VAHYİN IŞIĞINDA MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİNİN İNŞASI
Prof. Dr. Hamdi KIZILER
Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yüce Allah, âlemi ve içindeki tüm varlıkları kendi yüceliğinin ve kudretinin bir tezahürü olarak yaratmıştır. Şüphesiz varlıklar âleminin merkezinde üstün ve mükerrem bir şekilde yarattığı insan vardır. İnsana verilen akıl ve irade ona varlıkları, kendini, varlıklar âlemindeki yerini, anlam arayışını bilme ve tanıma gücü verir. Böylece insan, dışındaki objelere karşı ilgi duyar, görüp duyduğu şeylerden etkilenir, onlara alışabilir, onları yönetebilir bir varlık olarak hayatını sürdürür. Bu anlamda çok faydalı olabileceği gibi çok zararlı olabilme özelliğine de sahiptir.
Yarattığı varlıkları en iyi bilen Allah, ilk insanın dünya hayatına başlamasıyla beraber ihtiyaç duyduğu her şeyi, temel bilgileri, kendisine ve dışındaki varlıklara karşı nasıl davranması gerektiğini; iyiliği, kötülüğü, güzelliği, çirkinliği, doğruyu, yanlışı vs. öğretmiştir. Onu asla başıboş bırakmamıştır. (Kıyame, 75/36.)
İlk insan Hz. Âdem ile birlikte halife seçtiği eşref-i mahlûkat olan insanın hem dünyada hem de ahirette mutlu olması için “vahiy” yoluyla ilahi mesajlarını yollamıştır. Böylece inşa ve ihyasının kâmil seviyede olmasını hedeflemiştir.
Şüphesiz vahiy zincirinin son halkası Hz. Muhammed’e (s.a.s.) indirilen, mushaflarda yazılan, tevatürle nakledilen, dil, belagat ve üslubuyla muciz olan Kur’an-ı Kerim’dir. O, içinde Allah’ın emir ve yasaklarını, hükümlerini, iman, ibadet ve ahlak esaslarını, dünya ve ahirette saadete götüren ilkeleri barındıran, hak ile batılı ayıran, bütün insanlara hidayet kaynağı olan, bir rehber ve rahmet kitabıdır. İnsana dair her sahada etkin sözü bulunan Kur’an’ın temel hedeflerinden biri de şüphesiz ideal insanı (insan-ı kâmili) vücuda getirmektir.
Kur’an-ı Kerim’e göre insan, saf, temiz ve selim bir fıtrat üzere yaratılmıştır. (Rum, 30/30.) Ontolojik olarak biyo-psiko-sosyal bir varlık kabul edilen insan, her yönden gelişmeye açık bir özellik gösterir. Eşya ve olaylardan etkilenen insanda değişme ve bozulma sonradan meydana gelir. İnsan bir taraftan biyolojik temele dayanan kalıtımla ilgili yapısı, psiko-sosyal etkileşimleri, içgüdüleri, dürtü ve eğilimleri, diğer taraftan da kendi yaşadığı zaman ve mekâna bağlı kültür, gelenek ve dinin şekillendirdiği bir dünya hayatı yaşar. Böylece hayatı boyunca şahsiyetinin inşa süreci devam eder. Bu süreçte insan, kendi hür iradesiyle ortaya koyduğu tutum ve davranışlarıyla şahsiyetini şekillendirir.
Psikologlar şahsiyeti; bir insanın bireysel ve sosyal hayattaki bütün ilgilerini, yeteneklerini, alışkanlıklarını, söz, tutum ve davranışlarını, dış görünüşünü, konuşma tarzını, çevresine uyumunu, bütün rollerini kapsayan ve devamlılık gösteren ahenkli bir bütünlük şeklinde tanımlamaktadır. Bu hususlar, insan hakkında çeşitli olguların ortaya çıkmasına sebep olur. İnanç, ibadet, ahlak, şahsiyet, karakter, eğitim gibi olguların iyi veya kötü olması, bu hususların ortaya çıkardığı sonuçlardır. Buna göre insanın yaratılıştan itibaren fıtratında var olan potansiyel özellikleri, onu iyiye götürebildiği gibi kötüye de sevk edebilir. Bu durum, insan için yukarıda zikredilen hususları doğru bir şekilde inşa etmenin ne kadar önemli olduğunu gösterir. İnsanın bu serüveni istenilen düzeyde sürdürmesi ve sağlıklı bir şahsiyet geliştirmesi, onun hem fıtratında hem de bio-psişik yönünde var olan niteliklerini en iyi bilen Yüce Yaradan’ın vahiy yoluyla rehberliğini zorunlu kılar.
