ZAMANLAR

İÇİNDE

KÜTÜPHANE

Nuray ALPER

“Ben her zaman cennetin bir tür kütüphane olacağını hayal etmişimdir.”

Jorge Luis Borges

Dünyanın yasası değişkenlik kumaşıyla işlenmiştir. Çağlar değişir, medeniyetler değişir; coğrafyalar, insanlar, düşünceler, sistemler, suretler ve gönüller değişir. Yeryüzünde pek az şey toprağın kalbine çivilenmiş bir anıt gibi orada kalır. Bunlar, sadece cismiyle değil hikâyesiyle de değişen resimlerin içinde değişmeyen bir im olarak yaşar. Entelektüel miras kütüphaneler de bu çerçevenin içindeki yerini alır.

Kütüphaneler sadece bir neslin değil toplumların dilidir; kayıtlı kültürüdür. Bilginin, düşüncenin, sanatın farklı form ve renklerini depo eden mana ambarlarıdır. İlmin mabetleridir sonra, milletlerinin mazileri ve âtileridir. Dünya üzerindeki her kütüphane bir nevi hafıza işlevi görmektedir. Bu sebeple yakılıp yıkılanları vardır aralarında. Kütüphanelerin ihtişamını yazan tarih onların zulmün, zulmetin, korkunun eliyle nasıl heba edildiğini de bir gün anlatacaktır. 

Bu konuda İsmail E. Erünsal’ın Orta Çağ İslâm Dünyasında Kitap ve Kütüphane isimli kapsamlı eseri hayli ilginç içerik sunar ilgilisine. İslam dünyasında kütüphanelerin ne zaman ve nerede çıktıklarına dair kesin bilgi bulunmadığını belirten Erünsal, bu çıkışın Kur’an-ı Kerim ve hadislerin etrafında yoğun faaliyet gösteren Emeviler Dönemi’ni işaret ettiğini vurgular. Birer okul görevi yapan mescitleri ve bazı âlimlerin evlerinde önemli sayılabilecek kitaplarla kurdukları sistemleri zamanın ilk kütüphaneleri olarak değerlendiren yazar (s. 327), Bağdat’ta, Kurtuba’da, Endülüs’te, İskenderiye’de zengin kütüphanelerin hükümdarlar kadar soylular ve servet sahipleri eliyle nasıl moda hâline getirildiğinden de uzun uzun bahseder.

Orta Çağ İslâm Dünyasında Kitap ve Kütüphane eserinde İspanya’da kurulan en büyük kütüphane olan Kurtuba Saray Kütüphanesi, iktidarı elinde tutmaya çalışan Mansur’un korkularına kurban edilir (s. 344); “Mansur sarayına çağırdığı fakihlerin temsilcilerine kütüphanede gördükleri zararlı kitapları seçip yakmalarını söyledi. Onlar da felsefe, mantık, astronomi kitaplarını seçtiler ve bir kısmını yakıp bir kısmını da kuyulara atıp üzerlerini toprakla kapladılar. Mansur’un bu davranışı neticesinde saray kütüphanesi büyük zarar gördü.” Araştırmacı kitabının başka bir yerinde ise Musul’da inşa edilen, felsefe ve astronomi yönünden hayli zengin olan ve haftanın her günü herkese açık olduğu belirtilen ilk vakıf kütüphanesini işler. Kütüphane mimarının Musul’u terk edip Bağdat’a girmesi üzerine bu ilim merkezinin düşmanları tarafından talan edildiğini bildirir (s. 166). Bundan sonra on bin cilt kitabı bünyesinde taşıyan Halep’teki kütüphane de Musul’un göz bebeği ile kader ortaklığı yapacak, Şiiler ve Sünniler arasındaki bir çatışmada yağma edilecektir.

Yakın tarihe gelindiğinde bu kıyım ve yıkımların en üzücü olanlarından birini dünyanın gözü önünde ateş çemberine alınan ve zulmün her çeşidine maruz bırakılan Bosna’nın, Sırp güçlerince yakılan Saraybosna Ulusal Kütüphanesindeki iki milyon kitabı kaybetmeleri oluşturur. Sayısız bilgiden, görgüden, tecrübeden damıtılan iki milyon kitap, iki milyon vebal, isyan, âh!

