YARININ DÜNYASINDA GELECEĞİN DİNî AKIMLARI


Doç. Dr. Muhammet YEŞİLYURT
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


21. yüzyıl, insan ve toplum hayatında hızlı ve köklü değişimlerin yaşandığı/yaşanacağı bir çağ olma yolunda hızla ilerliyor. Ardı ardına yaşanan Birinci, İkinci ve Üçüncü Sanayi Devrimlerinden sonra şu anda insanlık bazılarına göre Endüstri 4.0 olarak da ifade edilen Dördüncü Sanayi Devrimi sürecini yaşamaktadır. Hatta saha uzmanları ve araştırmacılarca Endüstri 5.0 olarak isimlendirilen Beşinci Sanayi Devrimi’nin eşiğinde olduğumuz da söylenmektedir. Sözü edilen tüm bu devrimler, yalnızca enerji tabanının değişimini değil, bununla birlikte teknolojik, ekolojik ve sosyal koşullardaki kapsamlı değişiklikleri de ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle her sanayi devriminin ortaya çıkardığı yeni toplumun veya toplumsal anlayışın birbirinden farklı olduğunu belirtmek için Toplum 1.0, Toplum 2.0, Toplum 3.0 gibi tanımlamalar da kullanılmaya başlanmıştır. Şüphesiz sosyal koşullardaki her değişim, sosyal alanın içerisinde yer alan ve insan ile yaşıt bir olgu olan “din”i de etkilemiştir. Nitekim sanayi devrimlerinin her biri, kendi içinde din ile ilgili yeni ve farklı anlayışların ve yeni vaziyet alışların ortaya çıkışına sebebiyet vermiştir.
Batı’da Aydınlanma ve Birinci Sanayi Devrimi adıyla anılan gelişmeler Batı toplumlarında insan aklını ve akılcılığı dinin yerine ikame ederek onu etkisiz kılmaya çabalamış ve nispeten bunda başarılı da olmuştur. Ancak “inanma” ameliyesinin insanda yerleşik fıtri bir nitelik ve giderilmesi gerekli bir ihtiyaç olması sebebiyle Hristiyan Batı toplumu, dine en mesafeli olduğu dönemde dahi din ile olan bağını tam anlamıyla koparamamış, bu ihtiyacı giderecek başka arayışlar içerisine girmiştir. Nitekim Batı toplumunda gerçekleşen sanayileşme, kentleşme ve teknolojik ilerlemelere paralel olarak artan sekülerleşme, bireycilik, küreselleşme, kayıtsızlık, hızlı değişim, aşınmışlık, subjektivizm ve çoğulculuk gibi düşünce ve olgular, Hristiyan dogmatizminin mevcudiyetiyle birleşince 20. yüzyılın ortalarında kendisine, “Yeni Dinî Hareketler” adı verilen inanç gruplarını ortaya çıkarmış ve böylelikle insanlar yine “bir şeylere inanmaya” devam etmiştir.
Yapay zekânın ve dijitalleşmenin son derece etkin bir rol oynadığı; artırılmış, değiştirilmiş ve dönüştürülmüş insanların, humanoid’lerin, insan-makine melezi cyborg’ların ve robotik varlıkların söz konusu edildiği Endüstri 4.0/5.0 veya Toplum 5.0 çağında insanoğlunun inanç veya din ile olan serüveninin nereye varacağı en çok tartışılan meselelerin başında gelmektedir. İnsanın artık teknolojikleşerek bireyselleştiği yapay zekâ çağında yani yarının dünyasında bizleri hangi türden dinî akımlar beklemektedir? Şüphesiz bu soru, aynı zamanda, mevcut dünya dinlerinin dışında insanın yeni din arayışları içerisinde olduğunun ima yollu bile olsa itirafı anlamı taşımaktadır.
Geleceğin dinî akımları
Teknolojinin ve teknolojik aygıtların artık neredeyse insanın ontolojik varlığının doğal ve ayrılmaz bir parçası olarak görülmeye başlandığı 21. yüzyılda insanın, yine kendinin ayrılmaz bir diğer parçası olan “inanma” ihtiyacını teknolojiye atıfta bulunan, tekno-teolojik dinî akımlarla karşılamak istemesi beklenebilen bir durum olacaktır. Dolayısıyla yarının dünyasında ortaya çıkması muhtemel dinî hareketlerin ilki “teknolojik dinî akımlardır” diyebiliriz.