İnsan, yaratılış itibarıyla karmaşık bir yapıda yaratılmıştır. Bünyesinde âlemin güçleri toplanmış, âdeta âlemin bir sentezi olarak hâsıl olmuştur. O, her ne kadar görünüşü küçükse de âlemin bir özü, özeti, hülasası ve semeresidir. Bu sebeple insan şahsiyetinin inşasında çeşitli unsurları bir arada bulundurmak; bireysel, toplumsal ve evrensel tüm değerleri dikkate almak gerekir. Hele bu insan vahiy zincirinin son halkası Kur’an-ı Kerim’e ve onun tebliğcisi Hz. Muhammed’e (s.a.s.) inanan bir Müslüman ise tartışmasız Allah’ın kelamına kulak vermesi ve ona göre hareket etmesi gerekir.
İnsan, aynı zamanda sürekli gelişen ve değişen bir varlıktır. Onun gelişimi, doğuştan getirdiği özelliklerinin dışarıdan ve çevresel koşullarla etkileşmesiyle devam eder. Yaşam boyunca ilerleyen bu süreçte her insanın ruhsal (manevi/ahlaki), zihinsel ve fiziksel gelişimi meydana gelir ve sonuç itibarıyla her birey kendine özgü bir şahsiyet (kişilik) geliştirir. Yine yaratılışı gereği insanın fıtratında bulunan iyilik ve kötülüğe meyledebilme özelliği, onun değişim ve gelişiminin iyi ve doğru olabilmesini gerekli kılar. Bu gerçekten hareketle denilebilir ki Kur’an-ı Kerim bir Müslümanın şahsiyetinin iyi, doğru ve güzel bir şekilde oluşması için pek çok unsurdan bahseder. Bir makalenin sınırları içinde elbette bunların hepsine değinme imkânı yoktur. Ancak belli başlı bazı temel unsurlara değinmek isabetli olacaktır. Nitekim Kur’an, en başta bir Müslümanın şahsiyetinin inşasında aklını tefekkürle, kalbini imanla, davranışlarını ibadetlerle şekillendirmesini istemiştir. Bunun anlaşılmasını kolaylaştırmak için de belli başlı kavramlar kullanmıştır.
İman
Vahyin insanoğluna gönderildiği günden beri Yüce Allah insanları iman etmeye çağırmıştır. (Bakara, 2/136.) Esasen bu durum, Allah’ın kendisine halife olarak yarattığı insan şahsiyetinin inşasının da başlangıcıdır. Zira iman, insanın bütün duygu, düşünce, tutum ve davranışlarını etkileyen en temel unsurdur. Ayrıca iman olmadan bir insanın yaptığı amellerinin de karşılığı yoktur. (Araf, 7/147; Âl-i İmran, 3/21-22; Maide, 5/5; Enam, 6/88.) O hâlde iman, Müslüman şahsiyetini oluşturan en temel unsurdur. İman, Müslümanın iç âlemini iyi ve güzel yönde düzenleyip dengeler ki böylece dış âleme de iyilik ve güzellikler yansımış olur.
Amel/İbadet
Kur’an-ı Kerim’de şahsiyet inşası için imandan sonra zikredilen unsurlardan biri de ameldir. Amel kavramını, davranışlar veya yapılan her türlü eylem şeklinde ifade etmek de mümkündür. Şüphesiz Allah’ın kullarından istediği ise salih amellerdir. Bu sebeple Kur’an’da birçok ayette iman ve salih amel birlikte zikredilmiştir. (Bakara, 2/25, 82, 277; Nisa, 4/57, 122, 173; Maide, 5/9, 93.) Buna göre vahiy, Müslümanın şahsiyetini inşa ederken iman ve salih ameli birbirinin tamamlayıcı unsuru olarak görmüştür.
İhlas
Müslüman şahsiyetini inşa eden temel unsurlardan biri de ihlastır. İhlas; riya, kötü tutum ve davranışlardan uzak durarak daima iyi niyet üzere samimi olmaktır. Müslüman, her durumda Allah’a karşı ihlaslı olmaya gayret etmeli, yaptığı her şeyde samimi olmalıdır. Allah’ın her zaman kendisini koruyup gözetlediğinin bilincinde olmalıdır. (Nisa, 4/146.) Müslümanın iyi bir şahsiyet kazanması için tüm varlığı ile samimiyetle Allah’a yönelmesi gerekir.
Takva
Kur’an’ın Müslüman şahsiyetini inşa ederken temel aldığı unsurlardan biri de kişinin Allah’ın emir ve tavsiyelerine uyması, haram ve günahlardan kaçınması hususunda gösterdiği titizlik ve bilinçli olmayı ifade eden takvadır. (Bakara, 2/197; Maide, 5/2; Araf, 7/26; Tevbe, 9/108.) Allah, şahsiyetinin oluşmasında takvaya yer veren bir Müslümana iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir. (Enfal, 8/29.) Böylece hayrı şerden, hakkı batıldan, sevabı günahtan ayırt eder; haram ve günahlardan kaçınır. Muttaki bir Müslüman, takva ile selim fıtratını korur, sapkınlıklara ve kötü davranışlara karşı teyakkuz hâlinde olur.
