YOLDA OLMAK

Muhammed Emin KIZILAY

Akşam sefası ismini verdikleri çay sofrasında düşüncelere dalmışken bir yandan da “Uzun ince bir yoldayım...” diye mırıldanıyordu. Sofrada karşısında oturan dört yaşındaki küçük kızı “Baba yolda değiliz, evde çay içiyoruz.” deyip yüzlerde tatlı bir tebessüme sebep olunca “Hepimiz bir yoldayız aslında.” diye cevapladı babası. “Nasıl yani? Evde oturuyoruz şu anda, yolda değiliz ki.” diye karşılık verdi küçük kız. Bu sual derin düşüncelere itti babayı. Yol dediğimiz şey sadece üzerinde yürüdüğümüz yer değildir, dese de soru yağmuru başlamıştı bir kere.
Yol nedir? Bir yer değilse nerededir? Türkçe kökenli bir kelime yol. Bulunulan bir yerden başka bir yere, noktaya varmak amacıyla içinden veya üzerinden geçilen yer anlamında. Tarik, mezhep, sebil, rah, sırat gibi Arapça ve Farsçadan alınarak kullanılan birçok eş anlamlısı var dilimizde. Peki, herkesin gerçekten bir yolu var mıydı? Vardı elbet: Hayat. Yol sadece iki nokta arasında takip edilen, insanı bir yerden bir başkasına götüren maddi arzın ismi değildi. İnsanın bir zamandan başka bir zamana, doğumdan mezara giderken geçirdiği süreç de bir yoldu aslında. Herkesin bir yolu, bir hayatı vardı. O küçücük, minik yavrusunun da bir yolu olacaktı, gün geldiğinde kendi yürüyeceği, başka yoldaşlar bulacağı bir yol. Bugün emeklediği, yarın anne ve babasının ellerinden tutarak adımlayacağı, sonrasında tek başına yürüyeceği ve en nihayetinde herkesi geride bırakarak koşar adım ilerleyeceği bir yol. Bu, çok korkutucu bir düşünce gibi geldi ona. Ya yolunu kaybederse, yoldan çıkarsa. O zaman gözünden sakındığı evladını yola hazırlamalıydı insan. Ama nasıl?
Hem yoldan çıkmak diye bir şey varsa, yolda olmak diye bir şey de olmalı. Ayrıca yol denilen şey tek midir? Tüm bu sorulara cevaben ilahi hitap yetişir imdadımıza. Öğreniriz ki yol tek değildir. Bir noktadan başka bir noktaya ulaştıran yer ise yol ve hayat, doğum noktasında başlıyorsa gidilecek noktanın sayısı kadar çok yol var demektir. Yürünecek, takip edilecek yolu da ilahi kelam öğretmekte bize: “Sırat-ı Müstakim”, dosdoğru yol. Şeytanın üzerine oturarak insanları çıkarmak istediği yol. (A‘râf, 7/16) Peygamberlerin, şehitlerin ve salihlerin yolu. (Âl-i İmrân, 3/51; En‘âm, 6/153; Mü’minûn, 23/73; Şûrâ, 42/52) O zaman yolda olmak, şeytana kulak asmamak, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ve salihlerin yürüdüğü yolu arşınlamak, doğru rehberlerin peşinden gitmek gerekir. O hâlde yol kadar önemli bir diğer şey, doğru bir rehbere sahip olmaktır. İnsan doğru bir rehber edinmeli ki takip ettiği yol da doğru olsun. Alelade, gelişigüzel yürümesin. Belki de Yunus’un anlattığı da budur. “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır. Okumaktan murat ne? Kişi Hakk’ı bilmektir, Çün okudun, bilmezsin, ha bir kuru emektir.” Okumak kendini, yürüdüğün yolu bilmektir. Yürüdüğünün yol olduğunu, hangi yolda nasıl yürüyeceğini bilmektir. Böylece yürüyüşünü, yolu, yoldaşını, rehberini ona göre tayin edebilir insan.
Dalgın dalgın düşünürken ufak kızı sesleniyordu: “Baba, baba! Hani oyun hamuru alacaktın bana. Söz vermiştin, unuttun mu yoksa?” Kızına tebessümle cevap verdi: “Alacağım kuzum, bugün müsait olamadım. Yarın alacağım.”
