ZİYA

Mehmet AYCI


Çocuklarına “Yusuf” adını verenlere içim ısınır. Çocuklarına “Yusuf Ziya” adını verenlere gıpta ederim. Gıpta ne güzel kelimedir. Gıptanın da bir ziyası vardır; o ziyada hasetten gölge, kıskançlıktan bulanıklık bulunmaz.
Işık libas giyinmez, muhayyileye kapısını kapatır, üryandır.
Aydınlık kendi libasını eşyaya giydirir, tahakkümcüdür.
Parlaklık körlük gösterişle ve körleştirmeyle maluldür.
Işık da aydınlık da parlaklık da güzeldir; ziyaya dâhildir. Yine de ziyada ışıkta, aydınlıkta, parlaklıkta fark edemediğimiz derinlik sezeriz. Ziyalı dediğimizde görmüş geçirmişliği, bilgeliği de içeren bir hususiyet kazanır muhatabımız.
Ziyada parlaklığın gösterişini alır, olgunluk kazandırır; ışığa kendi ışığından bir giysi diker, aydınlığın tahakkümünü yumuşatır, çekilir kılar.
Türkçe ziyayı kendisine mal ederken kendi iç ışımasını da kelimenin anlam mayasına katmıştır.
Ziyada ışıkta, aydınlıkta, parlaklıkta ortaya çıkmayan tutkulu bir güzellik vardır. Bu sebeple, Hz. Yusuf’un güzelliğini Türkler ziyalı bulurlar.
Ziya adı eskiye göre daha az veriliyor çocuklara.
Hele Yusuf Ziya nadir veriliyor.
Sıfat olarak kullanımına rastlamaz olduk. Bir dostumuzu görünce yüzümüz ziyalanmıyor.
Ziya Paşa’nın “Rencide olur dide-i huffaş ziyadan” mısraını sözlük yardımıyla anlıyoruz.
Sözlüklerde kabrini ziyaret ediyoruz o güzel kelimenin…