İhsan
Kur’an-ı Kerim, Müslümanın şahsiyetini inşa ederken sahip olması gereken vasıflardan birinin de ihsan olduğunu belirtmiştir. (Nahl, 16/90.) Genel olarak Kur’an’a göre muhsin, tüm varlığıyla Allah’a yönelen, O’ndan başka ilah tanımayan, O’na ihlasla kulluk eden, O’nun emir ve yasaklarına boyun eğen, iyilik ve lütufta bulunan, bir işi en güzel şekilde yapan kişidir. (Bakara, 2/112; Nisa, 4/125; Lokman, 31/23.) İhsanın diğer bir anlamı da Peygamber Efendimizin buyurduğu üzere Allah’ı görür gibi ibadet etme bilincine sahip olmaktır. (Buhari, İman, 37.) İhsan vasfını içselleştirmiş bir Müslüman, yaptığı tüm işleri güzel yapar, âlemdeki her varlığa sevgi ve merhametle yaklaşır. Ariflere göre muhsin, bütün güzellikleri, nimetleri, hatta bütünüyle varlığı ilahi varlığın ve güzelliğin tecellileri olarak kabul eder. Ontolojik bakımdan gerçek varlık olarak sadece Allah’ı tanır. Ahlaki yönden de yalnız O’na kul olur, bütün ruhuyla O’na yönelir ve O’nu sever, diğer bütün varlıkları da O’ndan dolayı sever.
Sıdk
Bir Müslümanın şahsiyet inşasında Kur’an’ın temel unsur kabul ettiği kavramlardan biri de sıdktır. Esasen sıdk; niyet, söz, duygu, düşünce, tutum ve davranışlarda dürüst, doğru ve gerçeğe uygun hareket etmek anlamında bir ahlak terimidir. İnsan şahsiyetini inşa eden diğer pek çok unsuru da içinde barındırır. Nitekim hakikati konuşmak, gerçeğe uygun bilgi vermek, güvenilir olmak, vadine sadakat göstermek gibi manaları da içerir. Sıdk, kişinin içi ile dışının aynı olduğunun göstergesi gibidir. (Yusuf, 12/46; Meryem, 19/54,56; Maide, 5/75; Ahzab, 33/35.)
İnfak
Kur’an, Müslüman şahsiyetini inşa ederken onda infak ve tasadduk edici olma vasıflarının bulunması gerektiğini belirtmiştir. Bu kavramlar, şahsiyetli bir Müslümanın Allah’ın verdiği nimetleri ihtiyaç sahiplerine infak etmesini ifade eder. Şüphesiz infak, sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapılır. Aynı zamanda infak, Müslümana cömert, paylaşımcı ve yardımsever olmak gibi erdemleri de kazandırarak sosyal şahsiyetinin oluşmasını sağlar.
İffet
Müslüman şahsiyetinin sağlıklı inşası için gereken unsurlardan biri de iffettir. İnsanın bedenî ve maddi hazlara aşırı düşkünlüğünü korumayı ifade eden iffet; yeme, içme ve şehevi arzular konusunda ölçülü olmak, aşırı istekleri bastırıp dinin ve aklın buyruğu altına sokmak demektir. (Bakara, 2/273; Nisa, 4/6; Nur, 24/33, 60.) Şüphesiz iffet; edep, hayâ, sabır gibi Müslüman şahsiyetini inşa eden diğer unsurları beraberinde kazandıran bir erdemdir.
Sonuç olarak şöyle özetlemek mümkündür: Kur’an’a göre bir Müslüman, ibadetlerinde titizlik gösterir; namaz, oruç ve benzeri ibadetleri huşûyla yerine getirir. Allah’a yakın, şeytandan uzak durur. Daima Allah’ı zikreder. Allah’tan korkup sakınır. Allah’a tevekkül eder, verdiği nimetlere şükreder. İyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. Tüm varlıklara karşı merhamet eder. Bela ve musibetlere sabreder. Öfkesine kapılmaz, hoşgörülü ve bağışlayıcı olur. Emanet ve ahdine riayet eder. Birey ve toplum için hak, hukuk, özgürlük, adalet gibi erdemleri savunur, mümkün olduğu kadar bunlara riayet eder. Zulme ve kötülüğe karşı tavır alır. Daima dua eder, iyilik ve güzellik için gayret gösterir. Kötülükten, fitne ve fesattan uzak durur. Nefsini ve toplumu ıslah etmeye gayret eder. Barışın tesisi için uğraşır…
Bunun gibi daha nice ilkeler, Müslüman şahsiyetinin sağlıklı bir şekilde inşası için Kur’an tarafından beyan edilmiştir. Bu ilkelere uyan şahsiyetli bir Müslüman, başta Allah’a olmak üzere kendisine, içinde yaşadığı topluma ve nihayet âlemdeki tüm varlıklara karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirerek insan-ı kâmil ve eşref-i mahlûkat olarak varlığını sürdürür. Allah’a iyi bir kul olarak dünya ve ahiret mutluluğunu kazanır.