Öykü ve denemeleriyle Türk edebiyatında önemli bir iz bırakan, hayatı boyunca “Müslümanca düşünmek” meselesini sanatının merkezinde konumlandıran yazar Rasim Özdenören kimdir desek neler söylemek istersiniz?
Rasim Özdenören ilkin bir davet adamı, fikir insanı, edip, estet, hukukçu. Âlim kelimesinin içini dolduran, muazzam bir akıl. Bilgi, birikim insanı. Basiret, feraset, fazilet, analiz, sentez ve aşkla yoğrulmuş bir cevher. Edebiyatçı kelimesine sığmayacak zihinsel aktiviteleriyle geçmiş, şimdi ve gelecekte zuhur eden hadiseleri yorumlayan sistemsiz bir filozof. Filozof kelimesinden taşan bir inancı ve ülküyü en zarif, en sevimli, en saf biçimde taşımış bir mutasavvıf. Gerçek bir beyefendi. Haza entelektüel...
Kendiliklerine zarar vermeden, 1+1+1+1+1+1+1=1 olmayı başarmış, aslında sayıları yediyle kısıtlanamayacak kadar çok, nice güzel adamın yeşerdiği o güzel iklimin en özel mahsullerinden biri… Bu yurdun Tanzimatla bükülen belini doğrultmak için el verenlerin içinde en sakin, soğukkanlı, yetkin zihinlerden biri diyebilirim. Onun kendi deyişiyle “Necip Fazıl’ın kaputundan” kendilikleri zarar görmeden dökülen tohumlardan (Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Akif İnan, Alaaddin Özdenören) velut bir kalem… Bu isimlerin her biri kendine has filizlenmiş, verim vermiş. Çoğu, yurt dışında yaşama ve dil öğrenme deneyimine sahip. Fransızcadan, İngilizceden kendi aralarında çeviriler yapan, birbirlerini besleyen, verimlerini çıkardıkları dergilere yansıtan, zaman zaman usul ve üslupta ayrışsalar bile niyetleri ve ufukları hep aynı kalan büyük adamlar. Batı felsefesini, düşüncesini, edebiyatını, müziğini, resmini, inançlarını, hukukunu iyi bilen, onda eriyip kaybolmayan, kendi öz sanatında, inancında kendine özgü bir yol çizen, bu ülkenin aydın(lık) yüzüdür Rasim Bey. Bu topraklarla ilgili ümidimi canlı tutuyorsam onun düşünce geleneğine talip olduğum için. Bir geleneği takip etmeyi özgür düşünceye aykırı bulan Batı hayranları eğer Batı’yı hakkıyla bilselerdi orada da düşüncenin müthiş bir gelenek üzerinde yükseldiğini görürlerdi. Kant’ı, Hegel’i, Marx’ı hüdayinabit adamlar olarak görenler keşke bilebilselerdi, birbirlerine karşı çıkarken ve reddiyeler yazarken bile öncekilerden tevarüs eden bir düşünce silsilesini takip ediyorlardı. Özelde Rasim Özdenören de bana ilham veren hocamdır. Birini daha yakından tanımanın akıbeti genelde hüsrandır. Ancak yazdıklarını daha fazla okuyup zihninin derinliklerine indikçe ve onu tanıdıkça yaşadığım şey daha sıkı bir bağlanma oldu.
Oturduğu evi uzun yıllar hiç değiştirmediğini ve mütevazı bir yaşam sürdüğünü biliyoruz Özdenören’in. Onun bu mütevazı yaşamı nasıl bir insani tavırdan beslenirdi? Misafirlerini çoğu zaman evinde ağırlıyordu Özdenören. Siz de evindeki sohbetlere dâhil olan isimlerden birisiniz. O zamanları sizin gözünüzden dinlemek isteriz.
