ZİMEM DEFTERİ
Ayşe ÜNÜVAR
Defterin sonundaki beş sayfanın borcuna talibim…
Eskidendi, eskimeyen zamanlardan, dağların dağlara kavuştuğu, insanın insanı anladığı, yürekçe konuşulduğu zamanlardan…
Anadolu insanımız, yardımlaşma ve dayanışma konusunda her daim örnek teşkil edecek davranışlara imza atmış ve güzel geleneklerimizle, toplum içerisinde düşen kaldırılmış, kalkan alkışlanmıştır. Toplum olabilmenin tadına varan milletler iyilik ve güzellikte yarışmayı sorumlulukları bilmişlerdir. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” Anlayışı yüreklere sirayet ettiğinden beri konu komşu, hısım akrabanın hâli hatırı sorulmuş ve toplumsal yapı içerisinde yarası olanın yarası sarılmaya gayret edilmiştir. Kanımızdan canımızdan olmasa bile birlikte yaşadığımız aynı toprağı, aynı gökyüzünü, aynı havayı paylaştığımız insanlardan sorumluyuzdur aslında. Bu hem dinin hem vicdanın hem de insan olabilmenin düsturlarındandır. İnsan olabilmek diğerini de düşünebilmek, ihtiyacı olanlara yardım etmekten geçer. Teknolojinin ilerlemesi, nüfusun çoğalması, hayatın yoğunluğu düşünüldüğünde insanın kendine bile zor zaman ayırdığı yüzyılımızda, bazı gelenek göreneklerimizin sürdürülmesi oldukça azalmış ve unutulmuştur. Unutulmayan, yara saran, şaşırtan, mutlu eden ve zor koşullara şifa oluveren geleneklerimizden biridir, zimem defteri geleneği. Osmanlı döneminden beri zihin kalıplarımızda yer eden bu gelenek günümüzün ağır koşullarında unutulmaya yüz tutmasına rağmen devam ettirilmekte ve ayrıca tekrar gün yüzüne çıkmaya gayret etmektedir…
Sözlükte “Bir kimsenin yüklendiği, ödemeye mecbur olduğu borç, alacak; himaye, sahip çıkma; antlaşma, ahid” anlamlarındaki zimmet kökünden gelen zimmî (çoğulu zimem) “kendisine güvence verilen, koruma altına alınan kişi” demektir (Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi).
“Zimem defteri geleneği” İslam medeniyetinin olduğu yerlerde genellikle ramazan aylarında gerçekleştirilen ve “Sağ elin verdiğini sol el görmesin” düsturundan hareket edilen güzel bir Osmanlı geleneğidir. Ramazan, tüm manevi ihtişamı ile göründüğünde birçok gelenek görenek, örf âdet kendini hatırlatır bizlere. Özellikle ramazan aylarında ayın manevi havasının kalplere koyduğu ilhamla herkeste şenlik tadında bir yardımlaşma dayanışma başlar. Sadakalar, fitreler verilir. Fakir fukara iftara davet edilir. Konu komşu, hısım akraba ile ne var ne yoksa paylaşılmaya ve birlik beraberliğin tesisine çalışılır. “Zimem Geleneği” fakir fukaranın hatırını sormanın gizli yüzlerinden biridir aslında. Zimem defterini kapatacak kişi tebdil-i kıyafet gezer çarşı pazarı. İster ki kimse bilmesin, tanımasın ve hayrım boşa gitmesin. Eskiden bakkal, manav, çarşı, pazar dükkânlarında borç defterleri olurmuş, günümüzde hâlâ da varlar. Fakir fukara, durumu yerinde olmayan, hastalık yüzünden çalışamayan, öksüz, yetim ve ay başını çıkaramayan birçok insan, ihtiyaçlarını alırken veresiye defterine borç yazdırır sonra ay başında ödemeye çalışır. Varsa maaşını alınca, yoksa eline para geçinceye kadar bekler borç. Bazı mahalle bakkal ve manavları uzun uzun borç defteri tutarlar. Sayfalar dolusu borcu olanlara yeniden borç yazmak istemezler ama bir şekilde kıyamazlar. Şunun şurasında “Mahallenin adamıdır, yazmamak olmaz.”, “Nasılsa verecektir.”, “Eline geçince verecektir.”, “Neyse yazalım bakalım.” Ara sıra dükkân önünden geçenlere seslenirler. “Borç yiğidin kamçısıdır.” denilir ama ortada bir borç vardır ve ödenmesi evladır. Yemesen olmaz, giymesen olmaz, almasan olmaz ama borç gırtlağa dayandı, derler. Bu cümleler havada uçuşurken hâli vakti yerinde kendini bilen, toplumun bir arada ve yan yana mutlu olmasının huzur ve barış açısından önemli olduğunun farkına varan falanca zengin kıyafet değiştirip genelde bilmediği bir mahalle bakkalının, manavının, kasabının kapısını çalar. “Zimem defteriniz var mı?” diye sorar. Bakkal ya da manav “Var Bey’im, buyurun.” der ve zimem defterini çıkarır. Genelde kaç sayfa diye sorar hâli vakti yerinde olan kişi. Bakkal, defteri gösterir, kaç sayfa olduğunu ve toplam borcu söyler. Hâli vakti yerinde olan cebine göre ya veresiye defterinin tamamını satın alıp tüm borçluların borcunu sildirir ya da defterin ilk dokuz sayfasını, son yedi sayfasını, ortadaki sekiz sayfayı satın aldım, deyip o kısımlara denk düşen kişilerin borcunu kapatır. Borcu kapanan esnaf hâli vakti yerinde kişiye “Allah hayrınızı kabul etsin.” deyip uğurlar. Sonraki günlerde borç ödemeye ya da alışverişe gelen kişiye “Senin borcun kalmadı.” der bakkal. Borçlu kişi şaşırır ve sorar “Nasıl ödendi, kim ödedi?” Bakkal elbet gelenin kim olduğunu bilmez, bilse de söylemez ve “Ötesini sorma, hayırlı bir el hayrını tamam etti.” der. Borçlu kişi de “Allah kabul etsin.” deyip mutluluk içinde dükkândan çıkar. Borcu ödenmiştir ve kime teşekkür edeceğini bilmez. Böylece kimse kimseye minnet duymaz. “Sağ el ne verdiyse sol el görmez.” neticede ve kimse incinmez. Zengin zenginliğiyle böbürlenmez. Fakir de fukaralığından ötürü başını eğmez. Ramazanın bereketi hikmeti her yeri sardığında kimi kasabın kimi bakkalın kimi manavın kimi de manifaturacının zimem defterini kapatıp döner evine. Bu toplumsal ruh, bu yardım düsturu insanı insanla birler ve huzur ile mutluluğun tesisini sağlar.
Böyle bir ramazandı, uzak mahallelerin birinde bir bakkalın kapısına varıp zimem defteri sorduk. Bakkal, defterin ödendiğini yeni tek sayfa borç bulunduğunu söyledi. Nasibimize düşen tek sayfayı ödedik ve kimlerin mutlu olduğunu hiç bilmedik…