Zeynep KAYSERİ UZUN
Dolunay geceyi selamlıyor. Yıldızlar yavaş yavaş yüz görümlüklerini kaldırıyorlar. İstanbul geceye teslim olmuş durumda. Bense yolların çağrısına kulak kabartıp tüm heyecanımla bavulumu hazırlıyorum. Bu seferki rota Denizli. Denizli’nin nasıl bir yer olduğuna dair hiçbir öngörüm ya da tahminim yok. Tekstili ve horozuyla ünlü olduğunu kulak dolması bilgilerle anımsıyorum. Görelim bakalım bu defaki yol bizi nasıl evirecek.
Denizli’ye Varış
Denizli’ye uçakla geldim. Tan yeri henüz ağarmaya başlamadı. Konaklayacağım otele doğru gidiyorum. Otelim tam merkezde bulunuyor. Gezi planımda Pamukkale, Antik Kent, Müze ve Seyir Tepesi var. İki günlük ziyaretimi bu şekilde değerlendireceğim.
Pamuk Ülkesini Adımlamak: Pamukkale Travertenleri
İlk durağımız Pamukkale. Mineral bakımından oldukça zengin olan Pamukkale travertenleri, her yıl yerli ve yabancı binlerce turiste ev sahipliği yapıyor. Sağlık turizmi açısından oldukça önemli olsa da Roma döneminde inşa edilmiş antik havuzlar, hamam kompleksleri ve antik tiyatrolar gibi tarihî hazinelerle de çevrelenmiş olması onu daha da çekici kılıyor. Bu doğa harikasını deneyimlemek için ayakkabılarımı çıkarıp zemine basıyorum. Kaygan zeminin üzerinde yürürken uçsuz bucaksız bir pamuk ülkesi gözlerimi alıyor. Parmaklarımın arasından süzülen serin sularsa içimi ürpertiyor. Güneş ışıklarıyla birleşen devasa beyazlık insanı âdeta içine çekiyor. Travertenlerin gün batımıyla ettiği dansı fotoğraflamak isteyen birçok kişi buralara akın etmiş durumda. Şükür ki bu büyüleyici anı ben de yakaladım. Yavaş yavaş ve derinden hissederek adımladığım travertenleri kuş bakışı seyretmek isteyenler için balonlarla da turlar yapılıyor.
Bir Dünya Mirası Hierapolis Antik Kenti
Travertenleri gezdikten sonra bir köşeye çekilip biraz dinleniyorum. Gezi planıma göre sırada Hierapolis Antik Kenti var. Suyun etkisinden olacak enerjimin biraz düştüğünü hissediyorum. Hemen yanı başımda Denizli’ye has nar suyu satan dükkânlar mevcut. Taze sıkılıp verilen nar suyu hem çok leziz hem de insanı bir anda titreterek kendine getirme potansiyeline sahip. Yoğun, ekşimtırak bir tadı var. Buraya gelirseniz muhakkak tatmalısınız. Hierapolis buraya yürüme mesafesi. Giderken kentin tarihçesini de araştırıyorum. 2000 yıllık uzun bir geçmişe sahip olan antik kent, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Bergama Krallığı’nın şifa merkezi durumundaymış. Antik kente ulaştığımda çevredeki irili ufaklı eski taşlar dikkatimi çekiyor. Kent hâlâ sit alanı durumunda. Kazılar yapılıyor. Roma Dönemi sütunlarını süsleyen taş oymaları birer sanat harikası. Apollon Tapınağı’nı ve kokusu hâlâ genzi sızlatan eski hamamları tek tek geziyorum. Fakat beni en çok etkileyen, büyük tiyatro alanı oluyor. Tarihi gözlerimin önünde canlanıyor birden. 1800 yıllık tiyatronun yapımına; MS I. yüzyılın ikinci yarısında başlanmış, eser, III. yüzyılın başlarında da tamamlanmış. Yani inşası yaklaşık 150 yıl sürmüş. Devasa sütunlarda yer alan heykeller ve resimler çeşitli manalar taşıyor. Tiyatro alanında bir süre dinleniyorum. Lakin üzüldüğüm bir nokta var. Onu da paylaşmadan edemeyeceğim. Burası şimdilerde konser alanı olarak kullanılıyor. Göreceği zararı tahmin etmek zor değil. Ayrıca Denizli’de bu kadar şahane bir tarihî eser bulacağımı da beklemiyordum açıkçası. Görülmeye değer. Antik kentin sınırları içerisinde bir de arkeoloji müzesi bulunuyor. Oraya doğru yol alıyorum.
