ZEYNEP GAZALİ
İSLAM DAVETİNİN ÇİLEKEŞ NEFERİ
Enbiya YILDIRIM
Her dönem ve coğrafyada İslam’ı kendisine dert edinmiş ve bu uğurda çileye talip olmuş insanlar çıkmıştır, çıkmaktadır. Bu fedakâr müminler her şeylerini Allah yoluna kurban etmeye hazır adanmışlıklarıyla etraflarındaki Müslümanları da etkilemişler ve gayretleri hem kendi ülkelerinde hem de başka memleketlerde meyvelerini vermiştir. Özellikle davetçilerin bu çerçevedeki çabaları çok değerlidir ve bu çaba sayesinde İslam’ın mesajının her yere sağlıklı bir şekilde ulaşmasına aracılık yapmışlardır. Hiç şüphe yok ki son devrin kadın İslam davetçilerinin en öndeki ismi Zeynep Gazali, bu çerçevede zikredilmeyi ziyadesiyle hak etmektedir.
Bu çilekeş insan 1917 yılında Mısır’ın Dekahliye vilayetinde doğdu. Baba tarafından Hz. Ömer, anne tarafından Hz. Hasan soyundandır. Ezher mezunu olan ama ticaretle meşgul olan babası, kişiliğinin oluşmasında çok etkili olmuştur. Ona tam anlamıyla dava ruhu aşılamıştır. Öyle ki kızına “Nesibe’m” diye seslenirdi. Çünkü onun, ikinci Akabe bey’atinde bulunan, pek çok savaşa katılan, Uhud’da savaşın şiddetlendiği ve Müslümanların zorda kaldığı an kocası Zeyd ve iki oğluyla birlikte Hz. Peygamber’i koruyan pek az insandan biri olan ve Resulüllah’ın duasını alan hanım sahabi Nesibe binti Ka’b el-Ensariyye gibi olmasını isterdi. Sabah namazlarına hep birlikte gitmeleri de bundandı.
Hayatın zorluklarıyla erken yaşta tanışan Gazali, sevgili babasını on yaşındayken kaybeder. Ardından annesi ve iki abisiyle birlikte Kahire’ye göç ederler. Burada okula yazılmak ister ancak büyük abisi başına buyruk olmasından dolayı buna karşı çıkar. Evin büyüğü pozisyonunda olduğundan dediğine de uyulur. Diğer abisi ise boş kalmaması için ona, kadın hakları savunucusu Ayşe Teymuriyye’nin bu konuya dair yazdığı bir kitabı hediye eder. Okuma âşığı olduğundan çalışmayı neredeyse yutar ve pek çok kısmını ezberler. Bu arada başka kitaplar da okuyarak kendisini geliştirir.
On iki yaşındayken bir gün gezmek için dışarı çıkar. Yolda kız okulunu görünce hemen içeri girer ve müdürün yanına çıkarak derdini anlatır, okumak istediğini söyler. Karşısındaki çocuğun kendini ifade etmesinden ve zekâsından etkilenen müdür, ailesinin kim olduğunu sorar. İlginçtir, merhum babası tanıdığı biri çıkar. Sonra ona okumasını onaylamayan abisini kayıt için okula getirmesini tembihler. Böylece okul hayatı başlar. Eğitime birinci sınıftan başlar ancak zeki biri olduğundan iki ay sonra sınava alınır ve bir üst sınıfa geçer. Derslere devam ederken bir taraftan da kendisini geliştirmek için çeşitli okumalar yapmayı sürdürür. Abdulmecid Lebban, Süleyman Neccar, Ali Mahfuz gibi Ezher’in önde gelen hocalarından da özel dersler alır.
Liseyi bitirdikten sonra bir gazetede Mısırlı Kadınlar Birliğinin üç kız öğrenciyi Fransa’ya göndereceği haberini okuyunca doğrudan derneğe gider. Burada, o dönemde Mısır’daki modern kadın hareketinin ve feminizmin öncüsü Hüda Şa’ravi ile tanışır ve derneğe üye olur. Artık onun konuşmalarını dinleyecek ve yazdıklarından etkilenecektir. Çünkü Şa’ravi, etkili bir dille Mısır kadınının maruz kaldığı baskıdan kurtulmaları ve sosyal hayatta daha fazla aktif olmaları için çabalamaktaydı.
