ZARFA DEĞİL MAZRUFA BAKANLAR

Gülşen ÜNÜVAR

Dinle ey yolcu!
Dağa taşa, uçan kuşa, gökte süzülen rüzgâra, yerde gezinen boz bulanık yaprağa, gören göze, süren söze, pak yüze, her bir köke yuva olan toprağa, topraktan alıp ummana sürükleyen ırmağa, eliyle yazana, gözüyle okuyana, gönlüyle anlayana, gelmiş geçmiş tüm mahlukata selam olsun.
Sıhhat arayıp bulana, bulamayıp da arayana, darda kalana, kendi darlığını unutup başkasının müşkülüne koşana, acısını dağlayıp acılara merhem olana, gidene, kalana, durana… Selam olsun.
Dört gözle yolumuzu bekleyene, sesimize ses verene, kelama hürmet gösterene, zarfa değil mazrufa bakana, sözünü esirgese de gönlünü açana, henüz yola çıkmadan önümüze koşana, bizleri dualarına katana, anlatana, anlamaya çalışana, çocuğuna, büyüğüne, ihtiyarına selam olsun.
Vakitlerden ne vakittir bilmem evlat, çağlardan hangi çağ, devirlerin hangisi geçer? Yaşım kaç, hangi müçeli sürerim, nerelerden geldim, nerelere giderim? Bildiğim tek şey, insanım! İnsanın insana en büyük armağan olduğuna inanırım. Sen mesela, benim armağanımsın; geçerken uğramış bir yolcu, sözümü uzaklara taşıyan bir ulak, övünç duyduğum nesil, dün ile bugünün iki yakasını bir araya getiren kapı. Sıratın bir ucunda sen, diğer ucunda ben. Sırat ki altından su mu akar, zaman mı bilinmez. Gel bu sefer de böyle olsun, bilinmesin köprünün altından neler geçip gittiği. Biz sözümüzü söyleyelim, türkümüzü çağıralım, heybemizi zenginleştirelim. Yolcu dediğin ne de olsa bugün var yarın yok. Han baki, yol sonsuz!
Ey yolcu, ey evlat! Durma, kat heybene şu diyeceğim sözü; Nice derlense dünya malı tükenip gider. Yazılsa kalır söz, dünyayı gezer.* Velev ki köprünün altından akan sular dünya malı. Ben sana bir çift cümle kurana kadar avuç avuç geçti yanı başımızdan. Bak, aktı gitti şimdiden kim bilir hangi diyara. Sözlerim senin kulağına ulaşmadan, o varacağı yere vardı çoktan. Böyledir dünya malı, bakarsın senin, bakarsın elin. Sen söze sıkı yapış. Söz ki dünyanın en kıymetli hazinesi, en ebedî nefesi. En son söylediğim cümleyi de katmayı unutma heybene, yolcusun sen; azığın söz, yarenin köz, adımın öz olmalı. Seninle bir olup dünyayı dolaşsın şu sade sözüm. Bana yapabileceğin en büyük iyilik ve göstereceğin vefa örneği bu olur inan.
Mektuplarımı bir hazine gibi saklayacağından hiç şüphem yok. Ancak yeri ve zamanı gelince gün yüzüne çıkarmaktan çekinmeyesin evlat. Gün görmeyen çeyizlerin rengi safrandan hâllicedir, bilesin. Hakkıyla kullanılmayan, değeri bilinmeyen çeyizin kime ne faydası var? Açılmayan pencereler örümcek bağlar, akmayan su por tutar. Vakti gelince havalandır, güneşlet, yumuşasın kimi sertlikler, ısınsın. Hatta bir gece ayazlasınlar ki kırağıdan da nasiplensin baldan tatlı olanlar. Kıvamını bulunca yeniden kaldır heybene ve yolculuğuna devam et.
Tüm bunları yaparken hırsına yenik düşmeyesin evlat. Bilirim, heybendeki kıymetin farkındasın lakin değere fazla değer, değeri değerinden eder. Sakin ve sabırlı olmak her zaman hazinene hazine katar. Değer dediğin şey işte o zaman bin kat daha artar. Yanlışlıkların başında acelecilik vardır. Bütün iyi işler sakin yapılanlardır.* Aheste dolaşasın ey yolcu! Gördüğün her hana uğra, karşılaştığın her insanla eğleş demem elbette. Ölçünü kendin bil, ayarını kendine göre yap, dengeni adımlarına denk tut. Her zaman doğruya ulaşıp başarıya nail olacaksın diye bir kaide yok. Hayat bu, biraz nasip, biraz kısmet, biraz tecelli. Gün gelir heybe eskir, an olur ayakların yorulur.
“Sağlık olsun” diye bir tabir vardır buralarda, olmayan her işte hayır arayan bir anlayış ifadesidir. Ben de sana kuruyorum şimdi bu cümleyi; sağlık olsun evlat. Sen niyetini al, gerisini Yaradan’a bırak. Her işin başı sağlıktan gider, sağlığın sıhhatin yerindeyse şayet, heybe elbet bulunur. Heybe dediğin iki göz bir iplik değil mi? Esenlik gerek insana, mal eksik olmaz. Dirilik gerek kuşa, yem eksik olmaz.* Adımlarını dinlendir, sıhhatine kavuş. Ne insan zarar görsün ne de kuş. Nasibinde varsa yolcu olmak, elbet bir istikamet verecektir toprak.
Ömür biter, kelam bitmez demişler evlat. Bitmesin de! Diyecek bir kelamımız kalmazsa nice olur hâlimiz? Ancak mektubu fazla uzatmak yerine tadında bırakmak her zaman evladır. Gel bu sefer de kıvamında bırakalım, ne duru olsun ne de koyu. Söz dedik, sabır dedik, sağlık dedik. Üç sacayağını kurduk ocağımızın üzerine. Elbette bundan daha fazlasıdır hayat. Erdemimize erdem katmak için sayısız değer sıralamak mümkündür. Bu mektubumda sana önce esenlik sonra da sabır vurgusu yapmak istedim ki emanet sözlerime dünyayı dilediğince gezdirebilesin. Üç ayaklı şeyler devrilmeden durur. Üçü düz durdukça dengede olur.*
Dengeni iyi kur evlat! Yolcu dediğin bugün burada, yarın orada. Bazen dümdüz bir ovada bazen uçurumun kenarındaki bir kayada. Fırtınaya tahammül gösteren taşlara bir bak! Nasıl da yontulmuşlar, şekil almışlar ve dengesini korumuşlar. Erinç içinde uçan kuşlar fersah fersah ummanlar aşmışlar, iki ayak ile bir baş olmuşlar.
Üç sacayağından biridir sözlerim, derle derleyebildiğin kadar. Sendeki erdemler ile birleşince devrilmeyecektir evlat! Bundan sebeptir gönlüm rahat, başım ferah.
Mektubumu burada nihayete erdirir, bahtına gürlük, ömrüne selamet dilerim…
*Kutadgu Bilig