YEŞİL BURSA

Ahmet Mahmut ŞEN

Uludağ’ın eteklerinde bulunan Bursa, yeşille müsemma bir şehir. Osmanlı’nın ilk başkenti olan şehir, birçok tarihî esere de ev sahipliği yapıyor. Hem doğasıyla hem de tarihiyle ön plana çıkıyor. Marmara bölgesinde coğrafi açıdan merkezî bir konumda bulunan Bursa, Türkiye’nin en kalabalık dördüncü şehridir. Osmanlı bakiyesi camileri, türbeleri, hanları, müzeleri, parkları ve çarşılarıyla görülesi bir kent. Gerek şehir merkezinde gerekse civarda birçok turistik noktaya sahip.

Bizler, Bursa gezimize Ulu Cami ile başlıyoruz. Bursa’nın sembollerinden olan cami, erken dönem Osmanlı mimarisi örneklerinden ve şehri ziyaret eden herkesin gezmesi gereken görkemli bir yapı. 1399 yılında I. Bayezid tarafından yaptırılan cami, farklı hattatlar tarafından yazılmış yaklaşık 200 hat levhası ve duvar yazısıyla âdeta "hat sanatları müzesi" gibidir. Yavuz Sultan Selim tarafından hediye edilen 500 yıllık Kâbe kapı örtüsü de cami içerisinde görülebilmektedir. 20 kubbesi ve iç alanı genişliği açısından Türkiye’nin en büyük camileri arasındadır. Mermer havuzlu iç şadırvanı ile görenleri büyülemektedir. Çivi kullanılmadan kündekâri tekniği ile ceviz ağacından imal edilen minber, eşi benzeri olmayan bir sanat eseridir. Minberin iki yan yüzeyinde kabartmalı bir şekilde güneş sistemindeki gezegenlerin tasvir edildiği rahatlıkla görülmektedir.

Cami etrafındaki bölgeye “hanlar bölgesi” denilir. Burada Koza Hanı, Fidan Hanı, Geyve Hanı, Pirinç Hanı, Eski İpek Hanı ve Kapalı Çarşı bulunur. Kapalı Çarşı’da biraz turlayıp alışveriş yapabilirsiniz. Bu arada Bursa, ipek üretiminde hatırı sayılır bir üne sahip, çarşıdan ipek ürünler satın alabilirsiniz.

Ulu Cami’den çıktıktan sonra Koza Hanı’na geçiyoruz. Hanın iç avlusunda tarihî çınar ağaçları altında oturup bir şeyler içerken derin huzuru yaşayabilirsiniz. Biraz dinlendikten sonra kaldığımız yerden devam edebiliriz.

Caminin üst caddesinden Tophane tepesine doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz. Yokuşun hemen başlarında sağ tarafta Balibey Han, farklı mimarisiyle dikkatimizi çekiyor. Hızlıca girip bu hana da göz gezdiriyoruz. Handan çıktıktan sonra az ileride solda Bursa Kalesi’nin ana giriş kapılarından olan Saltanat Kapısı’nı görüyoruz. Bu kapıdan surlara giriş yapıyoruz. Kale duvarlarının ve kapılarının ardında, Anadolu’nun kimliğini yansıtan Bursa evlerinin en güzel örneklerinin olduğu rengârenk sokaklarda dolaşıyoruz. Yine aynı kapıdan caddeye çıkarak Tophane tepesine doğru yürümeye devam ediyoruz.

Kısa bir yürüyüşten sonra Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi ve oğlu ikinci padişah Orhan Gazi türbeleri karşılıyor bizi. Koca bir imparatorluğun kurucusunun türbesinin bulunduğu yer, elbette ki en önemli tarihî noktalardan biri. Türbenin bahçesinden geçtikten sonra Tophane Parkı ve Tophane Saat Kulesi’ne varıyoruz. Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Tophane Saat Kulesi, 6 katlı olup tepesinde her yöne bakan dört adet saat mevcut. Bursa’nın etkileyici manzarasının ayaklar altına serildiği kent merkezini temaşa edebileceğiniz yerlerden biridir Tophane Parkı. Etrafta bulunan kafelerde bir şeyler içerken manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

Tophane meydanını gezdikten sonra tekrar Ulu Cami’ye doğru iniyoruz. Caminin hemen üstünde kalan caddeden Koza Hanı istikametinde yürüyüşümüze devam ediyoruz. Cadde üzerinde Bursa’nın meşhur İskender kebabını yapan işletmeler oldukça fazla. Biz yüz yılı aşkın zamandır bu işi yapan lokantayı tercih ediyoruz. Sanırım biraz daha gezmek için enerji depoladık. Gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Kısa bir yürüyüş ile 1442 yılında inşa edilen Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bahsettiği Irgandı Köprüsü’ne geliyoruz. Ülkemizde Bursa kadar mimari açıdan çeşitliliğe sahip çok az şehir bulunuyor. Kentin bu özelliğini simgeleyen en önemli kanıtlardan bir tanesi de Gökdere üzerine kurulu Irgandı Köprüsü. Köprü, üzerinde karşılıklı konumlanan dükkânları ile görünüm ve işlev açısından Venedik’teki Rialto, Floransa’daki Ponte Vecchio, Bulgaristan’ın Lofça kentindeki Osma Köprüsü benzer özellikler taşıyor.

Buradan beş altı dakika yürüyüş ile Türk ve İslam Eserleri Müzesine geçiyoruz. Müzede Selçuklu, Beylik ve Osmanlı dönemlerine ait çini ve seramik eserler, ahşap, oyma ve kakma eserler ile Selçuklu ve Osmanlı sikkeleri, geleneksel Türk giysileri teşhir ediliyor. Müze bahçesinde İslami dönem mezar taşları, kitabeler sergileniyor. Müzenin hemen yanından şehrin her yerinden görülebilen ve motifleriyle göz kamaştıran Bursa’nın simgelerinden olan Yeşil Türbe bulunuyor.

