YÜRÜYEN BİR VAKIF:
HASAN KOÇ
Ahmet Mahmut ŞEN
Vakfetmek, İslam medeniyetinde toplumsal yaşamın âdeta tutkalı gibi ayrılmaz bir unsurudur. Peygamberimizden itibaren geçen yüzyıllar boyunca Müslüman iklimlerinde sayısız vakıf eseri inşa edilmiş, bu eserler bilabedel kamu hizmeti için deruhte edilen yapılar olarak insanlığa hizmet etmişlerdir. Vakfedilen bu mebnilerin aynı zamanda kendini bu yola hasretmiş gönüllü fedaileri vardır. Onlar, hayatlarını insanlığa fayda sağlamak için hiçbir karşılık beklemeden yürüyen bir vakıf misali yaşayan şahsiyetlerdir. İşte bu ruhla, hayatını başta engelliler olmak üzere çevresindeki muhtaçlara ve hastalara vakfetmiş bir gönül insanı; Türkiye Diyanet Vakfının düzenlediği 8. Uluslararası İyilik Ödülleri programında iyilik ödülüne layık görülen Antalya Yüce Camii İmam Hatibi Hasan Koç, günümüzde bu fedakârlığın en müşahhas örneklerinden birini teşkil etmektedir.
Afyon’da dünyaya gelen Hasan Koç, öğrenim hayatını memleketinde tamamladıktan sonra 1997 yılında Antalya şehir merkezindeki Yüce Camii’nde imam hatip olarak göreve başlar. 2004-2008 yılları arasında Kırım’da, daha önce hiçbir din görevlisinin bulunmadığı bir bölgede yurt dışı görevinde bulunur ki yaklaşık yüz elli yıldır İslam’dan mahrum kalmış Müslümanların yaşadığı, cami ve mescidin bulunmadığı bir bölgedir burası. İlk gittiğinde cuma namazı kılacak bir mekân dahi bulamayan bu azimli din görevlisi, bulduğu uygun bir yeri mescit hâline getirerek yeniden cami hüviyeti kazandırır. Hizmetleri sadece cami duvarları arasında kalmaz; civar köyleri tek tek gezerek irşat faaliyetlerinde bulunur, İslam’ı bir sevda gibi kalplere nakşeder. Bir okulda Hristiyan müdire hanım, öğrencilerin ders başarılarının ve sosyal uyumlarının arttığını fark ederek ders vermesine müsaade eder. Dört yıl boyunca onlarca yetişkine Kuran-ı Kerim öğretme imkânı bulur ve beraber hatimler indirirler. Tüm bu gönüllü çalışmalarından dolayı Kırım Meclisi tarafından “Şeref Yarlığı” payesiyle taltif edilir.
Kırım’da yakalanan bu hizmet ivmesi, Antalya’ya dönünce katlanarak artar. İmamlık görevinin yanı sıra aynı hizmet aşkıyla hayri hizmetlere kaldığı yerden devam eder.
Camisini imsak vaktinden önce açar, cemaatiyle birlikte teheccüt namazı kılar ve sabah namazına kadar mukabele okurlar. Namazlardan önce ve sonra tefsir ve hadis dersleri yaparlar. Cami hizmetlerinde doğabilecek en ufak bir noksanlığın dışarıdaki hayır işlerini de etkileyeceği bilinci ile cami görevlerini kâmilen ihya eder.
Hasta ziyaretleri, ihtiyaç sahiplerine yardımlar, öğrencilerle huzurevi ziyaretleri, şehit yakınlarına yönelik hatim programları düzenler. Engelli kardeşlerimizin evlerine gider, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Bir engelli kardeşimizin Kur’an öğrenme talebiyle cami bahçesinde Kur’an dersleri yapmaya başlar. Başka bir engelli kardeşimizin caminin içini çok merak ettiğini söylemesiyle camiye engelli asansörü inşa ettirir. O kardeşimizin camiye girdiğinde döktüğü gözyaşları, yapılan hizmetin ne kadar yüce olduğunu herkese göstermiştir. Bu çalışmalar neticesinde Antalya Müftülüğü tarafından “engelli hizmetleri koordinatörü” olarak görevlendirilir. Bu sayede farklı engel grubu kardeşlerimizle bir araya gelme imkânı bulur.
Manevi destek hizmetleri kapsamında gittiği bir evde denk geldiği glüten hassasiyeti olan engelli çocuğun glüten krizine girdiğine şahit olur. Bu olayı müşahede etmek onu fevkalade etkiler. Glüten hassasiyeti olan çölyak hastaları için bir buğday tanesinin bile ölümcül risk teşkil ettiğini öğrenir. Çölyak hastaları başta olmak üzere diyabet, guatr, otizm ve bağırsak sendromu gibi rahatsızlıklar yaşayan kardeşlerimiz için glütensiz ekmek üretmenin yollarını arar. Caminin bir odasını mütevazı bir fırına dönüştürür. İlk denemelerde ekmekler “taş gibi” çıksa da o asla pes etmez. “Ya Rabbi, yardım et, bu kardeşlerimizin ihtiyaçlarını giderelim.” diyerek bizzat hamurun başına geçer ve sonunda glütensiz ve sağlıklı ekmek üretmeyi başarır. Bugün “Afiyetle Glütensiz Ekmek” ismiyle tescillenen bu hizmet, Türkiye’nin 81 ilindeki glüten hassasiyeti olan hastalara bir ay yetecek miktarda ücretsiz olarak ulaştırılmaktadır. Hasan Hoca, büyük bir titizlikle yiyenlere şifa olması için ürettiği ekmekleri hazırlarken kendisine yardım edecek gönüllüleri, teheccüt namazına devam eden cemaati arasından seçer. Bu fedakârlık öyle bir noktaya gelmiştir ki 2025 yılı hac organizasyonunda glüten hassasiyeti olan hacılar için tam altı ton ekmek Antalya’dan Cidde’ye ulaştırılmıştır.
Türkiye Diyanet Vakfının verdiği iyilik ödülleri programında ödül alacağını haber aldığında yüreğine “Hardal Tanesi” projesi düşer. Lokman suresi 16. ayette geçen Lokman Aleyhisselam’ın oğluna verdiği öğüdü hatırlar. Allah, yaptığımız iyiliğin bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa onu karşımıza getireceğini buyurur. Bu proje ile çocukların iyilik yapmaya alışmasını hedefler. Çocuklara, harçlıklarından küçük küçük artırarak bir hardal tanesi gibi iyilik için vermeyi ve isar duygusunu öğretir. Bu yardımları “İyilik nerede biz oradayız.” sloganı ile yine çocuklarla birlikte gittiği ihtiyaç sahiplerine teslim eder.
Hasan Koç, Antalya’dan dünyaya yükselen bir iyilik sedasıdır. O, sırtındaki cübbesi ve elindeki unlu önlüğüyle; bu çağda hâlâ “insan” kalabilmenin, karşılıksız verebilmenin ve bir ömrü başkasının eksiğini tamamlamaya vakfetmenin mümkün olduğunu göstermiştir. O, kimi zaman fırının başında beklerken kimi zaman da mihrapta ellerini semaya açarken Allah’ın rızasını bir kulun sevincinde arayan, yürüyen bir vakıftır âdeta.