Rasim Bey, ömründe birkaç kez deniz yüzü görmüş, o da sağlık sorunları yüzünden (sedef hastalığı) doktor önerdiği için. Modern manada keyif için hiç tatil yapmamış biri. Düşünmek ve yazmak, soluk almak gibi doğal bir seyir içinde son nefesine dek ona eşlik etmiş ve yaşam tarzını biçimlendirmiş. Kendini hiç şımartmamış. İmkânı olmadığı için değil, sadece tercih etmemiş. Yaşamını sürdürdüğü ev için de bilinçli bir tercihi söz konusu. Şayet arzu etseydi lüks ve şaşaaya erişimi hiç de zor değildi. Ancak onun için annesi, babası, dostları ve çocuklarıyla ömrünü geçirdiği o ev ve oraya ait acı tatlı hatıralar gösterişten, şatafattan ve başka bir sürü şeyden kıymetliydi. Yaşamı keyif ve haz üzerine kurulu olmadığı hâlde, doğal akışta yaşamdan keyif almasını bilirdi. Dostlarıyla yiyip içmeyi, dostlarına yedirip içirmeyi çok severdi. Eşi, Ayşe Özdenören harika bir aşçıdır. Maraş mutfağının en özgün tatlarını hiç üşenmeksizin sofraya taşır. O eve gelip Ayşe Hanım’ın yaptığı lezzetlerden tatmayan olmamıştır. O eve nice dert ve sıkıntılarla girip rengi açılarak çıkan çok insan vardır. O hane, Ayşe Hanım’ın yemekleriyle Rasim Bey’in sohbetiyle yolu düşen herkesi her manada beslerdi. Evin müdavimleri arasında komşular, öğrenciler, bürokratlar, deliler, veliler her nevi insan vardı. Rasim Bey ayırt etmeden her konuğunu kapıda karşılar ve kapıda yolcu ederdi. Solunum cihazıyla yaşadığı, yürümekte zorlandığı, ciğerlerinin dörtte birini kullanabildiği kronik hastalığına (koah) aldırmadan telefonlarını yanıtlamayı, içtenlikle hâl hatır sormayı sürdürdü. Yineliyorum, insan ayırmadan. Bir üniversite talebesiyle de bir bürokratla da akli sorunları olan hastalarla da aynı içtenlikle konuştu.
Düşünen, sorgulayan insanlara eserleriyle yol haritası çizdi Özdenören. Kendi yaşamında da bu yol üzere yürümeye gayret etti. Buradan yola çıkarak soralım: Rasim Özdenören modern çağa nasıl bir yaşam ideali sundu?
O, çeşitli sıkıntıların yaşandığı bir dönemde bir Müslüman olarak ruhsal manada dengede ve sağlıklı yaşayabilmenin yollarını açtı. Radikalleşmeden, ama ötekine boyun da eğmeden, onlara benzemeden ama karikatüre de dönüşmeden bir Müslüman olarak günümüz Türkiye’sinde hem uyumlu hem uyumsuz, hem itaatkâr hem isyankâr, hem akil hem divane hayatta kalmanın ve İslam’ın da sahip olduğu diyalektizmi yaşama geçirmenin yollarını açtı. O, izan sahibi bir âlimdi. Dünya ve Türkiye siyasetini iyi biliyordu. Neyin mümkün neyin imkânsız olduğu bilgisine sahipti. Kaybedilecek mücadelelere girmek yerine, kazanılacak cephelere yöneldi.
Onun insan karşısındaki inanç ve tutumunu, insana bakışındaki derinliğini hemen bütün eserlerinde gözlemliyoruz. İnsan neydi onun için?
O, insanı severdi. Kimseyle ilgili kolay hükümlere varmaz, büyük suçlar işlemiş insanlara bile merhamet nazarıyla bakar, yargılama kısmını daima Allah’a bırakırdı. Arkasından dedikodular yapan, kötü konuşan insanları bile büyük ustalıkla idare ederdi. Kavgacı değildi, sorunları büyüterek değil küçülterek çözmeyi severdi.
Son olarak, her yazarın aslında iyi bir okur olduğunu biliyoruz. Onun kütüphanesiyle, sevdiği ve beslendiği eserlerle ünsiyetinden bahseder misiniz?
