YAVRU VATAN KIBRIS

Mehmet KAHRAMAN

Kıbrıs görülmeye değer bir yer. Tarihi, doğası ve sakinliğiyle büyüleyici bir güzelliğe sahip. Akdeniz’in üçüncü büyük adası olan bu coğrafya, pek çok kez el değiştirmiş ve 1571 yılında Osmanlı topraklarına katılmış. 1878 yılında İngiltere’ye kiralanana kadar Osmanlı egemenliğinde kalmış. Ülkenin her köşesinde Osmanlı izlerini görmek mümkün. Camiler, hanlar, şehit mezarları en çok dikkatimizi çeken hususlar oldu. Hemen her köşe başında “Burada bir Osmanlı şehidi yatmaktadır.” ifadesiyle karşılaştığımızda sevinci ve hüznü bir arada yaşadık. Bugün Kıbrıs dendiğinde akla gelen ilk şey eğlence mekânları; oysa Kıbrıs’ın bundan ibaret olmadığını bu gezimiz sayesinde öğrenmiş olduk.

Kıbrıs, herkesin aradığını bulabileceği bir ülke. Ne amaçla gidiyorsan onu orada bulabilirsin. Biz bu gezimizde Kıbrıs’a dair güzel hikâyelerle döndük. Tarihe dokunduk, tabiat güzelliğine hayran olduk, insan hikâyelerini dinledik. Karşılaştığımız herkesle rahatça konuştuk, sohbet ettik. Kıbrıslılar sıcak, konuşkan insanlar. Kafelerde, alışverişlerde ya da yol sorduğunuzda o sıcaklığı ve konuşkanlığı görüyorsunuz. Anlaşabiliyor olmak iki taraf için de anlatılabilir hikâyelere dönüşüyor.

Yavru Vatanın Hikâyeleri

Bu hikâyelerden birini Girne’de Bayram Amca ile yaşadık. Girne Kalesi’ni ve Eski İskele’yi gezmiş, sokaklarda adımlıyorduk. Yarım saat kadar şehir içinde yürüdükten sonra bir kafede soluklanalım, çay içelim dedik. Küçük bir mekândı ama dışarı sandalyeler atılmıştı. Köşedeki boş sandalyelere oturup iki çay söyledik. Yanımızda, üzerinde Galatasaray eşofmanı olan bir adam vardı. Konya’dan geldiğimizi söyleyip selam verdik. Nereli olduğunu sorduk. “Yerlisiyim buranın.” dedi. Doğma büyüme Kıbrıslı olduğunu, yani 1974’ten sonra gelenlerden olmadığını söyledi. Kendisi 1974’e kadar Güney’de yaşamış. Evi, işi oradaymış. Savaştan sonra önce Türkiye’ye, sonra Kuzey Kıbrıs’a gelmiş, Girne’ye yerleşmiş. Kısa zaman diliminde anlatabildiği kadarıyla o günlere ait anılarını anlattı. Herkes için zor geçmiş. Yarım saate yakın sohbet ettik Bayram Amca’yla. Oradan ayrılırken bize hesabı ödetmedi. Kendisiyle fotoğraf çekildik ve tokalaşarak ayrıldık.

Bir diğer hikâyemizin kahramanı Tunay Amca, Cihangir Köyü’nde yaşıyor. Yaşını sorduğumuzda gülerek “Yetmişten fazla.” dedi. Tunay Amca yetmişten fazla olmasına rağmen dinç, çalışkan biri. Biz oradayken evinin arkasındaki hurma bahçesinde çalışıyordu. Bize çalışmayla ilgili nasihatler verdi. Çalışmayı çok seviyordu. İşin ilginç yanı elindeki küreğin 120 yaşında olduğunu söyledi.Bu İngiliz küreği dedesinden babasına, ondan da kendisine geçmiş. Kürek hâlâ çok sağlam görünüyordu. Küreğin özelliği ağız tarafının bilenebilir olması, bu sayede hem otları kesiyor hem de toprağı kazıyordu. Tunay Amca’yı ve İngiliz küreğini hikâye heybemize katarak oradan ayrıldık.

Dingin ve Düzenli Bir Hayat

Köyden bahsetmişken Kıbrıs köylerine dair bir şeyler söyleyeyim. Kıbrıs’ın köyleri düzenli, evleri bakımlı. Evler genelde betonarme ve hemen hepsinin önünde küçük bahçeler var. İklim dolayısıyla her şey yetişiyor. Portakal, limon, hurma dikkat çeken meyveler. Köyde hiç hayvan görmedik. Sorduğumuzda, çiftliklerin, mandraların köy dışında olduğunu söylediler. Köyde sadece evler var. Hırsızlık olayları yaşanmadığı için insanlar gönül rahatlığıyla ahırı kapatıp gelebiliyormuş. Bitki örtüsü zengin olduğu için hayvancılık yapmak kolay görünüyor.

