ZAMANIN İNSANI MEDENİ KILMADIĞI YER: HOCALI

Dr. Öğr. Üy. Mevlüt Dede
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi

İnsanoğlu her geçen zamanın, kendisini daha medeni hâle getirdiğini düşünür. Yani bugünün insanı dünün insanından daha medenidir! Acaba öyle mi? Tarihin kıymetli sayfalarına bakıldığında gerçeğin böyle olmadığı karşımıza çıkar. Bunun için zaman makinesiyle geçmişe gitmeye de gerek yoktur. Batı dünyasının kendini medeniyetin merkezine koyduğu, İslam dünyasını da karşısına aldığı -kendilerinin tabiriyle- modern zamanlara bakalım. Yirminci yüzyıl bitmek üzeredir. Osmanlı Devleti’nin gölgesinde Müslümanların hayatını rahat rahat yaşadığı dönemler sona ermiştir. Artık ne çınar kalmıştır ne de gölgesi… Osmanlı’dan sonra Müslümanların kaderine ya sömürü düşmüştür ya da asimilasyon. Ki bu etki hâlâ devam etmektedir; Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da ve daha nice coğrafyalarda. İşte bu zulüm halkasının biri de 1992 yılında hemen yanı başımızda tek millet iki devlet dediğimiz Azerbaycan’a ait Karabağ topraklarında bir şehir olan Hocalı’da yaşanmıştır. Dünyada devletlerin sınırlarının cetvellerle çizildiği bir zamanda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan’ın arasına bir Ermenistan Devleti konulmuştur. (Âdeta gelecekte Ermenilerin yapacağı katliama müdahale edemeyelim der gibi!)
Hocalı’da Tarih: Osmanlı’nın Düşüşü ve Zulmün Ayak İzleri
Hz. Osman Dönemi’nde Müslümanlar tarafından fethedilen Karabağ bölgesi, XI. yüzyılda da Büyük Selçuklu Devleti’nin yönetimine girerek Türklerle tanışmıştır. Daha sonra Osmanlı Devleti de başta olmak üzere irili ufaklı birçok devletin idaresine girer. Mezalimin yaşandığı asırdan evvelki asırda önce İran’ın daha sonra Rusların hâkimiyetine giren Karabağ’da bu döneme kadar Ermeni varlığından söz edilmez. Yapılan araştırmalara göre 1810 yılında Karabağ’da 5.000 aile yaşarken 1823 yılında aile sayısı 18.500 olur. Verilen rakamlara göre on üç yıl sonrasında nüfusta hızlı bir artış yaşanır. Ve nüfusun üçte ikisinin Ermenilerden oluştuğu ifade edilir. Bu durum bize Rus hâkimiyetiyle birlikte Karabağ’da Ermenilerin sayısının arttığını göstermektedir. Nasıl ki 1. Dünya Savaşı’nın boşluğundan faydalanarak Osmanlı topraklarındaki Müslümanları katleden Ermeniler, aynı dönemde 1917’de yaşanan Bolşevik İhtilali’ni de fırsat bilerek Karabağ’da isyan çıkarmıştır. Bu isyan gelecekte yaşanacakların habercisi olmuştur. 1920 yılında Sovyetler Birliği, Ermenilerle Karabağ arasında bir ilişki bulunmadığı gerekçesiyle bölgenin Azerbaycan’a ait olduğunu belirtmiştir. Daha sonra 24 Temmuz 1923’te Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi kurulur. Rusların güçlü olduğu dönemde Türkler hakkında verilen bu kararlar oldukça dikkat çekicidir.
Zulüm ile Abat Olunmaz: Medeni Batı’nın Desteği ve Katliamın Ayak Sesleri
Sovyetlerin zayıflamaya başladığı dönemlerde Avrupa devletlerinin desteği ile bölgede 1970’li yıllarda Ermenilerin faaliyetleri artacaktır. Özellikle yurt dışında yaşayan diaspora Ermenilerinin lobi faaliyetleri ile önce 1979’da Paris’te, ardından 1983’te Lozan’da kongreler yapılmıştır. Kongrelerin ardından ortaya çıkan karar ve kararın gerekçesi ise oldukça tuhaftır: “Sahip olunan Ermenistan topraklarının Ermeni vatandaşlarına yetmediği gerekçesiyle Karabağ bölgesinin Ermenistan topraklarına dâhil edilmesi için faaliyetler yürütme kararı alınır.” Bu tuhaf gerekçe ile 1980’li yıllara böyle girilirken bu dönemde ABD de hem siyasi hem ekonomik desteğe başlamıştır. Tüm bu süreçler yaşanırken Azerbaycan Devleti ise her zaman Karabağ’ın Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu dile getirmiş, Ermenilere karşı herhangi bir taşkın faaliyet ya da tehdit edici bir üslup kullanmamıştır.
Batılı devletlerin desteğini alan Ermeniler soykırım öncesi ilk anarşist faaliyetlerini ise 1988 yılında bölgedeki Türkleri göçe zorlayarak gerçekleştirmiştir. Aynı yılın şubat ayında Karabağ’ın Ermenistan’a ait olduğunu ilan eden Ermeniler, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan Devleti’nin haklılığını tanımasına rağmen faaliyetlerine devam ettiler ve 1989’da Karabağ’ın Azerbaycan ile ulaşımını kestiler. Döşenen mayınlardan dolayı merkezle irtibatı kopan Karabağ Türkleri kendileri müdafaa etmek için Azerbaycan Halk Cephesi Millî Komitesi’ni kurdular. Fakat bu dönemde yaşanan talihsiz bir olay belki de katliamın önünü açmıştı.
