından Allah’ın ayetlerine iman edip O’nun emirlerine teslim olanların kıyamet günü korku ve üzüntüden emin olacakları, eşleriyle birlikte cennete kabul edilecekleri ve orada gönüllerinin arzu ettiği her türlü nimete erişerek ebedî bir mutluluk içinde kalacakları haber verilir. (Zuhruf, 43/68-73) Buna karşılık inkârcıların ebedî olarak cehennemde kalacakları, bunun bir haksızlık olmayıp dünyadaki tercih ve inkârlarının günaha batıp kalmalarının doğal sonucu olduğu ifade edilir. Şiddetli azap sebebiyle yok olma taleplerinin ise karşılık bulmayacağı özellikle vurgulanır. Bu bölümde ayrıca insanların gizli ve açık bütün davranışlarının Allah tarafından bilindiği ve melekler tarafından kaydedildiği hatırlatılarak ilahi adaletin eksiksiz biçimde tecelli edeceği ortaya konulur. (Zuhruf, 43/74-80)
Surenin son bölümünde başta temas edilen tevhid inancına yeniden vurgu yapılır. Allah’ın göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin mutlak hâkimi olduğu, kıyametin kopma vaktini yalnız O’nun bildiği ifade edilir. Ayrıca inkârcıların Allah’ı bırakıp kendilerine dua ettikleri varlıkların hiçbir şekilde şefaat yetkisine sahip olmadığı bildirilir. Böylece putların ve kendilerine ilahlık yakıştırılan varlıkların etkisizliği ortaya konularak batıl inançlar reddedilir. (Zuhruf, 43/81-87) Surenin son iki ayetinde ise müşriklerin tüm inkâr ve dirençlerine rağmen Allah’ın onların tutumlarından haberdar olduğu belirtilir ve Hz. Peygamber’e şimdilik onlardan yüz çevirmesi ve selamet dilemesi emredilir. Böylece sure, tevhid, vahiy ve ahiret temalarını yeniden pekiştirerek sona erer. (Zuhruf, 43/88-89)