Güzel ve sakin bir şehri övmek için kullandığımız bir cümle vardır: Emekli şehri. Kıbrıs öyle sakin bir yer. Özellikle köylerinin bakımlı ve düzenli olması insanı hayata bağlıyor. Köylerin tek sıkıntısı yılanlar galiba. Kıbrıs’ın yılanları da meşhurmuş, bunu da öğreniyoruz. Her tarafta yılan görmeniz mümkün. Araçla yolda giderken bile karşımıza çıkıyor.

Adım Adım Tarih

Kıbrıs’ın tarihî mekânları da görülmeye değer yerler. En başta Selimiye Camii geliyor. Biz gittiğimizde cami restorasyonda olduğu için göremedik fakat dıştan bile çok ihtişamlı bir görüntüsü var. 14. yüzyılda Lüzinyanlılar tarafından yapılmış, gotik bir mimariye sahip. Fetihten sonra camiye çevrilerek Selimiye ismini almış. Gazimağusa’da bulunan, yine Lüzinyanlılar tarafından yaptırılmış, sonradan cami olarak kullanılan bir diğer yapı ise Lala Mustafa Paşa Camii. Etkileyici bir mimariye sahip olan caminin güzelliği görülmeye değer.

Lefkoşa’da bulunan Büyük Han, bir başka durağımız. 1572 yılında yapıldığı tahmin edilen Han, Bursa’daki Koza Han ile aynı yapısal özelliklere sahip. Bugün hanın içinde çay ocağından sahafa, hediyelik eşya satanlardan el işçiliğine kadar birçok dükkân görmek mümkün. Lefkoşa’ya gelip de Büyük Han’a uğramadan gitmek olmaz.

Lefkoşa’da gezilecek yer çok, hepsini tek tek sayacak olsak vakit yetmez. Önemli bulduğumuz yerleri sayabilirim: İplik Pazarı Camii, Belediye Pazarı, Venedik Sütunu, Osmanlı evleri, Arap Ahmet Mahallesi, bedesten, şehir müzesi, Fazıl Küçük Müzesi, Barbarlar Müzesi, Mevlevi Dergâhı ve Müzesi…

Lokmacı Sınır Kapısı, bedestenin bitiminde yer alıyor. Kuzey ile Güney’in en işlek sınır kapısı burası. Rum kesiminde yaşayanlar ve turistler, sınır kapısından geçip Kuzey Kıbrıs’a girebiliyorlar. Kuzey Kıbrıs’tan ise 1960 öncesinde Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olanlar Rum kesimine geçebiliyor. Türk vatandaşlarının Güney Kıbrıs’a girmesi yalnızca Yunanistan üzerinden olabiliyor. İki taraf Lefkoşa’nın ortasından ayrılmış. Buraya yeşil hat diyorlar. Bu hatta Birleşmiş Milletler askeri bulunuyor.

Gezimizin ilginç ve hüzünlü duraklarından birisi Kapalı Maraş. İki yıl önce ziyarete açılan Maraş, düzeniyle mimarisiyle ilgimizi çekiyor. Açılan güzergâhta savaşın izleri yok. Anlatılanlara göre burası turizmin ve eğlencenin merkeziymiş, başka bölgelerde çatışmalar yaşanırken burada insanlar tatillerini yapmaya devam ediyormuş. Son ana kadar da böyle devam etmiş. Savaştan sonra anlaşma sağlanamadığı için bölge hayalet şehre dönmüş. Bugün bile cadde düzeni, mimarisi, trafik işaretleri, yangın hidrantlarıyla dikkatimizi çekmeyi başarıyor.

Gazimağusa görülmese Kıbrıs gezisi eksik kalır. Özellikle Lala Mustafa Paşa Camii ve civarı kesinlikle görülmeli. Bu estetik yapı güzelliği ve sakinliğiyle insanı âdeta büyülüyor. Kendinizi farklı bir zamanın içinde hissediyorsunuz. Hayat bir süreliğine duruyor sanki. Fotoğraf çekilenler, ziyaretçiler, cami cemaati, kısacası harika bir atmosferi yaşıyoruz orada. Gazimağusa ayrıca Namık Kemal’in sürgün edildiği yer. Caminin ön tarafında bulunan hücresi bugün müze olarak kullanılmaktadır.

Kıbrıs’ta Hayat

Kıbrıs’ın yemek kültürü de bir hayli zengin. Şeftali kebabı ve tavuk dolma, kolakas, Kıbrıs köftesi gibi meşhur yemekleri; hellim peyniriyle yapılmış börekler (Kıbrıslılar sadece hellim diyorlar. Peynir diye eklenmesine kızıyorlar), ceviz reçeli, Kıbrıs tatlısı gibi tatlıları dikkat çekiyor. Kıbrıs mutfağında baharatlar da önemli yer tutuyor. Karnımızı doyurduk, sonra, tabii ki çay. Kıbrıs’ta çay sorun değil, ancak aradığımız tadı bulmak biraz zor. Bizim çay kültürümüz başka. Kıbrıs’ta her türlü çay var; bitki çayları, yeşil çay, siyah çay. Siyah çayda bile aromayı tercih ediyorlar. Bu yüzden genelde tercihimiz kahve oluyor. Kahvede de çeşit bol. Türk kahvesi diyorsunuz hangisi olsun diye soruyorlar. Burada kahveleri isimleriyle söylüyorlar. Mesela, Mehmet Efendi diyorsunuz. Şehirlerin bile kahveleri farklı. Gazimağusalılar “oza” kahveyi tercih ederken Girneliler “con”u tercih ediyorlar. Aralarındaki fark, keskinlikleri; oza biraz daha sert iken con daha hafif.

