ZEMBİLİN GEMİYE DÖNÜŞTÜĞÜ YERDEKİ BİLGELİĞİN PEŞİNDE
Doç. Dr. Güldane GÜNDÜZÖZ
Kırıkkale Üniversitesi
İslami İlimler Fakültesi
Musa Peygamber’in kıssası, Nil’in kıyılarından başlayıp Kızıldeniz’e kadar uzanan, iki denizin kıyısında maveraya açılan mucizevi bir yolculuğu anlatır. Tıpkı insanın hayatı gibi dalgalarla sarsılan, bazen kıyıya vuran bazen de tutkulu bir şekilde özgürlük arayışına doğru bilinmeyene doğru uzaklaşan. Fakat her defasında kendine Rahmani bir dokunuşla sığınacak bir liman bulan. Musa peygamberi her şeyden önce daha anne sütü kokan bir bebekken, annesi tarafından Firavun’un çocuk katliamından kurtulması için bir zembilin ya da sandukanın içine konularak Nil nehrine bırakılmış hâlde görürüz. Aslında onunki bazen Hz. Hızır’la beraber bir gemide bazen elindeki asa ile yardığı Kızıldeniz’in önünde, gerilim dolu ve bir o kadar da deniz kokan bir hayat hikâyesidir. Mısır’daki tufanın, Tih’teki on iki pınarın, suya gömülen Firavun’un ve iki denizin öyküsüdür bu.
Bunlara ilaveten Hz. Musa’nın bir de Hızır’la hakikati arayış yolculuğu vardır ki bu, fizikle metafizik âlemin buluştuğu noktaya doğru, görünürde yatay düzlemde fakat işin özünde istikameti mavera olan bir yolculuktur. Hz. Musa’nın öyküsü, bir zembilde ya da sanduka eşliğinde Nil’de başlar, Firavunun sarayına, oradan Medyen’e ve Tur Dağı’na uzanır, Tih Çölü’nün kumdan labirentlerinden geçerek Kızıldeniz’e ulaşır, Hızır ile kol kola maveraya doğru yol alır. Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesi, insanlığa hak ve batıl mücadelesinin ne olduğunu anlatır. Bu mücadele henüz bitmiş de değildir, hatta tam da Musa peygamberin Firavun’la mücadele ettiği yerde, hız kesmeden sürmektedir. Hz. Musa ile ilgili anlatılan her şey, hakikati özlemiş kalplere, madde ile körelmiş algılara Nil’in suları misali hayat taşıyan bir tılsımlı ab-ı hayat ve hikmet yoksunluğundan çatlamış dudaklara yudum yudum can suyudur.
Kıssa malumdur. Firavun, Mısır’daki İsrailoğullarından bir peygamberin gelerek bir gün krallığını yıkmasından korktuğu için İsrailoğullarının yeni doğan erkek çocuklarını öldürtmektedir. Annesi, onu Firavun’un askerlerinden korumak için, bir zembile ya da sandukaya koyar ve Allah’ın ilham etmesiyle yavrusunu Nil’in sularına bırakır. (Kasas, 28/7.) Bebek Musa’nın içine konduğu zembil, Nil’in kenarındaki Firavun’un sarayının kıyısında bir ağacın dibine takılır. Böylece Musa, Firavun’un sarayında büyür. (Kasas, 28/12.) Gençken inançsız bir Kıpti ile giriştiği kavgada attığı yumrukla Kıpti’nin ölümüne yol açan Musa’nın hayatı değişir, Mısır’ı terk etmek zorunda kalır (Kasas, 28/20-21.) ve Medyen’e gelir. Orada yaşlılığın hükmünü sürdürmekte olan Şuayb peygamber ile tanışır. Hz. Musa, hayvanlarını pınarda sulatmaktan alıkoyanlara karşı Şuayb peygamberin kızlarına hiçbir ücret talep etmeden yardım eder. (Kasas, 28/27-29.) Musa peygamberin hayat hikâyesi, Nil’in suyunda zalim Firavun’a doğru yolculuğu başlamıştır. İnançsız Kıpti ile olan kavgasında Kıpti’yi öldürmesi ile kaçarak gittiği Medyen’de, ücret almadan Hz. Şuayb’ın kızlarına yardım etmesi ile devam etmiştir. Ardından ise “anestü nara (bir ateş gördüm)” sözünün ahenkli sırrı ile peygamberlik hayatı gelir.
