YEDİ
BAHTİYAR SINIF

Dr. Ahmet OĞUZ
Suudi Arabistan Cidde Din Hizmetleri Ataşesi


Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları hiçbir gölgenin (himayenin) bulunmadığı günde (kıyamet gününde), kendi gölgesinde gölgelendirir. (özel olarak himaye eder): Adaletli devlet başkanı (yönetici), Yüce Allah’a ibadet ederek yetişen genç, gönlü mescitlere/camilere bağlı olan kimse, Allah için birbirini seven ve bu sevgiyle bir araya gelip yine bu sevgi ile ayrılan iki dost/arkadaş, mevki sahibi güzel bir kadının gayrimeşru birliktelik teklifini ‘Ben, Allah’tan korkarım.’ diyerek reddeden kimse, sağ elinin verdiğini sol eli görmeyecek/duymayacak kadar gizli sadaka veren kimse, tenha yerlerde Allah’ı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan kimse.”
(Buhari, Ezan, 36 [660]; Zekat, 16 [1423]; Rikak, 24 [1031]; Hudud, 19 [6806]; Müslim, Zekat, 91 [1031].)

Çöl iklimi başta olmak üzere sıcak bölgelerde ve havalarda öğlen vakti güneş tam tepedeyken dışarıda gezenlerin sayısı oldukça azalır. Bu vakitlerde dışarıda dolaşmak zorunda kalanlar ise güneş çarpmasın diye gölgede yürür veya şemsiye vb. şeylerle korunmaya çalışır. Dünyada gerekli tedbiri alan insan, ahireti için de aynı hassasiyeti göstermelidir. Zira hadislerde ifade edildiği üzere mahşer meydanında insanlar yalın ayak ve çıplak olacak fakat o günün dehşetinden erkekler ve kadınlar birbirlerine bakamayacak (Buhari, Rikak, 45 [6527]; Müslim, Cennet, 56 [2859].), izdihamdan ve yaklaştırılan güneşin hararetinden dolayı dökülen terler kulaklara kadar yükselecektir. (Buhari, Rikak, 47 [6531-6532]; Zekât, 52 [1475]; Müslim, Cennet, 60-61 [2862-2863].) İşte böylesine dehşetli bir günde Yüce Allah bazı kullarını özel himayesine alıp onları ödüllendirecektir.
Hadiste geçen “gölge”nin, Allah’a izafeti mülk anlamındadır. Allah’ın bir kişiyi gölgesi altında barındırması onun güvenliğini üzerine alması demektir. Nitekim Araplar, birinin himayesine sığındığını anlatmak için “Falan kişi padişahın gölgesinde/himayesindedir.” derler. Gölgeden maksat Kâbe’ye, “Beytullah/Allah’ın evi” denilmesi gibi şereflendirme veya arşın gölgesi de olabilir. (İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 2/144.) Nitekim hadisin bazı rivayetleri, “Allah onları arşının gölgesinde gölgelendirecektir.” şeklindedir. (Bezzar, Müsned, 15/12 [8182].) Bu ifadelerden Yüce Allah’ın o kullarını, ahiretteki dehşetten koruyacağı anlaşılabilir. Ayrıca başka hadislerde (Müslim, Zühd, 74 [3006].) ifade edildiği üzere Allah’ın veya arşının gölgesinde barınacak insanlar sadece bu yedi sınıftan ibaret değildir.
Allah’ın himayesine gireceği bildirilen insanların özelliklerine bakıldığında her birinin büyük zorluklara katlanan kimseler oldukları ve çokça engele rağmen mücadeleye devam edip sırat-ı müstakimde sebat gösteren kimseler olduğu anlaşılmaktadır. Şimdi hadisimizde geçen yedi bahtiyar zümreyi kısaca tanıyalım:
Adaletli yönetici: Yönetici, üzerine aldığı emaneti korur, adaletle hükmedip her hak sahibine hakkını verir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder…” (Nahl, 16/90.); “...Allah adaletli davrananları sever.” (Hucurat, 49/9.) Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de şöyle buyurmaktadır: “Ailesi ve idaresi altında bulunanların hak ve hukukunda adaletle davrananlar Allah katında ve Rahman’ın sağ tarafında -ki O’nun her iki yedi/eli sağdır- nurdan minberlere/koltuklara otururlar.” (Müslim, İmare, 18 [1827].) Hadisimizde geçen “imam” kelimesi devlet başkanı manasında olmakla beraber her türlü idareci ve sorumlu kişiyi de kapsamaktadır. Adaletiyle şöhret bulan Hz. Ömer’in (r.a.) hassasiyetini, millî şairimiz Akif şöyle ifade etmiştir: “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu!” (Safahat, TBMM Yayınları, 2021, s. 425.)
