VECİHİ

Rukiye AYDIN

Sabah yürüyüşümde yolum bir otoparka düştü. Otopark, sıra sıra dizili otomobillerle doluydu. Onca otomobilden biri dikkatimi çekti. Gıcır gıcır bir Volkswagen, namı diğer vosvos, kurbağa yahut tosbağa. Birden gözlerim aydınlandı. O kadar arabanın içinde bir başka güzeldi, biraz da nazlıydı. Eski model arabalar beni hep heyecanlandırır ama bu hepsinden çekiciydi. Kıpkırmızı, şanlı bayrağımızın renginde. Burnunun üzerinde ay-yıldız olması en güzeli. Gözüm onda kaldı, uzun süre seyrettim. O da bana bakıyordu sanki. Onunla ilgilendiğimi görünce sevinmişti besbelli. Yıllar öncesinden selam getirmişti bana. Biraz daha inceleyince “Vecihi” yazısını gördüm.

Ne kadar seyrettiğimi bilmiyorum. Apartmanın kapısından bir adam çıktı. Orta boylu, üstü başı temiz, kıyafeti ütülü, boynunda lacivert kravat, açık mavi gömlekliydi. Beğendiğim arabanın sahibi olmasın, diye geçirdim içimden. O, arabaya doğru yöneldi. Çok kibar bir beyefendiye benziyordu. Yüzü sinekkaydı tıraşlıydı. Tam düşündüğüm gibi araba onundu. Yanaşıp kapıyı açacağı sırada ona: “Bir şey sorabilir miyim?”, dedim. “Buyurun”, dedi nazikçe. “Arabanız çok güzel, eski zamanlardan fırlayıp gelmiş gibi. Güle güle kullanın. Merak ettiğim şu. Üzerine neden ‘Vecihi’ yazısını yazdırdınız? Sakıncası yoksa söyler misiniz?”, dedim. Yine nazik bir eda ile gülümsedi: “Vecihi Hürkuş vardı ya rahmetli, Türkiye’de ilk uçağı yapan. Onun hayatı, vatanımıza ilk uçağı kazandırmak için verdiği mücadele beni çok etkilemişti. Onun için gözbebeğim gibi sevdiğim arabama onun ismini verdim, o aziz insanın ismi yaşasın diye. Hayatında bu vatan için kim çalışmışsa ve göçüp gitmişse ruhları şad olsun.” dedi nazikçe ve heyecandan titreyen sesiyle.

Yaşı ortanın üzerinde olan bu ince ruhlu adamın heyecanı beni de sarmıştı. “Âmin!” dedim. “Bu ülkeye faydası olup, yeterince adı duyulmamış, ne kahramanlar vardır kim bilir?” diye ekledim. Beni tasdik etti. Sonra, diğerlerinin içinden nazlı nazlı süzülerek çıkan arabasıyla uzaklaştı. Yürüyüşümü yapıp eve döndüğümde adını daha önce duyduğum ve genel bilgiye sahip olduğum Vecihi Hürkuş’un hayatını ayrıntılı bir şekilde araştırdım.

Vecihi Hürkuş 1896 tarihinde, İstanbul’da doğdu. Üç çocuklu bir ailenin ikinci çocuğuydu. Babası gümrük müfettişi Fahum Bey, annesi Zeliha Hanım’dı. Babası vefat edince onu annesi yetiştirdi. Tophane Sanat Okulunda güzel sanatlar eğitimi aldı. Gönüllü olarak Balkan Savaşı’na katıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda Bağdat Cephesi’nde uçak mühendisi olarak görev yaptı. 1917 yılında, Kafkas Cephesi’nde bulunduğu sırada bir Rus uçağını düşürerek, düşman uçağını düşüren ilk Türk pilotu unvanını aldı. Savaşta yaralanarak Ruslara esir düşmesine rağmen kaçmayı başardı ve çok çeşitli zorluklarla ülkesine döndü. Kurtuluş Savaşı’na katılan Hürkuş, başarılı keşif uçuşlarının yanı sıra bir Yunan uçağını da düşürmeyi başardı. Daha sonra, İzmir Havaalanı’na inerek burayı işgalden kurtardı. Bu başarıları üzerine TBMM tarafından kendisine İstiklal Madalyası ve üç ayrı tasdikname verildi.

Edirne’ye kazayla düşen bir düşman uçağına adının verilmesi üzerine, uçak yapma fikri aklına takılan Hürkuş, İlk Türk yapımı uçak olan “Vecihi K-VI”i imal etti. Uçağın ilk uçuşunu 28 Ocak 1925’te gerçekleştirdi. Atatürk’ün yönlendirmesiyle kurulan Türk Tayyare Cemiyetine (TTC) katılan Hürkuş, 1931 yılında, kurum adına ilk Türkiye turunu düzenledi. Bunu Ankara, Konya, İzmit, İstanbul turları izledi.

21 Nisan 1932’de Sivil Tayyare Mektebini kurdu. 1933 yılında Nuri Demirağ tarafından finanse edilen Vecihi K-XVI adlı uçağı tasarladı. 1937 yılında Almanya’da mühendislik okumaya başladı. 1939 yılında mezun olarak ülkesine dönen Hürkuş’a iki yılda mühendis olunmasının imkânsızlığı gerekçesiyle uçak mühendisliği ruhsatı verilmedi.

Türkiye’nin ilk sivil hava yolu şirketi olan “Hürkuş Havayolları”nı 1954’te kurdu. THY’nin elden çıkardığı uçakları onararak filosunu genişletti.. Fakat uçaklarına düzenlenen sabotajlar, uçuşlarının gerekçesiz yere iptal edilmesi gibi sebeplerden dolayı bu projesini verimli bir şekilde sürdüremedi. Ülkesi için kurduğu hayallerini gerçekleştiremedi.

Hayatının son yıllarını büyük maddi sıkıntılar içerisinde geçiren Vecihi Hürkuş, 16 Temmuz 1969’da geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı Gülhane Askeri Tıp Akademisinde vefat etti.

Ve kadirşinas Türk milleti, onu hiç unutmadı. Oysaki çok engellenmişti, çok unutturulmaya çalışılmıştı.

O gün karşılaştığım kibar İstanbul beyefendisi de o büyük insanı unutmayanlardan biriydi.

İyi ki varsınız… İyi ki, postmodernizmin dayattığı dağdağada kaybolup gitmediniz. Geçmişin güzelliklerini ve güzel adamların isimlerini bugüne taşıyorsunuz…