Aslında Hz. Musa’nın Kur’an’da metafizik hakikatleri kavramak üzere Hızır ile yaptığı yolculukta şahit olduğu olaylar ile fiziksel hayatındaki süreçler bir o kadar özdeştir. Hz. Musa, Yuşa b. Nun ile bilge kul Hızır’ı bulmak için yola çıkar, sonunda bulur ve ona “Sana öğretilenden bana da öğret.” der. Hızır, onun buna dayanamayacağını söylese de nihayetinde Hz. Musa’yı yanına alır. Yolculukları sırasında bir gemiye binerler. Hızır gemiyi deler. Hz. Musa ona, kötü bir iş yaptığını söyler. Hızır, “Dayanamayacağını söylemiştim.” diyerek onu ikaz eder. (Kehf, 18/71-73.) Derken bir çocuğa rastlarlar. Hızır, çocuğu öldürür. Hz. Musa ona, onu haksız yere öldürdüğünü söyler. Hızır, Hz. Musa’ya, verdiği sabır sözünü hatırlatır.(Kehf, 18/74-76.) Yolculuklarının diğer safhasında bir şehre varırlar. Şehir halkından yemek isterler ama şehir halkı onlara yemek vermeye yanaşmaz. Burada yıkılmak üzere olan bir duvar görürler. Hızır, duvarı onarır. Hz. Musa, onun hiçbir ücret almadan duvar onarmasına karşı hayretini dile getirir. Hızır artık ayrılma vaktinin geldiğini söyler ve olayların iç yüzünü anlatmaya başlar: “Gemiye zarar verdim. Çünkü ileride zalim bir kral vardı. Tüm gemilere zorla el koyuyordu. Oysa gemi bir grup yoksul insanındı. Çocuğun ileride kötü biri olacağını biliyordum. İyi insanlar olan anne ve babasını da kötü yola sevk etmesini engellemek için ilahi emir gereği onu öldürdüm. Duvar ise şehirde yaşayan iki yetim çocuğun mülkiyetinde olan bir yapıydı, altında bir define bulunduğunu biliyordum ve bu defineyi yetim çocukların bulup faydalanması için duvarı onardım. Bu eylem, kişisel bir tercih değil, belirli bir ilahi irade ve anlam dairesinde gerçekleşti.” der. (Kehf, 18/77-82.)
İnsan kendi hayatında yaşadıkları ile kıssalarda metafizik göndermelerle anlatılanların gerçekte aynı hakikatin birer yansıması olduğunu çoğu kere unutur. Bu, “Hızır’ın peşinde Hz. Musa’nınki gibi sabırsızlık göstermekle mi ilgilidir yoksa fiziksel olanın ötesindeki manayı görememekten mi kaynaklanır?” bilinmez. Biz, hikâyenin gerisini İbnü’l-Arabi’den dinleyelim. (Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Fususü’l-Hikem, thk. Ebü’l-Ala Afifi [Beyrut-Lübnan: Darü’l-Kütübi’l-Arabi, 1984], 197-213.) İbnü’l-Arabi’nin yorumuyla; Hızır, Hz. Musa’ya nihayetinde şöyle seslenmiştir: “Ey Musa! Benim yaptıklarıma niye şaşırıyorsun? Sen çocukken zalim Firavun’a doğru, derme çatma bir zembille seyahat ederken benim tahtalarını söktüğüm geminin zalim krala doğru seyrüseferinden daha farklı bir durumda mıydın? Benim ilahi kaderi yerine getirmek üzere Allah’tan aldığım emirle çocuğu öldürmem ile senin Kıpti’yi öldürmen arasındaki fark nedir? Ücret almadan bir duvarı tamir etmemi kınayana da bak! Medyen’de pınar başında Hz. Şuayb’ın kızlarının hayvanlarını, hiçbir ücret istemeden sulayan kimdi?” İbnü’l-Arabi’nin aktarımından çıkaracağımız şu olsa gerek, herkesin hayatında çıktığı yolculuk, bir bakıma Hızır’la yaptığı bir seyahattir. Yeter ki zembille geminin; Kıpti ile çocuğun ve duvarla pınarın aynı şeylerin farklı tezahürleri olduğunu bilelim. O zaman her birimizin elinde Hz. Musa’nınkine benzer bir asa; her Firavun’un karşısında belki bir Musa bulunur.