YERYÜZÜ DOKTORLARI GAZZE’DE
Söyleşi: Mahi̇r KILINÇ
İnsanın yaratılış gayelerinden biri de yeryüzünde iyiliği, güzelliği, merhameti, adaleti yaymak değil miydi? Zira bu erdemlerin varlığı insanı insan yapar ve dünyayı yaşanılır kılardı. Dünya insana emanet, insan da birbirine emanetti. Ancak kendisini yeryüzünün efendisi zannedenler hainlikte, zulümde sınır tanımadı. Mazlumların üzerine yağdırdıkları tonlarca bombalarla çocuğu anne babasız, anne babayı evlatsız, insanı topraksız bıraktı. Lakin bu vahşete, soykırıma “Dur!” diyen vicdanlı yürekler de vardı. Zulme karşı direnmede cinsiyetin, yaşın, dilin, dinin, rengin, mesleğin önemi yoktu ki, vicdan tüm insanlığa ortak bir çağrıydı. Kuşkusuz bu çağrıya uyanlar imkânları, donanımları nispetince zulme karşı çıkıp insanlığın bekası için çabalayanlardı. Onlar içerisinde öyle bir güzide topluluk vardı ki bir canı kurtarmak, yaralılara şifa olmak için kendi canını hiçe sayanlardı. Dünyanın dört bir yanında mazlumlara kucak açan; yeryüzünde iyiliği, merhameti, sağlığı yaymaya çalışan Yeryüzü Doktorları, haritadan silinmeye çalışılan Gazze’yi de kimsesiz, sahipsiz bırakmadı. Gazze’de yaşananları ve ekibin bölgedeki çalışmalarını Yeryüzü Doktorları Yönetim Kurulu Başkanı Uzman Doktor Yahyahan Güney’e sorduk.
Yeryüzünün doktoru olmak nedir? Bu isim bize neyi anlatır, yaşlı ve acılı dünyamızın hangi yaralarını sarmaya yeltenir Yeryüzü Doktorları? İçinde olduğunuz bu iyilik hareketinin hikâyesini kısaca paylaşır mısınız?
Yeryüzünün doktoru olmak, toplumca değer verilen ve ortalamanın üzerinde bir gelire sahip bir meslek olan hekimliği, insanlığın yararına kullanabilmek demektir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “İnsanların en hayırlısı insanlara fayda sağlayandır.” şiarıyla hareket ederek insanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin en başta sağlıklarına dokunabilmektir. Bir yerlerde kendi mesleğini icra ederken dünyanın herhangi bir yerindeki adaletsizliklere, eşitsizliklere, ihtiyaç sahiplerine karşı kayıtsız kalamamaktır. Elde ettiği tüm bilgi birikimi, teçhizatı yeryüzündeki insanların iyiliği için bilabedel hayır için kullanabilmek ve çift kanatlı kuş misali dünyanın dört bir yanında kanat çırpabilmektir.
Hayatın yükü çok ağır. İnsan, bu hayat içerisinde pek çok sorunla baş başa kalıyor. Doğanın ve dünyanın şartlarıyla ilişkili çeşitli sıkıntılara maruz kalabiliyor insan. Yeryüzü Doktorları bunların hepsini onarma iddiasında değil ama mesleği çerçevesinde en azından haykırarak, küçük bir dokunuş yaparak hem kendisine hem dünyaya hem diğer meslek gruplarına ya da sıradan insanlara eşitliği, adaleti, hakkaniyeti, merhameti, iyiliği öğretmeye çalışıyor. Dünyayı daha yaşanılır kılmak, yeryüzünde iyiliği yaymak adına hepimizin yapabileceği bir şeyler mutlaka var, yeter ki bu bilinçte olalım. Zulme, bir başkasının acısına, gözyaşına kayıtsız kalmayalım. Bu şuurun ve iyilik için harekete geçmenin bizi eğiten, insan kılan, paylaşmayı, empatiyi öğreten bir yönü var. Dolayısıyla Yeryüzü Doktorları olarak gücümüz yettiği kadarıyla dünyayı düzeltmeye çalışırken aynı zamanda da başka meslek gruplarına ve tüm insanlara bu hususta örnek olmaya gayret ediyoruz.