Evet, söz vermişti. Sosyal medyada gördüğü bir uzman, bu gibi oyuncakların çocuğun motor gelişimlerini, fiziki ve zihinsel becerilerini geliştirdiğini söylemişti. Birkaç farklı yerden de bu minvalde şeyler duymuştu. Küçük kızı da arkadaşında görüp isteyince, sana da alırım demişti. Ama dikkat etmesi gerekiyormuş, bazı ürünlerin içerisinde çocuğa zarar verecek şeyler olabilirmiş. Yiyecekte olduğu gibi oyuncakların da içeriğini kontrol etmek lazım. Sonuçta kızımın iyiliği için bir şey alırken kötülüğüne sebep olmayayım, diye düşündü. Sonra birden yine yolda olmayla alakalı düşüncelerine döndü zihni. Bir oyuncak alırken bile çocuğumun sağlığını düşünüyor, ona iyilik ederken zarar vermemek istiyorum. Bugün elimden geliyor, yapabiliyorum. Ya sonra? Çocuğum kendisi için iyi ve kötü olanı nasıl ayırt edecek? Zararlı ve faydalı şeyleri bir şekilde öğrenir, herkes öğreniyor. Peki ya hakikati, bu dünyaya neden geldiğini, Rabb’ini nasıl bilecek? Yolun hakkını verip bildiğiyle nasıl amel edecek?
İnsan kendini bildi, rehberini buldu, peşine düştü, yürüdü gitti diyelim. Geriye dönüp şu soruyu tekrar soralım o zaman: Bir başkasını nasıl yola hazırlar insan? Evladını, bir gün ellerinden tutarak eşlik edemeyeceği bir yola nasıl hazırlamalı? Cevap o an tebellür etti zihninde: Temsil ile. Saf suresinden geçen, “Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz,?” sorusu geldi aklına. Hayatına büyük etki eden bir sualdi bu. İnsan kendi yapmadığını, başkasına telkin etmemeliydi. Samimi olmak, tutarlı olmayı gerektirirdi. Hz. Mevlana’nın deyimiyle ya göründüğü gibi olmalı ya da olduğu gibi görünmeli insan. İrfan dolu Anadolu ağzıyla başkasına verip telkini, kendisi yutmamalı salkımı. Sırf bu yüzden, küçük kızına zararlı içecekler içme diyebilmek için o çok sevdiği asitli içeceklerden vazgeçmişti. Eğer kendi yürüdüğü yolun doğru olduğuna inanıyorsa ve inancında samimi ise bunu en yakınından başlayarak çevresine de anlatmalı insan. Hele hayat yoluna hazırlamakla mükellef olduğu çocuklarına daha iyi anlatmalı. Bu, kuru sözlerden ve ateşli nutuklardan ibaret olmamalı. İnsan inandığı yolda öyle bir yürümeli ki onu gören yola imrenmeli.
Gençlere nasıl bir yolda yürümeleri gerektiğini anlatmaktan çok belki de o yolda nasıl yürüneceğini göstermek gerekmekte. İslam’ın temizliğe önem verdiğini uzun uzun anlatmak, tertemiz yaşamanın verdiği mesaj kadar etkili olamıyor mesela. Kurallara uymak lazım deyip kemer takmayınca, hız sınırını dikkate almayınca nefesini boşa tüketmiş oluyor insan.
İnsanın söylediğiyle yaptığı uyuşmadığında sözle savunduğu ama hâlle temsil etmediği değerleri insanlar nezdinde itibarsızlaşmakta. O zaman diyebiliriz ki yolda olmak ve yolun hakkını vermek, birini yola hazırlamanın en güzel şeklidir. Yolda yürüyenlerin en güzeli, tüm yolcuların en önde giden rehberi için ilahi kelamda “güzel bir örnek” ifadesinin yer alması (Ahzâp, 33/21) bizlere örnek olmanın, temsilin önemini göstermektedir.
Tabii sadece temsil etmek de yetmez. Temsil, tebliğe güç katmalı. Neme lazım dememeli insan. İyiliği emretmeli, kötülükten sakındırmalı. Temsil eden tebliğe hak kazanır, sözleri yere basar, itibar görür. Tebliğ için bir gerekliliktir temsil ama yeterli değildir. Önce yaşamalı insan, onu gören imrenmeli. Bundan nasibi olmayana da anlatmalı insan, yürüdüğü yolu göstermeli.
“Baba sana diyorum, tatlım bitti uyumaya gideceğim.” Bu sözler birden dalıp gittiği düşünce denizinden çıkmasına sebep oldu. Tatlı bir tebessümle küçük kızına bakarken görüş açısındaki masa saatine ilişti gözü. Sadece iki-üç dakika olmuştu düşüncelere dalalı. Bu kadar kısa zamanda ne çok şey geçmiş aklımdan, dedi kendi kendine. “İyi geceler güzel kızım, duanı etmeyi unutma.” diyerek küçük kızıyla annesini çocuk odasına uğurladı. Kendisi de masadaki tabakları kaldırırken, “Ya Rabbi! Her daim doğru yolda olmayı, yolun hakkını verebilmeyi, yolu en güzel şekilde temsil edebilmeyi hepimize nasip et.” diye de mırıldandı.