Bu dönemlerde çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başlar. Hareket içinde aktif bir üye olmasına rağmen bir süre sonra ikileme düşer. Zira ailesinden aldığı geleneksel eğitim ile dine dair okumaları bu hareketin söylemleri ile tamamen zıttır. En büyük sorun da kadın hareketinin tamamen Batı tarzı bir yol benimsemiş olmasıdır. Ülkenin geleneksel değerlerine âdeta yüz çevirmişlerdir. İşte bu aralar, Ezher hocalarından Muhammed Neccar kendisini görüşmeye davet eder. Ona Şa’ravi’nin düşüncelerinin İslam açısından ne kadar sorunlu olduğunu anlatır. Devam eden oturumları aynı zamanda özel dinî dersler hüviyetindedir. Katıldığı diğer konferanslardan ve dini tanımaya yönelik okuduğu kitaplardan da etkilenerek 1937 yılında hareketten ayrılmayı zihninde sorgulamaya başlar. Tam da bu günlerde mutfakta yemek yaparken tüpün patlamasıyla yüzü yanar ve hastaneye yatırılır. Tedavi döneminde hayatının ve içinde bulunduğu durumun muhasebesini yapar, ayrılma kararı verir ve teşkilattan istifa eder. O sıralar yaşı sadece yirmidir.
Hayatın değişen yönü
Son derece hareketli bir insan olan Zeynep Hanım, önceki yolunu bırakınca tam tersi bir oluşum olan Müslüman Kadınlar Birliğini kurar. Bu hareket, miting ve protestolar da dâhil olmak üzere o dönemde kadın hakları konusunda Mısır’da çok ses getiren ve tanınmasını sağlayan faaliyetler gerçekleştirir. Hasan el-Benna ile tanışır ve hayatında yepyeni bir sayfa açılır, İhvan-ı Müslimin’e katılır. Benna ona başında bulunduğu teşkilatın İhvan’ın kadın kollarıyla birleşmesini teklif eder ancak bu teklif Gazali’nin teşkilat yönetimi tarafından kabul görmez. Yoluna devam eder ve 1951-1958 yılları arasında teşkilatın Müslüman Kadınlar Dergisini çıkarır. Bu dönem Ezher hocalarıyla da yakın irtibatta olur ve kendisini dinî ilimler açısından iyice yetiştirir. Bir taraftan da Kahire’deki Tolunoğlu, İmam Şafii ve Ezher Camilerinde dersler, etkili vaazlar vermeye başlar. Ayrıca irşad için kızlara yönelik kurslar düzenler.
Zorluk dönemi
1954’te devlet, İhvan’ı kapatıp tüm mal varlığına el koyar ve pek çok üyesini tutuklar. Bu gerekçeyle eşinin evi dâhil tüm eşyalarına el konur. O ise ara dönemde faaliyetlerine yine de devam eder. 1959’da İhvan’ın yeniden faaliyete geçmesinde önemli görevler üstlenir ve hapiste olan veya vefat eden üyelerin ailelerine maddi manevi destek olmak için çalışır. 1963 yılında da Seyyid Kutub ile tanışır. Hayatında artık yepyeni bir pencere daha açılmıştır.
1964’te hem Müslüman Kadınlar Birliği hem de çıkardıkları dergi kapatılır. Bir yıl sonra Cemal Abdunnasır’ın direktifiyle Seyyid Kutub da dâhil olmak üzere İhvan’ın pek çok üyesiyle birlikte o da tutuklanır ve ömür boyu hapse mahkûm edilir. Cezaevinde altı yıl kaldıktan sonra 1971 yılında Suudi Arabistan kralı Faysal’ın tavassutuyla, İhvan’a karşı daha toleranslı bir politika izleyen Enver Sedat tarafından hapisten çıkarılır. Sonra hayatına kaldığı yerden devam eder. Türkiye dâhil pek çok ülkeye giderek konferanslar verip tebliğ faaliyetlerinde bulunur. İlk eşinin vefatının ardından ikinci evliliğini yapan Zeynep Hanım’ın hiç çocuğu olmamıştır. 2005 yılında, elli üç yıl süren davet çalışmalarının ardından seksen sekiz yaşında vefat etmiştir.
Dünyasını şekillendiren kitaplar
Gazali, hayata bakışını ve İslami ilimlerdeki alt yapısını oluştururken yararlandığı temel kitaplar olarak İbn Kesir’in Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim’ini, İbn Hazm’ın Muhalla’sını, İmam Şafii’nin Umm’ünü ve Seyyid Kutub’un Fi Zılali’l-Kur’an’ını zikreder. Bunun yanında hayatı boyunca güncel okumalara hiç ara vermez. Öyle anlaşılıyor ki o, geçmiş bilginler ile dönemindeki yazarların eserlerinden yararlanarak kendini geliştirmiş, zihnî bakış açısını olgunlaştırmıştır.