Teknolojik dinî hareketler, modern teknoloji ve bilimsel ilerlemelerle harmanlanmış, geleneksel dinlerin ya da inanç sistemlerinin yerine geçen veya onları tamamlama iddiasında olan akımlardır. Bu hareketler, genellikle teknolojinin sunduğu olanaklarla insanlık ve evren hakkında yeni anlam ve manevi değerler oluşturmayı amaçlar. Onlar, geleneksel dinî yapılarla sınırlı kalmayarak teknolojiyi ve bilimi manevi anlamlar oluşturmak için kullanır. Yirminci yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlayan transhümanizm hareketini bu tür yapılardan biri olarak değerlendirebiliriz. Transhümanizm, insan yeteneklerini ve ömrünü artırmak amacıyla biyoteknoloji, yapay zekâ, nanoteknoloji ve diğer ileri teknolojileri kullanmayı savunan bir hareket ve anlayıştır. Transhümanistler, insan doğasının sınırlarını aşmayı, insanın fiziksel ve zihinsel kapasitesini genişletmeyi ve nihayetinde ölümsüzlüğe ulaşmayı hedeflerler. Bu bağlamda, transhümanizmi bir tür “dijital/tekno-teolojik/tekno-eskatolojik akım” olarak kabul etmek mümkündür. Transhümanizm, teknoloji ve bilimin sunduğu olanaklarla insanlığın sınırlarını aşmayı hedefleyen bir hareket olarak birçok yönden geleneksel dinî inanç ve uygulamalara benzerlik gösterir. Bu süreçte, bilimsel ve teknolojik ilerlemelerle birlikte transhümanizmin sunduğu vizyon, yeni bir dinî ve felsefi paradigma olarak insanlığın geleceğinde yerini alabilir.
Geleceğin dinî hareketlerinde yine teknolojiyle ilişkili olarak öne çıkan bir diğer özellik de onların, dijital ve yapay zekâ tabanlı bir nitelik taşımasıdır. Dijital dinî akımlar ve yapay zekâ tabanlı inanç sistemleri, teknolojinin ve dijital platformların sunduğu yeni olanaklarla şekillenen ve geleneksel dinî yapılar dışında kalan yeni yapılar olarak tanımlanabilir. Bu yeni yapı ve hareketler, geleneksel dinlerin dışında, dijital platformlar ve yapay zekâ aracılığıyla bireylerin ruhsal ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflemektedir. Şimdiden “Geleceğin Yolu Hareketi (The Way of the Future)”, “Kopimism Kilisesi (The Church of Kopimism)”, “Cyber Shamanism” gibi hareketlerle örnekleri görülmeye başlanan bu tür akımların ve inanç sistemlerinin, teknolojik gelişmelerle birlikte sayısının artması ve daha geniş kabul görmesi kuvvetle muhtemeldir.
21. yüzyılın en önemli sorun alanlarından birini de ekoloji, küresel ısınma ve buna bağlı olarak ortaya çıkan iklim değişikliği gibi sorunlar oluşturmaktadır. Bu sorunların çözümünün, insan neslinin devamı için hayati ve öncelikli bir mesele olduğunu düşünen insanların sayısı dünya genelinde giderek artmaktadır. Bu nedenle ekolojik sorunları ve doğanın korunmasını merkezine alıp çevre ve doğa hassasiyeti olan insanları yanına çekerek bir din gibi hareket edebilen yapıların ortaya çıkması da ihtimal dâhilindedir. Zira ekolojik ve doğa merkezli dinî hareketler, eko-teolojiyi esas almaktadır. Eko-teoloji, dinî inançların ve çevre etiğinin birleştiği bir disiplindir. Bu alan, doğanın kutsallığını ve korunmasını vurgulayarak insanlığın çevresel sorumluluklarını manevi bir çerçevede ele alır. Eko-teolojik düşünce, sürdürülebilirlik ve çevresel adalet gibi konulara odaklanarak toplumları doğa ile uyum içinde yaşamaya teşvik eder. Şimdiden örnekleri görülmeye başlanan bu türden dinî hareketlere “Wicca”, “Druidizm”, “Gaia Kilisesi”, “Ekospritüalizm” ve “Yeşil Kilise Hareketi” örnek olarak verilebilir.
Teknolojinin sunduğu imkânların, birçok temel gereksinimi karşılamak için başkalarına ihtiyaç duyulmayan bir hayatı mümkün kılmaya başlaması, doğal olarak toplumda bireyselleşmeyi de artırmaktadır. Sosyal medyanın, sanal da olsa bir sosyalleşme ve karşılıklı etkileşim aracı olarak işlev görmesi, bireylere yeterli geliyor gibi görünmektedir. Ancak insan, sosyal ve kültürel bir varlık olmakla birlikte bu özelliklerini esasen, sanal bir âlemde değil gerçek dünya içerisinde deneyimler yaşayarak elde edebilir ve gerçekleştirebilir. Bu nedenle bireysel kimliklerin sosyal kimliklerin önüne geçtiği yapay zekâ çağında ihtiyacı iyiden iyiye hissedilen “sosyallik” ve “kültürellik”, bu özelliği öne çıkaran çeşitli grupların toplumsal hatta dinî bir zemin bulmasını kolaylaştıracaktır. Dolayısıyla yarının dünyasında ortaya çıkması muhtemel dinî yapılardan birinin de “sosyal ve kültürel dinî akımlar” olabileceğini söyleyebiliriz.