Her kütüphane kendine has yolculuğuyla bir kitap vatanıdır; bir idealin, istikbalin evreni. Sadece nehirler, ovalar, dağlar sanılır coğrafyaların besin kaynağı oysa düşüncenin çocukları emzirilir kütüphanelerde. Çeşit çeşit, desen desen, renk renk bilginin cemalidir, tecrübenin cenneti kütüphaneler. Her millet ve medeniyet için gücün ortak sembolüdür bu yüzden.

Yazık ki Türk milletlerinin kütüphaneleri de bilhassa kalbinde taşıdığı yazma eserlerle imha ve kıyımlardan nasibini alır. 13. yy.da Moğol istilaları yüzünden Sivas, Konya, Kayseri gibi Anadolu şehirlerinin medrese kütüphaneleri büyük ölçüde tahrip edilirken Osmanlıda çıkan İstanbul, Cibali ve Hocapaşa yangınlarında vakıf kütüphaneleri hasar görür.Bütün bunların yanı sıra Cumhuriyet tarihinde kütüphanelerin siyasi nedenler ya da saldırılarla tahrip edildiğine de rastlanmaktadır. Hangi nedenle olursa olsun bu imha; ilmin, kültürün, sanatın ve hatta sanatçının tarihine açılan bir savaş olarak geçer kayıtlara… Sebebin haklılık oranı değildir okunan; tarih ve medeniyetlerin kaybıdır. Neticede kütüphane raflarında arzıendam eden her eser bir emek ve tecrübenin tercümesidir. Böylelikle kütüphane tahripleri salt fiziki bir yıkım zaviyesinden değil hafızanın, devamlılığın, geleneğin, buna bağlı olarak geleceğin kesintiye uğratılması üzerinden okunmalıdır. Ayrıca bu okumalar sadece İslam ve Türk özelinde değil dünya sathında da Orta Amerika’daki Maya ve Aztek el yazmalarının yakılmasıyla, İmparator Qin Shi Huang’un tek bir ideoloji oluşturmak amacıyla Çin’deki tarih ve felsefe kitaplarını imha ederek bilginleri öldürtmesiyle, 2003 yılındaki Irak Savaşı’nda yağma ve yangınların Osmanlı ve Abbasi Dönemi’ne ait belgelerin kaybedilmesine neden olmasıyla zulmün diğer adı olarak yapılmalıdır. Nitekim netice, kütüphanelerin kimi zaman siyasi iktidar mücadelelerine kimi zaman mezhebi çatışmalara, kimi zaman da istila ve yağmalara kurban edildiğini, bu anlamda coğrafyaların da insanlar gibi kader birliği ettiklerini anlatmaktadır. Ortaya çıkan üzücü resim bilginin korunmasının ne denli kırılgan bir zeminde durduğunu da haykırır.

Yakılan, talan edilen, yeryüzündeki varlığı silinen kütüphanelerde kitaplarla birlikte mürekkepler, şerhler, kenar notları, yazarların emeği ilim silsileleri ve birikmiş tecrübeler de dönüşü kabil olmayan kayıp dünyalara karışır. Bu yönüyle kütüphanelerin imhası, bir medeniyetin hafızasının yaralanması anlamına geldiği gibi dünyanın ilim ve marifet yapraklarının da insan eliyle birer birer koparıldığını göstermektedir. Tarih, ilme sarf edilen hürmetin kültür ve medeniyetleri yükselttiğini; korku ve iktidar savaşlarının ise bilgiyi hedef aldığında geriye telafisi mümkün olmayan boşluklar bıraktığını açıkça ortaya koyar.

Yaşamın bazı durakları vardır ki kişinin manevi dünyasını değiştirip dönüştürecek bir kudret taşır. Kitap merkezleri de bünyesinde topladığı hakikat, ilim, sanat meraklıları için bu temsilin ilk sırasında yer alır. Kelimenin gücünü henüz fark edemeyen insan hiç değilse “Kütüphane zamana açılan bir kapıdır.” söylemini akılda tutmalıdır.