Allah’a kulluk içinde büyüyen genç: Gençlik dönemini muhafazakâr bir çizgide geçiren kişi, nefsini dizginleyip Allah’a karşı gelmekten korumuş ve şehevi duygularının esiri olmaktan kurtulmuş olur. Böyle biri, toplum yanlış düşünce ve davranışlar içerisinde olsa bile kendisi Hz. İbrahim ve Hz. Musa gibi hak ve doğruluktan ayrılmaz.
Gönlü camilere bağlı olan kimse: Gönlü camilere bağlı olan kişi, kalbi âdeta camiye asılmış kandil gibi olup namazı, camiyi ve cemaati sever, cemaatle namaza devam etmeye gayret eder, Beytullah’ın birer şubesi hükmünde olan camilerde bulunmaktan huzur duyar. Onların inşasına katkıda bulunarak maddi, oralarda ibadet ederek de manevi imarda bulunmuş olur. (Tevbe, 9/18.)
Birbirlerini Allah için seven iki dost/arkadaş: Kişiyi Allah için sevmek oldukça önemlidir. Zira bir adam Resulüllah’a (s.a.s.) gelerek, “Ey Allah’ın Resulü, kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. (O esnada namaz için kamet getirilince) Resulüllah (s.a.s.) namaza kalktı. Namazı kıldırdıktan sonra, “Kıyametin ne zaman kopacağını soran kişi nerede?” diye sordu. Adam, “Benim.” diye cevap verdi. Resulüllah (s.a.s.), “Peki sen kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Soruyu soran kişi, “Ey Allah’ın Resulü, ben kıyamet için çokça namaz ve oruç hazırlamadım. Fakat ben, Allah ve Resulü’nü (gerçekten çok) seviyorum.” deyince Resulüllah (s.a.s.), “Kişi sevdiğiyle beraberdir. Sen de sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdu. Hadisin ravisi Hz. Enes der ki: “Müslümanların, Müslüman olduktan sonra bu söze sevindikleri kadar başka bir şeye sevindiklerini görmüş değilim.” (Tirmizi, Zühd, 50 [2385].) Başka bir rivayete göre Hz. Enes şöyle demiştir: “Ben de Hz. Peygamber’i (s.a.s.), Ebu Bekir ve Ömer’i seviyorum. Onlar gibi amellerde bulunamasam da onlara olan bu sevgimden dolayı onlarla birlikte olmayı umuyorum.” (Buhari, Kitabü [Fezail-i] Ashabi’n-Nebi, 6 [3688]; Müslim, Birr, 163 [2639].)
İffetli ve namuslu kimse: Mevki sahibi güzel bir kadının gayrimeşru birliktelik teklifini “Ben Allah’tan korkarım.” diyerek reddeden ve nefsinin isteğine karşı koyan kişi gerçekten yiğit ve kahraman biridir. Aynı durum kendisine teklif gelen kadın için de geçerlidir. İffet timsali Yusuf (a.s.), efendisinin hanımının kendisine yaptığı uygunsuz teklifi reddetmiş ve Allah’a sığınmıştır. (Yusuf, 12/33.) Hz. Yusuf, iffetini muhafaza etme neticesinde Allah’ın rızasını kazanmış, zindandan kurtulmuş ve “Aziz-i Mısr/ Mısır’ın Ulusu” olmuştur. (Yusuf, 12/78-88.) İffet ve namusu korumak, her türlü gayrimeşru ilişkilerin kitle iletişim vasıtalarıyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde daha çok önem arzetmektedir. Buna göre Müslüman kişi, toplum içinde haramlardan kaçındığı gibi sosyal iletişim platformlarında da aynı hassasiyeti göstermelidir.
Gizli sadaka veren kimse: Allah için verdiği sadaka ve infakı gizli yapan, gösteriş ve riyadan uzak kalmaya çalışan kimse, Allah’ın rızasını her şeyin üstünde tutan ihlaslı kimsedir. Ayet ve hadislerde ifade edildiği üzere Yüce Allah, ancak samimiyetle ve sadece kendi rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul eder. (Hac, 22/37; Nesai, Cihad, 24 [3140].)
Tenha yerlerde Allah’ı zikreden kimse: İnsanlardan uzak, gösteriş ve riyanın karışmadığı ortamlarda Allah’ı zikrederek gözyaşı döken kişi, çoğu insanın ulaşamadığı kulluktaki manevi zirveye çıkan kimsedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “İki göz vardır ki cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve gecesini Allah yolunda nöbet tutarak geçiren göz.” (Tirmizi, Fezailü’l-Cihad, 12 [1639].)
Yüce Allah cümlemizi kıyamet gününde arşın gölgesinde gölgelenecek bahtiyar kullarından eylesin! Amin.