Dört gün neredeyse hiç korna sesi duymadık diyebilirim. Trafik genelde sakin. Yolun soldan aktığını söylemeye gerek yok. İngilizlerin hediyesi trafiğin soldan akması. Alışmak zor, karşıdan karşıya geçerken bile alışkanlıklarımızla önce sağa bakıyoruz. Oysa sola bakmak gerekiyor. Özellikle kavşaklardaki dönüşlerde kafamız iyice karışıyor. Şehirde toplu taşıma diye bir şey yok. Dolmuşlarla köylere ve üniversite bölgesine gidilebiliyor bir tek. Şehir içinde taksi kullanılıyor çoğunlukla. Akaryakıt fiyatının yüksek olmasıyla birlikte ulaşımın ucuz olmadığını söyleyelim. Ulaşım yeterli olmadığı için şehirlerarası otobüs terminali de küçük kalıyor. Terminalde yeni otobüs görmek mümkün değil. Hepsi eski, dolmuş tarzı araçlar. Yine buradan bütün şehirlere ulaşım mümkün.

Girne’nin haricinde Kıbrıs’ta evler bir iki katlı. Öyle çok katlı binalar yok. Bu da şehri yaşanabilir kılıyor. Ancak çok katlı binalar yavaş yavaş Kıbrıs’ta da boy göstermeye başlamış. Adanın sakinleri bundan şikâyetçi.

Kıbrıs’ta enerji maliyetleri çok yüksek. Akaryakıt, Türkiye ile aynı fiyatlarda. Elektrik pahalı. Isınma genelde elektrik, tüp gaz veya odun ile sağlanıyor. Ada’da kömür yakmak yasak. Zaten çok soğuk olmadığı için kömüre gerek olmayabilir. Fakat elektrik ve tüp gaz çok pahalı. Enerji ve elektrikten bahsetmişken İngilizlerden kalan bir başka uygulama da elektrik prizlerinin üçlü olması. Türkiye’den gelirken bunu dikkate almakta fayda var, yoksa telefonları şarj etmek için üçlü priz almak zorunda kalırsınız.

Kıbrıs ekonomisi genel itibarıyla turizme dayalı. Tarım ve hayvancılık çok az. Ekonomik hayatta TL geçse de ev ve araç fiyatlamada Sterlin, restoranlarda ve ticarette Euro baz alınıyor.

Kıbrıs’a dair dikkatimi çeken bir diğer şey de gazeteler oluyor. 350 bin nüfuslu bir ülkede on dokuz farklı gazete çıkıyor. Gazetelerin varlığını sürdürmesi ve işlevini yerine getirmesi takdire şayan bir durum. Doktor Fazıl Küçük Müzesi’ni gezdiğimiz sırada onun çıkarmaya başladığı ve bugün yayın hayatına devam eden Halkın Sesi gazetesi hakkında da bilgi aldık. Sonra gazetenin ofisine geçerek çalışanlarla ayaküstü sohbet ettik. Gazetenin seksen yıldır kesintisiz çıkarıldığını söylediler.

Karaoğlanoğlu Şehitliği

Karaoğlanoğlu şehitliği boğazımızın düğümlendiği bir yer. Girne’de bulunan şehitlik, Kıbrıs Harekâtı’nın ilk günlerinde şehit olan kahramanlarımız başta Alay Komutanı Kıdemli Albay Halil İbrahim Karaoğlanoğlu olmak üzere şehitlerimizin anısını bugüne taşımıştır. Şehitliğin yanında bulunan ve bombalı saldırı ile komutanlarımızın şehit edildiği bina, bugün Barış ve Özgürlük Müzesi olarak kullanılmaktadır. Şehit olan askerlerimizin kıyafetleri ve birkaç özel eşyası sergilenmekte. Şehitlikte o dönem Rumların yaptıkları zulümleri, işledikleri cinayetleri ve işkenceleri belgeleyen fotoğraflar ve yazılar mevcuttur. Bu fotoğrafları ve yazıları duygulanmadan okumak mümkün değil. O vahşeti anlatmaya kelimeler yetmiyor maalesef.

Kıbrıs kardeş bir ülke. Aynı dili konuşuyor aynı havayı soluyoruz. Rahatlıkla oturup konuşuyor, çay içip sohbet ediyoruz. O sıcaklığı yaşıyoruz. Kıbrıs kesinlikle görülmeye değer bir yer.