Son durağımız Emir Sultan Camii ve Külliyesi oluyor. Ülkemizde Eyüp Sultan Türbesi’nin ardından çokça ziyaret edilen dinî yapılardan biri de Emir Sultan Türbesi. XV. yüzyılda Yıldırım Bayezid’in kızı Fatma Hatun tarafından eşi adına inşa ettirilmiştir.

Yürüyerek bir günde uygulanabilecek bir gezi planını gerçekleştirmiş olduk. Ulaşım ve vakit sıkıntısı olmayanlar için mutlaka görülmesi gereken diğer yerler hakkında da bilgi verelim.

Cumalıkızık

UNESCO dünya mirası listesinde yer alan, Uludağ’ın eteklerinde bulunan 700 yıllık Osmanlı köyü Cumalıkızık, günümüzde Bursa’da gezilmesi gereken yerler listesinin ilk sırasındadır. Şehir merkezine yakınlığı ile ulaşımı oldukça kolaydır. Ahşap, kerpiç ve taş mimari özellikleriyle öne çıkan evler, rengârenk duvarlarıyla yılın her dönemi birçok kişi tarafından ziyaret ediliyor. Cumalıkızık, aynı zamada “Cin Aralığı Sokağı” olarak bilinen aynı anda iki kişinin yan yana yürüyemediği genişliği yaklaşık 80 santimetre olan “dünyanın en dar sokağı”na ev sahipliği yapmasıdır.

Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi

2019 yılında açılan müze, dünyanın en büyük tam panoramik müzesidir. Devasa müze kubbesinin altında Osmanlı’nın küçük bir beylikten üç kıtaya hükmeden cihan devletine uzanan yolculuğunun resmedildiği üç boyutlu görseller vardır. 42 metre çapındaki kubbeyi ayakta tutan 6 sütun, Bursa’da metfun 6 Osmanlı padişahını temsil eder.

Hünkâr Köşkü Müzesi

Köşk, 1844 yılında Padişah Abdülmecid Han’ın Bursa gezisi nedeniyle av köşkü olarak yaptırılır. Abdülmecid Han’dan sonra Osmanlı sultanlarından Abdülaziz Han, V. Mehmet Reşat ve Atatürk ile birlikte Kurtuluş Savaşı komutanları da köşkte konuk olurlar. Köşk, 178 yıllık geçmişiyle tarihimize tanıklık eder. Tavan yüzeylerini kaplayan kalem işi süslemeleri insanı âdeta büyüleyen sanatsal inceliktedir. Müze bahçesinde bulunan Bursa manzarasına nazır sosyal tesiste güzel vakit geçirebilirsiniz.

Bursa Hayvanat Bahçesi ve Botanik Bahçe

Hayvanat bahçesi, balıklar, sürüngenler, kuşlar ve yırtıcı hayvanlardan oluşan 55 türden 500 hayvanı bünyesinde barındırıyor. Hemen yanında bulunan ve Avrupa’nın sayılı parklarından biri olan Botanik Bahçe ise kentin doğa ile iç içe geçtiği oksijen deposu. Japon Bahçesi, Fransız Bahçesi, İngiliz Bahçesi ve Gül Bahçesi gibi bölümleri var. İçerisinde koşu, yürüyüş, spor alanları ve bisiklet parkurları gibi vakit geçirebileceğiniz alanlar mevcut.

İnkaya Çınarı

Uludağ yolu üzerinde yer alan çınar, 600 yıllık ömrüyle Osmanlı’nın hemen hemen her dönemine şahitlik etmiş. Ülkemizin en yaşlı ağaçlarından olan devasa çınar ağacı, dünya çapında bir üne de sahip. Şehrin gürültüsünden ve yoğunluğundan uzaklaşmak isteyenlere manzaranın tadını çıkarma imkânı sunuyor.

Tirilye

Bursa’nın Marmara denizine açılan, küçük ama tarihî dokusuyla göz kamaştıran bir sahil kasabası. Deniz kenarında kahvaltı yapmak, deniz ürünleri yemek ya da çay içip hoş vakit geçirmek için muhteşem bir yer. Kemerli kilise, tarihî Tirilye evleri, yat limanı ve kiliseden çevrilme Fatih Camii görülmesi gereken yerler arasında.

Gölyazı

Ulubat Gölü’nün kıyısında küçük bir yarımada olan Gölyazı, Bursa kent merkezine 40 kilometre mesafede rengârenk balıkçı tekneleri ile diğer bir gezilecek yer. Tarihi, Roma’ya kadar uzanan 800 yıllık bir yerleşim yeri. Yerleşim günümüzde de tarihî surlar içerisinde devam ediyor. 750 yaşındaki “Ağlayan Çınar” ağacını da görmenizi tavsiye ederim.

Ulubat Kuş Gözetleme Kulesi

Yine Ulubat Gölü kenarında bulunan Ulubat Kuş Gözetleme Kulesi, kuş varlığı gözlemi açısından önemli bir konum. Bu noktayı ilginç kılan bir hikâye var. On bir yıl önce göle açılan Âdem Amca’nın teknesine konan leyleğe balık tutup vermesiyle başlayan dostlukları hâlâ devam ediyor. Yaren ismi verilen leylek, on bir yıldan beri her sene geliyor. “Âdem Amca ve Yaren Leylek” isimli belgeseli yapılan bu dostluk, uluslararası film festivallerinde ödül bile almış. Göç döneminde giderseniz belki siz de Yaren leyleği görebilirsiniz.