Bu Tarih Tekerrür Etmesin!
1991 yılının Aralık ayında Sovyetler Birliği dağıldı, yerine kurulan yeni yönetim ise Ermenileri destekledi. Artık Ermenilerin önünde hiçbir engel kalmamıştı. Ermenilerin hedefinde özellikle Hocalı vardı. Çünkü bölgede havaalanı bulunan tek şehir Hocalı’ydı ve şehir stratejik bir konumdaydı. Birliğin dağılmasından üç ay sonra 25 Aralık’ı 26’sına bağlayan soğuk bir kış gecesinde önce Hocalı’da bombardıman başladı, ardından silahlı saldırılar. Bundan sonraki süreçte düşünülmesi gereken şey şu olsa gerek: Ermenilerin amacı ne? Türkleri bu topraklardan sürmek mi yoksa bir daha geri dönme ihtimaline karşı soykırıma tabi tutmak mı? Tahmin edileceği üzere süreç tam bir soykırıma dönüştü. Şehirde başlayan katliam ve soykırım, planlı bir şekilde kaçanlara da uygulandı. Ermenilerin haince planı ellerinden bir şekilde kaçan Türklerin dahi kendiliğinden ölmesini öngörmüştü. Etrafları çevrilen halkın Azerbaycan topraklarına gidebilmeleri için önce saldırılardan kaçması, sonra şubat soğuğunda Gargar Çayı’ndan geçmesi ve ardından karlı ormanı aşması gerekiyordu. Şehrin üç tarafı çevrilerek açık bırakılan bölgeye kaçan siviller pusuya düşürülerek katledildiler. Bazıları da esir alınarak akıl almaz işkencelere maruz kaldılar. Sonrası ise tarihin ve insanlığın hiç unutmayacağı bir insanlık dramı… Elbette ölenler sayıyla ifade edilemez lakin 613 Müslüman şehit oldu. Bunların 63 tanesi daha çocuktu. 106’sı kadın (içlerinde hamile olanlar da var) ve 70’i yaşlıydı. Bunlar sadece bu vahşi soykırımda kesin öldüğü tespit edilen insanlarımız. Esir edilen ve akıl almaz işkencelere maruz kalan 1.275 kişiden 150’sinin ise akıbeti bilinmiyor. 487 kişi ise ağır yaralı olarak kurtulabilmiştir. Katliamdan önce 7.000 kişinin yaşadığı Hocalı’da Müslüman Türklerin varlığı yok sayılmış ve bütün insanlık âleminin gözlerinin önünde bu acı yaşanmıştır. Acıyı yaşayan ve soykırımdan kurtulan ama hâlâ o günleri unutamayan bir sürü şahit var. Bazıları bu zulümden karlı havada yalın ayak kaçabildiği için ayaklarını kaybetmiş, bazıları kendi kurtulmuş ama eşini, çocuğunu ya da ailesinin tamamını kaybetmiş, bazıları esaretin o soğuk ve hain yüzünü yaşamış ve asla unutamamış.
İbret Alalım ki İbret Olmayalım
Artık Hocalı özgür, Karabağ özgür. 2020 yılı itibariyle Azerbaycan Devleti, özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin de verdiği siyasi-askerî destekle büyük bir mücadele vererek yaklaşık 30 yıla yaklaşan işgali sona erdirdi. Kendi yurdunda parya olmaktan beter bir kaderi yaşayan Hocalı Türkleri, üzerinden ne kadar zaman geçse de yaşadıklarını unutmayacaklar! Giden canlar geri gelmeyecek, yakınlarını kaybedenler sevdiklerine bu dünyada tekrar kavuşamayacak, soğukta lime lime olduğu için uzuvlarını kaybeden insanlar tekrar o sağlıklı günlerine dönemeyecekler! Lakin artık boyunları bükük ve hasretle o doğdukları topraklara bakmıyorlar. Kim bilir belki de geçmişin acısını bir nebze de olsa hafifletecek yeni hayatlar kurulacak Karabağ’da ve tabii ki Hocalı’da! Ancak şunu da bilmek gerekir ki merhum Mehmet Akif Ersoy’un da söylediği üzere; tarihten ders alınmazsa elbette tarih yine tekerrür edecektir. Bugün Hocalı’da yaşanan zulüm, soykırım ve katliamın geçen zamanla sanki yaşanılmamışçasına unutulması veya unutturulması, başta o topraklar olmak üzere aynı şeyin tekrar yaşanması ihtimalini doğuracaktır. Müslümanların zayıf olduğu dünyada daha önce de belirtildiği üzere birçok İslam coğrafyasında ve farklı bölgelerde Hocalı’ya benzer katliamlar ve soykırımlar yaşandı. Hocalı ve Karabağ bölgesinin tekrar istiklaline kavuşması küçük bir teselli olsa da bugün hâlâ Filistin, Doğu Türkistan, Arakan ve daha birçok bölgede Müslümanlar zulüm görmekte ve yine dünyanın farklı yerlerinde farklı inançlara sahip insanlar benzer acıları yaşamaktadır. Dolayısıyla başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere Müslümanların siyasi, askerî, bilimsel, kültürel, sosyolojik vb. birçok alanda dünyada daha ileri bir konumda olması gerekmektedir ki artık daha fazla Hocalılar yaşanmasın!