YARADAN’IN KIYMETLİ EMANETİ YETİMLER
Dr. Mahmut KAYIŞ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَب۪يرًا
“Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helali haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.”
(Nisa, 4/2.)
Yüce Allah, insanı yaratıp ona belli bir ömür takdir etmiştir. Bu ömür sermayesi, bazılarında ihtiyarlığa kadar uzanırken kimisinde de daha erken bir zaman zarfında sona erebilmektedir. Yüce Allah’ın hikmeti gereği erken yaşta ölümünü takdir buyurduğu kullar, geride bakıma ve korunmaya muhtaç küçük yavrular bırakarak ebedî yolculuklarına çıkmaktadır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa da (s.a.s.) babası Abdullah’ın geride bıraktığı bir yetimdi.
Yetim çocuklar, kendi akrabalarına ve içinde doğdukları topluma Yüce Yaradan’ın vermiş olduğu birer emanettir. Bu sebeple yetimlerin hem kendi akrabalarıyla hem de toplumla kesişen hakları bulunmaktadır. İslam öncesi cahiliye döneminde yetimlere yeterince değer verilmez, onların malları da zayi edilirdi. Bu durumu Hz. Sa’d b. Rebi’nin yetim iki kızının örneğinde görmek mümkündür. Zira eşi, Hz. Peygamber’e (s.a.s) gelip şu şekilde şikâyette bulunmuştu: “Ey Allah’ın Resulü, işte bunlar Uhud’da şehit olan Sa’d’ın kızları. Amcaları onların mirasının hepsini aldı.” diyerek ileride kızların zor durumda kalacağını belirtti. Sonrasında miras ayeti nazil oldu. Allah Resulü mirası Sa’d’ın iki kızı, hanımı ve kardeşi arasında paylaştırdı. (İbn Mace, Feraiz, 2, [2720].)
İlahi vahyin yetimlere yönelik getirdiği önemli düzenlemelerde dikkat çeken hususlardan biri, yetimin bakımını üstlenenlere yapılan uyarılardır. Bu ikazlarda onlara yetimlerin mallarını koruma ve bu malları adaletli bir şekilde yönetme sorumluluğu hatırlatılır. Yetimin bakım ve himaye sorumluluğunu üstlenen veli veya vasilerden yetimin rüşt çağına erip malını idareye muktedir oluncaya kadar onların mallarını yönetmeleri ve malları artırıcı önlemler almaları istenir. (Enam, 6/152; İsra, 17/34.) Yetimler, rüşt çağına geldiklerinde ise mallarını idare edebilme becerilerinin çeşitli alanlarda test edilmesi talep edilir. Eğer rüşt belirtileri görülürse malların geciktirilmeden onlara teslim edilmesi emredilir. Yetimin malını koruma sorumluluğu o kadar ağırdır ki ilahi vahiy, malların teslim edilmesi esnasında da şahitler bulundurulmasını tavsiye etmiştir. (Nisa, 4/6.)
Yetimlerin mallarına el uzatmak ve haksız bir yolla o malları tüketmek büyük günahtır. Onların mallarını gayrimeşru şekilde yiyen kimseler, aslında karınlarını ateşle doldurmuş olmaktadır. Eğer veli ve vasiler muhtaç iseler yetimlerin malından sadece ihtiyaç kadarını alabilirler. (Nisa, 4/2,6,10.) Hz. Peygamber de “Allah’ım, ben iki zayıfın, yetim ve kadının hakları konusunda (insanları) şiddetle uyarıyorum, onların haklarına el uzatılmasını (özellikle) yasaklıyorum.” (İbn Mace, Edeb, 6.) diyerek ümmetini bu konuda uyarmıştır. Yetime bakma sorumluluğunu hakkıyla yerine getirenler ise cennette Hz. Peygamber (s.a.s) ile beraber bulunacaklardır. Çünkü Resulullah (s.a.s), “Ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.” buyurmuş ve aralarını hafifçe açarak işaret parmağıyla orta parmağını göstermiştir. (Buhari, Talak, 25, [5304].)
Kur’an-ı Kerim, yakın akrabalardan sonra topluma da yetimler konusunda bazı görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Bunların en başında geleni, maddi imkânı yetersiz olan muhtaç durumdaki yetimlere yardım edilmesidir. (Bakara, 2/177, 215; Nisa, 4/36.) Hatta bir emr-i ilahide yetimler, kendilerine pay düşmeyen bir miras paylaştırılırken o mecliste hazır bulunursa onlara da mirastan bir şeyler verilmesi ve gönüllerini alacak tatlı güzel sözler söylenmesi (Nisa, 4/8.) tavsiye edilmiştir.
Toplumsal bir görev bağlamında yetime yardım edemeyen ve koruyup kollayamayan kimse, en azından yetimleri sevmeli ve onları hoşnut etmeye gayret etmelidir. Çünkü Yüce Allah, yetimi hor görmeyi ve ezmeyi yasaklamakta (Duha, 93/9.), Allah Resulü Efendimiz de bir hadislerinde bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.” (İbn Hanbel, Müsned, 5/250, [22207].) Bir başka hadislerinde ise “Müslümanlar(ın evleri) arasında en hayırlı ev, içinde kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” (İbn Mace, Edeb, 6, [3679].) buyurmuşlardır.
Toplumun ve akrabaların, yetimlerin hakkını gözetip onlara kol kanat germesi, yetimlerin psikolojik ve sosyal gelişimini destekler. Kendilerini güvende hissetmelerini sağlar. Yetimlerin korunması onların bağımsız bir birey olarak yetişmesine imkân tanır. Onlara “yalnız değilim, hakkım gözetiliyor” hissini ve güven duygusunu verir, ruhsal travmanın derinleşmesini önler.
Sonuç olarak yetimlerin korunması noktasındaki ilahi emirler, toplumsal huzur, sosyal adalet ve gelecek nesillerin sağlıklı gelişimi için vazgeçilmezdir. Bu emirler, toplumda zayıfları koruma bilincini pekiştirir, dayanışma kültürünü canlı tutar. Yetim çocukları toplumsal hayata hazırlar. Bunun yanı sıra yetim çocukların korunması, Müslümanlar için bağışlanma ve cennete girme vesilesidir. Zira bir rivayette, “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizi, Birr, 14, [1917].) buyrulmuştur.