Bu hareketin kuruluşu da Türkiye’nin 1980 ihtilalinden sonraki yıllarda dünyaya ilk kez açılıp başka insanlarla karşılaştığı döneme denk geliyor. Yeryüzü Doktorları, hem kendi ülkemizde hem de dünyanın diğer ülkelerindeki ihtiyaç sahibi insanların ihtiyaçlarını gidermek ve bunu meslek çerçevesinde yapmak üzerine oluştu. Dolayısıyla acil durumdaki insanlara mesleki anlamda evvela neler yapabiliriz düşüncesiyle bir araya gelindi. İhtiyaç sahibi insanlara yönelik sağlık hizmetleri şeklinde başlayan bu iyilik hareketi dünyadaki insani yardım örneklerine bakarak kendini geliştirmiş ve yetiştirmiş bir harekete dönüştü. 1990’lı yıllarda üniversiteyi yeni bitirmiş ya da mesleğine yeni başlamış hekimlerin, eczacıların, diş hekimlerin oluşturduğu bu iyilik hareketinde millî duyarlılığı olan, dinî hassasiyetleri barındıran gönüllüler yer alıyordu. Ancak yeryüzü doktorlarını esasta bir tutan husus ise iyilikti. Biz beyaz önlüklerimizle iyilik hikâyeleri yazmak adına yola çıkmıştık ve bu yolumuzda da devam etmeye çalışıyoruz.
Acı ve keder birkaç dakikalık habere, birkaç saniyelik ekran görüntülerine indirgenirken sizler o anları bizzat yaşıyorsunuz. Sizi insanlara yardıma yönlendiren saikleri, bilhassa zorlu şartlar altında güçlü tutan etkenleri paylaşır mısınız?
Tıp fakültesine başladığında kan görünce bayılan kişi bir müddet geçince her şeye alışıyor ve en zor durumunda bile soğukkanlılıkla işlerini hallediyor. Siz bir meseleye empatiyle baktığınızda ise onu içsel olarak yaşıyorsunuz. Buna tıp eğitiminde birinci tekil ilişki deniyor. İçeriye hasta giriyor. Siz hastaya bakıyorsunuz, üzülüyorsunuz, bir şeyler yapıyorsunuz, hasta çıktığında onu yine yaşamaya devam ediyorsunuz. Akşam yattığınızda yine üzülüyorsunuz. Ancak ikinci tekil ilişkide hasta içeriye girdiğinde bakıyorsunuz, üzülüyorsunuz, her şeyi yapıyorsunuz ve akabinde hayatınıza kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Yani hastanın sağlığına kavuşması için elinizden geleni yapıyorsunuz ama onun sizin duygu durumunuza katılmasına çok müsaade etmiyorsunuz. İşte iyi hekimlik budur. Eğer hastaların bütün negatif yüklerini alır ve onlarla hayata devam etmeye kalkarsa bir yerde tıkanıp kalır. Üçüncü tekil ilişkide ise doktor hasta ile ilişki kurmaz ve hastanın sorunlarını dahi dinlemeyebilir. Profesyonel bir hekim olarak ikinci tekil ilişkide durabilmek gerek.
İşte biz hekimler özellikle her türlü felaket ve acılarda bilhassa ikinci tekil ilişki ile hareket edemezsek oradaki o acılara, sıkıntılara merhem olamayız. Nasıl ki ameliyat yaparken bir yeri kesmemiz gerekiyor ve kesiyorsak, orada kendimizi kontrol edebiliyorsak aynı şekilde de her türlü acı senaryoda kendimizi kontrol altında tutabilmeliyiz. Kriz anlarında bunu başarabildiğimiz ölçüde daha faydalı olabileceğimizi düşünürüz.
Savaş, açlık, yoksulluk, salgın hastalıklar insanlığın tarihinde var oldu. Şimdi dünyamız yeni bir sınavdan geçiyor. İnsanlığın gözleri önünde Filistin büyük bir zulme maruz kalıyor. Gazze’de yaşananları, orada yürüttüğünüz çalışmaları anlatır mısınız?
Yeryüzü Doktorları olarak kriz coğrafyalarında yirmi seneden fazladır hizmet veriyoruz; Gazze de bu bölgelerden biri. Sağlık Bakanlığı ile koordineli çalışabilen ve evde sağlık hizmeti verebilen tek sivil toplum kuruluşuyuz. Gazze’de 2015 yılında bölgede Han Yunus Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezimizi kurduk ve burada Gazzelilere sağlık hizmetinde bulunuyorduk. 7 Ekim’de başlayan yoğun bombardımana rağmen ekiplerimiz aralıksız olarak sağlık hizmetlerimizi sürdürüyor, yaralıların tedavilerini gerçekleştiriyoruz. Olağanüstü bu durumda doktorlarımız Şifa ve Endonezya Hastanelerine de sağlık desteği veriyor. Hastanelerin hizmet dışında kalmasından dolayı iki doktorumuzu da hastanelerden tahliye ettik. Şifa Hastanesindeki doktorumuz Dr. Mohammed Ghaniem hastaneden ayrılarak Güney Gazze’ye geçti. Ayrıca bir sahra hastanesinin kurulması için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz.