O, harika bir okurdu. Son zamanlarında bile sevdiği bir kitabın başında sabahladığına şahidim. Sulhi Dönmezer’in Ceza Hukuku kitabını masasından hiç ayırmazdı. Bir keresinde bana “Bu kitabı okurken, Dostoyevski’den aldığım zevki alıyorum.” demişti. Gogol’un hikâyeleri, Dostoyevski’nin Yeralt›ndan Notlar’ı, yazmaya başlamadan önce ona ilham veren kitaplardı. Yazının başına geçmeden önce okumam için bana da önermişti. Salondan oturma odasına taşmış kütüphanesi devasaydı, buna rağmen kitaplarının yerlerini bilirdi. Kütüphane asla bir dekor değildi. O evin canlı, yaşayan, dağılan, yeniden düzenlenen bir parçasıydı. Salonda her zaman oturduğu koltuğunun sağ tarafındaki raflara sözlüklerini koymuştu. En detaylı Türkçe, Osmanlıca, İngilizce sözlükler orada dururdu ve sohbetler esnasından mutlaka uzanıp bir kelime üzerine o sözlüklere başvururdu. Sözlüğe bakmaya asla üşenmezdi. Baş ucundaki kitaplardan biri Zarifoğluna ait çocuk kitaplarından biriydi.
Rasim Özdenören Kimdir?
Hikâye, roman, deneme yazarı, bürokrat, Rasim Özdenören; mühendis Hakkı Özdenören ile Kahramanmaraşlı Ayşe Hanım’ın oğlu olarak 1940’ta Maraş’ta dünyaya geldi. Şair Alaeddin Özdenören’in ikiz kardeşidir. İlkokula 1947 yılında Kahramanmaraş Sakarya İlkokulunda başladı. Üçüncü sınıfa geçtiğinde babasının tayini üzerine Malatya’ya göç ettiler. İlkokul öğrenimini Malatya Cumhuriyet İlkokulunda ve Gazi İlkokulunda tamamladı. Ortaokul üçüncü sınıfa geçtiği yıl, babası Tunceli’ye tayin edildi. Ortaokulu Tunceli’de bitirdi. Bir yıl sonra babası emekliye ayrıldı ve Kahramanmaraş’a döndüler. 1955’te başladığı Maraş Lisesinden 1958’de mezun oldu. 1964 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünü, 1967 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Aynı yıl DPT’ye uzman yardımcısı olarak girdi. 1970-71 yıllarında araştırma yapmak üzere ABD’ye gitti. 1975’te Kültür Bakanlığına bakanlık müşaviri olarak atandı. Devlet Planlama Teşkilatında sırasıyla uzman (1980), Yayın ve Temsil Dairesi Başkanı (1981), Genel Sekreter Yardımcısı (1984-88), Genel Sekreter (1988) ve Müşavir (1990) olarak çalıştı. 20 Mayıs 2005’te DPT Genel Sekreteri’yken emekliye ayrıldı. Rasim Özdenören, lise öğrenciliği sırasında edebiyatla yakından ilgili bir arkadaş grubunun içindeydi. 1958 yılında Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören ve Mehmet Âkif İnan’dan oluşan bu grup Maraş Lisesinin yayın organı Hamle dergisini tekrar çıkardılar. 1967 yılında ilk kitabı Hastalar ve Ifl›klar’ı çıkardı. Yazarın Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Çarp›lm›fllar, Gül Yetifltiren Adam çıkardığı eserlerinden bazılarıdır. ‹ki Dünya adlı deneme kitabıyla Türkiye Millî Kültür Vakfı Fikir Ödülü’nü aldı. Denize Aç›lan Kap› ile Türkiye Yazarlar Birliğinin hikâye, Ruhun Malzemeleri ile deneme ödüllerini kazandı. Rasim Özdenören 23 Temmuz 2022 Cumartesi günü 82 yaşında vefat etti.