YAŞAMA ANLAM VEREN KAVRAM: RENK
Tuba DERE
Bilimsel olarak rengi “ışık tayflarının gözün retina tabakasına çarpması sonucu oluşan algı” şeklinde tanımlamışlar. Pek eksik bir bilgi. Zira insan, dünyada renkler arasında yaşayan, derya içre balık gibidir. Acep bu sebeple mi “Cahildim, dünyanın rengine kandım” demiş Neşet Usta?
Hayatın içinde daima var olduğundan yokluğu bilinmez. Hâlbuki hayatımızdan bir an çekilse anlarız rengin ne demek olduğunu. Renksizlik diyarında birdenbire renk renk kuşların göğü, rengârenk çiçeklerin bahçeleri dolduruverdiğini bir düşünün. O vakit gözün gördüğü cümbüş yeterdi insana bu cihanda saadet adına.
Şiddetli bir aydınlıkta ya da zifirî karanlıkta kaybolur renk. Işıktan sadır olur, ışık tarafından görünür kılınır, tecessüm edenin ardından gelir. Sanki varlık önce surete bürünmüş, sonra renkleriyle kimlik kazanmıştır.
Duygulara ve durumlara hem ad olur hem tesir eder renk. Bazı renkler uyku getirir, bazıları huzur verir, bazıları enerji. Bazısı iştah açar, bazısı depresif yapar. Hayatta bir türlü yüzü gülmeyenin bahtı karadır mesela. Vicdanı rahat olanın yüzü aktır, suçlu olan utancından kıpkırmızı olur, ne diyeceğini bilmeyenin alı alına moru moruna karışır, renkten renge girer. Bazıları ketumdur hiç renk vermez, umulmadık bir durumla karşılaşanın rengi atar.
Hayvanların, bitkilerin, taşın toprağın hatta ülkelerin, kültürlerin bile rengi olur da insanların olmaz mı? Bazı insanlar bir rengin yeryüzündeki temsilcisi gibidir. Bazıları çok renklidir. Bazılarının hayatı ise renksiz. Koca evren renklerin tonlarıyla dolu. Açığı, koyusu, bulanık olanı, arada kalanı. Siyah ya da beyazla karışıp başka adlar alanı. Kişiye, bakana ve bakanın durduğu yere göre değişeni var olsa da… Herkesçe kabul görmüştür, denizin mavi, ormanın yeşil, ateşin kırmızı, altının sarı oluşu. Ancak bir çocuk cesaret edebilir denizi pembeye, ağacı mora ve güneşi yeşile boyamaya.