Sosyal ve kültürel dinî hareketler, genellikle toplumsal ve kültürel bağlamlarda ortaya çıkan ve belirli bir topluluğun kimliğini, değerlerini ve yaşam biçimini yansıtan inanç sistemleridir. Bu tür akımlar, geleneksel dinî öğretilerden ziyade toplumsal normlar, ritüeller ve kültürel pratikler etrafında şekillenir ve genellikle semboller aracılığıyla ifade edilir. Bu dinî hareketler, bireylerin ve toplulukların anlam arayışlarına yanıt verme iddiasını sürdürürken aynı zamanda onların, sosyal bağları güçlendirmede ve kültürel kimlikleri pekiştirmede önemli bir rol oynadığı ileri sürülür. “Civil Religion”, “İzcilik (Scouting) Hareketi”, “Cargo Cults (Kargo Kültleri)” gibi grup ve hareketler bu tür dinî yapıların örneklerindendir.
Bireyselliğin, geleneksel toplum yapısının çok güçlü olduğu toplumlarda dahi etkili olmaya başladığı günümüzde, bireyciliği teşvik eden yeni tekno-kültürel yapıyla birlikte gelecekte bütün toplumların benimseyeceği bir kişilik ve yaşam tarzı hâline gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda din nasıl bir hâl alacaktır? Dinin toplumsallığı şüphe götürmez bir gerçekliktir. Toplumsallığın geri plana atıldığı, bireyselliğin neredeyse tek hayat tarzı olarak kabul gördüğü Toplum 5.0 çağında dinin gereksizliği ileri sürülebilecek midir? Buna evet demek, insanın fıtratını, onun inanma ihtiyacını yok saymak olacaktır. Elbette geçmişte olduğu gibi gelecekte de din, varlığını sürdürecek ancak dinin hayata aktarılışında toplumsallıktan bireyselliğe doğru ivmelenen bir eksen kaymasıyla karşılaşmamız muhtemel olacaktır. Kuşkusuz bu yeni durum, “sosyallik” vurgusu yapan dinî yapıların aksine “kişiselliği” ve “bireyselliği” önceleyen din anlayışlarının, dinî grup ve hareketlerin ortaya çıkmasına imkân verecektir.
Kişisel ve bireysel dinî akımlar, bireylerin kendi inanç ve spiritüel deneyimlerine dayanarak oluşturdukları, genellikle organize dinî yapılarla sınırlı kalmayan ve kişisel ihtiyaçları, değerleri ve deneyimleri temel alan inanç sistemleridir. Bu tür yapılar, bireylerin kendi manevi yolculuklarını ve inanç sistemlerini keşfetmeleri ve geliştirmeleri için özgürlük ve esneklik sunan bir yapıya sahip oldukları iddiasındadır. Aynı zamanda onlar, organize dinî yapılar dışında kalan ve kişisel özgünlüğü ve yaratıcılığı vurgulayan pratikler sunduklarını ileri sürmektedirler. Bu nedenle gelecekte, bireylerin geleneksel dinlerden bağımsız olarak kendi kişisel ruhsal yolculuklarını ve inanç sistemlerini oluşturabileceklerinden söz edebiliriz. Yani gelecekte tıp, biyomühendislik ve biyoteknoloji alanlarındaki gelişmelerle birlikte “kişiye özel ilaç/tedavi” uygulamalarının başlamasına benzer şekilde –ki şu anda bile aslında bu tür ilaç ve tedaviler uygulanmaya başlamış durumda– ileride “kişiye özel dinî anlayışları” ya da “kişiselleştirilmiş dinî akımları” konuşuyor olmamız da hiç ihtimal dışı olmayacaktır. Dünya ölçeğinde faaliyette olan “Eklektik Spritüalizm”, “Solo Paganizm”, “Kişisel Meditasyon ve Mindfulness Pratikleri”, “Kişisel Şamanizm” gibi anlayış ve hareketler, bahsini ettiğimiz “kişisel din” gerçekliğini gözler önüne sermesi açısından önemlidir.
Sonuç
21. yüzyılda insanı bekleyen en büyük sorun, dinin, insanın ontolojik varlığından tamamen koparılmasını amaçlayan, insanı tanrısal bir varlık olarak tanrının yerine konumlandıran ve büyük oranda modern ve yüksek teknolojiyle desteklenen yeni tekno-kültürel anlayışların hâkim değerler dizisi hâlini almaya başlaması olacaktır. Her ne kadar günümüzde kimileri tarafından dinin varlığı sorgulansa hatta gereksizliği ileri sürülse de insanın anlam arayışı devam etmektedir ve edecektir. Geleceğin dinî hareketleri işte bu arayışa bir alternatif olarak ortaya çıkacaktır. Ancak dönemin koşullarının doğurduğu yeni dinî hareketler ve akımlar, görülmüştür ki insanlık için uzun süreli bir alternatif olmaktan uzaktır. Bu durumda, çağları aşan ve tüm çağları kucaklayan mesajıyla cihanşümûl bir din olan İslam, alternatif sorunu yaşayan insanlığın anlamsızlık girdabından kurtulmasına vesile olacaktır.