YOLDA KalABİLMEK
SIRAT-I MÜSTAKİM
VE İSTİKAMET
Esra KALPAKÇI
Sakarya-Adapazarı Müftülüğü Uzman Vaiz
Sırat-ı müstakim, Rabb’imizin “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun...” (Enam, 6/153) emri ile bizzat çizdiği, Peygamberimizin (s.a.s.) yaşayarak rehberlik ettiği, insanı hakiki insan yapan ve ebedî saadete ulaştıracak dosdoğru ve apaçık yoldur. Şaşmayan, şaşırtmayan, aşırılıklardan uzak, en güvenli ve en huzurlu yolun adıdır. Akıl ve irade nimeti verilerek halife kılınan insanın iman ettikten sonra ibadet ve ahlak üzere takip etmesi istenen yoldur. Ancak istikameti bozmadan, güven vererek ve güvende kalarak yol almak insanın iradesinin ötesinde bir durum olup o da yine Rabb’imizin yardımı ile mümkündür. Bu sebeple günde kırk defa Fatiha suresinin, “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (Fatiha, 1/ 6-7) ayeti ile yardım istemenin de yolu gösterilir. Bu yol, nimetler verilen peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerin yoludur. Bu yolu kaybetmemek ise razı olan ve razı olunmuşların çizgisini takip etmekle mümkündür. Bu yolda şeytanın düşmanlığı, meydan okumaları ve vesveseleri insanın dosdoğru kalmasının önündeki en çetin imtihandır. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” (Araf, 7/16) Buna karşılık da Rabb’imiz, “Ey Âdemoğulları! Ben size, şeytana kulluk etmeyin çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?” (Yasin, 36/60-61) buyurmuştur.
İstikamet, Allah’a gönülden kul olup bu yolda olma şuurunu gaflete kurban etmemektir. Sahabeden biri Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelir ve kendisine sadece tek bir öğütte bulunmasını ister. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.) ona, “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” buyurur. (Müsned, III, 413) Çünkü istikamet, iman eden selim bir kalbin rehberliğinde, ibadet ve ahlakın güzelliklerini hayata taşımaktır. Kalbin, iman ile mutmain olmasının gereği ve sonucu kişiyi dosdoğru kılmasıdır. Kalpteki iman davranışta, duruşta, hâlde, tavırda görünmek ve bilinmek ister. İman aksiyon işidir ve hayata yansır. Bir iddiadan öte görünen hâldir. İman etmek bir ahit, istikamette gayret ise ona vefadır. Ahde vefa olan müstakim olmak, hidayet rehberi Kuran’ın tarif ettiğini okumak ve okuyup anladığı ile uyumlanarak yaşayan Kur’an olan Peygamberimizi (s.a.s.) tanıyıp örnek almaktır. Söze uyup sözü özü bir olmaktır. Akılda, kalpte, dilde, gözde, hâl ve tavırda tutarlı, samimi, istikrarlı ve dosdoğru olmaktır.
Sırat-ı müstakim itidale davettir. Bütün iyi ve güzel davranışların en önemli şartı, ifrat ve tefrite sapmadan aşırılıklardan uzak, dengeli bir şekilde orta yolu takip etmektir. Uçlarda ısrar etmek bu yolun en önemli özelliği olan “denge”yi bozar. Vakar alameti olan ölçü ve denge zarar görürse hedefe giden dosdoğru yolda kalmak güçleşir.
İmanda istikamet, tevhittir. Allah’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir, yegâne ve benzersiz olduğunu benimsemektir. İman esaslarını hakikat bilip tüm kalp ile onlara inanmaktır.
İbadette istikamet, “Şüphesiz benim namazım da diğer ibadetlerim de yaşamam da ölümüm de âlemlerin Rabb’i Allah içindir.” (Enam, 6/162) şuuruyla Allah’ın huzurunda olmaktır. İstikrar ve ihlas, ümit ve korkuyla emre itaat göstermektir.
Akılda istikamet, tefekkür ile mümkündür. İnsana verilen ve insanı yeryüzünün halifesi kılan en büyük nimet akıldır. Akıl doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalı olanı zararlı olandan, hasılı hakkı batıldan ayırt edebilmemiz için bize lütfedilen en önemli kabiliyettir. İnsan, akıl sayesinde Allah’ın ayetlerini anlar, anlamlandırır ve hayatına anlam katar. Aklın kabiliyetleri çok geniş olmakla birlikte Allah’ın çizmiş olduğu sınırlara riayet etmek ve vahiy doğrultusunda aklın keşiflerini kullanmak gerekir. Vahiy, aklın yol göstericisidir. Bu büyük nimetin zayi edilmeyip dosdoğru yolda kullanılması vahiy ile mümkündür.
Dilde istikamet, Allah’ın hoşnutluğunu barındıran faydalı, hayırlı ve iyi olanı konuşmaktır. Dilin, kalbin kapısı olduğunu bilmektir. Fitne, fesat, adavet ve kıskançlığa sebep olmaktan dili muhafaza etmektir. Yalan konuşmanın hesabının çetin olacağını bilip her şartta dosdoğru konuşmaktır. Dilin insana mertebeler kazandıracağı gibi insanı aşağıların aşağısına sürükleyebileceğini bilmektir. Boş söz ve malayaniyi terk edip hayır konuşmak ya da susmaktır. Suizan değil hüsnü zan üzere olup iftiraya varabilecek her söylemden uzak olmaktır. Gıybet ile girilen veballerin ağırlığının altında kalmaktan korunmaktır.