Yüzyıllık Eserlerle Hierapolis Arkeoloji Müzesi
Müze, 1970’li yıllarda yapılmış, Hierapolis ören yerinde bulunan Roma hamam yapısının restorasyonu sonucu, başta Hierapolis kazılarında çıkan ve diğer ören yerlerinden getirilen eserlerin teşhir ve düzenleme çalışmaları tamamlanarak 1 Şubat 1984 tarihinde açılmış. Çeşitli lahit, heykel ve kabartmaların bulunduğu müzede mitolojiye dair epey hikâye öğrenebilirsiniz. Bu hikâyeler, kabartmalar yoluyla çağdan çağa aktarılıyor. Lahitler ve heykellerin bulunduğu salona girdiğimde özellikle gladyatör dövüşleri ve boğa mücadelelerinin konu edildiği kabartmalar ilgimi çekiyor. Bir sonraki salonda ise benim görünce daha çok dikkatimi çeken gündelik hayata dair eşyalar bulunuyor. Pişmiş toprak kaplar, idoller ve taş eserlerle birlikte Frig, Helenistik, Roma ve Bizans Dönemlerine ait pişmiş toprak kandiller, cam eserler, kolyeler ve madenî takılar bunlardan bazıları.
Mestanağa Camii
Denizli’de Selçuklu ve Osmanlı’ya ait eserler yok denecek kadar az. Ayakta kalanlarsa genellikle camiler. Mestanağa Camii de bunlardan biri. Tavas’taki Mestanağa Camii’ne girdiğimde dikkatimi ilk çeken yer ahşap oymalar ve sütunlar oldu. Sütunlar arasındaki oymalı kemerler balkona apayrı bir güzellik katmış. Genellikle ahşap dekor kullanılan cami 1768 yılında Hacı Muhammet Ağa’nın eşi Ümmühan Hatun tarafından yaptırılmış. Caminin şadırvanı 2004 yılında onarımdan geçirilmiş. Diğer camilerde yetişen vaizler bu camide beratlarını aldıklarından, “Usta Vaizler Camisi” olarak tanınıyormuş. Tavas’a gelip bu 2,5 asırlık camiyi ziyaret etmenizi tavsiye ederim.
Şifa Kaynağı Kleopatra Havuzu
Mısır kraliçesi Kleopatra’nın bu havuzda yüzdüğüne inanıldığından bu ismi almış. Dünyanın sağlığa faydalı olan sayılı havuzlarından biri olan antik havuzun su sıcaklığı, vücut sıcaklığı da olan 36 derece. Kalp hastalığı, damar sertliği, tansiyon, romatizma, felç, sinir ve damar hastalıklarına, içildiğinde ise spazmlı midelere çok iyi geldiği söyleniyor. Antik kent ve travertenlerin bulunduğu bölgede yer alıyor. Şifa için gelenlerin doldurduğu havuza girerken güneş kremi kullanmak yasak. Havuz suyunun bozulması istenmiyor. Bununla birlikte iki saatten fazla kalmanın zararlı olduğunu söyleyenler de var.
Horoz Heykelli Denizli Seyir Tepesi
Denizli’nin en güzide mekânı olduğunu düşündüğüm seyir terasının manzarası özellikle akşam saatlerinde muhteşem. 26 ton demir kullanılarak inşa edilen 27 metre uzunluğundaki ihtişamlı dev horoz heykelinin sizi karşıladığı bu alan son derece büyüleyici. Devasa horozun renkleri sürekli değişiyor ve bu alana canlılık katıyor. Yeşilin göz alıcılığının yanında macera parkurları, dağ kızağı, 5 kuleli zipline ve kaykay parkuru ise adrenalin tutkunlarının ilgisini çekebilir diye düşünüyorum. Yapay şelalede su sesleri arasında vakit geçirmek eşsiz manzarada kenti yüksekten görmek inanılmaz keyif verici. Denizli’ye gelirseniz buraya uğramadan asla gitmemelisiniz.
Bir Not: Denizli Horozu Gibi Ötmek
Bu tabiri ilk duyduğumda zihnimde gereksiz konuşmak anlamına geldiğini düşünmüştüm. Ama işin aslını öğrendiğimde hem eğlendim hem de şaşırdım. Denizli horozu ötmeye başladığında onu durduran tek şey bayılarak düşmesiymiş. Kendinden geçene kadar ötermiş. Denizli horozlarının birinci yılda ötüş uzunlukları 20-25 saniye arasında olurmuş. Ben de Denizli horozu gibi ötmek tabirini kendimce yeniden yorumladım ve işini hakkıyla yapmakla aynı manaya geldiğine kanaat getirdim. Öyle ya, horozlar hakkında genel kanı, görevlerinin sabahın erken saatlerinde öterek insanları uyandırmak olduğudur. Denizli horozları bu işi bayılana kadar yapıyormuş meğer. “Her horoz kendi çöplüğünde öter ama Denizli horozu her yerde öter.” tabiri de yine Denizli horozunun kabiliyetini ve gücünü temsil ediyor. “Horoz ölür, gözü çöplükte kalır. Vakitsiz öten horozun başını keserler.” gibi horozla ilgili pek çok atasözümüz mevcut. Horozun kültürümüzde önemli bir yere sahip olduğu aşikâr.
Son olarak Denizli, Ege Bölgesi’nde tarihî, kültürel ve doğal zenginlikleriyle ziyaretçilerini bekleyen harika bir şehir. Gelip görülmeli ve börülcesinden de yenmeli. Tavsiyemdir.