ZAMANI DÜZENLEYEN UZMANLAR: MUVAKKİTLER
Yusuf YILDIZ
Zaman kavramı, üzerinde çokça düşünülüp kafa yorulması gereken bir mefhumdur. Zira içerisinde pek çok sırrı barındırıyor. Çok evvelden beri zihnimin bir köşesinde çözülmesi gereken bir sır, anlaşılması ve kavranması gereken bir mana gibi yer ediniyor. Sahi, zaman hayatımızın neresinde hiç düşündük mü? Dijitalleşen günümüz dünyasında saat yani vakit takibi ve idaresi hangi seviyelere geldi? Gündelik yaşantımızı, ibadetlerimizi, çalışma saatlerimizi, toplantılarımızı, randevularımızı, yemek vakitlerimizi hep belirli bir saate, zamana göre planlıyoruz. Bu nedenle her an dört bir yanımızda zamanı takip edebileceğimiz dijital saatler ve zamanlayıcılar var. Peki, bu zaman takibi ve idraki geçmiş zamanda nasıldı? Şimdi bu noktaya odaklanalım.
İlk Takvimler
Tarihî kayıtlarda ilk olarak takvimler, Sümer ve Babillilerin geliştirdiği Ay yılına dayalı hesaplamalarla ortaya çıkmıştır. Ay yılına göre bir yıl 354 günden oluşuyordu. Sonrasında Güneş yılı keşfedildi ve Güneş yılı sitemine göre yıl 365 gün olarak hesap edilmeye başlandı.
Güneş yılına dayalı takvimi ilk olarak antik Mısırlılar keşfedip kullandı. Zamanın idraki ve takibinin tarihte nasıl bir değişime-dönüşüme neden olduğunu göreceğiz. Malumdur ki Nil Nehri, Mısırlılar için çok önemliydi. Mısırlılar, takvim hayatlarına girdikten sonra Nil Nehri’nin taşma zamanlarını da hesap etmeye başladılar. Öncesinde taşkınlarla kendilerine felaket getiren Nil Nehri, artık bu zamanlama takibiyle birlikte bereket getirmeye başladı.
Bugün hicri ve miladi dediğimiz takvimlerde Ay ve Güneş yılına göre hesap ediliyor. Örneğin Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hicretinden başlatılan hicri takvim Ay yılına göre, Hz. İsa’nın doğumundan başlatılan miladi takvim de Güneş yılına göre hesap edilir.
Bu arada eski Türklerin de kendilerinin geliştirdiği bir takvim sistemi vardı. Bu takvime “12 hayvanlı Türk takvimi” deniliyor, bu takvimde her hayvan, bir yılı temsil ediyordu.
Saatçilerin Piri Yusuf Aleyhisselam
Osmanlı’da pek çok zanaatın bir piri vardır. Yani ilk olarak o işi yapan, o zanaatın piri sayılırdı. Misal olarak berberlerin piri Selman-ı Farisi’dir. Demircilerin piri Hz. Davud (a.s.), saatçilerin piri de Hz. Yusuf (a.s.) olarak bilinir, kabul edilir.
İslam’da Zaman
İslam dininde zaman kavramı, dinin yani hayatın tam merkezinde olmuştur. İslam’ın beş şartından olan namaz, oruç, hac ve zekât ibadetlerinin tümünde zaman büyük bir öneme sahiptir. Vakti gelmeden çoğu ibadet yerine getirilemez. Örneğin imsak vakti girmeden sabah namazı eda edilemez. Hac zamanının dışında Kâbe’yi tavaf etmek, say etmek, kurban kesmek Müslüman’ı hacı yapmaz. Ramazan orucunu eda etmek için ramazan hilalini görmek yani ramazan ayına girmek gereklidir, şarttır. Bu misallerde olduğu gibi dinimiz hayatımızı belirli vakitlere göre planlamış, programlamıştır. Bu nedenle “zaman tayini” konusu her zaman Müslümanların gündeminde olmuştur.
İslam dini farklı coğrafyalara yayıldıkça zaman vakitlerini net olarak belirlemek, kıble yönünü tayin etmek gibi zaruri durumlardan dolayı astronomi gelişmiş ve vakti belirleyen kişilere yani muvakkitlere emanet edilmiştir. Muvakkitlerin gözlem, araştırma ve görevlerini yaptıkları yere de “muvakkithane” denilmiştir.
Muvakkit kelimesi; “vakti belirleyen kişi”, “güneşe bakarak namaz vakitlerini belirleyen kişi” anlamlarına gelir. Muvakkitler; namaz vakitlerini usturlap, rubu tahtası ve güneş saati, kum saati, su saati gibi aletler ya da birtakım astronomik hesaplamalar vasıtasıyla tespit eden ve sonrasında tespit ettikleri bu vakitleri ilan eden kişilerdir.
Muvakkithanede görev yapacak muvakkitin özellikleri, şartları, maaşı ve görevi açık bir biçimde Süleymaniye Camii’nin 1555 tarihli vakfiyesinde ifade edilmiştir. Bu vakfiyede muvakkitin “ilm-i mîkat” adı verilen saat ilmini bilmesi; namaz vakitleri, gece ve gündüz, yedi gezegenin batış ve doğuşu, burçların menzilleri, güneşin doğuşu, zevali ve batışı anındaki dereceleri ve dakikaları, mehtabın artışı ve azalışı ve hatta ilm-i nücûm (yıldız ilmi) ile ilgili diğer konularda da bilgi ve malumat sahibi olması gerektiği belirtilmiştir.