Gözde istikamet, bakışın kalbin gıdası olduğunu unutmamaktır. Rabb’in emanet ettiği görme nimetinin yine O’nun rızası doğrultusunda kullanılmasıdır. Haramı haram, helali helal bilerek “Dosdoğru ol!” emri gereği bakıştaki iffeti korumaktır.
Davranışta istikamet, hâl işidir. Elinden ve dilinden güvende olmaktır. Hakkı hak bilip başkalarının hakkını adaletle teslim etmek, haddi aşmamaktır. Anne babayı, eş dost akrabayı, komşuyu, yoksul ve yetimi emanet bilip gözetmek, gönüllerini alıp incitmemektir. Edep ve hayânın, iffet ve izzetin insan onuruna yakışır en güzel hâl olduğunu bilip çizgiyi aşmamaktır. Yaratılmış her canlıyı emanet bilip merhametli olmak, tabiatı da evimizi korur gibi korumaktır. Vatana millete hayırlı ve faydalı olma gayretidir. Her ne iş olursa olsun baştan savma ile değil itina ve özenle yapmak, işinin hakkını vermektir. “Zarara karşılık zarar yoktur.” kaidesini düstur edinip kötülüğe iyilikle mukabele edebilmektir. Gecede, gündüzde, karanlıkta aydınlıkta, kalabalıkta yalnızlıkta hesabın tutulmakta olduğunu, her hâlin her davranışın kayıtta olduğunu unutmamaktır. Öfkeyi, sevinci, kederi, sevgiyi, nefreti zaafiyetle değil güçlü bir iradeyle yönetip duyguların esiri olmamaktır. İyiliğin ve iyilerin yolunu açıp kötülüğe mâni olmaktır. Günaha sürükleyen sebeplere yaklaşmamaktır.
Ticarette istikamet, tartıyı doğru yapıp teraziyi eksik tutmamak, aldatmanın aldanmak olduğunu bilmek, üç kuruş için sonsuz hayatı zayi etmemektir. Gramla aldatmanın tonlarca ağırlığı altında mahcup olmamak, başkasının hakkına göz dikmemektir. Nasibine ve rızkına kanaat edip takdir edilenin bereketine talip olmak, hırs ve tamaha yenik düşmemektir. İnsanın dürüstlük ve doğrulukla ortaya çıkardığı alın teri, el emeği, göz nuru her işin hem dünyada hem ahirette güzel bir karşılık bulacağına gönülden inanmaktır. Kısa yoldan, emeksiz kazanç için kendi mazeretlerini bulup meşru olmayan yollara girmemektir.
Bu yol öyle bir yoldur ki insanı mahcup etmez, gönlünü yormaz; insanı hakiki insan kılar, mertebeler kazandırır, karakterini inşa eder, tüm hakiki ihtiyaçlarını giderir, huzur ve güven verir, iffetini ve izzetini korur. Hakîm olan Allah, “…Başka yollara uymayın yoksa o yollar sizi parça parça edip Allah’ın yolundan ayırır...” (Enam, 6/153) ayeti ile bu yoldan çıkanların akıbetini ve başına gelecekleri bizzat bildirir. Parça parça dağılıp gidenlerin, yolunu şaşmışların dünyada da ahirette de hâli hüsrandır.
İstikamet üzere dosdoğru ve apaçık yolu takip etme gayretinde olanlar ise müjdelenir: “Şüphesiz, Rabb’imiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Ahkaf, 46/13)
“Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.” (Nisa, 4/175)
İstikamette kalabilmek, ancak iman edip Allah’ın rahmeti ve lütfuyla yola sımsıkı sarılmakla mümkündür. Hayatta her zaman her iş yolunda gitmeyebilir, asıl iş kişinin dosdoğru yoldan gitmesidir. İstikameti terk etmeyenin işi, önünde sonunda bugün ya da yarın, dünyada ya da ahirette yoluna girecektir. Ne pahasına olursa olsun dosdoğru ve dürüst kalmanın neticesi kazanmaktır. Allah’ın rızasını, insanların güvenini, kendine olan saygıyı yitirmemenin yegâne yolu istikameti korumaktır.
“Şimdi düşünün; yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?” (Mülk, 67/22) İbretlik bir şekilde yüzüstü düşe kalka amaçsızca sürünen kimsenin perişan hâli ile dimdik, güçlü, vakarlı bir şekilde hedefine yürüyen kişinin hâlinden bahsedilir ayette. Manen körleşmiş, batıl yolda varlığını heba eden ile basiretle hak yolda varlığına vefa gösterenin hâlidir bu. Nitekim bir adım ötede bitecek hayatın hesabıyla, başlayıp hiç bitmeyecek hayatını inşa etmek basiret ve ferasetle mümkündür. Nefsin ve şeytanın insanı gaflete daldırıp çıkardığı bir dünyada, dalıp gitmek değil daldığı yerden çıkabilmektir esas mesele.
Rabb’imiz dosdoğru olanları ne güzel müjdeler: “Şüphesiz, Rabb’imiz Allah’tır deyip de sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) vadedilmekte olan cennetle sevinin!” (Fussilet, 41/30)