Kur’an ve hadisi merkeze alan bir hayat
İrşad ve davet faaliyetlerinde Kur’an ve hadisi hayatının odak noktası yapan Gazali, ikisini referans alarak bir ahlak anlayışı inşa etmeye ve sosyal hayattaki bozuklukları tedavi etmeye çabalamıştır. Bunu yaparken de Kur’an’ın hayatın düzenine dair ortaya koyduğu prensipler ile Hz. Peygamber’in hayatından örnekler vermek suretiyle Allah’ın son elçisinin mutlak rehberliğinden yararlanmaya çalışmıştır.
Eserleri
Mücadeleci hayatına dokuz kitap sığdırmış olan Gazali’nin öne çıkan eserleri şunlardır:
Kur’an’a Bakışlar: Klasik tefsirler ve Seyyid Kutub’un Fi Zılal’i ile hadis kitaplarından istifade ederek Kur’an’a yeni bir bakış açısı sunduğu meal-tefsir çalışmasıdır. Çağdaş problemlere, itikadi yanlışlara ve yozlaşmaya ayetler ışığında çözüm yolları getirir. Bu eser, Allah’ın buyruklarını tefsir ederken şöyle bir yöntem izler: Önce kolay ve anlaşılır bir anlatımla ayetin manasını verir ve temel kavramları kısaca açıklar. Ayetin indiği dönemin özelliklerine değindikten sonra içerdiği mana ve hükümleri, mesajı günümüze taşır. Yaşadığı dönemdeki sosyal, siyasal ve ekonomik olaylarla ayet arasında sıkı bir ilgi kurar. Böylece, sanki ayet yeni inmiş gibi günümüz insanını ilahi kitabın rehberliğine sevk eder. Zira ona göre, Kur’an ayetlerini pratik hayata yansıtabilmek için sırasıyla İslam insanını, ailesini ve toplumunu inşa etmek gerekir. Sonuç olarak bu eseri okuyan kimse Kur’an’ın hayat kitabı olduğunu anlar. Şu ifadeleri onun meramını özetlemektedir: “Kur’an’ı sevdim ve onu yaşadım. Yaşamaya başlayınca sevenler için onu mırıldanmayı istedim. Bu yüzden bazı müfessirlerin mırıldandıklarını mırıldandım. Ben müfessirim demiyorum ama şunu diyorum: Kur’an sevdalısıyım, ona âşığım. Seven sevdiğine mırıldanır, âşık mahbubuna anlatır, sevdiğiyle oturur, sevdalısına sarılır. Ben de Kur’an’a sarıldım ve milyonlarca mümin, Müslüman erkek ve kadına onu anlattım.”
Hayatımdan Bazı Günler: Hapishanedeki acı hatıralarını, maruz kaldığı işkenceleri içermektedir. Çektiği zorluklar karşısında Allah’a şöyle niyaz ettiğini söylemektedir: “Allahım! Beni kendinle meşgul et ki başkalarıyla uğraşamayayım. Ey tek olan Ehad ve Samed Rabbim! Sen beni öyle meşgul et ki yalnız seninle olayım. Beni bu korkunç ortamdan kurtar. Senden başkalarıyla meşgul olmaktan kurtar beni. Kendinle meşgul et. Vereceğin huzur ve güvenle kuşat. Senin yolunda, senin sevginle, senin hoşnutluğunla, senin muhabbetinle bana şehadeti nasip et. Ey Allahım! Müminlerle birlikte benim de ayaklarımı sabit tut. Bizlere güven ve sabır ver.”
Gazali bizim için neden önemli?
İslam dünyasının silkelenip ayağa kalkmaya çalıştığı son yüzyıllık sürece baktığımız zaman, toplumu irşad etme ve bilinçlendirme faaliyetinde bulunan rehber şahsiyetlerin neredeyse tamamının erkek olduğunu görürüz. Bu elbette İslam dünyasının bir zafiyetidir. Kötü tablo nedeniyle söz konusu alanda İslam’a hizmet etmiş olan az sayıdaki önder kadın şahsiyet -bu nedenle- bizim için çok kıymet arz etmektedir. Genç kızlara örnek olmaları yanında bir kadın gözüyle Müslümanların durumunu gözlemeleri, sorunlara çözüm yolları önermeleri ehemmiyet arz etmektedir. Yaşadığımız hayatı paylaştığımız insanların yarısının kadın olduğu gerçeği göz önüne getirilecek olursa bahsettiğimiz husus daha iyi kavranmaktadır. İşte bu yüzden Gazali, hem kendisinden istifade edilmesi hem de onun gibi insanların yetişmesine örnek olması nedeniyle biz Müslümanlar için çok ayrı bir konuma sahiptir.