Muvakkitin görevi, o günün imkânlarındaki astronomi ilmiyle ezan vakitlerini belirleyip müezzinlere bildirmekti. Çoğu zaman da kıblenin yönünü tayin etme vazifesini muvakkitler üstlenmişlerdi. Bunun yanı sıra cuma ve bayram günlerinde hafızlar ve müezzinlerle birlikte mahfilde bulunurlardı. Muvakkitin yaptığı bu işe karşılık alacağı günlük ücret 10 akçeydi.
İlk başlarda usturlap gibi, güneş-kum-su saati gibi aletler kullanan muvakkitler, 18. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlayan mekanik saatleri kullanmaya başlamışlardır. Hiç kuşkusuz mekanik saatler muvakkitlerin işlerini bir hayli kolaylaştırmıştır. Bir müddet sonra muvakkitlerin vazifesi mekanik saatlerin ayarlarını kontrol etmeye ve arıza veren saatleri tamir edip onarmaya dönüşmüştür.
Muvakkitler bu vazifelerinin yanı sıra talep eden kişilere astronomi, astroloji ve takvim gibi konularda dersler verirlerdi. Bazı muvakkitler çok ciddi astronomi eserleri telif etmişlerdir.
Günümüzde ramazan ayında çok meşhur ve yaygın olarak kullanılan ramazan imsakiyelerini o dönemde muvakkitler ramazan ayı gelmeden hazırlar muvakkithanelerinin duvarına asarlardı. Günümüzdeki imsakiye âdetinin de muvakkitlere dayandığını söylersek hata etmiş olmayız.
Muvakkitlerin Mekânı Muvakkithaneler
Muvakkithane; muvakkitlerin namaz vaktini ve saati tespit ettikleri, küçük çapta astronomi çalışmaları yaptıkları mekândır.
Salim Aydüz hocanın belirttiğine göre; muvakkithaneler konusunda bilinen en eski örnek Emeviler Dönemi’nde (661-750) Şam’da bulunan Emevi Camii muvakkithanesidir.
Muvakkithaneler içerisinde en dikkat çekici yapılar ise Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde ilk muvakkithane Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde yapılmıştır. Fatih Camii Muvakkithanesi bu manada ilk olarak kabul edilir. Bu durumun Fatih Dönemi’ndeki sanatsal, bilimsel ve astronomi alanında önemli faaliyet ve çalışmalara bağlı olarak geliştiği söylenebilir. Muvakkitlerin mekânı olan muvakkithaneler, İstanbul ve Anadolu’nun pek çok yerinde inşa edilmiş ve yaygınlaşmıştır.
Muvakkithaneler, zaman ölçme ve kıble belirleme bilgisi yanı sıra matematik, astronomi, astroloji eğitimi verilen birer mekân görevi görüyordu. Muvakkithaneler hemen hemen her şehirde kurulmuş ve özellikle külliyelerin bir parçası olarak benimsenmişlerdir.
İstanbul’da Ayasofya Camii Muvakkithanesi, Dolmabahçe Camii Muvakkithanesi, Eminönü Yenicami Külliyesi Muvakkithanesi, Beylerbeyi Camii Muvakkithanesi gibi pek çok muvakkithane bulunuyordu. Bunların bir kısmını bugün de görmek mümkündür.
Muvakkitler, hizmette bulundukları muvakkithanelerin duvarlarına levhalar asarlardı. Fuzuli’nin şu beyti en dikkat çekici olanlarındandır:
“Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat”
(En uzun gecenin hangisi olduğunu takvim yapanlar ve yıldız ilmi ile uğraşanlar ne bilsin. Gam müptelası olmuşa sorun ki geceler kaç saattir.)
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde mekanik saat kullanımı oldukça yaygın bir hâle geldi. Özellikle de Sultan II. Abdülhamid Han Dönemi’nde saat kulelerinin yapılmaya başlanmasıyla muvakkitler ve muvakkithaneler önemini ve fonksiyonunu kaybetti.
Muvakkitler konusunu hitama erdirmeden önce zamana dair şu noktayı da vurgulamak istiyorum: “Geçen vakitle meşgul olmak ikinci bir vakti zayi etmektir.” diyor Said el-Harraz. Hakikaten de ıskalanmış, kaçırılmış, hata edilmiş bir vakitle uğraşmak ikinci hatta belki üçüncü vakti ziyan etmeye sebebiyet veriyor. Hiç şüphesiz vakit bir sermayedir ve vakit sermayesini en tasarruflu, en iktisatlı ve en faydalı bir biçimde kullananlar günün nihayetinde kazançlı çıkıyorlar ve çıkmaya da devam edeceklerdir.
Tarihte bu ay neler oldu?
Resmî Gazete çıkmaya başladı. (7 Şubat 1921)
Graham Bell telefonu icat etti. (14 Şubat 1876)
Yüksek Seçim Kurulu kuruldu. (16 Şubat 1950)
Akşemsettin vefat etti. (16 Şubat 1459)
Çanakkale Savaşı başladı. (19 Şubat 1915)
Hocalı Katliamı yapıldı. (26 Şubat 1992)