Yeryüzü Doktorları olarak Gazze’de kayıtlı bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz ve bölgede hâlihazırda çalışan ekiplerimiz olduğu için insani yardım faaliyetlerimiz her krizde olduğu gibi, 7 Ekim’den beri de sekteye uğramadan devam ediyor. Su ve ekmek gibi temel gıda maddeleri Gazze’deki çalışanlarımız tarafından tedarik edilip ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor. Acil ihtiyaç malzemelerini bölge halkına ulaştırıyoruz. Hijyen paketi, ana gıda malzemesi, bebek ve hasta bezi olmak üzere temel malzemeleri dağıtıyoruz. Aynı zamanda hastanelerde görevli olan sağlık personellerine scrubs dağıtımı yaptık. Hastanede ve bölgede birçok dağıtım gerçekleştiren ekiplerimiz, ana gıdaya erişimin zorlaştığı anda ekmek dağıtımı da gerçekleştiriyor. Ekibimizle bölgede 3 binden fazla aileye su, ekmek, gıda kolisi ve hijyen paketi dağıtımı gerçekleştirdik. Dağıtımlarımız toplamında 43 binden fazla ihtiyaç sahibine ulaştık. Bugüne kadar Şifa, Endonezya, El Nasr, Kudüs Hastanelerinde ve şehrin farklı noktalarında temel ihtiyaçlara yönelik malzeme dağıtımı gerçekleştirdik ve hâlâ devam ediyoruz.
Bugüne kadar 13837 tıbbi ve sarf malzemeyi Şifa Hastanesine teslim ederken 2725 gıda paketi, 200 hastane kiti, 100 hijyen kiti, 200 medikal forma (srcubs), 750 bebek bezi dağıtımı gerçekleştirdik. Yeryüzü Doktorları olarak Gazze’deki ekibimizle hastanelerden ve halktan gelen yardım çağrılarına cevap vermek için çalışmaya devam edeceğiz.
Gazze’nin ümmet açısından öneminden ve biz dünya Müslümanlarına seslenişlerinden, serzenişlerinden yola çıkarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Dünyada insan hakkı, eşitlik, dünyada ifade özgürlüğü var diye bir genel konsensüs var ve herkes güya bunu savunuyor. Ancak Gazze’de yaşananlar bunun böyle olmadığını gösteriyor. Batı uygarlıkları tarafından hepimize anlatılan insan olmaktan kaynaklanan eşitlik iddiasının ve toplumların kendi kendini yönetebilme hakkının sadece bir anlatıdan ibaret olduğunu gösteriyor. Bence Gazze dünyadaki müesses nizamın sahtekârlığını tam anlamıyla ortaya koyan bir yer. Savaş hukuku iddiasında bulunan kimseler hastane bombalanırken çıkıp da bunu zalimden yana gerekçelendirebiliyorlar. Kısacası hiçbir dünya üzerindeki hiçbir hukukun tanınmadığı yer Gazze. Dolayısıyla Gazze’nin sadece Müslümanlara değil, bütün dünyaya gösterdiği bir şey var: Dünya iddia ettiği ve söylediği şey değil.
Hukukun ters yüz edildiği, zulmun, soykırımın had safhaya ulaştığı, savaş ahlakının yok sayıldığı bu olayda dünyanın daha adil ve daha düzgün bir yer olması için hem Müslüman dünyasına hem de vicdan sahibi Müslüman’ın insanlara anlatacak çok şeyi var. Hakkın adaletin, merhametin yeryüzünde hâkim olması için büyük bir emek gerekiyor. Bence Gazze bir turnusol kâğıdı gibi. Gazze biz Müslümanlara ne öğretiyor? Sadece Allah’a güvenerek ve ona inanarak mücadele etmenin mümkün olabileceğini gösteriyor. Bir inanmışlığın ve direnişin gücünü bizlere gösteriyor. Elinin altındaki tanklara, savaş gemilerine rağmen bir avuç sıradan insana saldırmak için bile hâlâ korkarak bekliyorlar. Demek ki Allah’ın kuvveti ve kudreti karşısında bizler bu sefer inanmıyoruz. Bu tanklardan, toplardan, uçak gemilerinden bizler korkuyoruz. Müslümanların öncelikle sadece Allah’a dayanıp güvenmeleri lazım. Sonra da birlik ve beraberlik gerek. O yüzden ihtilaflarımızın ve fikir farklılıklarımızın azalması için çaba sarf etmemiz, birlik olmamız şart.